Paranın Ruhu

-
Aa
+
a
a
a

Big Picture TV'nin izniyle, 21 Mart Salı günü Açık Radyo'da yayınlanmıştır:

Lynne Twist Big Picture TV ile paranın etrafındaki mitler ve yalanlar hakkında söyleşiyor

Londra, İngiltere

21 Mayıs 2004

 

Para, binlerce yıldır yanlış anlaşılıyor  ve kötüleniyor. 3500 yıl önce, para  malların ve kaynakların paylaşımını kolaylaştırmak için icat edilmişti. Asıl amaç buydu ancak bugün geldiğimiz nokta bunun çok ötesinde. Artık parayı birbirimizi sınıflandırmak ve fethetmek için kullanıyoruz. Biz insanlar semtlerle sınıflandırılmış durumdayız. "Fakir" ve "zengin", "gelişmiş ülke" ve "gelişmekte olan ülke" gibi etiketlerimiz var.

 

Parayı bir araçtan ziyade amaç haline getirdik. Ona, insan hayatından, doğal dünyadan, hatta Tanrı'dan bile daha fazla önem verdik. Ona gerçekte olduğundan öte, çok büyük bir anlam atfettik. Para, gerçekte yalnızca bir değişim aracıdır. Para, bizim icat ettiğimiz bir şey olmasına rağmen,artık tamamen onun esareti  altındayız.  Pek çok insan paranın etrafında ıstırap içinde yaşıyor. Yalnızca iki yakasını bir araya getirmeye çalışan insanlar değil, zenginler de ıstırap içinde yaşıyor çünkü ellerindeki parayı kaybetme korkusuyla mücadele ediyorlar. Hepimiz hayal kırıklığına uğramış ve parayla ilgili bu karmaşada yolumuzu kaybetmiş durumdayız. Çünkü parayla olan ilişkimiz tamamıyla ahlak dışı ve uygunsuz. Ona her şeyden daha fazla önem verdik ve bunun doğru olmadığını da biliyoruz.

 

Parayla ilgili olarak uydurduğumuz tüm yalanlar aslında bir takım şuursuz inançlardan kaynaklanıyor. Her şeyin içine sızan o yalana ben "kıtlık yalanı" diyorum. Kıtlık, bizim dünyayı algılayış biçimimizi yansıtıyor. Dünyaya bu şuursuz, sorgulanmamış bakış açısıyla bakıyoruz. Bu bakış açısı, üç zehirli mitten oluşuyor. Birinci mit, her şeyin yetersiz olduğudur. Biz, bir şeyi ele alıp daha sonra onun yeterli olup olmadığına karar vermiyoruz. Tam tersine olaya böyle bir inanç sistemiyle yaklaşıyoruz – yeterince zaman yok, yeterince para yok, yeterince sevgi yok, yeterince seks yok, yeterince hafta sonu yok, yeterince iş günü yok, bir günde yeterince saat yok, bir gecede yeterince saat yok, yeterince uyku yok. Bunun sonu yok! Biz her şeyin yetersiz olduğuna inandığımız bir inanç denizinde yaşıyoruz ve bu düşüncemizi de her gün yeniden sağlamlaştırıyoruz. Halkla ilişkiler ve reklam sektörü de, ki onlar işlerini çok iyi yaparlar, bizim  bu inançlarımızı sağlamlaştırarak derinleştiriyor. Sahip olduğumuzdan daha fazlasına sahip olmamız gerektiği fikri bize sürekli olarak aşılanıyor – daha fazla giysi, daha büyük bir ev, daha fazla şu, daha fazla bu, her şey. Yani,  kıtlık yalanıyla ilgili birinci zehirli mit bu :"yeterince yok, bu yeterli değil, elimizde yeteri kadarı yok, bende yeterince yok" Sonunda bu düşünce bizim bilinçaltımıza yerleşiyor ve şunu düşünmeye başlıyorsunuz "Ben yeterli değilim". Böylece, kendi iç zenginliğinin farkında olmadığı için dış dünyadaki her şeyi ele geçirmeye çalışan eksik bir insan haline gelmeye başlıyorsunuz.

 

Kıtlık yalanıyla ilgili ikinci yalan da "bundan yeterince yok". Mantık olarak ikinci zehir,"fazlası iyidir" olmalıydı. Her şeyin fazlası! Bu tamamen mantık dışı, çünkü hepimiz kullanabileceğimizden fazla eşyaya sahibiz. Aslında insanlar ihtiyaç fazlası eşyalarını kiliseye veya bitpazarına götürebilecekleri uygun zamanları kolluyorlar. Buna rağmen daha fazla eşya satın almak için yeterli zamanı bulabiliyorlar! Bu tamamen mantık dışı. İster milyoner olun, ister olmayın,  "fazlası iyidir" kültürü sizi yakalıyor. Sürekli olarak, daha fazlasına sahip olmanız gerektiği size TV reklamlarıyla, filmlerle, dergilerle, bill boardlarla öğretiliyor. Bu da ikinci zehirli mit.

 

"Böyle gelmiş böyle gider". Üçüncü zehirli mit de bu. Üçünün içinde en zararlı olan da bu, çünkü ilk iki maddeyi sorgulamamıza da engel oluyor. Bizim yetersiz olduğumuzu, her şeyin fazlasının iyi olduğu bir dünyayı bize dayatıyor ve "böyle gelmiş, böyle gider" diyor. Bu da yaşadığımız bir koşullanmayı – kıtlık koşullanması- bize dayatıyor. Bundan kaçış yok çünkü bu teneffüs ettiğimiz hava gibi, içinde yüzdüğümüz su gibi bir şey. Ona daha fazla anlam ve iktidar yükledikçe ıstırabımız da o kadar artıyor. İhtiyacımız olmayan şeylere daha da bağımlı hale geliyoruz.  Vatandaş olmaktan çıkıp tüketim kültürünün içinde daha da fazla kayboluyoruz. Bizler artık yalnızca tüketiciyiz. Hepimiz, "daha fazla"  davulunun vuruşlarına doğru ilerliyoruz ve giderek daha fazla borcun altına giriyoruz.  Dünyadaki herkes borca giriyor. Ülkeler borçta, şehirler borçta, okullar borçta. Hesap açıklarıyla yaşıyoruz ve bir şekilde bunu kabul edilir ve meşru hale getirmeyi de başardık.

 

Ben, parayı "su"ya benzetmeyi seviyorum. Bu metafor, yaşama ve dünyaya farklı bir bakış açısıyla bakmaktan doğuyor. Mitolojiyi ve kıtlık yalanını bir kenara bırakıp, bugün yaşamakta olduğumuz tüketim kültüründen çok farklı bir şekilde, dünyaya yeniden bakmamız gerekiyor. Bu, hayat hakkında şaşırtıcı şeyler görmemizi sağlayacaktır. Hayat hakkında bu şaşırtıcı ve radikal gerçek, "yeterince şeye" sahip olduğumuzdur. Sağlıklı ve üretken bir hayat sürebilmek için herkese yetecek kadar şey var. Böyle bir açıklama yapmak neredeyse dine karşı açıklamalar yapmakla eşdeğer gibi görülüyor. Ancak gerçekten ihtiyaç duymadığınız şeyleri elde etmeye çalışmaktan vazgeçerseniz, elinizde olanlarla bir fark yaratabilirsiniz. Bunu yaparsanız ve bir fark yaratırsanız bu  enerji büyüyecektir. Başka bir deyişle "takdir edilen, takdir edecektir."

 

Bu bakış açısına bağlı olarak parayı çok farklı bir şekilde değerlendirmeye başlayabilirsiniz. Para, yaşamınızı devam ettirmek için sahip olmanız ve biriktirmeniz gereken bir şey değil. Bu, yalnızca "fazlası iyidir" veya " böyle gelmiş böyle gider" meselesi de değildir. Parayı, halka ait bir şey olarak görmeye başlıyorsunuz. Para, hepimizindir veya hiç birimizin değildir. Para, su gibi, yaşamın içinde akar; akar ve gider. Ne yaparsak yapalım sonuç budur. Para, bir yaşamın içinde onurla, saygıyla akıyorsa dünyaya fayda sağlar. Benzer şekilde, su dolaşırken temizler, bir şeylerin büyümesine yardımcı olur. Ancak, su kesilirse, onu tutanların elinde zehre dönüşür. Para da böyledir. Parayı elinizde tutmaya ya da korkuyla istiflemeye başlarsanız, o da zehirleyici bir şeye dönüşür. Dünyanın geri kalanıyla olan bağınız kopar. Alçakgönüllülükle ilgili o çok önemli bağlantıyı ve kişiliğinizi kaybetmeye  başlarsınız.

 

Ben, parayı suya benzetmeyi seviyorum. Paranın hepimizin yaşamında bir yeri olduğunu görüyorum. Kimileri için o taşkın bir nehir, kimileri için damla damla akan bir şey. Nereden gelirse gelsin, bir şekilde paraya sahip olan herkes, bence, ondan daha fazla yarar görecek diğerlerine para aktarmalıdır. Parayı harcamanın yolunu bulduğumuz gibi bunun da yolunu bulmalıyız. İşlerini sağlıklı bir şekilde yapan kurumları, satıcıları, insanları bulmalıyız.

Biriktirdiğimiz paraları da evsiz insanlara veya ihtiyacı olanlara yardım eden o harika topluluklara bağışlamalıyız. Ayrıca, topluma ve dünyaya direkt olarak nasıl katkı sağlayabileceğimizi de düşünmeliyiz. Ekonomik durumunuz ne olursa olsun hayırseverlik yapmanızı tavsiye ederim. Hayırseverlik, herkesin yapabileceği bir şeydir. Para, her yaşamın içinden akar ve dışarıya aktığında da, ki her zaman dışarıya akacaktır, korkularımızın ve arzularımızın etkisi altında akacağına,  taahhütlerimizi karşılayacak şekilde akmasını tavsiye ederim.

 

Parayı kullanma şeklimiz dünyayı iyi bir yer haline getirmek için kullanacağımız bir tutkal olabilir. Parayı, ruhunuzun arzularıyla örtüşecek şekilde kullanırsanız yaşamınız refaha ulaşır. Daha fazla paranız olduğu için değil, yaşamınıza giren para sizi ve dünyayı yenilediği için. Refaha giden yol hiçbir zaman "daha fazlası"ndan geçmez. "Daha fazla"sından geçen yol sizi daima eksikliğe sürükleyecek ve daha fazlasını talep etmenize yol açacaktır. Refaha ve doygunluğa giden yol ise gerçekten ihtiyaç duyduğunuz şeye sahip olduğunuzu bilmekte yatar.

 

Çeviren: Işıl Şimşek

Lynne Twist, küresel aktivist  Kişisel çabalarıyla Hunger Project gibi çeşitli organizasyonlar için 150 milyon dolar toplanmasını sağladı. "Paranın Ruhu" kitabının yazarı ve Paranın Ruhu Enstitüsü'nün kurucu başkanı