Şölen

Şölen

04 Mart 2013

Almanya’da yayımlanan bir uluslararası gazetecilik dergisi olan Message, Türkiye ağırlıklı sayfalar açacağı yeni sayısı için, bir alternatif yayın organı olarak Açık Radyo’ya da yer vermek istemiş. Radyomuzu, yer darlığından dolayı, en fazla bir sayfada anlatmamızı istedi; anlattık. Şimdi biz de dergiye gönderdiğimiz yazıyı azıcık genişleterek bu ayın bülteninde sizinle paylaşmak istedik:

 

Açık Radyo, bir alternatif yayın organı mı? Bilmiyoruz. Alternatif nedir, onu da tam bilmiyoruz. Ama, bildiğimiz bir şey var; o da bağımsız bir yayıncılık anlayışını sürdürmeye çalıştığımız. Radyomuzun kuruluşunun başından beri, yani 18 yıla yakın bir süredir, bu böyle. Bu ilkenin, demokrasinin yaşaması ve gelişmesi için en önemli şartlardan biri olduğunu düşünüyoruz.

 

Peki nedir bağımsız yayıncılık? 2011’de Durban’daki BM İklim zirvesini izlerken, DemocracyNow! adlı radyo ve kablo-tv kanalının kurucusu efsanevî radyocu, yazar ve aktivist Amy Goodman ile de bir mülakat yapmış ve bu önemli soruyu kendisine sormuştuk. Şöyle demişti:

 

“Bağımsız bir medya, kesinlikle kritik ve vazgeçilmezdir. Mesela, iklim değişikliğinden veya küresel ısınmadan bahsedeceksek, yayınların nükleer şirketler, kömür şirketleri veya petrol ve kömür başta olmak üzere bu alanda faaliyet gösteren, bundan çıkar sağlayan diğer şirketler tarafından finanse edilmemesi gerekir [...] kamu sağlığı konularından bahsedeceksek, sigorta şirketlerinin finanse ettiği bir program olamaz. Savaş ve barış meselelerinden bahsediyorsak, o zaman da silah yapımcılarının yayını sponsorize etmesi düşünülemez. Dolayısıyla, dinleyici tarafından doğrudan finanse edilen programlar çok daha iyidir. Hatta vazgeçilmez, canalıcı bir meseledir.”

 

İlkelerin ne kadarını hayata geçirdiğimiz, böyle bir yayıncılık çizgisini ne kadar tutarlı bir şekilde sürdürdüğümüz elbette tartışılır.  Ama neredeyse hatırlayamayacağımız kadar eski bir zamandan beri şunu yapıyoruz: Mevcut ve doğacak çocuklarımızın geleceğinin üstüne kara bir bulut gibi çöken iklim değişikliği felaketine; dünyada ilânihaye sürüp giden istila ve işgallere; kadınlara, göçmenlere, yerlilere, etnik azınlıklara, yoksullara, velhasıl her türlü “öteki”ne karşı sayısız zulüm, sömürü ve şiddet gösterisine, her türlü milliyetçilik tezahürüne, totaliter düşüncenin her formunun o çirkin başını kaldırıp yayılmasına karşı sayısız program yaptık ve yapmaya da devam ediyoruz. Türkiye’de ve dünyadaki demokrasi, adalet ve haysiyet ayaklanmalarının sürekli takipçisi olma gayretindeyiz. Yine Goodman’ın terimiyle “sessiz-leştirilmiş çoğunluk”un duruş, düşünce ve hak mücadelelerini yansıtmaya çalışan bir radyoyuz biz. Sıradan insanın, sessizleştirilmişlerin sesi yani. Görüşleriyle her zaman aynı fikirde olmasak bile, onların meselelerini her gün yeniden gündeme getirmeye çalışıyoruz, ve işte böyle yaparak, bağımsız bir topluluk radyosu olma uğraşındayız.

 

Bir Pazartesi sabahı gelip koridorlarımızda dolaşarak radyomuzun yayınlarını öbür Pazartesi sabahına kadar izleyen bir “yabancı” kişi, bu çabamızı gözlemlemekte güçlük çekmeyecektir sanırız. Radyomuzda –son derece yetersiz ve kabataslak bir özetle–  yayın ve hayat akışı şöyle gidiyor:

 

Sabah: Bağımsız günlük dünya haberleri (“savaş ve barış haberleri saati); değişim için toplumsal aktivizm haberleri: “Ne Olacak Bu Dünyanın Hali?”sorusunu her gün yeniden soran programlar; Anayasa, yasalar, yasal haklar ve toplumsal mühendislik konularında programlar... kent ve kentlilik, mimarlığın halleri üzerine;  global başkaldırı, direniş kültürleri ve demokrasi üzerine programlar, çevre ve ekoloji gündemini bütün mücadeleleriyle birlikte hem takip eden, hem etkilemeye çalışan programlar; deprem-afetler ve yurttaşların hakları; işçi hakları, işçi sağlığı, kadın hakları, çocuk hakları, medyada nefret söylemi, şeffaflık ve sosyal girişimcilik üzerine programlar, tarih, kitaplar, atlar, atlılar, bisikletler, bisikletliler... 

 

Akşam: İstanbul’un ve dünyanın kültür/sanat hayatı her gün soluk soluğa aktaran programlar, kültür ve matbuat hayatı, bütün dünyayı yeniden bir tiyatro yapan programlar, danslar, dansçılar, sinemalar, sinemacılar, kentin tozunu atanların tozunu atan programlar, gezegenin gidişatını her gün yeniden sorgulayan, her konuyu her an derinlemesine tartışan programlar...

 

Ve müzikler: Bu olağanüstü olağan dünyanın binbir farklı kültürü arasındaki bağları, bağlılıkları, etkileşimleri, yerli halkların doğayla ilişkilerini kulağımıza taşıyan, yüzbin dinleyicimizle paylaşmamızı sağlayan ve böylelikle “öteki”liğin anlamsızlığını olanca çıplaklığıyla bize duyurup, farklılığın benzersiz zenginliğini ortaya koyan sayısız müzik programı: dünya müziği, blues, rock, jazz, folk, klasik müzik, osmanlı-türk müziği, türk halk müziği, balkan müziği, rum ve yunan müziği, ermeni müziği, laz müziği, çingene ve roman müziği, binbir dilin binbir müziği...

 

Radyomuz biraz Goodman’ın bize bahsettiği o müthiş “şölen sofrası”na benzemiyor mu yani: “Ben medyayı küresel bir şölen sofrası gibi düşünüyorum,” demişti bize. “Dev bir mutfak masası gibi... Bu sofra savaş ve barış, iklim değişikliği veya bunun gibi ölüm kalım meselelerinin durmadan konuşulması gereken, herkesin birbiriyle özgürce konuşup tartışabildiği bir ortam olmalı. Medyanın bütün bunların enine boyuna konuşulup tartışıldığı bir şölen sofrası olması şarttır... Bundan daha azı kabul edilemez.”

 

Evet, aynen böyle işte. Daha azını asla kabul etmeyeceğimiz bir şölen. Başka bir deyişle, ne yayıncı ne de dinleyici olarak daha azına razı gelmeyeceğimizi rahatlıkla söyleyebileceğimiz zengin bir ortak sofradan bahsediyoruz. Bu zenginliği sürdürmenin en büyük garantisi de, bu yıl 10. yılına giren dinleyici destek projemiz. Bu radyonun hep varolmasını sağlamak için bedava bir yayını cebinden para vererek destekleyen 4,500 civarında dinleyici var! (Hatta dinleyici bile olmayıp sırf böyle bir paylaşım sofrası hep var olsun diye destek olan harika insanlar da tanıyoruz!)

 

Türkiye’de böyle bir deneyimin başka bir örneği var mı, bilmiyoruz. Dinleyici destek projemiz sayesinde biz halihazırda giderlerimizin yaklaşık yüzde 45’ini karşılıyoruz.

 

Ve her yıl, bahara doğru bir hafta (hatta, tam söylersek 9 gün - 99 saat boyunca) dinleyici ve destekçilerimizden bir bölümü bizimle sohbete ve sevdikleri müzikleri bizlerle ve diğer dinleyicilerle paylaşmaya geliyor; ayrıca, toplumumuzun önde gelen bazı sanatçıları, müzisyenleri, şarkıcıları, yazarları, çizerleri, yönetmenleri, dansçıları, oyuncuları da gelip bizim için özel programlar yapıyor, müzik çalıyor, hikâyeler anlatıyor. 10. destek yılımızda da böyle olacak tabii. Kendimizi Goodman’ın “şölen” tanımına hiç bu kadar yakın hissetmemiştik desek, çok böbürlenmiş sayılır mıyız bilmem.

 

Bülten’de duyurmaktan daha iyisi var mı: Duyduk duymadık demeyin!

10. radyo şenliğimiz bu sene 30 Mart Cumartesi başlayıp 7 Nisan Pazar günü bitiyor!

 

Biliyorsunuz elbette, ama ne olur ne olmaz, biz bir kez daha hatırlatalım: Açık Radyo’da isteyen herkes program yapabilir, isteyen herkes ona destek olabilir.

 

Sevgiler, selamlar, saygılar

 

 

Geçtiğimiz ay Açık Radyo'daki bazı konu ve konuklarımız ise şöyleydi: Açık Radyo'da Şubat 2013