Omuzumdaki El

Omuzumdaki El

20 Haziran 2011

 

Hayatta çok şey olabiliyor insan. İyi bir evlat, derslerinde başarılı öğrenci, oyunlarda atak, sporda başarısız biri olabiliyor. Resim ve müziğe meraklı ama yeteneksiz biri de olabiliyor. Sonra büyüyor mesleğinin ehli dağınık bir uzman, sorumluluk sahibi bir eş, kariyerli patron, sağlam arkadaş ve hatta can dost olabiliyor. Başka şeyler olmayı hayal edip çırpınıyor, olduğu şeyin en iyisi olmak uğruna kendini mutsuz ettiği bile oluyor. Herşey bir yana ben en çok baba olmaktan mutlu oldum.

 

Herkes gibi benim de geleceğe dönük hayallerim bir kısmı ütopik görünse de ulaşmayı düşlediğim roller vardı. Mademki dünyadaydım bunun bir anlamı olmalıydı. Bu anlamı bulmalı sorunu çözmeliydim. Bir şeyden çok olmak veya en iyisi olmak değildi amacım. Hepsinden biraz olmak da mutlu etmeye yeterdi. Öyle zirvelerde gözüm yoktu. Valla yoktu...

 

Ben en çok baba olmayı sevdim.

 

Baba olmayı sevdim derken öyle birilerinin bana “baba oldun” demesinden, çocuğumun bana baba diye seslenmesinden söz etmiyorum. Hayal ettiklerine ulaşmak için bazı rolleri ihmal etmek hatta vaçgeçmek zorunda kalmak veya idealleri için çırpınıp  sürüklenirken  seni hiç terk etmeden sabırla bekleyen herşeyden biraz içeren o vefakâr rolden, baba olmaktan söz ediyorum.

 

Beni mutlu edenin baba olmak olduğunu önceleri anlamamıştım. Kızım doğduğunda bana baba diyen yoktu. Hatta evdeki tahtım sarsılmış kendimi eve lojistik destek sağlayan bir dış unsur -sözgelimi bakkal çırağı- gibi hissettiğim günler bile olmuştu. Devamlı ağlayan ve hayat arkadaşın ile arana girip yüzüne bile bakmayan iletişimsiz çirkin bir şey hayatımı alt üst etmişti. Evde birşeylerin değişmiş olmasından, çalışma odamı yitirmekten  yakınsam da sebepsiz mutluluk duyuyordum. Ortada gizemini çözemediğim biri, bir anlam vardı ve ilk birkaç aydan sonra beni gözüyle takip etmeye bile başlamıştı. Pek becerikli  baba olduğum söylenmese ve bana çocuk emanet etme konusunda "birileri" hep çekinceli davransa da halimden mutluydum. Kendime güveniyordum, çabalayarak pek çok şey olabilirdim hayal ettiklerim de cabası. Ama ben en çok baba olmaktan mutluluk duydum.

 

Soğuk bir kış günü parkta salıncakta sallanıp eve döndüğümüzde kızım neşe içinde eliyle omzuma vurmuş, henüz konuşmaya başlamamış olsa da omzuma vuran eliyle bana olmak istediklerimden çok daha ötede bir sevgi mesajı vermişti. Ben de herkes gibi zor sorular soran, sorduğu sorulara yanıt aramak için okuyan öğrenen öğrendikleri ile mutlu olan ve hayatın anlamını kovalayanlardandım. Pek çok role bulansam da bu soru beni hep takip etti. Doğru soruyu arıyordum. Yanıt her zaman bulunamasa da bu soru sorulmalıydı.

 

Ta ki parkta torununu gezmeye getirmiş bir dede kendi hayatı ile ilgili soruların yanıtını çocuklarında ve torunlarında bulduğundan söz edene kadar. Hiç böyle düşünmemiştim. Aradığım soruyu bulamasam da aradığım yanıtın kızım olabileceğini hiç düşünmemiştim. Dahası ben de birilerinin sorusunun yanıtı olmalıydım. Kendimi bir soru veya bilinmez gibi görmek hoşuma gidiyormuş meğer. Aslında her insanın önceden sorulmuş soruların yanıtı olması fikri pek adil görünmüyordu. Herkesin kolay yoldan kendini yanıt sandığı bir dünyada soru olarak kalabilmek hayli yorucu olmalıydı. Yine de denemeye değerdi.

 

İşte bu yüzden en çok baba olmaktan mutluluk duydum. Soruları o sordu birlikte yanıtladık. Yanıtlayamadıklarımızı yeri gelince hatırlayıp tekrar sorduk. Sormaktan korkmadık. Kızım büyüdü sorular ve yanıtlar birbirine karıştı. Aradığım anlam olup boynuma sarıldı. Ben en çok baba olmaktan mutluluk duydum. Baba olunca her şeyden biraz oluveriyor insan. Aynı gün içinde yakın arkadaş hatta sırdaş, despot patron sonra aşçı yamağı, hatta evin sakarı komiği bile olabiliyorsun. Şekilden şekle girsen bile tuhaf bir mutluluk duyuyorsun. Baba olmanın kariyeri, rütbesi nedir bilemem, bu konuda yarışa girecek de değilim, ama yıllar önce omzumda hissettiğin o el ile başlayan ne ise, olmak istediğim herşeyden biraz olmamı sağladı.

 

Ben en çok baba olmaktan mutlu oldum.

 

Mehmet Uhri ( Ekin'in babası )