Mayıs 2009

-
Aa
+
a
a
a

Mayıs

Dinlemek için:

İndirmek için: mp3, 8 Mb.Ayın Sözü:“Kızlarını neden takip etmediklerini de söylediler mi size?... E takip etselermiş kızlarını!” İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, failleri yakalanamayan Münevver Karabulut cinayetinde kızın babası Süreyya Karabulut'u suçladı... (Hürriyet)

 

Resmi tatil 1 Mayıs’ta da gaz, duman, öksürük eksik olmadı. 1997 yılından beri ilk kez sendikacı küçük bir grup olarak da olsa işçiler Taksim Meydanı’na çıktı. The Marmara Oteli penceresinden açılan pankartta “1 Mayıs 1977'de buradan ateş açanlar bulunsun” yazıyordu.

 

İşler her geçen gün biraz daha resmileşiyordu. Cumhurbaşkanı, Kürt sorununun Türkiye’nin birinci meselesi olduğunu söyledi ve halledilmesi lazım geldiğini söyledi. Başbakan, Türkiye’de farklı etnik kimlikte olanların kovulduğunu ve bunun faşizan bir yaklaşımın neticesi olduğunu belirtti. Diyarbakır’da 72 sivil toplum kuruluşu Kürt sorununa ilişkin ortak bir açıklama yaptı. Çözüme dair umutların arttığı bir dönemden geçildiğini belirten açıklamada, PKK'ya 1 Haziran'da sona erecek eylemsizlik kararını uzatma çağrısında bulunuldu.

 

Bu arada, Kabine’de değişiklik yapıldı. 9 yeni bakanın geldiği, 8 bakanın ise  yerlerini koruduğu değişikliğin ardından kadın bakan sayısı 2 ye yükseldi. Nimet Çubukçu ilk kadın Milli Eğitim Bakanı oldu.

 

 

 

Mardin’de Bilge ya da Zangırt Köyünde, köyün bir yarısını diğer yarısının katlettiği bir faciayla sarsıldık. Düğün evini basanlar 3’ü hamile kadın, 44 kişiyi öldürdüler. Öldürenlerin devletin dağıttığı silahları kullandığı katliamla birlikte koruculuk sistemini bir kez daha tartıştık. Mardin Artuklu Üniversitesi’nin “akademik ön araştırma raporu”ndan ise şu ön teşhis geliyordu: “Çok katmanlı bir sosyal sorunun yüzeye yansıyan hali; buz dağının görünen ucu... Altta, yüzyıllar içinde köklenmiş, şiddete endeksli ağır bir sosyopsikolojik, şizofrenik yapı ...”

  

Ergenekon davası kapsamında ortaya yeni kayıtlar, planlar, denizden, tarladan, karadan çıkan ve neredeyse havadan düşen silah ve mühimmat, Mayıs’ta da eksik olmadı. Bu arada, dinlemelerin kim tarafından kimin için yapıldığını hâlâ anlamlandırmaya çalışıyorduk. Danıştay, Adalet Bakanlığı'nın telekomünikasyon yoluyla yapılan teknik takip konusunda düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığına karar verdi.

 

Ermenistan’la ilerleyen ilişkilerin Azerbaycan’da yarattığı gerginlik Mayıs’ta Başbakanın Bakû ziyaretiyle çözülmeye çalışıldı. Erdoğan, Dağlık Karabağ’daki işgal ortadan kalkmadıkça, Ermenistan sınırının açılmasının sözkonusu olmadığını tekrarladı.

 

Afganistan’da “güvenlik ve istikrar” çalışmaları bugünlerde tekrar hız kazanıyordu. Amerikan Ordusu’nun Afganistan’ın batısında düzenlediği tek bir saldırıda 147 sivil öldü. Pakistan Swat Vadisi’nde, kontrolü ele geçirmek için ay boyu Taliban’la çatıştı. Sonunda şehirleri ele geçirdiklerinde, 200 bin kişilik kentlerden geriye, 10 bin kişilik kasabalar kalmıştı. BM, 10 gün içinde, 360 binden fazla sivilin mülteci kamplarına kayıt yaptırdığını açıkladı. Pakistan yetkililerine göre, Ağustos ayından bu yana bölgeden kaçan sivil sayısı 1,3 milyondu.

 

Sri Lanka Hükümeti, 26 yıldır ülkenin kuzey ve doğusunda bağımsızlık için savaşan Tamil gerillalarının yenilgiye uğratıldığını ve tüm askeri operasyonların sona erdiğini açıkladı. BM, 26 yıllık iç savaşta 80 ila 100 bin sivilin hayatını kaybettiğini hatırlattı. 

Ama, işin aslı biraz farklıydı: Dünyada sadece Times gazetesinin cesur muhabirleri Catherine Philp ve Michael Evans’ın belgelediği bir soykırım sessiz sedasız gerçekleşmişti orada. Hükümet nihaî saldırıya geçip, Tamil kaplanlarını çeyrek yüzyıllık iç savaşın sonunda kesin yenilgiye uğratmış, ama şiddetten kaçınmayan bu ayrılıkçı örgüte karşı elde edilen zaferin ağır bedelini masum siviller ödemişti. 20 gün içinde, büyük çoğunluğu sivil en az 20 bin Tamili ağır topçu ateşiyle katlettiği kanıtlandı hükümetin. 20 gün boyunca her gün bin kişi! Havadan çekilmiş fotoğraflar, resmî belgeler, görgü tanıklıkları ve uzman görüşleri ile ispatlanan bu korkunç savaş suçunu Sri Lanka hükümeti propaganda diye reddetti; fotoğrafların sahte, uzman görüşlerinin yalan olduğunu belirtti ve –kazalar dışında- tek bir sivili bile öldürmediğini söyledi.

 

BM İnsan Hakları Konseyi’nde Çin, Mısır, Hindistan ve Küba gibi ülkelerin de desteği ile Sri Lanka hükümeti her türlü savaş suçundan aklanıverdi. Üstelik, hem bütün insanlık camiasını temsil eden BM’nin, hem de o camiaya liderlik etme iddiasındaki bazı Batı hükümetlerinin de kaetliamdan daha önceden haberdar olduğu, buna rağmen hiç sesini çıkarmadığı kanıtlandı. Sivillerin topyekûn katledilmesi konusunda uyarılmış olanlar sessiz kaldılar. Sessizlik çağındaydık.

 

Artuklu üniversitesinin ön raporundaki “Şiddete endeksli ağır şizofreni” tanısını dünyaya da teşmil edemez miydik? Uluslararası Af Örgütü’nün teşhisi de öyleydi: “Kuralsız küreselleşmenin ezici gücü dünyayı son yıllarda büyüme çılgınlığına sürüklerken, insan hakları sıklıkla arka plana itildi. ... Eşitsizlik, adaletsizlik ve güven yokluğuna dayalı bir barut fıçısının üzerinde oturuyoruz ve fıçı patlamak üzere… 2008 sonu itibariyle, birkaç kişinin hırsını tatmin etmek üzere çoğunluğun süründüğü, açgözlülük ve yoksunluk olarak ikiye bölünmüş dünyamız kendi içine çöküyor… İklim değişikliğinde olduğu gibi, küresel ekonomik durgunlukla ilgili de aynı durum geçerli: Zenginler zarar verici faaliyetlerin çoğundan sorumlu, fakat en kötü sonuçları zaten mağdur olan yoksullar yaşıyorlar… Milyarlarca insan güvensizlik, adaletsizlik ve aşağılamalar sonucu mağdur oluyor. Bu bir insan hakları krizidir.”

 

Ocak; Şubat; Mart; Nisan; Haziran; Temmuz; Ağustos; Eylül; Ekim; Kasım; Aralık