Lübnan Ağlıyor, Irak Yanıyor, İnsanlar Kaçıyor

-
Aa
+
a
a
a

25 Temmuz 2006Truthout

Yakın zamanlarda bana “Habibi şimdi Bağdat’ta yaşamak koskoca bir cezaevinde yaşamaya benziyor” demişti, “Evine kapanıyorsun o kadar. Sadece çok mecbur oldukça dışarı çıkıyorsun. Hergün o kadar çok insan ölüyor ki, o gün sıranın sende olmadığını umuyorsun.”

Şam’dan haber yaparken Bağdat’tan gelip bana katılan çevirmenim Ebu Talat ile birlikte çalışmıştım.

Böylece, o Bağdat’taki ailesi ile merak ve heyecanla temasını sürdürmeye çalışırken, ben de onunla yaptığım sohbetler ve onun Irak’taki ailesi ile yaptığı telefon görüşmeleri ile “kurtarılmış” Irak’taki yaşam hakkında birinci elden bilgi edinme fırsatını yakaladım.

İsrail ile Lübnan arasındaki ardında şimdiden 400’den fazla ölü ve 1,250’den fazla yaralı bırakan bu kan dökme kampanyası bile, artık medyada olağandan daha az yer bulan Irak’ın durumu karşısında gene de soluk kalır.  

Bir adam bu ayın 18’inde ağzına kadar bomba yüklü kamyonetini Bağdat’ın güneyindeki Küfe’deki altın kubbeli caminin yakınına sürdü. İntihar bombacısı kendini ve kamyoneti havaya uçurarak en az 59 kişiyi öldürüp 130’dan fazlasını da yaralarken Şii lider Mukteda El-Sadr’ın dua ettiği kent olan Küfe bu patlamayla temelinden sarsıldı.

Bundan iki haftadan daha kısa bir süre önce Mukteda El-Sadr’ın Mehdi Ordusu milisleri bilinen siyah üniformalarını giymiş olarak başkentin Sünni mahallesi olan El-Cihad’a girdiler. Kimlik kontrolü yaptıktan sonra en az 40 Sünniyi katlettiler.

Mezhep çatışması tamamen kontrol çıkarken hergün Bağdat’ta ortalama bir düzine ceset Dicle kıyılarına vurmaktadır. İntikam cinayetleri artık günlük değil her saat görülen olaylardır. Şubat ayında Lancet raporunun yazarlarından biri olan Les Roberts Irak kayıpları üzerine tartışmalar onbinlerle değil, 100,000 veya 200,000 veya 300,000 düzeyinde yürütülmelidir diyor.

Beş ay kadar önceydi. Bağdat morguna sadece bir ay içinde 1,595 cesetin geldiği bu Haziran’dan önceydi. Gene (Irak’taki hastahanelerin ölüm kayıtlarını tutan) Irak Sağlık Bakanlığı’ndan ve Bağdat morgundan derlenen bilgilere dayanan BM raporunun yayınlanmasından da önceydi. Bu rapor Mart ayında 2,378, Nisanda 2,284, Mayısta 2,669 ve Haziranda 3,149 Iraklının öldürüldüğünü belirtiyordu.

Irak hükümeti her birim ölüm istatistikleri yayınladığından mükerrer sayımın olamayacağını ifade etmektedir .

BM raporu Irak’ta hergün ortalama 100 sivilin öldürüldüğü saptamasını yapmaktadır. Bu sayı, sözde savaş karşıtı bir takım web sitelerinde yayınlanan gülünç derece düşük sayıları yalanlarken Bağdat’ın işgalinden bu yana görülen en yüksek rakamdır.

Kıyıma bizzat tanıklık eden Bağdat’ta yaşayanlar ve gazeteciler için bu bir sürpriz olmamakla birlikte raporda yer alan bulgular korkutucudur. Bu yılın ilk altı ayında ölüm sayısı inanılmaz bir şekilde %77 artarak toplam 14,338 sivile ulaşmıştır.

Bu kıyım karşısında Orta Doğu petrollerinin güvenliğini sağlamak hedefine yönelik Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’ne katkı yapanlaran biri olan Amerikanın Irak büyükelçisi Zaymal Halilzad Irak’ın kukla hükümetinin “liderlerine” cesurca bir çağrı yaparak “sorumluluk alarak sadece sözle değil bu sözleri hayata geçirerek durumu kontrol altına almaları” gerektiğini söyledi.

Aynı sırada Irak başbakan yardımcısı Salam El-Zubaiye şiddet dolayısı ile Amerikayı suçlayarak ölümlerin yaklaşık yarısından koalisyon güçlerinin sorumlu olduğunu söylüyordu. Söylediklerini daha güçlendirmek için “Bugünkü tüm sorunlarımızın nedeni onlar” diye ekliyordu.

Bu arada kaçabilen her Iraklı kenti terkediyor. Oğlunu Bağdattan çıkarmak için her yolu deneyen Ebu Talat yüzbinlerce belki de milyonlarca insandan sadece biri. Ürdün otoritesi tarafından yayınlanan ve geniş Iraklı erkek nüfusu ölmekte olan kendi ülkelerine mahkum eden bir kararnameye göre “askerlik yaşında” olduğu gerekçesi ile oğlunun Ürdün’e girmesine izin verilmiyor.

Gene de denedi ve sınırdan hemen geri çevrildi. Şimdi Bağdat’ın merkezinde bir apartman dairesinde oturarak, adına Irak denen bu yanlış yerde, İslamın yanlış mezhebinden olduğu ve yanlış zamanda bulunduğu için öldürülme korkusu ile sokağa çıkamadan yaşıyor.

Buna rağmen milyonlar Ürdün ve Suriye’ye kaçtı. Şam bugün Irak’tan ve şimdi de Lübnan’dan gelen mültecilerin akınına uğramış durumdadır.

İnternet kafeye giderken Lübnan’ın ulusal havayolu ile Suriye’den çıkmaya çalışan insanların uzun kuyruklar oluşturduğu Middle East Havayolları ofisinin önünden geçtim.

Bazıları ile konuştum, Lübnanlıların çoğu mükemmel İngilizce biliyorlardı. Kuyrukta kucağında ağlayan bebekleri ve karısı ile bekleyen bir adam bana şunları söyledi : “Nereye gittiğimiz umurumuzda değil, sadece savaşsız bir yer olsun yeter. Ölüm, acı ve yıkımdan bıktık artık. Şimdi Suriye’nin bu çılgınlığa ne zaman bulaşacağını kestiremediğimizden burada da kalmak istemiyoruz.”

"Sadece savaşsız bir yer olsun yeter. "

Orta Doğu’da böyle bir yeri bulmak giderek daha da güçleşiyor.

Dahr Jamail The Guardian, The Independent ve Sunday Herald gazeteleri ile çalışan bağımsız bir gazetecidir. Şimdi Inter Press Service ve Truthout’ta da düzenli olarak yazıları yayımlanmaktadır. Ayrıca dahrjamailiraq.com adlı bir web sitesi de vardır.

 

Çeviren: Neşet Kutluğ