Top'a Dikkat

Top'a Dikkat

20 Haziran 2006

Tam tamına 10 gün olmuş, Dünya Kupası başlayalı. Kişisel tarihime bakıyorum da, ne kadar özen göstersem de, en ciddi devamsızlık gösterdiğim kupa bu kupa olmuş. Artık diğer kupalarda, bir maçı birden fazla izleyerek durumu ‘kaza’ etmem lazım. Aksi takdirde, bizim futbol cemaati nezdinde ibadetimiz kabul olunmayacak. Ama Arjantin- Sırbistan maçını izleyememenin affı yok. Hele o Arjantinli Cambiasso’nun ‘iyi saatte olsunlar’ golü. Hoş golü tek bir kişiye yazmak ayıp olur. Neredeyse her topçu “aman bu güzelliğe benim de katkım olsun” fikri ile, mevzuya dahil olmuş. Dediklerine göre 57 saniyede 25 pasla, Sırbistan-Karadağ (ki Karadağ belki de bu vesileyle neden ‘sıfat’ından koptuğunu daha rahat izah edebilir cümle aleme; malum ‘futbol asla sadece futbol değil ya!’) yarı sahasında tango yapmışlar. 2,28 saniyede bir pas olmuş. E böyle olunca, Sırp futbolcular da dumura uğramış.

 

Üzerinden bu kadar geçmiş bir kupa için, muhabbeti bir gol üzerinden açmanın bir manası var elbet. Söz uçar yazı kalır misali, maçlar gidiyor golleri kalıyor. Misal 1986 dünya kupası dendiği zamana, akla Maradona’nın İngiltere’ye ‘ilahi’ bir smaçla attığı golle, diğer golü; tek kişilik yarı saha resitali geliyor. Velhasıl, bir kupa, kendini iki gole hapsedebiliyor. O yüzden gol deyip geçmemek lazım. Misal ben geçmiyorum.

 

Hatta bu kupada, kafaların daha fazla karıştığını da kabul ediyorum. Gollerin çoğu haddinden fazla spektaküler. Fark ettiyeseniz, ceza sahasının aurasında önüne gelen vuruyor ve kaleciler sürekli kalenin en sakin bölgelerine ya nafile hamleler yapıyor ya da bizim gibi izlemede kalıyor. Hiç bu kadar ‘şut-merkezli gol’ yoğunluklu bir kupa olmuş muydu hatırlmıyorum ama ilk bakışta ‘göze hoş gelen’ diye lanse edilen bu performanslar bence o kadar da matah değil. O yüzden Arjantin’in bu golünü 2006 Dünya Kupası’na bakışta böylesi bir değerlendimeye alet ediyorum. İzninizle!

 

Yaşım elbette yetmedi ama kayıtlardan izlemiştim. Bu gol bana 50’li ve 60 yılların Brezilyası’nın ekabir paslarla gole gittiği ve rakibin bu gösteriye (doğal olarak) fazla muhabbet gösterdiği atakların hızlandırılmış versiyonu gibi geldi. Hele, modern futbolun, fizik gücü yüksek topçularla, kanatlardan iyiden iyiye çekilip, göbeğe yığılarak sahayı iyice daralttığı arenada, böylesi alternatif zarafete şapka çıkartmaktan ziyade ne yapılır. (Fazla analizci yorum oldu, yakışmadı. Neticede bizim işimiz ruhbanlık değil. Fetva vererek inananla oyun arasına girmek olmaz.)

 

GOLLERİN ALAMETİ FARİKASI

Tabii ki bir de işin başka yanı var: Kupaya özel top meselesi. Son iki kupadır, bu top meselesi oldukça garip bir şekilde (aslında konumuz endüstriyel futbol olduğu için o kadar da garip değil), takımlar, futbolcular kadar popüler oldu.

 

2002 dünya kupasının özel topu ‘fevernova’nın, reklamlar ve ‘embedded uzman’ görüşleri vesilesiyle ne menem bir yaratık olduğuna dair az muhabbet dinlememiştik. Ki o kupa, kupaların ender Türkçe konuşan kupalarından olduğu için, her detay muhabbete daha fazla kulak kabartıyorduk. Fevernova, Adidas üretimi (ki bu şirketin kupa toplarında ağır bir hegemonyası var) dışı özel üretim poliüretan ve doğal kauçuk kaplı bir toptu. Kaleciler ise bu yeni durumdan pek de memnun değildi, oldukça hafif buldukları top için İtalya kalecisi Buffon “saçma sapan çocuk oyuncağı, zıplayan bir top” bile demişti. Forvet oyuncuları da topu hafif ve büyük buluyordu. Neticede, karar büyük yerdendi, o kadar para alınmıştı, futbolun ‘ramazan’ı bu top atışıyla başlıyordu. Lakin topun üzerine yapılan muhabbet bitecek gibi değildi. Kaleciler yedikleri gollerde, oyuncular kaçırdıkları gollerde yeni top üzerine de kelam etmeyi unutmadılar.

 

Bu seneki top da bir ‘acayip’. İsmi Teamgeist’miş, yani ‘takım ruhu’ diyeceğim ama İngilizce ve Almancayı birbirine karıştırarak nasıl bir takım ruhu elde ediliyor bilemiyorum. Hoş bu ‘geist’ ‘parole’i de artık sadece Almancaya bırakılmayacak kadar ciddi bir hadise değil mi? Neyse konumuz futbol, daha doğrusu futbol topu; devam edelim.

 

Bu Teamgeist denen top da tartışmaların göbeğindeydi. Hani klişe bir deyim vardır ya “top yuvarlaktır, maç da 90 dakika.” Maçın 90’ında değişen bir şey yok da, bu yuvarlaklığı hadisesinde işler biraz değişiyor gibi. Yani gördüğünüz yuvarlığın içinde başka ‘duyarlıklık’lar da mevcut. Bath Üniversitesi kaynaklı habere göre ‘Bilim insanları, kalecileri bu yeni topun ‘numaralarına’ karşı uyarıyorlar’mış.

(http://www.sciencedaily.com/releases/2006/06/060610225520.htm )

 

Yeni topun en ayırt edici özelliği 14 parçadan oluşması ve sadece iki parçadan oluşan beyzbol topu ile benzer aerodinamik özellikler göstermesi. Peki bu ne demek: Bilenler bilir, beyzbol topuna sopayla ‘şık bir şekilde’ vurulduğu zaman, top hava akımı ve fiziki özelliği vesilesiyle enteresan bir yörünge izleyip, topu karşılaması gerekenleri madara eder. İşte, aynı beyzbol topuna sopayla vurmak gibi, bir forvet de – çok da hızlı vurmasına da gerek yok- şut çektiği zaman, top (ruhuyla beraber) işte tam da beyzbol topu ile olan aerodinamik benzerliğinden sebep, yön değiştiryor ve hâlâ gözleri ve eldivenleri teknolojik olarak yenilenmemiş kaleciyi şaşırtıyor. Biz de sonuç olarak böyle ‘uzun erimli’ goller izliyoruz. Tabii ki, bu golleri sadece topa bağlamak da aymazlık olur. O topu tepikleyen marifete de dikkat çekmek gerekir. Sonuçta, skorlar da ortada. Ne her kaleci her seferinde zokayı tutuyor, ne de her futbolcu her seferinde kaleyi tutturuyor. Bir de Şenol Hoca’nın (Güneş) dediği gibi “futbol bilim değil, bilimi kullanıyor.” Ama bazen de biraz fazla oluyor demek istedim sadece...

 

Yani neden önüne gelen vuruyor, bir izah bulayım dedim. Akabinde paylaşayım; Kupa elbet bundan ibaret değil. Bir top uğruna da kupaya yazık etmeyelim. Misal, şu takım tutma meselesi. Eski ‘memleket’ takım tutma hallerine bir şeyler oldu. Pek de fena oldu. Onu da izah edeceğim.

 

Not: Futbol topunun tarihine meraklıyım derseniz, şöyle güzel bir kaynak var: www.soccerballworld.com

 

 

 

(Bu yazının tüm hakları, yazarını ve ilk yayımlandığı kaynağı belirtmek kaydıyla ve kâr amacı gütmemek şartı ile, kullanmak isteyene aittir...)

Kategori: