Molivos'un Gölgesi

Molivos'un Gölgesi

21 Eylül 2011

Burası denize yukarıdan bakanların, kendinden bıkanların şehri, burası Molivos. Yamaca sıralanmış neredeyse birbirinin aynı şirin taş evler ve dar sokaklardan oluşuyor. Sabahları rüzgarsız havalarda limandan bakınca sudaki yansıması ile birbirine ters duran iki şehir görünüyor. Renklerin hafiften birbirine karıştığı suda yansıyan ters görüntüsü daha güzel görünse de şehrin o ters halini pek sevemedim. Güneşin çekilmesiyle tümüyle huyu değişen bir yerde yaşamak doğrusu hiç kolay değil. Gün batımı ile insanlarının yanı sıra gölgeler bile değişiyor. Ortalık kalabalıklaşıyor, gürültü artıyor ama gün içinde sakin sevecen gördüğün insanlar geceleri gölgenden bile ürküyor.

                                                              

Ben kim miyim? İki yaşında parlak siyahlı beyaz tüylerim yüzünden buradakilerin “gölge” adını taktığı sevimli bir kediyim. Aslında karşı tarafta Dikili’de doğdum. Limanda peşine düştüğüm o fareyi gemide yakaladım ama gemidekiler de beni yakalayıp Midilli’ye bıraktı. Oradan da haylaz bir çocuğun kucağında buraya Molivos’a kadar geldim. Yol boyunca seviyorum diye canımı acıtan o çocuğun elinden kaçıp kurtuldum ama geri de dönemedim. Önce en iyi bildiğim yere şehrin limanına sığındım ama nedense balıkçıların kedilerle arası yoktu. Sonra çöplüğe dadandım. Baktım aç kalacağım dar sokaklarından şehre daldım. Kiremitlerin sıcak, denizin tuzlu ve soğuk olduğunu burada öğrendim. Çocuklar ise her yerde aynıydı. Küçük bir kedi yavrusuyken ilgi gösterenler büyüyüp ortaya çıktıkça nedense uzak duruyor, çocuklarını da yaklaştırmıyordu. Bazen kucağına alıp sevip okşayan olsa da tam ısınıp uykuya dalacakken sıkılıp bırakıyor, şehre gece çöküp gölgeler birbirine karışınca o seni sevip okşayanlar gölgenden bile rahatsız olup ürküyor, kötü davranıyordu.

 

Dedim ya şehrin denizde yansıyan o ters görüntüsünü hiç ama hiç sevemedim. Gece ilerleyince sıcak bir kiremit aralığı bulup saklanıyordum. Özellikle kışın soğuk günlerinde koyu renk kiremitlerin diğerlerine göre daha uzun süre sıcak tuttuğunu burada yaşlı bir kediden öğrendim. Kendi gibi yaşlı sahibinin evinden ayrılmayan içeriye de başka kedileri sokmayan o koca kafalı yaşlı kedi “Daha gençsin ilgi gösterenler eksilmeden kendine yer bulmalısın” tavsiyesine uyup bir lokantanın dördüncü kedisi olarak kapılandım.

Geride bıraktığım annemi çok özlüyorum. Sütten kesilip bizleri yanından uzaklaştırınca ona çok kızmıştım ama baktım ki burada da durum aynı. Dahası tüylerimi annemin öğrettiği gibi temiz ve parlak tutmalıyım yoksa kimse ilgilenmiyor, o gün aç kalıyorum. Geçenlerde Türkiye’den gelen grup bir zamanlar karşı taraf liman meyhanesinde duyduğum şarkıları söyleyip eğlenirken gençten delikanlı kucağına alıp oradakilere beni gösterdi ve “bakın yunan kedisi” dedi. Gülüştüler. Kendisi neydi acaba? Gerçi adaya geldiğim gemide Türk kedisi deyip tekme vuran da olmuştu ama o gece karnımı iyi doyurdular. 

Dedim ya garip bir şehir burası. Gün doğumuna sırtlarını dönüp giden günü izlemeyi seviyorlar. Evlerinden pek çıkmayıp gün batımına doğru sokağa dökülen insanlara biz kediler doğrusu eşlik etme hevesinde değiliz. Tamam güneş güzel batıyor olabilir ama burada buna kimse sevinmiyor, güneş denizin üstünde battıktan sonra bir şeylerin eksilmesine hüzünlenip somurtuyor, içmeye başlıyorlar. Ortalık kararıp gölgeler belirince insanlar da sanki gölgelere karışıyor. İşte o gölgeler beni hep korkutuyor. Hoş, onlar da benim gölgemden korkuyor ama şehir gece olunca suda yansıyan görüntüsü gibi sanki başaşağı duruyor ve insanlar da başka bir şeyin gölgesi olmanın rahatlığı ile hareket ediyor.

 

Nasıl desem, sanki biraz kendilerinden sıkılmış gibi buranın insanları. Gece olunca kendi olmaktan çıkıp giden günün ardından kaybolmak başka bir şey olmak istiyor gibiler. İnsan kendinden sıkıldığında ne yapar merak eden varsa buraya, Molivos’a gelsin.

Bana gölge adını takanlar gecenin alacasında gölgelere bulanınca herşeyi yapmakta özgür olduklarını sanıyor, geceye sarılıyorlar. Üstelik gölgeye dönüşmekle kendinden kurtulduğunu düşünenler şehrin soluk ışıkları altında birbirlerinin gölgesini göz ucuyla süzüp yine kendilerine dönüştüklerini fark ettikçe sanki daha çok içiyorlar. Sabaha kimse uyanamıyor, öğlene doğru ayılıp suçlu gibi denize koşuyor yıkanıp yine kendileri oluyor bu kez de sahildeki zeytin ağaçların gölgesine sığınıp gözden kaybolmaya çalışıyorlar. Bir de utanmadan bana gölge adını verdiler ya, neyse. 

 

Dikili’den çıktım yola, şimdilik burada, kendilerinden kaçanların, gölgeye sığınanların yaşadığı yerde, Molivos’tayım. Gün gelir yolunuz düşer de bu ikircikli şehrin gölge isimli kedisini ararsanız Alexis’in yerinde bahçenin kenarındaki yaşlı zeytin ağacının oralara bakın. Beni göremezseniz merak etmeyin yine bir kuşun veya kelebeğin ardında belki bir başka yerdeyimdir. Ama o zeytin ağacının altına bırakacağınız yiyecekler emin olun yine bir gölgenin karnına gidecek Molivos’un gölgesi sizi şükranla anacaktır.