Oyuna Davet

Oyuna Davet

02 Şubat 2006

Eraslan Sağlam: Utkan Çınar, Saliha Yavuz, Özgün Çalışkan, Hakan Sakarya, Emre Bağdatoğlu, Deniz Demirtaş ve Sona Ertekin hoşgeldiniz. Sona uzun zaman sonra seni stüdyoda görmek çok güzel benim için, büyük bir meşguliyet içindesin bu nedenle zaten bu nedenle burada seni ağırlıyoruz: Açık Alan. Bence Açık Alan bence çok güzel bir alan olmuş, hepinizi tebrik ediyorum emeğinizden ötürü. Açık Alan'la birlikte Açık Radyo program yarışmasının ikincisi de düzenlenecek, çok az zaman kaldı başvurular için. Bunu konuşmak üzere buradayız, Sona ve geçen yıl yarışmayı kazanan ve aynı zamanda Açık Radyo'da program yapmaya başlayan ve artık programcı olan sizlerle birlikte. Önce Sona sözü sana vermek istiyorum, Açık Alan'ın geçmişini, hikayesini biraz anlatacak olursan neler söylersin? Nasıl başladı ve nasıl şu anda Açık Alan'a dönüştü bu hikaye?

 

Sona Ertekin: Aslında herşey geçen sene Açık Alan'dan önce Açık Radyo Gençlik Platformu ile başladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nden üç tane öğrenci bir bitirme tezi yapmak için Açık Radyo'ya geldiler, projelerini Açık Radyo ile ilgili olarak yapacaklardı. Biz de onlardan gençlerle bağlantı kuracak, Açık Radyo'nun gençlerle iletişimini sağlayacak ve sonuçta ileride Açık Radyo'da bayrağı devralacak insanlarla bizi tanıştıracak, kaynaştıracak bir proje istedik. Onlar da yarışma fikriyle ortaya çıktılar. Böylece ilk yarışmayı yaptık ve o sayede de şimdi bütün bu arkadaşlarımızla birlikteyiz.

 

Eraslan Sağlam: Size bir soru sormak istiyorum ve aslında hepinizden teker teker bunun yanıtını merak ediyorum. Burada mesele Açık Radyo'da olmanız ya da Açık Radyo'da bunu yapıyor olmanız değil; bir yıl önce program yapmıyordunuz, yaklaşık bir yıl sonra da program yapar hale geldiniz, bir radyo programı yapıyor olmanız sizde ne gibi değişikliklere yol açtı?

 

Özgün Çalışkan: "Leblebi'den Leb"e programını yapmıştık Hakan ve Emre ile beraber. Yine bahsedilen yarışmadan gelmiştik. Öncelikle ilk başta tabii radyo programı yapmak çok uzak bir şeydi, düşündüğümüz bir şey değildi ve olabileceğini düşündüğümüz. İlk başlarda tabii ki zorlandık ama bir alışma süreci oldu. Stüdyo ortamı zaten çok farklı ama alıştıktan sonra da bir o kadar heyecanlı, güzel, zevkli bir ortam. Bir de bizim programın kurgusundan dolayı bize kattığı çok fazla şey oldu, o çok önemli bir noktaydı bence.

 

Hakan Sakarya: Ben de Leblebi ekibinden birisiyim. Programın içeriği doğrultusunda ben kendimde şunu fark ettim, kendimi fark ettim, kendimi gördüm çünkü görüşlerimi dile getirdiğimde, pek çok insanın dinlediği bir programda dile getirdiğim ve insanlara hitap etmesi gerektiği için onların arkasında durmam gerektiğini ya da durmuyorsam neden durmadığımı fark etmem gerektiğini anladım. Dolayısıyla kendimi görünür kıldım bir şekilde, bu imkana sahip oldum herşeyden önce bir radyo programı yapımcısı olarak.

 

Emre Bağdatoğlu: Ben de son "Leblebi" olarak sözü devam ettirmek istiyorum. Aslında radyo programı yapmaya başlamadan önce de olan düşüncelerim vardı, mesela bir tanesi gereksiz tepkisellik ama sonuç olarak radyo programında bundan kaçmayıp bunu kusmaya karar verdik ve sonuç olarak bayağı bir tepkisel konuştuk, tepkisel konuşmamaya çalışmamıza rağmen bunu da fark ettik. Bana katkısı aslında bu oldu, tüm tepkiselliklerimle bir nevi yüzleştim ve bunları bir saat konuşunca inanın onlardan hafif tiksiniyorsunuz ve bu yüzden çok iyi oldu. Artık daha üretici düşüncelerim var ve tepkiselliklerimin hangilerinin salt tepkisellik olduğunu daha iyi anlıyorum. Onun dışında Hakan'ın girmediği duygusal boyuta girip şunu demek istiyorum, Açık Radyo benim için, program yapmaya başlamadan önce Türkiye'de gördüğüm yegâne olumlu şeydi ve hâlâ da öyle.

 

Hakan Sakarya: Ki Emre aynı zamanda sıkı bir nihilisttir.

 

Eraslan Sağlam: Hiç belli olmuyor!

 

Hakan Sakarya: Şu anda aslında Açık Alan da şaşırtıcı bir biçimde çok küçük bir kapalı alana hapis olmuş  durumda, bence burada inanılmaz bir enerji var.

 

Eraslan Sağlam: Deniz? Deniz aynı zamanda Açık Dergi'nin gönüllüsüydü.

 

 

Deniz Demirtaş: Merhabalar, benim program yarışmasına katılmaktaki amacım daha çok buradakilerle tanışmaktı. Çok da güzel oldu, daha sonra program yapmasam da gönüllü olarak çalışarak bir şekilde, şimdi de Açık Alan'la birlikte yola devam ediyoruz. Güzel, benim için burada geçirdiğim zamanlar çok güzel.

 

Eraslan Sağlam: En azından kişisel olarak sendeki değişimi gözlerinden görebiliyorum. Gönüllü olarak başladığında kızara, bozara, panik halde çalışırken şimdi artık kendi evindesin, daha sakinsin ve daha eğlenceli bir şey yaşıyorsun burada bizlerle birlikte.

 

Utkan Çınar: Ben Cumartesi günleri saat 14.00'te "Birinci Tekil Şahıs" adlı programı yapmaktayım halen. Bu programı yapmaktaki amacım, sevdiğim müzikler vardı ve onları insanlarla paylaşmak istiyordum ve Açık Radyo da bunun için en mantıklı yer olarak gelmişti bana. Bende neleri değiştirdi? Neleri dinlediğime çok daha dikkat etmeye başladım, onları nasıl dinlediğim, insanlarla nasıl paylaşacağıma çok daha dikkat etmeye başladım. Zannedersem beni daha iyi biri yapmıştır.

 

Saliha Yavuz: Merhaba, ben de Çarşamba günleri "Kulis Sesleri"ni yapıyorum. İlk önce Eraslan'a yardım olsun diye başladım aslında, "ben burada staj yapabilir miyim?" diye geldim. Sonra bana başka işler teklif ettiler, "sen, kültür-sanat haberlerini yap" dediler.

 

Eraslan Sağlam: Başka işler başıma yıktılar desene.

 

Saliha Yavuz: Yıktılar demeyelim tabii ki, onlardan da keyif alabilirdim belki ama ben tiyatroyla ilgili bir şey yapmak istediğim için söyledim. Eraslan'a destek olmaya geldim, sonra galiba biraz elinden kaptım galiba, böyle biraz çekiştirdim 'ben yapacağım' diye.

 

Eraslan Sağlam: Aman senin olsun, sen yaptığın için ben çok rahatım şu anda.

 

Saliha Yavuz: "Kulis Sesleri"nde tabii tiyatroyla ilgili olduğum için, her hafta oyun izliyor olmak bir kere bana çok şey katıyor. Bunun dışında Açık Alan'ın da buna dahil olması, yani radyoda yaptığım işe Açık Alan'ın da dahil olması ekstra bir şey kazandırdı. Bir sürü insan tanıdım bir kere, kendi yaşıtım, ortak şeyler paylaştığım insanlar tanıdım. Sonra onlarla fikir tartışmaya başladım, bu nokta önemliydi. Bir de ev kazandım galiba Açık Radyo'yla.

 

Eraslan Sağlam: Ezcümle radyoda program yapıyor olmak size iyi geldi galiba?

 

Sona Ertekin: Bir de Tankut var ama hasta olduğu için gelemedi, buradan onu da öpüyoruz.

 

Eraslan Sağlam: Peki Sona bu arkadaşları hangi slogan bir araya getirdi geçen yıl?

 

Sona Ertekin: "Haftada Bir Saat de Olsa Dünyayı Değiştir!"

 

Eraslan Sağlam: Bu sloganı sizler nasıl okudunuz ilk gördüğünüzde?

 

Emre Bağdatoğlu: Ben onun altındaki Açık Radyo yazısını okudum.

 

Saliha Yavuz: Şöyle bir şey vardı galiba, "bir saat de olsa dünyayı değiştir" derken böyle farklı bir şey yap, insanları dürtükleyen, rahatsız eden ama bir yandan da keyif veren, vs. "değiştiremezsin ama bir dene" gibi, gaz verici bir şey vardı bence.

 

Eraslan Sağlam: Mümkün olduğunu gösteriyordu aynı zamanda.

 

Saliha Yavuz: Evet, yani mümkün mü değil mi hala tartışılır belki ama o bir saatte değişmiş gibi hissettirecek bir şeydi.

 

Eraslan Sağlam: Geçen yıl kaç başvuru olmuştu?

 

Sona Ertekin: Geçen yıl yarışmaya toplam 11 üniversiteden 35 proje başvurdu ve projelerin bazıları da birkaç kişi tarafından yapıldığından toplam 45 kişi yarışmaya katıldı.

 

Eraslan Sağlam: "Açık Alan" dedik, bu nasıl bir alan, ya da hangi alanlarda açıklığıyla Açık Alan sizin için?

 

Özgün Çalışkan: Benim için Açık Alan aslında bir sosyal ortam ve nitelikli bir sosyal ortam olmasını amaçlıyorum kendi adıma ve muhtemelen hepimiz de bunu amaçlıyoruz zaten. Öncelikle bu çok önemli bir nokta bence, çünkü Açık Alan bir şeyler yapmak isteyen bir oluşum. Bu bir şeyleri de doğal, içten, enerjik, dinamik, değişken ve yer yer çelişik belki de bir şekilde yapmak isteyen bir oluşum.

 

Hakan Sakarya: Anahtar kelimelerin çoğunu kullandın!

 

Eraslan Sağlam: Sana ipucu vereyim: Sıkıntı.

 

Hakan Sakarya: Ben "kafa karışıklığı" diyeceğim, nitelik kaygısı tabii ki var, zaten alan olması itibariyle ifade edilebilecek bir yer, kendini ya da grubunun düşüncelerini, görüşlerini ifade edebileceğin bir alan. Yine aynı az önce söylediğim bağlamda, görünür kılınabilecek, kendini ve başkalarını hissedebileceğin ve sosyal bir ortamı paylaşabileceğin bir ortam. Üretmek kaygısı da güden, ama "üretmek bir taraftan da tüketimi besleyen bir şey" diye kafası da karışan, yer yer böyle sorular ve çelişkiler içerisine de giren bir alan bence.

 

Sona Ertekin: Şöyle rahat rahat açılalım diye alan yaptık işte!

 

Eraslan Sağlam: Peter Brugh aklıma geliyor "boş alan" da diyebilir miyiz Açık Alan'a?

 

Sona Ertekin: Diyebiliriz sanıyorum.

 

Emre Bağdatoğlu: Bence de aslında Açık Alan daha da genişleyebilecek bir şey, bence Açık Alan, Açık Radyo'nun fiziksel alanı ve aynen bu şekilde insanların projelerini paylaşabilecekleri bir alan olduğunu düşünüyorum. O yüzden aslında Açık Radyo Gençlik Platformu değil artık, Açık Alan. Yani yaş sınırlaması da koyuyoruz aslında, kaldırsak da yavaş yavaş fena olmayacak.

 

Hakan Sakarya: Evet!

 

Emre Bağdatoğlu: Sadece radyo programlarının değil, fiziksel programların olabileceği, paylaşılabileceği bir alan olması ideal hedefi. Mesela şu anda bir tane program var diye düşünebiliriz belki, yapacak bir şeye sadece bir proje gözüyle bakabiliriz ama bundan ibaret olmamasını da istiyoruz, aslında alt yapımızı da buna göre yaptık. Kaotik.

 

Deniz Demirtaş: Tamamen dışarıdan katılıma açık, isteyen herkesin gelip katılabileceği, değerli vakit geçirme alanı diyebiliriz ya da yaratıcı olarak zamanı iyi kullanarak, az zamanda çok şey paylaşıp belki...

 

Emre Bağdatoğlu: Ölü olmayan zaman.

 

Deniz Demirtaş: Evet, ölü olmayan zaman, yani aynı fikirde veya farklı fikirde insanların biraraya geldiği ama iyi anlaşabildiği bir yer yine de.

 

Utkan Çınar: Ben yine geçen senenin sloganından yola çıkarak söyleyeyim, dünyanın değişmesi gereken bir yer olduğunu dünüşen ve bunun için bir şeyler yapmak isteyen insanların buluşabileceği bir yer olmasını amaçlıyoruz diyeyim.

 

Eraslan Sağlam: Saliha, "yapacak bir şey"den bahseder misin lütfen?

 

Saliha Yavuz: "Yapacak bir şey", bizim Açık Alan web sitemizde de bir linkle belirttiğimiz bir bölüm. "Yapacak bir şey"e bir şey yazıyoruz ve bunu hep birlikte yapmaya davet ediyoruz insanları. Bu herhangi bir şey olabilir.

 

Eraslan Sağlam: Mesela?

 

Saliha Yavuz: Aslında net olarak sınırlandırmadık, bir konsere de gidilebilir "hadi şu saatte şuraya gidelim" diye.

 

Hakan Sakarya: Ama aktif olmak da istiyoruz.

 

Saliha Yavuz: Çok konuştuğumuz bir şey var, eğlenceli olabileceğini de düşündüğümüz. "Şu saatte şurada toplanıyoruz ve hepimizin yakasında elişi kağıtlarından yapımış kelebekler var" vs. gibi belki bir eylem. Bunun illa bir amacı, sebebi olması gerekmiyor, herhangi bir şey ama bir yere götürecek de bir şey.

 

Sona Ertekin: Aslında bu bir ihtiyaç temelde, onun teorisini de Emre'ye sormak lazım.

 

Hakan Sakarya: Evet, evet, sıkıntıdan çıkan bir şey zaten bu, bizim programımızda çıkmıştı aslında, programda bize yöneltildiğinde kendi içimizde, 3-5 maddeyi geçemedik, hepimiz bir şeyler sıralamayadık.

 

Emre Bağdatoğlu: Ne yapıyoruz? Gençlik adına program yapıyorduk zaten, daha da genelleyebiliriz belki, kafe, bar, sinema... başka? Hep seyircilik. Aynen öyle, onlar dışında bir boş zaman var ama bu boş zamanın da o kadar az ihtimalle değerlendiriliyor ki, genelde ölü zaman oluyor, yapacak bir şey, mesela konsere gitmek belki çok tercih edilmeyebilir çünkü orijinal bir şey değil, yapacak bir şeyin yeni bir şey olması gerekir sadece, bu kadar.

 

Saliha Yavuz: Mesela birlikte yaptığımız ilk şey fotoğraf... neyi demiştin sen ona?

 

Emre Bağdatoğlu: Teatisi.

 

Eraslan Sağlam: "Fotoğraf teatisi."

 

Saliha Yavuz: Herkes kendi fotoğraflarını getirdi, onları birbirimize gösterdik, sonra herkes seçtiği müzikleri çaldı, vs. böyle bir gün yaptık mesela.

 

Sona Ertekin: Çok güzel örnekler vardı aramızda da konuştuğumuz, terk edilmiş bir endüstriyel yapıda piknik yapmak gibi.

 

Hakan Sakarya: Müzik yapmak...

 

Sona Ertekin: Bunun sınırı yok.

 

Emre Bağdatoğlu: Mantığa hayır eylemi...

 

Sona Ertekin: Dinleyicilerimiz de acikalan.org sitesine girip eğer yapacak bir şey varsa akıllarında, bunu bize gönderirlerse...

 

Hakan Sakarya: Yıkacak bir şey de olabilir!..

 

Sona Ertekin: Yapacak, yıkacak şeylerini gönderirlerse biz de onları sitede yayınlamayı istiyoruz.

 

Emre Bağdatoğlu: Aynı zamanda bu "yapacak bir şey", yani sitedeki "yapacak bir şey"i ayrıca açıklamak istiyorum. Bu aslında bir veri bankası, "ne yapabilirim?"in veri bankası. "Kafe, bar, sinema dışında ne yapabilirim?"in toplanacağı bir veri bankası, sadece insanların görüşlerini açmak için yapılmış bir şey. Onun fiziksel olarak yapılması da gerekmiyor, surreel de olabilir.

 

Eraslan Sağlam: Çok güzel hemen faydacı mantığımı kullanıyorum ve bunu Açık Dergi için de kullanabiliriz tabii, direk Kent Takvimi'nin içine, oradan araklayıp kullanabilirim.

 

Sona Ertekin: Oooooo!

 

Eraslan Sağlam: Peki, Sona, bu yılki yarışmanın sloganı ne?

 

Sona Ertekin: "Oyuna Davet". Bütün bu bahsettiklerimizden anlaşılıyordur, biz bir yandan da burada bir oyun oynuyoruz gerçekten de ve bu oyuna başka oyun arkadaşları arıyoruz Açık Alan'a. Üç tane ipucu var, onları vermek istiyorum: Üzümü yesin bağını da sorsun, havaya girmesin havadar olsun, hem rahatlasın hem rahat batsın.

 

Eraslan Sağlam: Kriterler neler?

 

Sona Ertekin: Aslında geçen seneyle kriterlerimiz çok farklı değil, didaktik olmasın istiyoruz.

 

Hakan Sakarya: Aman!