Nükleer Silahlanma Yarışı

Nükleer Silahlanma Yarışı

12 Temmuz 2005

Eski topraklardan gelen bir gezginle karşılaştım,

Dedi ki “Gövdesi olmayan iki büyük taştan ayak

Çölde bekler…Onların yanı başında, kumun üzerinde

Yarı batık, çatlak bir yüz yatar,Kaşları ve kırışık dudağı

Ve küçümseyerek bakan o mağrur çehresi

Heykeltıraşın bu tutkuları ne kadar iyi okuduğunu anlatır

 

 

Ken Coates: Russell’ı Galler’de, Plas Penrhyn’deki güzel evinde, ilk ziyaret edişimi hatırlıyorum. Yaptığı ilk şey beni kolumdan tutup kendi yaptığı ahşap bir merdivenin üzerine çıkartarak camdan dışarıya, nehrin öte yanına, Shelley’in evine baktırmak olmuştu. Şair’in yaşadığı yeri göstermekten büyük gurur duyardı. Şimdilerde sürekli Shelley hakkında düşünüyorum; çünkü Shelley o küçücük şiiri Ozymandias’la bize, “full spectrum dominance” yani mutlak kudret doktrini denen yeni ABD stratejisine yanıtı vermiş bile. Ozymandias ikinci Ramses’ti, çok gaddar bir Mısır firavunuydu ve Shelley çölde parçalanarak tahrip olmuş heykelinin bulunuşunu ve geride kalmış kaidenin üstünde şu sözlerin kazılı olduğunu anlatır:

 

"Benim Adım Ozymandias. Kralların kralıSen, ey yüce varlık şu eserlerime bak ve hasetinden çatla"

 

Coates: "Benim Adım Ozymandias. Kralların kralıSen, ey yüce varlık şu eserlerime bak ve hasetinden çatla"

 

 

“Geriye hiçbir şey kalmamış; o devasa enkazın yıkıntısının etrafında,

sınırsız ve bomboş çölün yalnız kumları ufka doğru uzanıyor. ”

 

 

 

Coates: Sanırım bu, gücün olağan yok oluşudur. Güç ve kudret, evrimdeki çıkmaz sokaktır.

 

Anlatıcı: Shelley’in şiiri bu günlerde bir çok kez tekrarlandı. Hem devrilen Saddam rejimini, hem de Amerikan Başkanı George W. Bush’u tanımlamak için... Kitle imha silahları konusunda çatıştılar. Irak, uluslararası anlaşmalara rağmen kitle imha silahlarına sahip olmakla suçlandı; Amerika’nın bu silahlardan oluşan cephaneliği ise duruyor ve yine uluslararası anlaşmalara rağmen hâlâ büyümeye devam ediyor. İngiliz düşünür Bertrand Russell 50 yıl önce nükleer silahların yayılmasının tehlikesi konusunda dünyayı uyaran ilk kişi olmuştu.

 

nükleer patlama sesi

 

50 yıl önce sadece bir avuç erkek ve kadın bir nükleer silahlanma yarışının sonuçlarını görebiliyordu. Atom bombası korkunç yıkıcı sonuçlar vererek Japonya’da kullanıldı ve Amerikalılar 1954’te ilk hidrojen bombasını patlattılar, böyle bir bombanın yıkıcı gücü birçok insanın hayal edebileceğinin ötesindedir. Bertrand Russell tehlikeyi açıkça görmüş ve uyarmaya karar vermişti.

 

Coates: Atom bombasının korkunç bir şey olduğunu düşünüyordu ama insanlığı tehdit edebileceğini tahmin etmiyordu. Ancak bilim deneyiminden dolayı, hidrojen bombasının nitelik itibariyle tamamen farklı olduğunu ve insanlığı kesinlikle tehdit ettiğini biliyordu. Bildiğiniz gibi ilk hidrojen bombasını Birleşik Devletler patlattı ve çok kısa bir süre sonra Ruslar kendi prototipleriyle onu takip ettiler, hem de Batı’daki bir çok askeri uzmanın tahmin ettiğinden çok daha kısa bir sürede. Ama daha o zamandan, ilk bomba Russell’a ikincisinin yolda olduğunu ve bu silahların uzun süreli yayılımının kaçınılmaz olduğunu anlatmaya yetmişti. Ve Russell iki veya daha fazla ülkenin kullanma olasılığı bulunarak hidrojen bombası geliştirmesinin insanlığı büyük tehlikeye atacağını düşünüyordu. Öyleyse yaklaşan tehlikeye karşı kamuoyunu harekete geçirmek için bir şeyler yapılmalıydı.

 

5:47-7:25: Eisenhower’ın bir konuşması: “Bugün, Birleşik Devletler’in elinde bulunan, miktarı her geçen gün artan atom silahları stoku İkinci Dünya Savaşı’nın tümünde kullanılan her türlü bomba ve merminin toplamını defalarca  geçecek düzeye erişmiştir. Boyut ve çeşitlilik açısından atom silahlarındaki gelişme de dikkate değer ölçüdedir. Gelişim öyle bir seviyeye erişmiştir ki atom silahları silahlı kuvvetlerimiz içerisinde konvansiyonel bir konum kazanmıştır. Ancak bu dehşet verici sır, atomik gücün korku verici itici gücü, sadece bize ait değil. Birleşik Devletler’in bir zamanlar atom silahları tekeli olduysa bile bu tekel birkaç yıl önce son buldu. Özgür dünya doğal olarak büyük bir uyarı ve savunma sistemleri programı başlattı. Bu program hızlandırılacak ve genişletilecek. Ancak hiç kimse silahlara ve savunma sistemlerine yatırılan bu büyük meblağnın hiç bir ulusun mutlak güvenliğini garanti edemeyeceğini aklından çıkarmasın.”

 

Coates: Russell’in deneyiminde filizlenen ikinci bir görüş daha vardı - dünya hükümeti görüşü. Ve nükleer silahları uluslararası otoritenin mutlak gerekçesi ve gerekliliği olarak görüyordu. Bir zamanlar Amerikalıların bu otoriteyi sağlayabileceğini düşünmüştü. ABD hükumetinin kendi ülkesinde ve dışarıda giriştiği bir dizi eylem nedeniyle bu yanılsamaya kapılmıştı, ancak uluslarüstü bir otoritenin bulunması ve nükleer silahların ulusal hükümetlerin elinde bulunmaması gerektiği fikrinden asla vazgeçmedi. Russell kendi zamanının çok önündeydi ve bugün bile bu görüş genel bir kabul görmemiştir. Birleşmiş Milletler’de bunu daha mümkün kılabilecek reform yapılmasını önermek için çok uğraştım ancak bugün bile bu fikir, ulus devletlerin kabul edebileceğinin çok ilerisinde.

 

Anlatıcı: Ve Russell’in zamanında Soğuk Savaş bütün hızıyla sürüyordu. Bu  esnada dünyayı nükleer tehdit konusunda uyarma fikri başka bir grup tarafından üstlenildi, bu sefer bir grup bilim insanı tarafından. Polonyalı fizikçi Joseph Rotblat bunlardan biriydi. Los Alamos, New Mexico’da ilk atom bombasının üretilmesinde 1944’e kadar çalıştı. Manhattan Projesi diye adlandırılan projeden ahlaki nedenlerle istifa eden tek bilim adamıdır. Fikri, Doğu’dan ve Batı’dan bilim insanlarını bir araya getirmekti.

 

Rotblat:  Soğuk Savaş başlamıştı, Demir Perde vardı, iletişim kurmak çok zordu. Ancak bu esnada inisiyatif İngiliz filozof Bertrand Russell tarafından üstlenilmişti ve ben de onunla 1954’te irtibata geçtim. Evet, gerçekten tarihin işleyişi bir garip. Hiroşima’dan sonra 1945’te nükleer silahlarla bir işimin kalmadığına karar vermiştim. Araştırma alanımı tamamen değiştirdim ve tıbbi araştırmalara başladım, özellikle nükleer bilim alanındaki bilgi birikimimi kanser tedavisinde uygulamaya çalışıyordum. Fakat bu esnada radyasyonun etkileriyle ilgilenmeye başladım -radyasyon neden kanseri öldürüyor? Normal hücreleri öldürmesini nasıl engelleyebilirim?– Bildiklerimi esas alarak nükleer testlerin sağlığa zararlı olabileceği fikrine çok erken vardım ve bir çok insan buna inanmadı. Bunun bir tehlike olduğunu söylediğimde bilim toplumunun asisi olarak görülüyordum ve Bertrand Russell benim görüşlerimi biliyordu. Kendisi bir bilim insanı olmamasına rağmen bilim insanlarına bu konuda büyük görev düştüğüne inanıyordu ve tüm bunların tehlikesini dünyaya anlatacak, mümkün olabilirse, Demir Perde’nin her iki yakasından, bilim insanlarını bir araya getirmenin faydalı olabileceği sonucuna varmıştı.

 

Coates: Esas olarak Nobel Ödülü kazanmış kişileri seçmişti, başlangıçta imza atan altı kişinin sadece ikisinin Nobel Ödülü yoktu ama onlar da çok büyük şöhrete sahiplerdi ve Russell doğal olarak ilk önce alanındaki üstünlüğünden ve yanıt vereceğine dair güveninden dolayı Einstein’a gitti. Bildiğiniz gibi bununla ilgili ilginç bir hikâye vardır.

 

Rotblat: Tarih 18 Nisan 1955’di. Bertrand Russell Roma’dan Paris’e uçarken kaptan pilot Albert Einstein’in öldüğünü bildiren haberi anons eder. Russell bu haberi duyduğunda neredeyse yıkılır, çünkü Einstein'in imzası olmadan tüm projenin çökeceğini düşünmektedir. Ama Paris'te oteline vardığında onu Londra’dan gönderilmiş bir mektup beklemektedir; Albert Einstein, imzaladığı bildiriyle birlikte bir mektup yollamıştır. Ve bu Einstein’in en son yaptıklarından biridir. İşte bu sebeple belgenin adı Russell-Einstein Manifestosu olarak anılmaya başlandı. Ve Russell bir kaç kişiden daha imzalamalarını istedi ve sonuç olarak 11 kişi imzaladı ve Temmuz 1955'te, Londra, Caxton Hall'da özel bir basın toplantısıyla ilan edildi. İmzalayanlar içerisinde en genç olan bendim. İşte bu nedenle şu anda hâlâ hayatta olan sadece benim! ç olan bendim. İşte bu ebu eildi. İmzalayankarTüm organizasyona dahil oldum. Russell, insanların bu olaya ilgili göstereceği konusunda karamsardı; bu sebeple “tamam basın toplantısını Caxton Hall'da yapalım, ama en küçük salonu tutalım ki boş gözükmesin” demişti. Fakat hafta boyunca gösterilen ilgili arttığından bir büyük salonu tutmaya karar verdik ve en sonunda da en büyük salonu tuttuk, salon dünyanın her yerinden gelen basın mensuplarıyla dolup taşmıştı.

 

13:16:14:16: Bertrand Russell’in konuşma kaydı: “İnsanlığın karşı karşıya kaldığı bu trajik durumda, bilim insanlarının kitle imha silahlarının geliştirilmesi sonucunda ortaya çıkan tehlikeleri değerlendirmek üzere bir konferansta bir araya gelmesi ve ekteki taslağın ruhuna uygun bir kararı tartışması gerektiğini düşündük.

Biz burada bugün; o veya bu ulusun, kıtanın veya inancın üyeleri olarak değil, birer insan olarak, varlığının devamı şüpheye düşen İnsan türünün üyeleri olarak konuşuyoruz. Dünya çatışmalarla dolu ve tüm küçük çatışmaların üzerinde komünizm ile komünizm karşıtları arasındaki o büyük mücadele var. Siyasi bir bilinci olan neredeyse herkes bu konuların biri veya daha fazlası hakkında kuvvetli fikirlere sahiptir; ancak sizden, yapabilirseniz şayet, söz konusu düşünceleri bir kenara koyup kendinizi dikkate değer bir geçmişi bulunan ve yok oluşunu hiç birimizin arzu etmeyeceği bir biyolojik türün üyeleri olarak düşünmenizi istiyoruz.

 

Coates: O zaman benim de aralarında bulunduğum gençlere şaşırtıcı hızda geçen “elektrikli” bir mesajdı ve benim neslim kendisini, savaşların ne olduğu ve politikanın yürütülme şekli konusunda, eski fikirlere sahip, çok üst düzey ve çok akıllı insanlarla tartışırken buldu. Russell’in meydan okuyuşuyla hem korkutucu hem de ilham verici bir yol açtığını hissettik. Dünyayı farklı kılmak için bir şey yapılmalıydı, çünkü devraldığımız alışkanlıklarla aynı şekilde yaşamaya devam edemezdik.

 

Anlatıcı: Russell bu manifestoyu bir ulusun, kıtanın veya inancın mensubu olarak değil; insanlığın üyesi olarak yazdığını söylüyor, bugün biz küresel kültürden ve küresel toplumdan çok kolay bahsedebiliyoru; fakat bu o zaman için olağandışı biri duygu muydu?

 

Coates: Sanırım öyleydi. İnsanların kendilerini, insanlığın bir parçası olarak görebilmeleri çok kolay değildi. Düşünün, aynı zamanda berbat bir yatırım olan tüm bu korkunç silahları doğuran dünya nasıldı? Milyonlarca ve milyonlarca dolar tutarında, ve bu demek ki, ülkeler ulusal gelirlerinin çok büyük bir kısmını askeri amaçlar için ayırıyorlar. Bu, insanoğlunun pek çok sorunu hakkında düşünmeye yardımcı olacak bir bakış açısı değildir. Sanırım Russell bizim gelişimimize sessiz bir katkı yaptı, düşünceleri bulaşıcıydı ve yıllar geçtikçe, şu anda savundukları fikrin çıkış noktası hakkında fikirleri olmayan insanlara kadar yayıldı.

 

Rotblat: Manifesto, kamuoyuna, “Burada yeni bir durum var. Kendimizi korkunç yıkıcı gücü olan nükleer silahların üretildiği ve kullanıma hazırlandığı bir silahlanma yarışında bulduk” dedi, bu silahlar kullanılırsa neler olabileceğini açıkladı. Ve şöyle dedi: “şimdi size sunacağımız soru kesin ve kaçınılamazdır. İnsan ırkına son mu vereceğiz, yoksa insanoğlu savaştan vazgeçecek mi?” Başka bir deyişle seçenekler sunulmuştu – sadece nükleer silahlardan değil bütün savaşlardan vazgeçme seçeneği. Çünkü nükleer silahlardan kurtulmayı başarsak bile, en yakın tehdit oldukları için bu çok önemli; insanlığın hafızasından silahların nasıl yapılacağının bilgisini silemeyeceğiniz için, gelecekte tekrar yapılabilmeleri olasılığından dolayı insanlığın geleceğini garanti edemezsiniz. İnsan ırkının sonunun gelmemesi için bu silahların kullanılmayacağını garanti etmenin tek yolu, savaşmaktan vazgeçmektir. Bu, bugün bile geçerliliğini koruyan asıl mesajdır.

 

Coates: Dinlemesi olasılığı olan bir insan grubu önemli askeri liderlerdir çünkü bazı doğrudan deneyimleri ve bilgileri vardır. Ancak, aydınlar sınıfının oldukça büyük bir kısmı bu mesajları benimsemekte yavaş davranıyorlar, çünkü hiçbir doğrudan deneyimleri olmadığı için savaşların olmasının ve başlayıp bitmesinin ve hayatın devam etmesinin normal olduğunu düşünüyorlar. Ve gelecekteki savaşların bu korku verici sona sahip olacağı fikrinin kavranılması son derece zor bir adımdır. İnsanoğlunun böyle bir savaşta yok olabileceği fikrine karşı ciddi direnç olduğunu düşünüyorum. Birçok fikrin bir araya getirilmesi gerekiyor ve Russell’in yaptığı şeylerden biri sadece büyük miktarlarda patlayıcıya sahip olduğunuzda ve büyük şehirleri ve bölgeleri yok ettiğinizde ne olduğunu değil, çevreye etkilerini, radyoaktif yayılmayı, dünyanın, havanın, suyun ve atmosferin zehirlenmesinin sonuçlarını göstermek üzere gelişen bir tartışmayı başlatmaktı. Nükleer savaşın bu sonuçları insanlar tarafından bilinmiyordu.

 

Rotblat: Kamuoyuna açıklama yapmanın önemli olduğuna inanıyorduk ancak tepkinin ne olacağını bilmiyorduk. Russell konferanstan sonra bile, bu konunun kabul görüp görmeyeceğinden emin değildi. Sonuç hakkında kötümserdi. Tepkiyi görünce hepimiz çok şaşırdık – tüm dünyada kabul gördü ve sadece bilim insanlarından değil, birçok sıradan insandan bile birçok mektup geldi.

 

20:33-21:03: Russell devam ediyor: “Yeni bir şekilde düşünmeyi öğrenmemiz lazım. Kendimize, hangi grubu tercih edersek edelim askeri zaferi sağlayacak hangi adımların atılması gerektiğini değil tarafların tümü için yıkıcı olabilecek bir askeri mücadeleyi önlemek için hangi adımların atılması gerektiğini sormayı öğrenmek zorundayız.

 

Coates: Son derece şaşırtıcı bir şekilde hâlâ elimiz kolumuz bağlı vaziyetteyiz. Russell silah gücündeki bu büyük değişime işaret ediyordu. O zamandan beri silah gücünde korkutucu başka değişimler gerçekleşti. Ama bunu yeni nesillere anlatacak Russell'lar çıkmadı. Tabii ki tariflerin ötesinde değişen diğer şey ise dünyadaki iktidar mücadelesiydi. Russell'ın ömrü boyunca Soğuk Savaş dönemiyle belirlenmiş, çift kutuplu bir dünya vardı; bir yanda Birleşik Devletler ve müttefikleri diğer yanda Rusya ve müttefikleri arasındaki dengesizlik.

 

Rotblat: O devirlerde bir kaç sefer uygarlığın sonuna, gerçekten, ama gerçekten çok yaklaştık. Şimdi bu tehlike Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle belli bir ölçüde azaldı. Bunun benim ön göremediğim önemli bir sonucu oldu; kamuoyu Soğuk Savaş’ın sona ermesinin nükleer tehdidin de sonu olduğuna inanmaya başladı. “Bu konuda artık endişelenmemiz gerekmiyor.” Ve bu durumdan Birleşik Devletler’deki bir grup ödün vermeyen kimse, şahinler faydalandı. Uzun zamandır bunun üzerinde ve farklı bir yaklaşım için çalışıyorlar. Uzun Soğuk Savaş yılları boyunca nükleer silahların, her şeyin tükenmesi durumda kullanılacak en son silah tercihi olacağını düşündük. Ve bu tamamen değişti. Bush’un nükleer politikasında, Ocak 2002 tarihli Nükleer Tutum Raporları’nda, nükleer silahlara askeri cephanelikte diğer herhangi bir silah gibi davranılacağı beyan edildi. Başka bir deyişle, bir savaş durumunda nükleer silahların da dahil olduğu bütün silahları kullanabileceksiniz. Bu çok büyük bir değişiklik. İnsanlar bunun ne kadar dramatik bir değişiklik olduğunun farkında değil. Ve dahası bu politikayı takip eden Amerikalılar özel amaçlar için ihtiyaç duydukları yeni silahlar geliştiriyorlar. Yeni silahlar üretiyorlarsa bunların test edilmesi gerek. Amerikalıların da imzaladığı, ancak onaylamadığı bir moratoryum var ve şimdi bunu ihlal ediyorlar. Bunları test edecekler. Yeni bir nükleer silahlanma yarışı başlatacaklar ve bu beni endişelendiriyor. Mevcut durumun tüm sürece göre çok daha tehlikeli olduğunu düşünmemin sebebi bu.

 

Coates: Silahlanma yarışı sona ermedi, sadece dönüştü ve dünyanın üzerinde Birleşik Devletlerle boy ölçüşebilecek başka bir güç yok, dünyadaki kendinden sonra gelen 27 ülkenin toplam askeri gücünden fazla bir güce sahipler. Eğer hepsi bu olsa belki bununla yaşamaya devam edebilirsiniz; ancak hepsi bu değil. Amerikalılar bu büyük askeri kapasiteyle birlikte, bir düşünce, çok endişe verici bir düşünce geliştirdiler. Resmi askeri bir doktrin olan askeri doktrinleri: "mutlak hakimiyet” yani karada, havada ve uzayda ve ayrıca enformasyon dünyasında tüm kararlara hükmetmek. Bu oldukça yıldırıcı ve korkutucu bir gündem. Hakimiyet zaten sağlıklı bir güdü değildir, her şeye hakim olma fikri ise, insanların gurur duyacağı değil, utanacağı bir şey olmalıdır. İnsanlığı başka bir yüzyıla taşıyacak olan işbirliğidir, hegemonya değil.

 

25:24-25:37: Russell devam ediyor:”Önümüzde, seçmemiz durumunda, mutluluk, bilim ve ilimde sürekli gelişim yatıyor. Kavgalarımızı unutamadığımız için bunun yerine ölümü mü seçeceğiz?

 

Coates: Russell, Amerika ve Rusya arasındaki çatışmanın dünyayı yaşanmaz bir yere çevirecek hidrojen bombalarını patlatabileceğini düşünüyordu. Bu gerçekleşmedi ve bunun gerçekleşmemesinin sebeplerinden biri, kamuoyunun hükümetleri gerçekten çok tedbirli davranmaya zorlamasıydı. Günümüzdeki durumla ilgili cesaret verici şeylerden biri, kamuoyunun yeniden doğuşudur. Bu, diğer şeyleri mümkün kılacak gerçek bir reformdur. Değişimin altında büyük bir kamuoyu desteği olmadan politik kurumlarda reforma gidemezsiniz ve şimdi tüm Batı Avrupa'da ve Türkiye'de milyonlarca insan, Pakistan'da yüz binlerce insan ve tüm Güney Amerika’daki insanlar aynı şeyi söylediğinde ortaya çıkan şey budur. Bunun belki çok daha yüksek bir akıl oluşturabileceğine inanıyorum; çünkü bu insanların arasında sayısız yaratıcı ve akıllı insan var.

 

27:03-27:22: Russel devam ediyor: “Biz birer insan olarak insanlığa sesleniyoruz: İnsanlığınızı hatırlayın ve gerisini unutun. Bunu yapabilirseniz önümüzde yeni bir cennete uzanan yol açılacak; yapamazsanız önümüzde evrensel ölümün riski duracak.”

 

Coates: Hakimiyet, bana politik yaşamımızın kalıcı bir özelliği olduğunu ispatlayamamış gibi gözüküyor. Pek cazip bir fikir değil. Russell’in bir öğretmen örneği vardır: bir öğretmen öğrencilerine anlayış ve sempati göstererek çalışabilir sadece. İktidar, güç ilişkisi ise sadece çarpık bireyler ve zulüm doğurur...

 

Bomba patlaması sesi:

 

“Geriye hiçbir şey kalmamış; o devasa enkazın yıkıntısının etrafında,

sınırsız ve bomboş çölün yalnız kumları ufka doğru uzanıyor. ”

 

 

 

Çeviren: Evren Dağlıoğlu

 

Ken Coates, The Spokeman dergisinin editörüdür.

 

Joseph Rotblat, dünyada ilk kez nükleer silahların yapımına yönelik Manthattan Projesi’nde görev yapan en genç fizikçiydi. Daha sonra projeden vicdani nedenlerle ayrıldı. 1995’te nükleer silahsızlanma için çalışan Pugwash  örgütü ile birlikte Nobel Barış Ödülü’nü kazandı. 98 yaşında, hâlâ aktif olarak nükleer silahsızlanma amacıyla çalışıyor.

 

 

 The Spokesman 85. sayısında yayımlanmıştır. (2005)