Politik Bir Çözüm Gerekiyor

-
Aa
+
a
a
a

Radikal / The Nation, 17 Eylül 2001Birkaç yıl önceki Pakistan gezisinde eski bir generalle bölgedeki islami militan grupları hakkında konuşuyordum. Soğuk savaşın başından sonuna kadar Birleşik devletlerden gelen para ve silahları mutlulukla kabul eden bu insanların bir anda nasıl vahşice anti-amerikan olduklarını sordum. Onların yalnız olmadıklarını, 1951'den beri Birleşik Devletlere sadaketle hizmet etmiş bir çok pakistanlı subayın Washington'un kayıtsızlığı karşısında küçük düşürüldüğünü anlattı.''Pakistan amerikalıların Afganistan'a girmek için ihtiyaç duydukları bir kaputtu'' dedi. ''Biz gayemize hizmet ettik ve onlar artık tuvalete atılabileceğimizi düşündüler''.Eski kaput bir kere daha kullanılmak üzere tekrar tutuluyor, ama işleyecek mi? Yeni 'Terörizme karşı koalisyon'un Pakistan ordusunun yardımına ihtiyacı var ancak general Pervez Müşerref son derece dikkatli olmak zorunda.Washington'a ters bir taahhüt Pakistan'ı bir sivil savaşa götürebilir ve silahlı kuvvetleri bölebilir. Geride birakilan son yirmi yılda çok önemli seyler değişti ama tarihin ironileri çopğalmaya devam ediyor.. Pakistan kendi içinde bile islamizm gücünü halkın desteğinden değil devlet himayesinden alıyor.Dinsel esasların üstünlüğü, eski bir askeri dictatör olan ve 11 yıllık diktatörlüğü boyunca Washington ve Londra'dan oldukça sıkı bir destek alan general Muhammed Ziya ul-Hak'ın mirası. Onun yönetimi boyunca (1977-88) Suudi rejim tarafından finanse edilen bir medrese(dini yatılı okul) şebekesi kuruldu. Daha sonra Afganistan'a mücahit olarak savaşa gönderilen çocuklara bütün şüphelerini akıllarından çıkarmaları öğretildi. Tek gerçek ilahi gerçektir. İmama baş kaldıran birisi Allah'a baş kaldırmış demektir. Medreselerin tek bir amacı vardır: tatsız bir islami kozmopolit adına ırksızlaştırılmış bağnazların üretimi. İlk okuma kitaplarının öğrettiğine göre Urdu harfi olan Jeem Cihat, Tay Top, Kaaf Kalaşnikof ve Khay Kan anlamına geliyordu. 2500 medrese dini liderleri tarafından talep edildiğinde inançları için ölmeye ve öldürmeye hazır 225,000 kişilik bir fanatik grubu üretti. Pakistan ordusu tarafından sınırın bir yanından diğer yanına gönderilen bu insanlar kendilerine gerçek müslüman olmadıkları söylenen diğer müslümanlara karşı savaşın içine atılmış. Taliban inancı Suudi Arabistan'ı yöneten Wahhabi tarikatından esinlenilen aşırı yobaz bir inanç. Afgan mollaları bölücülükleri ve Qom'daki Shiite ilahiyatçıları da peygamberin itibarını zedeledikleri için Kaire'deki Al-Azhar'da sünni rahipler tarafından kınandı. Fakat Taliban Kabil'i kendi dini çabalarıyla ele geçiremedi. Eğer İslamabad fişlerini çekmeye karar verirse Taliban olduğu yerden, ciddi problemlerle de olsa,gönderilebilecek.Kabil'deki zafer Pakistan ordusunun yegane zaferi sayılıyor. ABD'nin eski devlet bakanı Zbigniew Brzezinski bugüne kadar dikkafalı ve girişken olarak kaldı.Biraz rahatsız şekilde ''küresel tarihe göre hangisi daha önemliydi?'' diye soruyor. ''Taliban mı yoksa Sovyet imparatorluğunun çöküşü mü? Birkaç heyecanlı müslüman mı yoksa Orta Avrupa'nın liberasyonu ve soğuk savaşın bitmesi mi?''Eğer Hollywood kuralları yeni düşmana karşı kısa ve etkili bir savaşı zorunlu kılıyorsa, Amerikan Sezar'ı için en iyisi Pakistan halkı üstünde ısrarlı olmamaktır. Sonuçlar korkunç olabilir: Daha acı ve bireysel terorizmi daha fazla destekleyen acımasız ve gaddar bir sivil savaş.. Islamabad Afganistan'a bir askeri seferi engellemek için herşeyi yapacaktır.. Mesela; Kabil, Bagram ve diğer merkezlerde pakistanlı askerler, pilot ve subaylar mevcut. Bu sefer ne emredecekler? , ve askerler onlara itaat edecek mi? Büyük ihtimalle Usame bin Ladin davanın çıkarları için gözden çıkarılacak ve bedeni ölü ya da diri Washington'daki eski işverenlerin karşısına çıkarılacak. Peki ama bu yeterli olacak mı?Sadece siyasi bir çözüm gerçek çözüm olabilir. Hoşnutsuzluğun yarattığı sebepleri yok etmek gerekiyor. Fanatizmi besleyen şey umutsuzluktur ve bu da Washington'un Orta Asya ve diğer yerlerde izlediği politikanın sonucudur.Washington rejiminin sadık köşe yazarları ve saray adamları arasında bir sembol olan ortodoks ahlakı uyarınca Tony Blair'in dış ilişkiler kişisel yardımcısı eski diplomat Robert Cooper'ın açıkça söylediği gibi, ''Çifte standart fikrine alışmamız lazım''. Bu özdeyişin altındaki anlam ise : Düşmanlarımızın suçlarını cezalandıracağızz, müttefiklerimizin suçlarını ödüllendireceğiz. Bu hiç cezalandırılmayacaklarını düşünmekten daha iyi değil mi?Cevabı basit: Bu satırların arkasındaki 'cezalandırma' suçluluğu azaltmıyor ama suç sahiplerini besliyor. Körfez ve Balkan Savaşları benzer olaylardan ders alınması gereken seçilmiş uyanıklık örnekleriydi. İsrail BM'in önergelerine cezalandırılma korkusu olmadan karşı gelebilir, Hindistan Keşmir'e zorbalık yapabilir, Rusya Grozni'yi yok edebilir, ama cezalandırılan Irak, acı çekmeye devam eden pakistanlılar olur. Cooper şöyle devam ediyor: "Postmodern devletlere bir tavsiye: premodern içindeki müdahaleler hayatın gerçekleri olacaktır. Bu müdahaleler problemlerin çözüm olmayabilir ama vicdanı rahatlatacaktır. Sadece bu sebeple de daha kötü Kabul edilemez". Bunu New York ve Washington'da ölümden dönenlere anlatmayı deneyin. ABD kendini çılgınca cezalandırıyor. İdeologlar bundan medeniyete bir saldırı olarak bahsediyor, fakat ne tür bir medeniyet kana kanla intikam almayı düşünebilir? Son altmış yıldan fazla süredir ABD demokratik liderleri devirdi, üç kıtada ülkeler bombaladı ve Japon sivillere karşı nükleer silahlar kullandı, ama kendi şehirlerinin saldırı altında olmasının nasıl bir şey olduğunu hiç bilmedi. Şimdi biliyorlar. Saldırının kurbanlarına ve akrabalarına biz de tıpkı Amerika'nın kurban ettiği insanlara ilettiği gibi, en derin üzüntümüzü iletebiliriz. Ama bir Amerikalının hayatının bir yugoslavdan, bir vietnamlıdan, bir koreliden, bir Japondan, bir Filistinliden daha değerli olduğu asla kabul edilemez.Çeviren : Özlem Taşkent Metnin Orijinali: http://www.thenation.com/doc.mhtml?i=special&s=ali_wtc_20010917