Yardım etme dürtüsü, etmeme yükümlülüğü

Yardım etme dürtüsü, etmeme yükümlülüğü

04 Mart 2003

Washington Post23 Şubat 2003

Adını bilmiyorum ve bu zaten başlıbaşına çok önemli. Saddam Hüseyin’in işkence odalarından geçmiş binlerce ve binlerce insandan biri misin, oğullarından birinin hayaları seni cezalandırmak, senin işbirliği yapmanı sağlamak için ezilip patlatıldı mı? O cehennemden paramparça ve suskunluk içinde dönmüş o baba ile, bir gece güvenlik güçlerince evinden alınıp götürülmüş olan ve hayatta olup olmadığını bilmediği kızını her sabah yeniden hatırlamak zorunda olan anne birlikte yaşayan aile bireylerinden biri misin? Kuzey Irak’ta zehirli gaz püskürtülen bir Kürt, güneyde yerinden yurdundan edilen bir Arap, Baas Partisi tarafından acımasızca ezilmiş bir Şii imam, diktatörlükle yıllardan beri savaşan bir komünist misin?

Kim olursan ol, yüzü olmayan ve durmadan acı çeken sen, yıllardır terör rejiminin sona ermesini beklemektesin. Ve nihayet şimdi, dualarından eksik etmediğin o ânın hızla yaklaşmakta olduğunu görebiliyorsun – kaçınılmaz olarak pek çok Iraklı’yı öldürecek ve ülkeni yerle bir edecek Amerikan istilâsına karşı çıksan, bu istilâdan ölesiye korksan bile. Kendisine muhteşem saraylar yaptıran, Hitler’le Stalin’e övgüler yağdıran ve onların izinden gideceğini vaat eden diktatörün iktidardan zorla uzaklaştırılmasının pekâlâ mümkün olduğu o ânın çok yaklaştığını...

Zalimden senin ve Iraklı kardeşlerinin kurtarılmanızı yadsıma hakkına kim sahip olabilir? Eğer gerçekten Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle sonuçlanacaksa Amerika Birleşik Devletleri’nin ülkenize açmaya hazırlandığı savaşa karşı çıkmaya nasıl hakkımız olabilir? Daha birkaç yıl önce, Şilili General Augusto Pinochet’nin Londra’da yargılanmasını şu yeryüzünün tüm kurbanları adına bir zafer olarak kutlayan sayısız insan hakları savunucusu, şimdi dünyada Irak’ın güçlü adamının insanlığa karşı suçlarından dolayı itham edilip yargılanmasını görme zevkini dünyadan esirgeyebilirler mi?

O korkunç Pinochet’yi işin içine sokmam tesadüfi değil.

Irak’a saldırı dünyanın dengesini bozar

General’in bitmek tükenmek bilmeyen terörüne karşı 17 yıl boyunca mücadele etmiş bir Şilili olarak, ülkelerinin içinde ve dışında artık bekleyemeyen, herhangi bir gecikmeye katlanamayan Iraklıların sessiz sedasız kurtuluş için yakarmalarındaki âciliyeti, ihtiyacı kıvranmayı anlayabiliyorum. Pinochet’nin iktidardan ayrılmasından 13 yıl sonra Şili’nin Pinochet’nin mirasından dolayı nasıl hâlâ acı çektiğini gördüm ve bu yüzden despotun iktidarda kaldığı her haftanın sizin toplu kaderinizi nasıl zehirlediğini anlayabiliyorum.

Davanıza duyduğum yakınlık, gene de, şu can alıcı soruyu sormaktan alıkoyamıyor beni: Çektiğiniz acılar, bir istilâ için ikincil ama zorunlu sebep olarak gösterilen acılar, bir dış gücün müdahalesini haklı çıkarmaya yeter mi?

Hayatımın büyük bir bölümünü sıkı bir müdahale karşıtı olarak geçirmiş, Latin Amerika ve Asya’daki Amerikan saldırılarını, Doğu Avrupa ve Afganistan’daki Sovyet istilâlarını protesto etmiş biri olmama rağmen, 1990’larda giderek şu kanıya vardım ki, yabancı bir güç tarafından girişilen tecavüzlerin haklı bulunacağı durumlar olabilir. 1994’te Haiti’ye o cumhuriyetin yasal olarak seçilmiş cumhurbaşkanını yeniden iktidara getirmek amacıyla yapılan Amerikan seferini kerhen onayladım; Bosna ve Ruanda’daki soykırımlara uluslararası toplumdan tepki gelmemesi beni dehşete düşürdü; Avustralya’nın Doğu Timor’daki katliamı durdurmak için müdahale etmesini alkışladım; Kosova konusunda ise, askeri harekâtın Birleşmiş Milletler denetimi altında yapılmış olmasını tercih etmekle birlikte, bu düzeyde bir etnik temizliğe izin verilemeyeceği gibi ıstırap verici bir sonuca vardım.

Ne yazık ki, bu vak’aların hiçbiri Irak’a uygulanamaz. Bir kere, bu askeri maceranın bir “rejim değişikliği” ya da bölgenizde barış ve istikrar getireceğinin garantisi yok.

Maalesef, sizin erkeklerinizin, kadınlarınızın ve çocuklarınızın şu anda çekmekte olduğu ıstırap, korkunç bir şekilde, adeta sapıkça, Amerikan harekâtının muhakkak surette getireceği zayiat ve muazzam kayıplarla tartılmak zorunda. Bu tartıda yalnızca Irak’ta ölenler ve sakatlananlar (istilâcı kuvvetlerde de kaç ölü ve sakat olacağını kim bilebilir) değil, ancak böylesi tekbiran saldırı eyleminin, dünyanın dengesini bozacak saldırganlığın kontrolden çıkması ve ülkelerini savunmak adına kendilerini her çeşit kıyamet silahıyla donatan başka despotların ortaya çıkmasına ve belki de, Mahşer Günü’nün yaşanmasına yol açma olasılığının ta kendisi de yer alıyor. Ayrıca, bu eylemin kaderinin, Amerikan istilâsı beklentisi karşısında salyaları akan terörist gruplara daha bile fazla fanatiğin katılmasına yol açmak olduğundan bahsetmemek olanaksız. Bir de tüm bunlara, diktatörünüzün başka ülkeler açısından gerçekten tehlike oluşturabilecek yeterli kitle imha silahlarına (ya da bunları terör amaçlı kullanabilecek yasadışı gruplarla bağlantılara) sahip olduğu konusunda ikna olmadığımı da eklersek, savaşa hayır demem gerekiyor.

Benim için bu sözcükleri yazmak hiç de kolay değil.

Nihayetinde, ben bunları kendi yaşamımın konforu ve güvenliğiyle kuşatılmış vaziyette yazıyorum. Sizlere, Irak direnişi için çok fazla bir şey yapmadığımın, ihtiyaçlarınıza tercüman olmadığımın, Bağdat’tan talepte bulunan kütüphanelere ve öğretim üyelerine birkaç ücretsiz kitap gönderdiğimin, işkence görmüş ve oyunlarımla teselli bulan Iraklı kadınlardan gelen mektupların bir ya da ikisine cevap verdiğimin bilincinde olarak bunları yazıyorum. Sizlere, ben daha az kayıtsız kalmış olsaydım, hepimiz daha az kayıtsız kalmış olsaydık, bugün Irak’ta bir tiranın varolmayabileceği kuşkusunu içimde taşıyarak bunları yazıyorum. Sizlere, Amerikan hükümetinin bu savaşın başlangıçtaki maliyeti olan 200 milyar, 300 milyar doların yönünü sizin gibi bir insan seline doğru değiştirme olasılığının bulunmadığını, sizi özgürleştirme iddiasında olanların savaşmak yerine bu muazzam para miktarını ülkenizde demokratik bir alternatifin inşa edilmesine yardımcı olmak üzere harcanmasının umurlarında olmadığını bilerek bunları yazıyorum.

Ama, bunları yazarken şunu da biliyorum: Diyelim ki, 1975 yılında Pinochet Şili’deki ölüm saçan cümbüşünün doruğundayken yanıma Amerikan hükümetinin özel bir elçisi gelip, diktatörümüzü iktidara getiren ülkenin ta kendisi olan Amerika Birleşik Devletleri’nin diktatörlüğü devirmek için askeri güç kullanabileceği teklifinde bulunsaydı, inanıyorum ve umut ediyorum ki yanıtım şöyle olurdu: Hayır, teşekkür ederiz. Bu canavarla kendi başımıza uğraşmamız gerek.

Elbette, elime böyle bir fırsat geçmedi: Amerikalılar, tıpkı 20 yıl öncesinde daha bile baskıcıyken Saddam Hüseyin’i kovmaya çalışmadıkları gibi, Soğuk Savaş’ın tam ortasında böylesine dalkavuk bir müşteriden asla kurtulmak istemezlerdi. Dahası, Saddam’ı militan İran’a karşı siper niyetine desteklemişlerdi.

Ancak, politik bilim kurguda kullanılan bu pratik (Pinochet’yi devirmek için Şili’yi istilâ etmek?) en azından bu savaşa kendi karşıt duruşumun yarattığı ıstıraptan payıma düşeni almama olanak tanıyor, beni şu anda Basra’daki bir evde, Bağdat’taki bir bodrum katında, Tarmiyah’taki bir okulda çekilen acıyı tanımaya zorluyor. Her ne kadar sizleri bugün tekrar tutuklamaya gelen, yarın ve sonraki gün ve ondan sonraki gün tekrar tekrar gelecek olan Iraklı hükümet eşkıyalarını durdurabilecek hiçbir şey yapamasam da...

Tanrı yardımcım olsun, çünkü şayet yıllar önce en sevgili arkadaşlarımın pek çoğunun yaşamını kurtarma fırsatı elime geçmiş olsaydı, sürgünümü sona erdirme ve milyonlarca vatandaşımın acısını hafifletme şansı tanınmış olsaydı, ödememiz gereken bedelin masum insanları öldüren sayısız bombalar, yıllarca yabancı işgali altında yaşamak ve kendi kaderimizi tayin etme hakkının elimizden alınması olması halinde bunu reddetmiş olacağımı söylemek istiyorum.

Tanrı yardımcım olsun, çünkü beni, bu zavallı dünyanın geleceğinin sizin korumasız çocuklarınızın geleceğinden daha çok ilgilendirdiğini söylemek istiyorum.

Şili doğumlu Ariel Dorfman, Duke University’de ders vermektedir. Son kitapları arasında "Exorcising Terror: The Incredible Unending Trial of General Augusto Pinochet" (Seven Stories Press) ve "In Case of Fire in a Foreign Land: New and Collected Poems From Two Languages" (Duke University Press) yer almaktadır.

Kategori: