Trance

Trance

10 Aralık 2001

Yeni arayışlar...

Disco’dan bu yana çıkan elektronik dans müziklerinin çoğu Amerika’da ortaya çıkmış ve Avrupa’da gelişmişti. Alman kökenli Trance bu noktada bir istisna oldu. 90’ların başında House ve Techno kendilerine belli bir yer edinmiş, Acid House’un ortaya çıkışından sonra Avrupa’da ve Amerika’da ardarda yapılan büyük rave partilerle dans müziği Hardcore etkisine girmişti. Arayış içindeki müzisyenler Hardcore’dan uzaklaşırken oldukça farklı yönlere gittiler. Hardcore’a tepki sayılabilecek Ambient, IDM (Intelligent Dance Music) gibi türler ortaya çıktı, Techno avant-guarde ve minimal bir yola girdi. Trance de bu arayış döneminin bir sonucuydu.

Sihirli formül...

Trance, 20 yıllık bir elektronik dans müziği zincirinin son halkalarından biriydi. Electronic New Wave, Industrial, Techno, Acid House, 80’lerin psikadelik müzikleri gibi birçok kaynaktan besleniyordu. 20 yılın deneyiminden güç alan Trance, son derece özgün ve yeni, bir yanıyla da insanlık tarihi kadar eskiydi. İlkel kabilelerden günümüze farklı kültürler ve dinlerde birçok noktada yeralan müzikle transa geçme geleneği, Trance müzikte teknolojiyle buluşuyor, kabul görmesi kaçınılmaz bir formül gerçekleşmiş oluyordu.

Hardcore ve Rave’in yaygın olduğu bir zamanda ortaya çıkan Trance, başlangıçta oldukça sert ve soğuktu. Tempo ve ritmik yapı olarak Techno’ya benziyordu. Güçlü bas melodileri üzerine, Acid House’un ortaya çıkmasına sebep olan TBR-303 ve çeşitli synthesizer kaynaklı seslerden oluşan üst melodiler Trance’in belkemiğini oluşturdu. Bu dönemde Avrupa’da yaygın olarak dinlenen “Euro” ya da “Club” denen melodik bir House türevi de Trance’in gelişiminde etkili oldu. Euro’da tekrar edilen canlı ve duygusal melodiler, Trance’te birtakım değişimlere uğrayarak neredeyse durmaksızın devam ediyordu. Genellikle parça beat seviyesinin düşmesiyle bir noktada duruluyor, dinleyici melodiye odaklanıp bekletildikten sonra, beat canlanmış ve yenilenmiş bir halde tekrar müziğe giriyordu. Böylece takip edilen melodi uzatılarak müzikte bir anlatı ortaya çıkıyordu.

Frankfurt Acperience...

1991 yılında Dj Dag Lerner ve Rolf Elmer’ın “dance2trance” parçası Trance müziğe adını verdi. Bu sırada Frankfurt kökenli Harthouse, Eye Q Records, R&S gibi Label’lar Trance’in gelişiminde önemli rol oynadı. Harthouse’u kuran Sven Vath, Heinz Roth Mathias Hoffman bu yönde çalışmalar yaptılar. Lerner ve Rolf’un “We Came In Peace” ve Hardfloor’un “Hardtrance Acperience” adlı parçaları erken dönem Trance sound’unun belirleyicisi oldu. Arpeggiators, Spicelab, Barbarella, Oliver Lieb, Cosmic Baby gibi isimler ardarda Trance prodüksiyonları yaptılar.

İngiltere’den Goa’ya...

Paul Oakenfold gibi Dj’ler sayesinde İngiltere’de popülarite kazanan Trance; Acid Trance, Hard Trance, Ambient Trance gibi alttürlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Avrupa’dan Hindistan ve Tayland’a kadar ulaştı, Psy-Trance ve Goa Trance gibi belirgin ve güçlü bir yola girdi. Fransa’da Robert Miles, BT ve Sash gibi prodüktörlerin çalışmaları; Almanya’da ise Dj Taucher ve Paul Van Dyk gibi Dj’lerin etkisiyle Trance bugün dinlediğimiz haline yaklaşmaya başladı. Sasha ve John Digweed New York’taki Twilo adlı kulüpte Amerika’yı Trance’le tanıştırdılar. 90’ların sonuna doğru Vincend de Moor ve Ferry Corsten gibi isimlerle Trance mainstream chart’lara girmeye başladı. “Carte Blanche”, “Out of the Blue” gibi parçalar dünya çapında hit oldu. İnsanların bir zamanlar burun kıvırdığı Trance tüm dünyayı sardı ve elektronik dans müziğine büyük ölçüde hakim oldu. Trance yaygınlaştığı ölçüde kötü taklitler ve seviyesiz prodüksiyonlar da arttı. Toplama Trance albümleri kamyon dolusu satmaya başladı, her yıl yenilenen Anthem’leri televizyondaki programların jingle’larına kadar girdi.

Progressive yönelimler...

2000’lere doğru artık yılın Dj’leri sıralamalarında Sasha, Digweed, Paul Oakenfold, Paul van Dyke gibi Trance üstadları en üst sıralarda köşe kapmaca oynuyordu. Onlar Trance’in temel özelliklerinden ayrılmadan tarzlarını geliştirmeye, farklı türleri de müziklerine katmaya başladılar. Ortalıkta dolanıp duran neşeli ve yüzeysel taklitlerin aksine, gitgide daha karanlık ve house’a yaklaşan soundlara doğru ilerlediler. Progressive Trance’le beraber Trance, pop müziğin vokal gücünü de arkasına aldı. Yapılan her yenilik bambaşka bir sonuç ortaya çıkardığından birbirinden son derece farklı soundlar gelişti ve trance etrafında dolanan Dj’ler büyük ölçüde kişisel ve özgün tarzlar oluşturma imkanı buldular. Tiesto, ATB gibi yeni isimler boş kalan Anthem sahasını doldururken, Steve Lawler, Sander Kleinenberg gibi isimler Trance içinde farklı yönler çizdiler.

Hare hare...

Trance müziğin temelini oluşturan, insanı bir tür transa sokan yapı aslında müziğin temel özelliklerinden biri. Bu özellik doğanın seslerinde de, hayvan seslerinde de, Reggae’de de, Bach’ın kanonlarında da var. Bu özellik tekrara ve takip edilebilen bir melodiye bağlı. Tekrarlar sıkıcı görünse de insanı transa sokan şey, bu sıkıcılığın kendisi. Afrika kabile müziği, Sufi müziği, ve birçok dindeki ilahiler de bu özelliği taşıyor. Budizm’deki mantralara, Hare Krishna’ların ayin müziklerine baktığımızda sürekli tekrarlar ve belli bir melodi üzerindeki varyasyonların insanları güçlü bir şekilde etkilediğini görüyoruz. Bu yapı dinleyicinin zihninde ayrıksı bir trans alanı oluşturuyor ve kişi varyasyonları takip ederken düşünme sürecine girerek bir iç yolculuğa çıkıyor. Belli belirsiz sesler dinleyicinin dikkatinin hassaslaşmasına yolaçıyor. Müziği oluşturan seslere belli anlamlar, roller yükleniyor ve melodinin akışı içinde bir anlatı oluşuyor.

Kemerlerinizi bağlayın...

Diğer müziklerde melodi kısa tutularak tekrar edildiyor. Trance’te ise melodi bütün bir şarkıya yayıldığından parçanın içindeki anlatı kendi içinde giriş, gelişme ve sonucu olan anlatı bir öykü oluşturuyor. Bu öyküler planlı bir set içinde anlamlı bir bütün olarak dizildiğinde ve işlendiğinde ise müzik dinleme deneyiminin kendisi bir iç yolculuğa dönüşüyor. Üstelik malzeme aynı olsa da her dinleyici kendi zihninde kendi öyküsünü oluşturduğundan Trance etkileşimli olma özelliğini de taşıyor. Bu nedenle partilerde ve kulüplerde kalabalığı yönlendiren, yolculuğa çıkaran Dj’lere halk arasında “pilot” adı veriliyor. İnsan psikolojisi, ortamın atmosferi, enerji etkileşimi Trance konusunda son derece önemli. Dolayısıyla, kendini müziğe katmayı reddeden dinleyiciler Dj’i, suya götürüp susuz getiren Dj’ler ise dinleyicileri üzüyor. Pagan toplumlarında Şaman davullarıyla yapılan trans ayinleri günlerce sürerdi. Şimdi de kulüplerde ve partilerde teknolojinin şamanları olan Dj’ler iç yolculuklarımıza yön veriyor. Olumlu şartlar altında gerçekleşen bir Trance partisinde ise bu yolculuğu kendine dair bir çok şey öğrenmiş, duygularına isim vermiş, hayat deneyimi edinmiş ve bunları tek bir söz söylemeden insanlarla paylaşmış olarak sonlandırmak mümkün. Yapmanız gereken tek şey gözlerinizi kapayıp kendinizi açmak...