Müjdeler olsun, Kürtler dillerini bilmiyor!

Müjdeler olsun, Kürtler dillerini bilmiyor!

02 Ocak 2004

Ertuğrul Özkök, birkaç gün önce isim vermeden Yeni Şafak gazetesini ‘Cemaat Gazetesi’ olarak sıfatlandırıp, hükümete yakın bir gazetenin işinin kolaylığından, Hürriyet gibi "herkese hitap eden" bir gazeteyi çıkarmanın ise zorluklarından bahsetmişti. Bu tartışmayı bilenler bilir, Yeni Şafak gazetesinden "Taha Kıvanç" da yanıt mahiyetinde bir yazı yazmış, aynı gün, gazetenin ‘Kronik Medya’ sayfasında Kürşat Bumin, Hürriyet yazarı Emin Çölaşan’ın Kubilay’la ilgili yazılarının dört yıldır hiç değişmediğini haber vermişti. Yani iki gazete arasında örtülü de olsa bir kapışma yaşanmıştı.

Tüm bu tartışmalar sırasında, hangi gazetenin daha ‘iyi’ ve ‘doğru’ habercilik yaptığına, kimin cemaatçi olup, kimin ‘herkesin gazetesi’ olduğuna dair satır aralarında sözler de sarf edildi. Hatta Taha Kıvanç, Ertuğrul Özkök’ün daha önce, Hürriyet’in ‘şiar’ edindiği ‘Türkiye Türklerindir’ sözünün neden kaldırıl(a)madığına dair itiraflarına atıfta bulundu...

Bize ilginç görünen bir husus da Yeniden Özgür Gündem gazetesinin Medya sayfasında Özkök’ün bu yazısını haber veren ve yazının çoğunu alıntılayan bir sütuna yer verilmesi oldu ama Özgür Gündem’in Medya sayfasına dair söyleyecek sözümüzü başka bir yazıya saklıyoruz...

Alakasız gibi görünecek, lakin biz yine de şöyle başlayalım; Murat Batgi, son yıllarda tüm gözaltı ve baskılara rağmen Kürtçe stand-up yapan Diyarbakırlı bir Kürt sanatçı. Sanatını Kürtçe icra etmesini de politik bir duruş olarak görüyor ve bunu savunuyor. Ona göre Türkiye’de yıllarca dili yasaklanan bir halkın artık kendi dilinde de gülmesinin zamanı gelmiştir (Batgi kendisi ile yaptığım bir söyleşide bunları söylemişti). Adı geçen Kürt sanatçı bu yüzden de Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Tunceli demeden, gittiği hemen her yerde Kürtçe stand-up yapıyor ve her seferinde de kovuşturmaya, gözaltına maruz kalıyor...

Şimdi de gelelim sağlık emekçilerinin grevlerini: "Doktorlar iş bırakmayı sevdi / Doktorlar çalışma koşullarının düzeltilmesi için bir günlüğüne iş bıraktı. Hekimlerin grevi zaten zor durumda olan hastaları iyice perişan etti" başlığı ve spotuyla veren Yeni Şafak gazetesinin, aynı gün Kürt sanatçı Murat Batgi’nin Tunceli’deki oyunu ile ilgili "müjdeli haberine." Sağlık emekçilerine karşı Sağlık Bakanı’nın tutumunu savunan Yeni Şafak gazetesi, (bu örneği niye veriyorum ki) Kürt meselesine de AKP’nin gözlükleriyle bakıyor.

Zira gazetede Murat Batgi’nin Tunceli’deki oyunu ile ilgili haber gazetenin logosunun hemen yanına konmuş ve sanatçının oyununu sonradan Türkçe oynamasını kutlar nitelikte bir habere yer verilmişti. Bahsi geçen olayı, Milliyet ve Hürriyet gazeteleri de sevgili okurlarına müjdelemiş, "Kürtlerin kendi dillerini bilmemeleri" büyük bir sevinç yaşatmıştı.

Konu kadınlar ve Kürtler olunca...

Şimdi, madem konu yine Kürtler, o zaman Ertuğrul Özkök, Taha Kıvanç, Emin Çölaşan, Kürşat Bumin’lerin tartışmalarının bu yazıda ne işi var diye sormanıza fırsat vermeden hemen şunu belirteyim, konu Kürt ve kadın meselesi oldu mu, sevgili yaygın medyamızın ister liberal, ister dindar, ister sağcı, ister ‘solcu’ olsun, neredeyse aynı refleksi gösterdiklerine dair kanaatimize referans olduğu için birkaç gün önceki itişme-kakışmadan başlayarak söze girdim.

Gerçi, Özkök örtülü olarak Yeni Şafak gazetesinin belli bir kesime hitap ettiği için ‘cemaat gazetesi’ olduğunu söylerken, Yeni Şafak’tan pek de yüksek bir ses çıkmamıştı sanırım. Eh ne de olsa insanın –gazetenin- sırtı sağlam olunca, fazla da kasılma gereği hissetmiyor. O yüzden de tartışma bir nevi geçiştirilmişti, kervan yoluna devam eder misali... Özkök’e yanıt verir pozisyonuna düşmek istemem ama, galiba Hürriyet gazetesi de bu ülkede sadece Türklere hitap ediyor olsa gerek ki, "Kürtlerin Kürtçe’yi bilmemesini" Türk okurlarına büyük bir coşkuyla müjdeliyordu.

İşin aslının hiç de öyle olmadığı, Kürtlerin Kürtçe’yi bilmemeleri gibi bir durumun sadece boş bir heves olduğu ‘sonradan’ anlaşıldı ama Hürriyet, Milliyet ve Yeni Şafak gazetelerinin verdiği tepki, "hanginiz cemaatçi veya milliyetçi değil ki" dedirten cinstendi. Öte yandan Murat Batgi yaptığı açıklamada, "Kürtler kendi dillerini bilmiyorsa bile bu, Türkiye’nin ayıbıdır" dedi haklı olarak. Her tür haberi izleyip, eleştirisini sunan Kürşat Bumin ve Alper Görmüş, vakit bulup kendi gazetelerindeki habere dair Kronik Medya sayfasında bir şeyler yazdılar mı bilmiyorum ama Batgi olayı, son zamanlarda karşılaştığımız en su katılmamış "milliyetçi refleksle" haberleştirildi. Adı geçen gazeteler adeta, "Yaşasın! Kürtler kendi dillerini bilmiyor" şeklinde müjdeli haberi verdiler.

Hürriyet’in tecavüz haberi

Hürriyet ve Yeni Şafak gazetelerini her gün alıp okumuyorum ama o günlerde yaşanan ‘cemaat’ tartışmasının ne kadar da boş olduğunu görmek için de sadece Batgi haberi yetiyor. Eğer yetmiyorsa, bir de Hürriyet’in tecavüz oranlarıyla ilgili haberinde, göğsü yarı açık –adeta pornografik- fotoğraf kullanan bir gazete olduğunu ve logosunun yanındaki ‘Türkiye Türklerindir’ ‘şiarını’ koruduğunu hatırlatmak yeter herhalde. Öte yandan iç çamaşırı görünen muhabiri fütursuzca ‘haber’ veren gazetenin genel yayın yönetmeninin başka gazetelere gazetecilik dersi verme haddi nereden doğuyor acaba? Yeni Şafak gazetesini ‘cemaatçi’ olarak addeden biri, acaba kendi gazetesini nasıl addediyor? Cemaatçilik eksik kalır, belki milliyetçilik, belki erkekçilik. Ama aslında hepsi de eksik kalıyor...

Özal’ın radikal lafı

Kim hatırlamaz ki, yıllar önce, yani daha Türkiye’de demokrasi kavramı kimilerince alaya alınan, Avrupa Birliği de pek gündemde olmadığı için para etmeyen bir kavram iken Özal, Kürtçe okullarla ilgili şuna benzer sözler sarf etmişti; "Açalım bakalım Kürtçe okulları. Ama tek bir Kürt, kendi çocuğunu o okullara göndermez." Ama o, demokrasinin para etmediği zamanlardı ve o zamana göre hayli radikal bir laf sayılırdı. Şimdilerde ise paket paket demokrasiden, yasal düzenlemelerden, santimlik bahanelerle engellense de Kürtçe kurslardan bahsedilirken, sevgili medyamızın "Ne Kürtçe’si, Kürtler bile Kürtçe bilmiyor" şeklinde haberler vermesi, insana Özal’ı bile aratıyor açıkçası.

Dikkat ettiyseniz her zaman yaptığımın tersine, bu sefer bahsine ettiğim haberden herhangi bir alıntı yapmadım. Çünkü bunu yapsaydım, sayfalarca yazı yazmam gerekecek ve habere her baktığımda kendi kendime kahrolacaktım. Ne yazık ki yeni bir yıla daha, para vererek aldığımız ve günlerimizi kâbusa çeviren gazetelerle birlikte giriyoruz.

Mutlu ve kâbussuz yıllar...

Kategori: