Medya

-
Aa
+
a
a
a

Yeni hükümet ile birlikte herkes, medya-hükümet veya medya-iktidar ilişkilerinin düzene konulması, medya etiği üzerine bir şeyler yapılması ve bununla ilgili yapılabileceklerin de hükümet tarafından başlatılması veya gerçekleştirilmesi gerektiği konusunda fikir üretmeye başladı.

Medyamızın kendisi hakkında olumlu düşünülebilmesi için acilen yasal düzenlemeler gerektiğine inanmıyorum. Özgür olabilmek, özgür kalabilmek, özgür hissedebilmek, olaylar üzerine inandığınız değer yargılarına uygun olarak yorum yapabilmek, yine inandığınız değer yargılarına göre yazılı veya görsel yayın yapabilmek için mutlaka yasal düzenlemeler gerekmez. Olması kuşkusuz sağlıklıdır ama ilk koşul değildir. Özgür hissedebilmek ve davranabilmek farklı bir kavramdır. Türk medyası bugünkü haline yasal düzenlemelerin varlığı veya yokluğu sonucu düşmedi. Türk medyası medya olamadığı için (bunda tek suçlu medya değil biz de suçluyuz) giderek bir holding iştiraki ve bence daha da ötesi bir yayın organı haline geldi.
Yasalar zoru ile iştirak olmadılar, isteyerek oldular. Eğer bir holding iştirakiyseniz o zaman bir iştirak gibi davranmanız gerekir. Medya da bunu yaptı. Siyasi iktidara yakın durmak istediği zaman durdu. Uzaklaşmak istediği zaman uzaklaştı. Ama hep holdingine yakın oldu. Haber diye, haber olanı değil tüketilmek isteneni verdi. Şimdi düştüğü bu halden çıkması için neden iktidardan bir şeyler bekliyor. Bu olgu neredeyse istisnasız bir şekilde gerçekleştiği için bugün A şirketler grubuna yazanlar yarın B şirketler grubuna yazdı aslında. Ama mentalite değişmedi. Hiçbiri demedi ki “Hayır, ben A grubundan değil bu medyadan ayrılıyorum. Bağımsız yazarlık, gazetecilik, yapacağım, okuyan okur okumayan okumaz, ama ben inançlarımla özgür kalacağım.” Birbirleri için en zalimce ifadeleri kullananlar aynı yerde birlikte yazmaya devam ettiler. İlkeler değil, bulunulan konumlar öne çıktı. (Dünyanın her yerinde holding-medya ilişkisi böyle denebilir. Bu beni ilgilendirmiyor.)

Tostun haber olduğu...

Sayın okurlar, kısaca bazı konuları daha açık ifade edelim. (Ben bir yerden alıntı yaptığım zaman alıntı yaptığım yeri, tarihi, yazarını açıkça belirtir ve yaptığım alıntının ifade edilmek istenen ana fikri bozmayacak kadar uzun olmasına dikkat ederim. Ama şimdi özellikle biraz üstü kapalı bir örnek yazacağım. Okuyunca bana hak vereceğinize inanıyorum.) Geçenlerde büyük! bir gazetemizin kapağında, bir reklamda oynayan oyuncunun yaşamından olağanüstü acı, belki acıdan da öte dramatik bir kesit bütün detayları ile anlatıldı. Haberde ! ailenin diğer bir ferdinin adından öte fotoğrafı da yer aldı. Tanrı Aşkına bu haber midir? Hangimiz hayatımızın bu denli dramatik bir kesitinin herkese duyurulmasını isteriz? Ne gereği var bunun? Şimdi bu habercilik anlayışını değiştirmek için yasal düzenleme mi gerekir? Pazar akşamı CNN Türk’te Sn. Doğan Hızlan’ın sunduğu programda Sn. Merih Akoğul’un (bir fotoğraf sanatçısı) Başarmak adlı son çalışması için yaklaşık 15 dakika belki de daha az zaman ayrıldı. (Ama en azından zaman ayrıldı.) Bu çalışma engelli çocuklarımız ile ilgiliydi ve bir sanatçı duyarlılığı ile yaklaşılmıştı olaya. Oysa aynı gece inanılmaz bir biçimde (tamamen inanılabilir bir biçimde) ünlüler arası bir tecavüz iddiası neredeyse saatlerce işlendi. Hatta olayın mağduru olduğunu iddia eden kişi canlı yayına alınmıştı. Anımsayın meşhur tost vakası ana haber bültenlerine bile konu olup, canlandırmalar bile yapılmıştı. Sanata, gerçek sanatçıya olan ilginin tost mesajına gösterilenin yarısı kadar bile olmaması yasal bir engele bağlı değildir. Bu medyamızın düpedüz kendi gazetecilik anlayışıdır. Evet halkımız sanata, sanatçıya ilgi duymuyor. Bu kesinlikle doğru. Ama eğer sadece çoğunluğun istediğini vereceksek, o isteği doğru kabul edeceksek gerçek doğrunun ne anlamı kalır? Her şey reyting mi?

Tencere tavayı tercih ettik

Medya sadece gerçek haberi yorumu satarak yaşamak istemedi Türkiye’de. Biz de sadece gerçek haberi, gerçek yorumu alarak yaşamak istemedik. Özgür yorum yerine tencere tavayı tercih ettik. Ben yemek takımını 6 adete tamamlamak için aynı gazetenin aynı tarihli sayısını 6 adet alan okur! biliyorum.

Ertesi gün bu tiraj patlaması olarak yer aldı o gazetede. (O gazete deyimini simgesel kullanıyorum bunu hepsi yaptı, yapıyor.) O gazetelerin bazı yazarları timsah gözyaşları akıttılar, biz tencere tava ile birlikte olmak istemiyoruz diye. Olmak istemiyorsanız ayrılın. Sizi okumak isteyenler kitaplarınızı okusunlar. Sizi okumak isteyenler çok renkli baskılarda değil teksir kağıdında okusunlar. Ama sizi okusunlar. Göze alabildiniz mi?

Bugün internet üzerinde yayın yapanlarda dahil olmak üzere kaç özgür kuruluş ve yazar var. Kendilerine sürücülü araç tahsis edildiğini (sürücülü araba tahsis edilmesine karşı değilim ama bunun haberle yorumla ne ilgisi var bilmiyorum) yorumunun içine sıkıştıranların şimdi medyanın halinden yakınmaya hakları yok. Gazetecilerimiz yazarlıktan çıkıp bir şirketin üst düzey çalışanı, biz de okurluktan çıkıp hangi tavanın yağı yakmadığı veya daha az yaktığı ile ilgilenen market müşterisi haline gelince, elimizde işte böyle nurtopu gibi bir medyamız oldu. Allah analı babalı büyütsün. Halimizin yasalarla ilgisi yok. Sorun biziz.