Açık Gazete'de Ali Bilge ile 'Ekonomi Politik': Merkez Bankası'nda görev değişikliği

Açık Gazete'de Ali Bilge ile 'Ekonomi Politik': Merkez Bankası'nda görev değişikliği

10 Temmuz 2019
Fotoğraf: AA

Açık Gazete'nin Ekonomi Politik köşesinde Ali Bilge'yle konumuz Merkez Bankası'ndaki görev değişikliği.

Ekonomi Politik podcast servisi: iTunes / RSS

(8 Temmuz 2019 tarihinde Açık Radyo’da Ekonomi Politik programında yayınlanmıştır.)

 

Ömer Madra: Günaydın Ali bey.

 

Ali Bilge: Günaydın Ömer bey, günaydın Can, Selahattin, tüm ekibe iyi haftalar.

 

Can Tonbil: Günaydın Ali bey, merhaba!

 

ÖM: Teşekkür ederiz. Sizin uzmanlık alanlarınızdan, hatta başında gelen birinin merkez bankasının işleyiş ve yola devamı edişi konusunda düzenleyici etkenleri konusunda ne yapacağız bunu şimdi? Yani bir “Bağımsızlık vitrinden de kaldırıldı” diyor, cumhurbaşkanının imzasıyla T.C. Merkez Bankası başkanı Murat Çetinkaya görevden alındı. Ne diyorsunuz buna?

 

AB: İktisat eğitimine başladığımızdan itibaren sonrasında tüm gazetecilik yayıncılık hayatımızda, Merkez Bankası gerçekten çok önemli bir yerde durdu, geçmiş 40 yılın merkez bankacılığına da önemli ölçüde canlı tanık olduk. Türkiye’de ve dünyada merkez bankacılığı hususiyetleri, iktisadi gelişmeleri takip ederken son derece önemlidir, Hazine ve Merkez Bankası yakından izlenmesi gereken kurumlardır. Bu meseleye gelince; epey bir zamandır bu mikrofondan ‘artık Türkiye’de normal bir merkez bankası yoktur, sarayın merkez bankası vardır’ diyordum. Tarihi, gününü hatırlamıyorum, merkez bankasının bağımsızlığı ilgili hususlara dikkatle eğilmek gerekir. Partilerin seçim beyannamelerine, programlarına dikkatle bakmak gerekir, orada işaretleri görürüz, 2015 ‘ten itibaren AKP’nin seçim beyannamelerine baktığınızda merkez bankasının bağımsızlığından söz edilmiyor.

Erdoğan’da siyasi, idari otoriterlik, hukuki alanlara müdahalesi arttıkça, ekonomiye ve merkez bankasına karşı tutumu da paralel bir şekilde değişmiştir. Erdoğan parti başkanıdır, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin başkanıdır, Cumhurbaşkanıdır, TC’nin CEO‘sudur, ayrıca bankaların bankası olan Merkez Bankası'nın da artık doğal başkanıdır. Geçen yıl Londra’da uluslarası bankerlerin yüzüne bunu söylemiştir. Sonradan dövizde ki yükselişi hatırlayalım, görevden alınan Murat Çetinkaya’nın aslında o gün istifa etmesi gerekirdi!

AKP–Erdoğan döneminde üç başkan atandı merkez bankasına. Erdoğan’dan önemli ölçüde rahatsız olan merkez bankası başkanları oldu, merkez bankaları hükümetle olan ayrılıklarını , açıkladıkları politika metinleri içine diplomatik- iktisadi bir dille ortaya koyan kurumlardır . Görevden alınan son başkandan önceki başkan Erdem Başçı, Erdoğan’la önemli ölçüde sorunlar yaşadı. Erdoğan, Erdem Başçı’dan hoşlanmıyordu, Ali Babacan faktörü ile Başçı görev süresini tamamlayabildi, Başçı‘dan önceki başkan Durmuş Yılmaz’la bazı itilafları oldu, ama işlerin iyi gittiği dönemlerdi, dışarıdan bol kaynak geliyordu ülkeye, öyle durumlarda hükümetler merkez bankalarının arasında çok büyük problemler yaşanmaz. Ne zamanki dış ve iç kaynaklarda daralmalar yaşandı, ekonomik büyüme riske girdi, merkez bankalarına karşı tutum sertleşti, ekonomik büyüme için faize müdahaleler gündeme geldi. ‘Faizi düşür büyüme olsun’ baskısı başladı ..

Erdem Başçı’nın son döneminde çatışma had safhaya ulaştı. Erdoğan, Başçı sonrasında kendine uygun, sözünden çıkmayacak, emanetçi bir başkan arayışına girdi. Ve sonra 2012 yılında Merkez Bankası yasasında belirlenen başkan yardımcılığı atama kriterleri değiştirildi. Bugün görevden alınan Murat Çetinkaya için yasa değişikliği yapıldı, çünkü Çetinkaya başkan yardımcısı olmak için gerekli özellikleri taşımıyordu, başkan yardımcılığı kriterleri Çetinkaya’nın özgeçmişine göre uyarlandı, yardımcılığa bundan sonra atandı, Başçı’dan sonra da Merkez Bankası başkanlığına getirildi. Erdoğan’ın sözünden çıkmayacak mutemet bir başkandı artık, bugün ‘tu kaka‘ edilen Çetinkaya, bu görevlere böyle geldi. Çetinkaya’nın atanması ile birlikte Merkez Bankası, Saray'ın bankası olmuştur.

 

ÖM: Murat Çetinkaya hangi kriterlere uymuyordu da değiştirilmek zorunda kalındı Merkez Bankası başkanlığı için?

 

AB: MB yasasında başkanlık ve yardımcılığı için aranan özellikler bulunuyor, atanacak olanların bankacılık ve finans alanlarından lisans ve lisans üstü öğrenim görmesi ve bu alanda en az 10 yıl çalışmış olma şartı aranıyordu. İşte bu maddede değişiklik yapıldı, çünkü kendisi bu özellikleri karşılamıyordu. Mühendislik, kamu yönetimi, siyaset bilimi, uluslararası ilişkilerden de mezun olmak yeterli sayıldı. Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler dalından mezun olan Çetinkaya merkez bankası başkan yardımcılığı görevine bu şekilde atandı. Başkanlığa atandığında da CV’si de değiştirildi, o dönemde biz bu konuyu gündeme getirmiştik. Merkez bankasına tecavüzler bu şekilde başladı diyebiliriz. Bankaya müdahaleler başladı, sonra ne oldu? Anayasa değişikliği yapıldı Türkiye’de, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen bir rejime geçtik. CHS’nin önce onun bir doz yumuşak haliyle yönetilmeye başlandık, daha sonra 2018 seçimleriyle tümüyle uygulamaya geçildi. Zaten Gezi’den itibaren Türkiye antidemokratik bir ülke olmaya başladı, 17/25 Aralık soruşturmaları, Gülen çatışması, darbe girişimi sonrasındaki olağanüstü hal vs. ile de Türkiye hukuk devleti olmaktan çıktı. Anayasa ihlalleriyle karşı karşıya kaldık, olağanüstü hal yasaları da cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen rejimin anayasasına derç edildi.

Dolayısıyla pratikte ekonomi yönetimine müdahaleler, 2012’den itibaren artan oranda başladı. Ayrıca, Türkiye’nin başkanı Erdoğan’ın AKP’nin liderinin, faizle enflasyon ilişkisine yönelik çok özgün, dahiyane bir yaklaşımı var, dünya iktisat tarihini, iktisat bilimini altüst eden bir yaklaşım, ‘Faiz enflasyona neden oluyor‘ diyor sayın Erdoğan. Faizle enflasyon arasındaki ilişkiyi iktisat biliminin tersine tanımlayan bir cumhurbaşkanı ile karşı karşıyayız. Tersten Nobellik …

Geçen seneydi galiba Londra’da, “Ben başkanım, merkez bankasına da, faize de karışırım!” dedi, ‘Faiz enflasyona neden oluyor’ görüşünü orada zikretti hatırlarsanız ve hemen dövizde bunalım yaşamaya başladık. Çünkü Türkiye ağırlıklı olarak Londra piyasasından borçlanıyordu. Başkan, borç aldığı hazirun önünde, ‘Ben bağımsızlıktan anlamam, takmam’ diyordu, aynı zamanda iktisat bilimine özgün katkısını sunuyordu. Yani şunu söylemek istiyorum, Murat Çetinkaya’nın görevden alınmasını bırakın, onun göreve gelmesi Merkez Bankası bağımsızlığının ihlalidir. Bakın geçen haftalarda, biz bu programlarda neleri konuşuyorduk; Merkez Bankası'nın karına erken el koyuldu, daha sonra yedek akçelerine de el koyuldu, Merkez Bankası ve kamu bankaları eliyle dövizi suni olarak düşük tutma operasyonları yaşandı, Merkez Bankası genel kurulu erkene alındı, seçilen üyeler göreve başlamadan değiştirildi, Merkez Bankası gerçek döviz rezervlerini açıklayamadı, brüt ve net döviz rezervlerinin ne olduğu konusunda uluslararası ve Türkiye kamuoyuna açıklık getiremedi. Hemen aklıma gelenler bunlar..

Merkez Bankası’nın belirlemekle ve tutturmakla yükümlü olduğu parasal hedefleri vardır. Ancak , belirlediği hedefleri tutturamadığı için çok kısa sürelerle hedeflerini değiştiren, dediğini yapamayan başarısız bir merkez bankasıyla karşı karşıyayız. Görevden alma gerekçesi olarak sunulan, hedeflerin tutturamaması, başarısızlık o anlamda doğru, ama bu başarısızlık mukadderattı, zaten bağımsızlığı gitmiş bir Merkez Bankası ile karşı karşıyaydık, başarılı olma imkanı yoktu.

Mesele şu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ülke yürüyemiyor, bu sistem iktisat politikası dahil pek çok alanı yürütemiyor, ayrıca bu sistemle de var olan kurumlar ve yapılar yıkılıyor. Dış siyasetten ekonomiye kadar var olan kurumlar dökülüyor. İşte bakın, Merkez Bankası son derece önemli bir kurumdur. Kurulma düşüncesi Cumhuriyet sonrasına dayanır 1929 bunalımı başlayınca kurulması elzem olur, yasası 1930‘da çıkarılır ama sermaye arayışı nedeniyle faaliyete geçmesi 1931 yılıdır. Osmanlı döneminde de merkez bankası işlevini gören kurumlarımız vardı ama çağına uygun, ulus devlet projesine uygun merkez bankacılığı 1931 yılında fiilen başladı. Tabii ki dönemine uygun bir vaziyette bir anlayış hakimdir, o zamanki merkez bankacılığı kalkınmaya öncelik veren bir merkez bankacılığıydı, devletin sahipliğiyle kuruldu. Merkez Bankası kurulurken ana iki görüş çatıştı ve sonuçta İsmet İnönü’nün hakim olduğu görüş neticesinde, özel sektörün ve yabancı bankaların ağırlığı olmayan, kamunun ağırlığı olan bir merkez bankası kuruldu. Dünya iktisat ve finans tarihinde bilhassa Amerikan tarihinde de merkez bankası meseleleri çok netameli konulardır, Amerikan merkez bankası ve finans tarihi, dünya finans tarihi öğrenilmeden çok iyi analiz yapamazsınız. Abraham Lincoln’ün suikastinde bile merkez bankasının kimin olacağı meselesi vardır, kamu/özel tartışması yatar, Abraham Lincoln para basma yetkisinin kamunun elinde olmasını istediği için suikasta uğrar. Hatta Kennedy’nin suikastının arkasında bu kavga bulunduğu iddia edilmektedir. Başkan Kennedy, FED ile çatışmaktadır, FED yerine hazinenin borçlanmasını savunmaktadır, hazine tahvil çıkarttıktan sonra suikasta uğramış olduğu savunulmuştur .

 

ÖM: Öyle mi? Öyle bağlantılar da var yani? Peki başka bir şey soracağım, merkez bankasının bağımsızlığı ne demektir? Yani merkez bankası yasasına göre başkan banka dışında görev alamıyor, ticaretle uğraşamıyor, banka ve şirketlerde hissedar olamıyor, bunları yaparsa ya da hastalık gibi bir durum olursa onun dışında hiç dokunulamıyor.

 

AB: 1930’da kurulduğunda bizde de Merkez Bankası tabii ki bağımsız değildi, kalkınmanın finansmanı doğrultusunda bir merkez bankacılığı görevi var. 1930’dan sonra yasasında çok fazla değişikliler olmasına karşın, 1970’de radikal düzenlemeyi yapıldı Merkez Bankası Yasası'nda, 1211 sayılı yasa, dünyada ABD dolarının dalgalanmaya bırakılması , yapılan devalüasyonun tesiri vbg. Merkez Bankası yasası kifayet etmemeye başlamıştı. Bu dönemde sabit kur rejimindeyiz, bunu der kenar edelim. 1970’lerde petrol bunalımları, döviz kıtlığı izlenen enflasyonist politikalar sonucunda ekonomide çöküş. 1980 sonrası değişiklikler söz konusu olmaya başlıyor, İthal ikamecilikten ihracata dönük politikalar, esnek kur sistemleri gündeme getiriliyor, dönüşümü sağlamak ve anti enflasyonist politikalar uygulamak, kaynak açığınızı kapamak, borç almak için IMF, Dünya Bankası OECD gibi kurumlara, Paris Kulübü gibi ülkeler konsorsiyumuna gidiyorsunuz. Küreselleşeme, özellikle dış ticarette ve sermaye akımlarında başlamış , uluslararası piyasalardan borçlanma imkanları da tezgaha konmuş vaziyette.. Neo liberalizm kaynamaya başlamış.. İşte yeni liberal dönemde özellikle merkez bankacılığının bağımsızlığı öne çıkan bir konu oldu. Bağımsızlık meselesi de şöyle, elbette merkez bankalarının sahibi kamu, sahiplik hususunda hükümetlere bağlı ama araçsal bağımsızlık dediğimiz olay var. Hükümetin politikasını yürütürken, bankanın görev alanına giren konularda hükümetten bağımsız olma meselesi. Yani Merkez Bankası hükümetin koyduğu ekonomik politikaya ve makro hedeflere uygun para politikasını bağımsız bir şekilde yürütür. Temel hedefi de fiyat istikrarını sağlamaktır, parasal hedefleri tutturmaktır. Bağımsızlığa gelene kadar büyük çatışmalar yaşandı, merkez bankası hükümetin emriyle para basıyordu, merkez bankası kaynaklarından hazineye aktarımlar söz konusuydu, karşılıksız para basma hikayeleriyle dolu yıllar, böylece önce 1994 krizine sonra 2001’lere kadar geldi. Kısa vadeli avans dediğimiz merkez bankası-hazine ilişkisini gösteren bir hesap vardı, bu hesap çok önemliydi , gazeteciliğe başladığımız yıllarda bu hesabın kırmızı bakiye verip vermediğini araştırırdık, hesabı açık bir şekilde göremezdik, devlet sırrı gibi bir şeydi, sormak bile suçtu neredeyse. MB bağımsız olmadığı için hükümetlere boyun eğmek, karşılıksız para basmak durumundaydı, kırmızı bakiye bu hesabın MB aleyhine olduğunun haberi demekti, fazlasıyla MB’na yüklenilmiş olduğuydu, daha sonra hükümetler Hazine eliyle aradaki farkı MB’na özel bir kağıt vermek suretiyle kapatılıyordu, bu durum parasal genişlemeye ve enflasyona sebebiyet veriyordu.

Bu işleyiş devam ederken 1988-89 bir protokol yapıldı hazine ve merkez bankası arasındaki kısa vadeli avansla ilgili, yıl içinde alınacak avansla ilgili sınırlamalar içeriyordu, bu protokol kısa bir süre işledi ve sonra tekrar bozuldu. 2001 krizine kadar yüksek enflasyon ve azgın kamu borçlarıyla geldik. Su bitti, söz bitti, IMF’nin karşısına dikildik. Merkez Bankası bağımsızlığı en önemli şartlardan biriydi. IMF’nin masaya oturmak için koyduğu üç şarttan bir tanesi, merkez bankasının özerkliğine ilişkin yasanın çıkmasıydı. Türkiye, 80-90’lar boyunca Merkez Bankası bağımsızlığını tartıştı. Sonuçta 2001 kriziyle birlikte önemli ölçüde bağımsızlık kazandı Merkez Bankası. Ancak kağıt üzerinde, kanun üzerinde Merkez Bankası bağımsızlığının kazanılmış olması tek başına bir şey ifade etmiyor, kamuoyunun, efkar-ı umumiyenin, hükümetlerin, siyasetçinin buna inanması lazım. Nitekim merkez bankasının bağımsızlığına, biraz önce söylediğim gibi, 2011 -12’lere kadar Erdoğan ve hükümetleri MB’na çok fazla müdahil olmamaya gayret ettiler. Daha sonra, iktidarın sağlamlaşması, tek başına 50’leri aşan oy potansiyelleri ne ulaşılması sonrasında Merkez Bankası'na karışmaya başladılar, Durmuş Yılmaz döneminde de yaşandı, Erdem Başçı döneminde de oldu , Başçı’nın son döneminde had safhalara ulaştı. Sonra işte dün görevden alınan kişi getirildi.

Merkez Bankası bağımsızlığı hararetli olarak 1980-90’lı yıllarda ortaya çıkmıştır, aynı zamanda Merkez Bankası bağımsızlığı gibi bağımsız idari otoriteler dediğimiz sektörel karar veren otoritelerde gündeme gelmiştir. Temelde Merkez Bankası uygulamalarını popülist siyasetin güdümünden çıkartmak için bağımsızlık kavramları gündeme gelmiştir. Keyfiyetin, siyasetin dar alanından para politikasını çıkartmak para ve fiyat istikrarının sağlanması için elzemdir, üstelik serbest piyasa diyorsan.. Evet, Merkez Bankası hükümetlere tabii ki meclise bilgi ve hesap verir, yasasında bu hususlar belirtilmiştir. Ama artık geçelim bunları memlekette son yıllarda tek kişilik bir oyun oynanıyor, anayasa ve yasa ihlallerine şahit oluyoruz, dolayısıyla her şey cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine amade olmuş durumda. Bu felaket senaryosunu herkes görüyor, bu şekilde çalışan sistem ülkeyi felakete götürüyor. Üstelik amatör bir yapı da var, bilgisizlik var, neresi doğru ki? Şunu söyleyeceğim; keyfi bir idare tarzının en somut göstergesidir bu görevden alma operasyonu.. Yılanın kuyruğunu yemesi gibi bir şey..

 

ÖM: Evet, hukuksuz da olduğu anlaşılıyor. Birkaç soru sormak istiyorum bu konu önemli çünkü, çok teknik aslında. Dolar tepki verdi diye bir haber vardı T24’te sabah 07:30 itibariyle son baktığımda, şimdi belki bir daha bakarız ama o saatte yaklaşık dolar 5,60’tan 5,81’e yükselmiş, hızlı bir yükselme, Euro da aynı şekilde 6,33’ten 6,49’a yükselmişti. Bir bu var bir de asıl cumhurbaşkanı bir açıklama yapmış neden bunu yaptığı, yani gerekçesi şimdi KHK ile görevden alınmasının gerekçesi 'kurumsal hedeflere ulaşılamaması' deniyor. Bu da istikrar filan olsa gerek fakat şunu açıkça söylemiş Erdoğan ve Hürriyet’in haberine göre Marmara bölgesi milletvekilleriyle yaptığı bir toplantıda cumhurbaşkanı ve AKP genel başkanı Erdoğan “Kendisine ekonomi toplantılarında defalarca faiz indirmesi gerektiğini söyledik, faiz düşerse enflasyon düşer dedik, gerekeni yapmadı. Aynı kulvarda değildik” demiş. Bunu ilk defa duyuyorum, ne diyorsunuz bu açıklama?

 

AB: Erdoğan faiz meselesini Londra’da borç aldığı kesimlere söyledi, sonra yaşadıklarımız malum “Bu işin patronu benim!” dedi. Erdoğan’ın bu faiz takıntısı evvel ezer bildiğimiz bir husus, merkez bankasının faiz düşürmesi için yapılan baskılar neticesinde, banka acayip işlere kalktı, kulağını tersten gösteren uygulamalar yaptı, örtük faiz ve döviz kuru operasyonları yaptı, görünen faiz düşük ve gerçekçi değildi, gerçek faiz çalıştı ancak üstü örtüldü, devekuşu gibi merkez bankamız var, Ali-Cengiz oyunlarını önceki programlarda anlatmıştık. Anlaşılan başkanın askeri olarak gelen Murat Çetinkaya bile, yapılması mümkün olmayanları yapmanın sınırına geldi, artık istiap haddini doldurdu, Erdoğan’ın talepleri onun bile yapamayacağı noktaya geldi. Faizin düşürülmesiyle Erdoğan çok şeyin düzeleceğini zannediyor, halbuki öyle bir durum yok, gerçek bu değil..

Bugün Erdoğan büyük bir seçim yenilgisi yaşadı, doğru mu, doğru. Bugüne kadar seçimleri neyle finanse etti? Uluslararası kaynaklarla.. 2019’da olması gereken seçimler neden erkene alındı? Referandum neyle geçildi? Siyasal rejim nasıl değişti? Uluslararası kaynaklar öncesinde güçlü geliyordu, 2018’de iç kaynaklara başvuruldu, kamu kaynaklarına başvuruldu, kredi garanti fonuna başvuruldu, 2017-18 seçimleri bunlarla geçildi. Sırada yerel seçimler vardı, artık kaynaklar gittikçe daraldı, deniz bitti, ekonomide aktivite istenilen seviyede değildi, hem dış kaynak azaldı, bütçe açıkları, kamu açıkları çok ciddi sinyal vermeye başladı. Peki iktidarı bırakmamak için gerekli kaynak ihtiyacı için ne kalıyor geriye? Merkez Bankası'nın para basması isteniyor, üçüncü ve en son yol bu. Erdoğan’ın, Merkez Bankası kaynaklarını kullanmaktan, para basmaktan başka çaresi yok, son olarak bunu deneyecek.. Faizi düşürmek ve para basmak, çok tehlikeli oyunlar bunlar, enflasyona boğulmak demektir. Yeni başkanın eğitimine de problemle olduğu söyleniyor , akademik eğitiminde bazı problemler var, neyse ona şimdi girmeyelim, intihale kadar giden iddialar var.

 

ÖM: Neye kadar giden?

 

AB: İntihal, etik olmayan tez hazırlamış, Merkez Bankası'ndan uzmanların hazırladığı tezden aynısı ya da yakınını yapmış, tez olarak sunmuş ...

 

ÖM: Başkan yardımcısı Murat Uysal’dan bahsediyoruz değil mi?

 

AB: Evet o şimdi başkan oldu..

 

ÖM: Uğur Gürses’le yapılmış ilginç bir mülakat da var Deutschewelle Türkçe’de,SETA'nın da uzantı olarak nitelediği kaynaklardan bir tanesinde “Başkanın görevden alınma gerekçesi kurumsal hedeflere ulaşılamaması” diyor, “Kararnamede böyle belirtiliyor, maddenin içeriğinden anlaşılıyor. Tek kurumsal hedefi var fiyat istikrarı ve ulaşılamama gerekçesi ise para politikasına yön veren, para politikası kurumuna sorumluluk atfetmek lazım ama yenisi de bu kuruldan atandı” diyor.

 

AB: Tabii tabii onun da imzası var orada.

 

ÖM: Evet onun da imzası var işin ilginç tarafı. Bir de kurumsal hedefler sadece Merkez Bankası'nın değil hükümetle birlikte ilan edilen enflasyon hedefiyse Erdoğan görevden alma konusunda damadını neden ayrı tutmuş? Bunu bilmiyoruz. "İstanbul seçimi sonrasındaki siyasi deprem öyle görünüyor ki Ankara’yı ekonomi politikasında züccaciye dükkanına girmiş fil görünümündeki adımlar dizisine sürüklüyor. Hepimizin cebinde taşıdığı ve itibarının korunması gereken ulusal paramızı basan kurumu hükümet matbaası konumuna getirmek paraya değer kaybettirir. Ne yazık ki seçim kaybı infialine giren Ankara ekonomiyi bu girdaba doğru sürüklüyor” diye bayağı ağır konuşmuş ve şöyle bitiriyor: "Jack Delore’un tarihe kazınmış sözü neydi? 'Almanların tamamı tanrıya inanmaz ama Alman merkez bankası Bundesbank’a inanır’ demiş. Böyle kurumları olan ülkelerin parası da güçlü oluyor, dış güçlere dayanıyor.”

 

AB: Merkez Bankası'nın önemini anlatmak için ateş, tekerlek ve merkez bankası diye üç buluştan söz ederler, hangi rejimde olursanız olun merkez bankası bankacılığı önemlidir.. Murat Çetinkaya yönetiminde ki Merkez Bankası elbette başarısız, ama ülkede iktisat politikası da, dümendekilerde başarısız, sadece merkez bankası başarısız değil; Erdoğan başarısız, damadı başarısız, orta vadeli program diyorlar, hepsi başarısız. Bugün bu ülkede ekonomiyi eleştirmek biliyorsunuz suç kabul ediliyor, Bloomberg haberleri nedeniyle soruşturma açılan 50’ye yakın kişi var.

 

ÖM: “Banka 2010’dan bu yana hükümetle birlikte belirlediği %5 olan enflasyon hedefini tutturamıyor” demiş yine DW analizinde: “Görevden alınan Çetinkaya’nın son döneminde görevden 2018 hedefinin 15,3 puan üzerinde yani 4 katı oranında bir enflasyon gerçekleşmiştir. Bunun da sorumlularından biri başkan yardımcısıydı, şimdi oldu”

 

AB: Bunlar keyfi bir idare tarzı olduğunun en somut göstergesi, epeydir merkez bankası bağımsız değil ama o dönemin başkanı bile dayanamıyor artık gelen taleplere, mantıksız pek çok şeyi yaptı zaten, geçelim bunları ama bundan sonra esas mesele ne biliyor musunuz? Bakın geçenlerde konuştuk, Bahçeli “Yeni bir kambiyo sistemine ihtiyaç var” dedi. Bakın asıl mesele bu, zurnanın en çok ses çıkarttığı yer burası. Eğer bundan sonraki adım, kambiyo sisteminde esastan bir değişikliğin gündeme gelmesiyse, durum vahim demektir. Felakete giden taşlar döşendi zaten, işte en son, kendi getirdiği en güvendiği adamı da görevden aldı, ama bundan sonraki adım şu ya da bu şekilde kambiyo rejimi değişikliği olursa, (kambiyo rejimine ilişkin sınırlamaları içeren yapılan kısmi bazı düzenlemeleri önceki haftalarda anlattık) bu çok tehlikeli bir gidişata işaret eder.

Merkez Bankası'nın görevlerine ilişkin en önemli husus fiyat istikrarını sağlamak, en önemli işlevi budur, para basmak suretiyle hükümetleri finanse etme mekanizması tarihte kalan bir konudur. Bu mekanizmalar yeniden hortlarsa ülke yeniden hiper enflasyona gider. Bir de, Türkiye kambiyo rejimine sermaye hareketlerinde düzenleme yaptığı takdirde uluslararası finansal sisteme bye bye demek durumunda kalır. Türkiye’nin içinde bulunduğu iktisadi ortam tek adama dayalı bir ortamdır. Her türlü piyasalara yön veren de tek adam rejimi oluyor, faizi, merkez bankasını bırakın, özel bankalara talimat gidiyor; “Banka normal prosedüründe birini göreve atayamıyor, bu kişiyi genel müdür yardımcılığına atama istemiyoruz!” deniyor. Böyle bir ortamda yaşıyoruz..

 

ÖM: Zaten “Faiz düşerse enflasyon düşer diye defalarca söyledik, anlamadı, dinlemedi!” diyor. “Gerekeni yapmadı!” diyor bir başöğretmen bile değil sınıf öğretmeni edasıyla. Maalesef başka konuları konuşacak vaktimiz de kalmadı ama bu çok önemli bir mesele sizin de yıllardır takip ettiğiniz odak mesele ama bizim Can’la beraber bir önerimiz olacak burada. Bu böyle yürümeyecek, biz bir karar verdik son gelişmelerden sonra yeni bir başkan atanmasını öneriyoruz Merkez Bankası'na. Bizzat cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bizce merkez bankasının başına getirilmeli.

 

CT: Partili cumhurbaşkanı oluyorsa partili cumhurbaşkanı merkez bankası başkanı da olabilir! Neden olmasın?

 

ÖM: Yardımcılığına da bir önerimiz var damadı Berat Albayrak. Zaten kendisi de iktisatçı olduğunu da söyledi.

 

CT: Tek bir KHK ile beraber bu işlem gerçekleştirilebilir, zor mu?

 

AB: Bence Saray'ın arazisi müsait, oraya da bankayı da alsınlar!

 

ÖM: Yok o olmaz.

 

CT: Darphaneyi de hemen soluna alsınlar.

 

ÖM: Yok o görünüş olarak uygun olmaz, yerinde kalsın ama cumhurbaşkanı ve damadı başkan ve başkan yardımcılığını üstlensinler!

 

AB: Bir şey hatırlattınız, onu söyleyeyim de öyle kapatalım. Bizde, Osmanlı hazine idaresinde özellikle gelişmiş dönemlerde, padişahın hazinesi ile devletin hazinesi ayrı tutulmuştu.

 

ÖM: Evet.

 

AB: Ve Fatih Sultan Mehmet , benden uzak olmalı devletin hazinesi demiş ve Yedikule’ye devletin hazinesini, götürmüştü, sadece kendi hazinesi sarayda kalmış. Yani o zaman bile bugüne göre daha titiz davranmışlar, onu söylemek istiyorum. Siz şimdi bunları birleştirmek mi istiyorsunuz?

 

ÖM: Bizim önerimiz birleştirici bir tavırdan yana!

 

CT: Türk tipi merkez bankası başkanlığı yönetimi!

 

AB: Valla artık buna Türk tipi de denmesi mümkün değil de, otoriter rejimler ve iktisat meselesi uzun süredir çalıştığım bir konu. Onu önümüzdeki haftalarda işleyelim, devlete ele geçiren grubun üzerine bina edilen yönetim sistemi bu ama tipi yok bu rejimin. Özel sektörü de baskı altına alıyorsunuz, neyse süremiz bitti, yerli ve milli otomobil üretiminde nerelere geldik?

 

CT: Öyle diyorsunuz Ali bey de sialarımız Kıbrıs dolaylarında dolaşıyormuş ve insanlar “Aa Türk SİHAsı mı bu?” diyorlarmış. Otomobil üretmiyor olabiliriz ama silahlı insansız hava aracı üretmiş durumdayız şu an.

 

AB: Doğuda da varız batıda da varız, Akdeniz’i bir Türk gölü haline getireceğiz! Libya’da da varız değil mi! Doğalgaz arama gemimizde sefere çıkmış ..

 

ÖM: Bayraktar zaten.

 

CT: Otomobilin ne önemi var?

 

ÖM: Son önerimi de söylüyorum, bunu da yeni buldum, yeni bir eser yazıyoruz, ‘Arzın merkez bankasına seyahat’ nasıl?

 

AB: OOO çok güzel!

 

CT: Merkez Bankası kaç kuvvetiyle beraber.

 

AB: Aslında bir felaket balonu içinde havalanmış vaziyetteyiz ve gerçekten ağlanacak halimize gülüyoruz, durum vahim beyler!

 

ÖM: Çok teşekkürler.

 

AB: Durum çok vahim! Neyse bunlarla yetinelim artık.

 

ÖM: Çok teşekkürler.

 

CT: Görüşmek üzere.

 

AB: Hoşça kalın!

 

Kategori: