Açık Gazete'de Ali Bilge'yle söyleşi: Silah sanayi ve Cihangir İslam'a soruşturma

Açık Gazete'de Ali Bilge'yle söyleşi: Silah sanayi ve Cihangir İslam'a soruşturma

14 Kasım 2018

Açık Gazete'nin Ekonomi Politik köşesinde Ali Bilge'yle, silah ve savunma sanayisinde yaşanan gelişmeler ve Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmanın ardından Saadet Partisi milletvekili Cihangir İslam hakkında açılan soruşturmayı konuştuk.

Ekonomi Politik podcast servisi: iTunes / RSS

Bu söyleşi, Açık Gazete'nin 5 Kasım 2018 tarihli programında yayınlanmıştır.

Ömer Madra: Günaydın Ali Bey.

 

Ali Bilge: Günaydın Ömer Bey, günaydın Can, bütün ekibe merhaba!

 

Can Tonbil: Günaydın Ali Bey, merhaba!

 

ÖM: Çok yoğun gene artık bu klişe haline aldı ama özellikle dünya çapında iklim meseleleri çok büyük bir yer alıyor, daha doğrusu bizim Açık Gazete’de, Açık Radyo’nun programlarında alıyor da diğer medyada çok fazla bahsedilmiyor. Yalnız Guardian gazetesi 'yeni bir yok oluş' sayfası açmış ve tanınmış isimlere sütun vermiş, yani makaleler çıkıyor, böyle bir durum var. Biz neyi konuşalım?

 

AB: Gündem çok dolu, hangisine değineceğimizi bilemiyorum ama ben iki konu üzerine eğilmek istiyorum bu programda izninizle.

 

ÖM: Estafurullah!

 

AB: Bir tanesi, son 3-4 gün içerisinde dikkatimi çeken bir dizi gelişme , isterseniz ondan başlayalım, daha sonra Saadet Partisi milletvekili Cihangir İslam’ın mecliste yaptığı son konuşma sonrasında AKP ve Ankara Cumhuriyet savcılığı tarafından gösterilen tutum ve açılan soruşturma üzerinde durmak istiyorum. Geçtiğimiz hafta içerisinde dikkatimi çeken 4 husus oldu, -içerikleri çok iyi bildiğim konular değil- bunlardan ilki; 'genel maksat bombalarını ANS/KKS güdümlü mühimmata çeviren Hassas Güdüm Kiti 82 (HGK-82) nin' testlerinin yapılmasıydı..

 

ÖM: Bu Can’ın alanına giriyor.

 

CT: O kadar karışık bir şey söylediniz ki hiç tanıdık gelmedi! Daha basit şekilde belki.

 

AB: Şöyle, TUBİTAK tarafından geliştirilen söz konusu kit ile bombaların menzili arttırılıyor, hassas vuruş kabiliyeti kazandırılıyor, bu kit sayesinde 37 bin 500 feet'te F 16 savaş uçağı, 17 km uzaklıktaki hedefi başarıyla vurmuş yapılan testlerde.. Bu işlemle bombaların operasyon menzilini arttırılmış, güdüm yeteneği ve hassas vuruş kabiliyeti kazandırılmış oluyormuş. Bu sayede, serbest düşüş yapan genel maksat bombası, akıllı, nokta vuruş kabiliyeti olan milli bir silah sistemine dönüşüyormuş Bu da dışa bağımlılığımızı azaltıyormuş, bu birinci husus. İkincisi ; ROKETSAN ve ASELSAN'ın katkılarıyla üretimi ve testleri yapılan Atmaca deniz füzesinin seri üretime geçiyor olması. Bu füzelere ilişkin olarak, geçen hafta bir tören yapıldı. Atmaca deniz füzesi hakkında da biraz bilgi vereyim isterseniz, Roketsan ile Aselsan imalatı olan bu sistem aslında bir gemi savar füze sistemi, dışardan aldığımız bu silahları artık kendimiz üretiyormuşuz. Bu silahların seri üretim sözleşmesini imzalamışız. Milli gemilerimiz bundan böyle, artık milli gemi savar füzemiz ile düşman gemilerini vuracakmış. Atmacaların seri üretimine yakında başlanacakmış..

Geçen hafta dikkatimi çeken üçüncü husus da; Milli Gemi Projesi (MİLGEM) kapsamında Büyükada ve Heybeliada’dan sonra Burgazada’nın da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na teslim edilmesiydi..

Geçen hafta bu belirttiğim 3 konuda Cumhurbaşkanı, Sanayi ve Ticaret Bakanı, Milli Savunma Bakanı açılışlarda, testlerde bulundular.

 

ÖM: Evet Milgem (milli gemi) projesinin üçüncü gemi Burgazada deniz kuvvetlerine teslimi ve yeni denizaltı Aydın Reis, onun da ilk kaynak töreninde konuşmuş Cumhurbaşkanı.

 

AB: Bu gemi de teslim edildi, donanmaya katıldı. Dördüncü konu ise şu: Türkiye’nin petrol ve doğalgaz arayacak ilk sondaj gemisi “Fatih” törenle arama çalışmalarına başladı. Bu dört konu geçen hafta dikkatimi çekti, belki atladığım başkaları da olabilir ama tüm bunları yorumlamalıyız diye düşünüyorum. Biz, zaman zaman programlarımızda da anlattık, geçen yıllar boyunca AKP iktidarının savunma sanayi üzerine yaptıklarını, bu konudaki özlemlerini, yaklaşımlarını biliyoruz. Biliyorsunuz , füze kalkanı sistemiyle ilgili ABD ile hala devam etmekte olan “milli “bir problemimiz var. Önce, 'Füzeyi Çin’de arayınız’ sloganı ile Çin’e gidildi, sonra Rusya ile işler düzelince, Ruslardan S400 füze almaya yöneldik. 2011’den itibaren Erdoğan iktidarının aklı silahlarda, bir savunma sanayi toplantısında, Türkiye’nin füze menzilinin 150 km, İran’ın 2500 kilometreye kadar uzanan füze sistemine sahip olduğunu öğrendikten sonra Erdoğan, bu stratejiler geliştirilmeye başladı. Hemen hemen aynı tarihlerde Arap Baharı başlıyor, yeni Osmanlı düşüncesi , stratejik derinlik, Şam’da namaz kılma meseleleri ortaya çıkıyordu..

 

ÖM: Bu Milgem projesi çok kapsamlı bir şey tabii, burada hangi özel şirketler bulunuyor, bunu biliyor muyuz?

 

AB: Benim bildiğim Koç Grubu var bu işte ama buna zorlanan..

 

ÖM: Esasında en büyük silah yapımcısı Koç Grubu oluyor o zaman Türkiye’nin?

 

AB: Evet, Cumhurbaşkanı’nın son açıklamalarında, aynı zamanda milli savunma bakanının açıklamalarında anlamakta zorlandığım bir oran zikrediliyor, deniliyor ki, savunma sanayiinde dışa bağımlılığımız %80’lerden %35’lere düşmüş. Anlayamadığım işte bu: 3-5 yılda böylesi bir yerli katkıya ulaşabilmek için Türkiye’nin çok ciddi teknolojik inkişaf içerisinde olması gerekir. En üst yetkililerden aldığımız bilgiye göre yerli ve milli oranımız %65’lere ulaşmış savunma sanayinde, en azından zikredilen bu şekilde. Çok şaşırtıcı, inanılması güç rakamlar.. Eğer böyle bir oran varsa, bizim, bugün yaşadığımız ekonomik krizlere de yeniden bakmamızı gerektirir! Silah sanayiinde bilmediğimiz ileri teknolojik bir ilerleme var demektir. Geçen haftadan dikkat çektiğim bu askeri hususlarda, ciddi bir açıklık yok, şeffaf değil bu konular, hem iktisadi tarafını, hem güvenlik tarafını, hem de bunların nelere mal olduğunu, nasıl yapıldığıyla ilgili çok detaylı bilgimiz maalesef yok. Sadece açılışlarda bir takım bilgiler ediniyoruz, bu konular parlamentoda ya da komisyonlarda yahut kamuoyunda açık bir şekilde, konuşulmuyor. Şimdi bu dört açık olmayan askeri konuların gündeme sunumu bize yabancı değil, gazeteci olarak izlemeye çalıştığımız hususlar.. Erdoğan’ın militarist taleplerinin, ihtiraslarının, düşüncelerinin olduğunu biliyoruz. Hatta Türkiye şu anda Güney’inde bulunan 2 ülkenin uzunca bir süredir toprakları içinde bulunuyor ve pek çok askeri harekat içinde oluyor..

Ben konunun, özellikle petrol-doğal gaz ile ilgili kısmına gelmek istiyorum, bu arama gemisi ile ilgili kısma. Biliyorsunuz, Doğu Akdeniz’de 2000’li yıllardan itibaren belirlenen doğalgaz rezervleri var, aynı zamanda bugünlerde Ege’de de yine yakın tarih boyunca karşılaştığımız Yunanistan’ın kara sularının 12 mil’e çıkarma sorunsalına ilişkin bir gelişme söz konusu oldu. Türkiye’nin Barbaros Hayrettin Paşa isimli gemisi var, bu gemiye bir taciz girişimi oldu. Bu konular yeniden canlandı. Bu arada ikinci sondaj gemisi Fatih’in Antalya’da seyrüsefer açılışı yapıldı, normal şartlarda bu geminin araştırma yapacağı yer olarak Doğu Akdeniz beklenirken, Alanya yakınlarında, Türkiye’nin kendi sularında bir araştırma yapması söz konusu oldu.

 

ÖM: Alanya’da mı sondaj yapıyor?

 

AB: Evet Alanya’da sondaj yapıyor.

 

CT: Yeni gemi, uzağa göndermek istememiş olabilirler.

 

AB: İlk sondajı orada yapacakmış ama yanında deniz kuvvetlerinden bir koruma gemisi de bulunuyormuş. Barbaros Hayrettin Gemisi’ndeki taciz, artı karasularının 6 mil ’den 12 mile çıkarılmasının Yunanistan tarafından yeniden gündeme getirilmesi çok sıcak gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor. Doğu Akdeniz sondaj meselesini biraz soruşturdum, Türkiye’nin ne yapması lazım? Şu anki pozisyonu nedir? Orada biliyorsunuz Suriye, Mısır, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve İsrail bir ortaklık içerisindeler, Doğu Akdeniz’deki bu işlere ABD şirketleri destek verdi en son.

 

ÖM: Exxon Mobile var, ayrıca Fransa’nın Total şirketi var enerji devi ve İtalya’nın enerji devi Eni var ve üçü de “Ne olursa olsun biz devam edeceğiz sondajlara” demişlerdi. Biraz önce de Can’la konuşuyorduk hangi şirketler var diye, ben Eni’yi ve Total’i de söylemeyi ihmal etmişim, onlar da var fakat katiyen kabul edilemez diyor haydutların demiş, yani “Adeta Türkiye’yi denize ayak basamayacak hale getirmeye amaçlayan çabalara asla izin vermeyeceğiz. Suriye’deki teröristlere nasıl günlerini gösterdiysek denizdeki haydutlara da meydanı bırakmayacağız” diyor. “Bu çok karışık ve son derece tehlikeli bir durumu da yaratır” diyor. Guardian’da yeni çıkmış bir haber var, Ajans France Press’ten almışlar “Durum her an alevlenebilir, çok tehlikeli bir patlayıcı durum var, tek bir yanlış hamle bile büyük bir çatışmaya yol açabilir”. Sizin de sözünü ettiğiniz Şubat’ta Eni şirketinin yaptığı Kıbrıs açıklarındaki şeyi Türk savaş gemileri yolunu kestikten sonra vazgeçmişti sondajdan. Yani neresinden tutulacağını anlamak mümkün değil, bir iklim yıkımı zaten artık 6. büyük kitlesel yok oluş şeyine getirdikten sonra petrol aramasına bu kadar hız verilmesine mi ya da doğalgaz verelim, yoksa bir de herkesin içinde olduğu bir savaş ihtimalinden mi bilemedim yani.

 

AB: Bölgede ABD’nin desteğinde, İsrail, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Mısır işbirliğiyle bir dayanışma söz konusu, tüm dünya ile ilişkilerimizin nasıl seyrettiği gözler önünde, ülkeler ve ittifakların çözülmesi ve yeniden ilişki tesis sorunları ile karşı karşıyasınız, belirsizlik var netlik yok, son haftada yaptığınız militarist sunumlarla bunlara karşılık vermeye çalışıyorsunuz ve kafa tutuyorsunuz. Aslında bazı kaynaklar diyor ki; Türkiye’nin bunları yapması son derece kozmetik şeyler çünkü Türkiye hala bu Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge koordinatlarını yayınlamamış durumda, askeri kaynaklar böyle söylüyor. Siyasi ve askeri çevreler; “Sadece Birleşmiş Milletlere verdiğimiz notalar var, bunlar da son derece yetersiz ve bunlarla siyaset yapılmaz“ diyorlar. “Bunların sınırlarını açık açık belirlemek lazım, eğer ciddiyseniz, caydırmak da istiyorsanız, bunları ortaya koymanız gereklidir“ diyorlar. Bu ve benzeri gerilimler ve açılışlar, bazı silahların devreye sokulmasına ilişkin gelişmeler dışardan çok içeri ile ilgili olduğunu düşündürüyor. Aralık ayında Yunanistan, ABD, Kıbrıs, İsrail ve Mısır dışişleri bakanları Atina’da bir araya gelecekler ve bu toplantıda, Doğu Akdeniz’de doğal gaz ve petrol odaklı bir politikanın şekillenmesi bekleniyor. Bir taraftan da, Ege denizindeki meşhur 12 mil meselesi de gündeme geliyor.

 

ÖM: Münhasır alan evet. “Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların Türkiye ve KKTC dışlanarak gasp edilmesine yönelik girişimleri asla kabul etmeyeceğiz” diyor Erdoğan.

 

AB: “Kabul etmeyeceğiz” demek yetmiyor siyaset güdecekseniz, orada münhasır bölgenizin koordinatlarını vermeniz gerekiyor.

 

ÖM: ‘Navtech’ dedikleri.

 

AB: Evet. Bunu yapmıyorsan o zaman çok gerçekçi gözükmüyorsun. Dolayısıyla bütün bu olayların arka planını analiz etmeye kalkışırsak, yani Türkiye’de Erdoğan’ın Suriye ve Irak’a ilişkin, petrol kaynaklarına ilişkin, yeni Osmanlılığa ilişkin özlemlerini biliyoruz, Şam’da namaz kılacaktı değil mi?

 

ÖM: Emevi camiinde namaz kılacak.

 

AB: Emevi camiinde namaz kılmanın arkasında, o bölgede Türkiye’nin nüfuzunun artması ve petrol kaynaklarına daha yakın olma, aynı zamanda Kuzey Irak’taki Kürdistan bölgesindeki petrollere ilişkin yaklaşımları, anlaşmaları kamu oyuna yansıdığı şekilde biliyoruz. Bu konudaki özlemleri bilinen bir şey, ama şimdi Doğu Akdeniz’deki haklarınızı savunmak istiyorsanız, öncelikle yapmanız gereken münhasır ekonomik bölgelerinizin koordinatlarını vermek oluyor. Bunu yapmıyorsanız o zaman niçin bu gemiye ihtiyacınız var?

Yerel seçimler yaklaşırken, bir savaş ortamı, gerilimler yaratmak ve içeride bunu pompalamak, “Haydutlara izin vermeyeceğiz” demek, bir yandan da bu haydutların başındaki ülke konumundaki ABD ile ilişkilerinizi geliştirmek için elinizden geleni yapıyorsunuz; rahibi bırakıyorsunuz, Trump’la yeni dönemde papaz olunmuş ilişkiler yumağını çözümlemek için Menbiç’te devriye gezdirmeye başlıyorsunuz, bu arada içeride PKK ile çatışmalar artıyor, aynı zamanda Suriye içine Demokratik Suriye güçlerinin olduğu bölgeler bombalanıyor, ardından da bu dört açılış geliyor, “Doğu Akdeniz’de haydutlara izin vermeyiz” sesleri yükseliyor.. Gerilim/ler hızla tırmandırılıyor. Çünkü gerilime ihtiyaç var ..

 

ÖM: Evet sıkıntılı bir durum var, buna devam edeceğiz herhalde, çok ciddi gelişmelere gebe bir durum var.

 

AB: Bunun arkasında yatan olay şu, neden gerilimlere ihtiyaç duyuluyor? Bakın önümüzdeki yerel seçimler, Türkiye için kapının arasına koyulmuş bir ayak, eğer kapı aralığı biraz açılırsa demokrasinizi genişletebilirsiniz, ama kapı tamamen kapanırsa, ayak aralığı kapanırsa durum vahimden ötesi, büyük şehirlerdeki muhalefetin gücüne bağlı olarak, bunun tamamen kapanabileceği ya da genişleyebileceği bir durum olabilecek, bu aralık kapandıktan sonra bir daha seçimin garantisini kim verebiliyor, bilmiyorum, göstermelik seçimlere kalabilirsiniz. MHP ile yerel seçimlerde ittifak bozuluyor, ülke bir ekonomik kriz içerisinde, iktidar yeniden yine yeniden yüksek gerilim politikasına dönüyor. 2015 Haziran seçimlerini hatırlayalım, 2015 Haziran seçim sonrası bir duruma benziyor. Erdoğan’ın çok önemli büyükşehirlerde belediye başkanlarını görevden aldığını unutmayalım, en zayıf dönemimi dönemini yaşıyor, son 2 seçimleri kazanmasına yardımcı olan MHP’de ittifak dışına çıkıyor. Bol bol pompalanacak milliyetçiliğe ve militarizme ihtiyaç var.

 

ÖM: Süremiz daraldığı için birazcık Cihangir İslam’ın durumuna da değinelim, bugün yeni yayın dönemine de başlamış oluyoruz biz.

 

AB: A benim ondan haberim yok..

 

ÖM: Birazdan onun tanıtımına da gireceğiz.

 

AB: Cihangir Bey bu parlamentoda partilerüstü bir performansla muhalefet eden bir milletvekili ve gerçek bir parlamenter olarak yapılması gerekeni yapıyor. Bizim parlamentomuz Cihangir beyin de seçildiği bu son parlamento, boyutları daralmış, parlamenter sistemde olması gereken, demokraside olması gereken fonksiyonlara sahip olmayan bir parlamento. Cihangir İslam da , AKP’ye karşı yürüttüğü mücadele ve konuşmalarla daralan parlamentonun boyutlarını genişletmeye çok ciddi katkılarda bulunuyor. Geçen hafta yaptığı konuşma üzerine hem parlamentoda , hem de daha sonra yargıda yaşanan gelişmeler Cihangir İslam muhalefetinin, gerçek bir demokrat milletvekili olarak yaptığı mücadelenin yanında olunmasını gerekli kılıyor.. Tüm muhalif siyasi partilerin, kendi siyasi partisinin, tüm toplumsal muhalefetin, Cihangir İslam’a sahip çıkması ve desteklemesi gereklidir.

 

ÖM: Soruşturma açılmış durumda ama TC anayasasının 83. maddesinin 1. fıkrası açıkça söylüyor, yani “TBMM üyeleri meclis çalışmalarında oy ve sözlerinden, mecliste ileri sürdükleri düşüncelerinden, o oturumdaki başkanlık teklifi üzerine meclisçe bir karar alınmadıkça bunların meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar” diyor. Yani “Sadece kürsü dokunulmazlığı değil bunun başka herhangi bir mecrada tekrarlanması da suç olamaz, dokunulmazlığın içinde, kürsü dokunulmazlığı o şekilde belirlenmiş 83/1’de ve böyle bir karar da olmadığı için başkanlık teklifi, meclis dışında karar, açılan soruşturma anayasanın bir kez daha göstere göstere pervasızca ihlali anlamına geliyor” diye yazmış Oya Baydar T24’te.

 

AB: Cihangir İslam’ın sesine destek vermek gerektiğinin altını çizelim ve daralmış bir parlamentonun boyutlarının genişlemesine katkıda bulunduğunun altını çizelim. Ayrıca muazzam bir kürsü hakimiyeti, belagat ve retoriğe de sahip olduğunun altını çizelim, siyasi partilerin, ana muhalefet ve diğer muhalefetin bu hat üzerinde birleşerek muhalefet sürecini devam ettirilmesi gerektiğini yerel seçimler öncesinde belirtelim. Bir de şunun altını çizelim, Cihangir İslam, Numan Kurtulmuş’un kurduğu Has Parti'de yer alıyordu. Kurtulmuş’un bir manevrayla partisini kapatarak AKP’ye geçme sürecinde kendisini tanımıştık. Has parti muhalif muhafazakar ve solcu aydınları toplamıştı ve HAS Parti AKP’nin politikalarını eleştiren bir parti olarak karşımıza çıkmıştı. Cihangir İslam’ın sesine kulak vermek ve yanında olmak gerektiğinin altını çizerek kapatalım, bu muhalefet çizgisi yeni bir hat, soluk yaratabilir

 

ÖM: Oya Baydar da aynı şeyi söylemiş, “Cihangir İslam’ı yanlız bırakmamak” başlığı altında “Uyanmak için ne bekliyorsunuz, ne bekliyoruz, tek tek kırılmayı mı?” diye biten bir yazısı var.

 

AB: Evet, ‘demokrasi cephesi’ de demiş, o da iyi birşey. Ben 6 yıldır konunun altını çiziyordum, ama işte memlekette durum bu.

 

ÖM: Bir de şunu söyleyerek bitirelim, bugün bir yıldönümü, HDP’li 9 milletvekilinin tutuklanmasının ikinci yılı bitti, yani HDP’nin eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutuklanmasının ikinci yıldönümüydü dün. ‘4 Kasım darbesi’ diye nitelendiriyorlar, “Diyarbakır’da yapılan basın açıklamalarında topyekün saldırılara karşı topyekün direniş” ifadesi kullanılmış. Onu da hatırlatarak bitirelim. Evet yeni yayın dönemi tanıtımına geçeceğiz birazdan.

 

AB: Hayırlı olsun!

 

ÖM: Çok teşekkürler.

 

CT: Görüşmek üzere.

 

AB: Hoşça kalın!