Lima İzlenimleri 2. Gün:

s3_url_text: 
http://ia802708.us.archive.org/31/items/AY20141203/AY20141203.mp3
Arsiv s3 Media: 

Lima İzlenimleri 2. Gün:

03 Aralık 2014

 

Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi Peru'nun başkenti Lima'da 20. kez toplandı. 12 Aralık’a kadar sürecek olan görüşmeleri, Lima'da bulunan programcımız Ümit Şahin'le günü gününe takip ediyoruz:

Açık Yeşil

3 Aralık 2014:

İndirmek için: mp3, 26.5 mb.

Lima İzlenimleri 1. Gün: BM 20. İklim Zirvesi Toplandı (2 Aralık 2014)

***

Yeşil İklim Fonu’nu Kim Yedi?

Ümit Şahin

Kaynak: Yeşil Gazete

3 Aralık 2014

Lima İklim Zirvesi’nin ikinci günü geride kalırken, sivil toplum örgütlerinin ve küresel iklim hareketinin gündemi de belli olmaya başladı. IPCC’nin 5. Değerlendirme Raporu’nun geçen ay yayımlanan Sentez Raporu taraflara bugün geniş bir sunumla anlatıldı. Greenpeace, WWF, Oxfam, Avaaz, CAN (Climate Action Network) gibi örgütler de düzenledikleri basın toplantılarıyla ve yayımladıkları bültenlerle pozisyonlarını duyurdular. Dolayısıyla bugün hükümetlerin neler yapacağından ziyade, bilim çevrelerinin ve sivil toplumun talep ve vurgularından yola çıkarak nelerin yapılması gerektiğinden söz edebiliriz.

Meğer Yeşil İklim Fonu’nu da Shell yemiş!

Önce CAN… Her zamanki gibi bardağın dolu tarafına bakan İklim Eylem Ağı, öncelikle ABD-Çin açıklamasının ve AB’nin verdiği kararın müzakerelere pozitif ivme kazandırdığını vurguluyor. CAN’in yaptığı açıklamaya göre Paris anlaşması burada verilecek 3 kilit karara göre biçimlenecek: 2015 anlaşmasının temel unsurları, iNDCs (yani Ülkelerin Kendileri Tarafından Planlanan Katkılar – eski terminolojiyle azaltım taahhütleri) konusunda yapılacak ön açıklamalar ve 2020’ye kadar yapılacak azaltımlara hız verilip verilmeyeceği.

Ancak CAN’e göre uzun vadeli hedef de önemli: 2015 anlaşmasının temel unsurları en geç 2050’de bütün fosil yakıtların terk edilmesi ve %100 yenilenebilir enerjiye geçilmesi olmalı. CAN, iNDC metninden de umutlu: Metnin 2020-2025’den başlamak üzere 5’er yıllık döngüler için ülkelerin katkılarının ne olacağını, ayrıca finans ve adaptasyon bölümlerini de içermesi gerektiğini belirtiyor.

CAN, gelişmiş ülkelerin fosil yakıt sübvansiyonlarını sürdürmesini ise kabul edilemez buluyor. Bilindiği gibi G20 ülkelerinin her yıl yeni fosil yakıt (kömür, petrol, doğal gaz) yatakları bulunması için devlet bütçelerinden harcadığı paranın 88 milyar dolar olduğu açıklanmıştı. Yeni petrol kuyuları ve kömür madenleri açmak için her yıl 100 milyar dolara yakın parayı şirketlere akıtıp, sonra da iklim değişikliğini durdurmak için çalışmak oldukça trajik. Zira, yine gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere her yıl iklim değişikliğiyle mücadele etmeleri için devlet bütçelerinden vermeleri gereken para, yani Yeşil İklim Fonu’na yatırmaları gereken yıllık miktar da 100 milyar dolar. Peki Yeşil İklim Fonu’nda şu ana kadar ne kadar para toplanabildi dersiniz? Sadece 9,7 milyar dolar! Yani, paranın o bir türlü bulunamayan kalan kısmını petrol ve kömür şirketleri mi iç ediyormuş? Yoksa şaşırdınız mı?

İklim rejiminin deregülasyonu

İklim Zirveleri’nin en aktif sivil toplum gruplarından biri de aralarında Friends of the Earth’ün de olduğu güçlü çevre ve adalet örgütleriyle birlikte çalışan Üçüncü Dünya Ağı, Third World Network (TWN). TWN’ye göre yeni rejimle ilgili müzakereler 3 yıldır sürdüğü halde ortaya bir metin çıkartılmaması bilinçli. Paris’ten kapsamlı ve etkili bir anlaşma çıkmasını istemeyenler bunu özellikle yapıyor. Çünkü gelişmiş ülkeler herhangi bir maliyetin altına girmeden sorunu çözmek istiyorlar. Bunu da maliyeti gelişmekte olan ülkelerin sırtına yıkarak yapmak niyetindeler. Amaçları Paris’ten çıkacak anlaşmanın gelişmiş ülkeler için Kyoto’dan zayıf, gelişmekte olan ülkeler içinse daha güçlü olması. Ayrıca gelişmiş ülkeler, anlaşmanın uyum, finans, teknoloji, kapasite gibi  gelişmekte olan ülkelere finansal yardım yapmalarını gerektirecek unsurlardan yoksun olmasını ve sadece azaltıma odaklanmasını istiyorlar. TWN’ye göre gelişmiş ülkeler herhangi bir yasal bağlayıcılık da istemiyor.

TWN bu süreci iklim rejiminin deregülasyonu, yani kuralsızlaştırılması olarak tanımlıyor. Neoliberal dünya için ne kadar tanıdık bir kelime değil mi? TWN bütün görüşmelerin ADP eşbaşkanlarının ülkelerin görüşlerini topladıkları yasal bir doküman olmayan bir “non-paper“, yani “olmayan kağıt” üzeründen yürütülmesini de eleştiriyor. Çünkü bu olmayan kağıt her an buharlaşabilir! Gerçekten de bugün ADP toplantısının açılışında eşbaşkan Kishan Kumarsingh‘in bu non-paper’ın varlığını bile büyük bir ilerleme olarak sunması oldukça ilginçti.

Sonuç olarak şu anda müzakereler yeni dönemin unsurları ve ülkelerin katkıları üzerinden sürüyor. Kaygı uyandıran nokta ise ortada dişe dokunur bir “unsur” olmadan yapılacak bir anlaşmada “katkıların” havada uçacak olması! Dün de yazmaya çalıştığım gibi, “canın sağolsun” mekanizmasıyla yapılacak bir anlaşmanın sonuç vermesi zor. O nedenle bir şekilde yasal bağlayıcılık gerekiyor. Bunun ne olacağı ise henüz belli değil.

Konuya iklim adaleti perspektifinden bakan TWN’nin en fazla üzerinde durduğu konu ise finans, teknoloji ve uyum konularını içermeyen bir anlaşmanın kabul edilemeyeceği. Bunu bugün CAN’in basın toplantısında konuşan Oxfam da aynı söylüyordu. Oxfam’dan Jan Kowalzig, gelişmiş ülkelerin Yeşil İklim Fonu’nun geleceği konusunda konuşmak istemediklerini, ancak gelişmekte olan ülkelerin de bir finansal mekanizma garantiye alınmadıkça 2015 anlaşmasının altına girmeyeceklerini söyledi. TWN de işte buna vurgu yapıyor. Eğer yeni anlaşma uyum politikalarını içermezse ve gelişmekte olan ülkeler altına girdikleri anlaşmayı uygulayabilmek için zengin ülkelerin kendilerine para yardımı yapacağı konusunda garanti almazlarsa, bu gelişmiş ülkelerin Kyoto’dan bile hafif bir anlaşmaya imza atmaları ve bu arada kendilerinin topun ağzına gelmeleri anlamına gelebilecek. Buna niye evet desinler?

Anlaşılan o hep hafife alınan para meseleleri artık meselenin can damarı haline gelmiş durumda. Eğer gelişmiş ülkeler adil bir anlaşmayı mümkün kılacak finans mekanizmasını kuramazlarsa, Paris Kopenhag’dan da beter olabilir.

2 derece değil, 1,5 derece

Bugünkü basın toplantısında Greenpeace’in uzun dönemli hedeflere yaptığı vurgu önemliydi. Ülkelerin üzerinde anlaştığı, ama ona bile uyup uymayacaklarının belli olmadığı 2 derece hedefinin felekete davetiye çıkarmak anlamına geldiğini vurgulayan Greenpeace’den Kasia Kosonen, asıl hedefin küresel ısınmayı 1,5 derecede sınırlamak olması gerektiğini söyledi. Bilindiği gibi dünyanın önde gelen iklim bilimcilerinden James Hansen da yıllardır bunu vurguluyor. Ve yine bilindiği gibi yeryüzünü şimdiden 0,9 derece ısıtmış ve dünyada bugüne dek (en azından insan türü ortalıktayken) görülmemiş bir ortalama sıcaklık düzeyine ulaşmış  bulunmaktayız. 1,5 dereceye varmak için kalan yarım derece ise, mevcut emisyonlar atmosferde 100 yıl kalacağı ve okyanuslar geç ısındığı için zaten yolda! Dolayısıyla ısınmayı 1,5 derecede durdurma hedefini yakalamak için tek şansımız hemen şimdi harekete geçmek ve fosil yakıt rezervlerinin %80’ini yerin altında bırakarak 2050’ye kadar fosil yakıt kullanımını sıfırlamak. Greenpeace, bunun mümkün ve yapılabilir olduğunu vurguluyor. Greenpeace’e göre Paris anlaşmasının fosil yakıt endüstrisine vermesi gereken mesaj 35 yıl içinde bu işin (yani petrol-kömür işinin) biteceği.

WWF ise bütün bunlara ek olarak her ülkenin yapacağı katkıyı (ya da eski terminolojide taahhüdünü) Mart 2015’e kadar belirlemesi kuralının önemine vurgu yapıyor ve alınacak hedeflerin hem iddialı, hem de adil ve eşitlikçi olması gerektiğini söylüyor.

Görüldüğü gibi sivil toplumun ve iklim hareketinin talepleri birbirine oldukça yakın ve birbirini tamamlar nitelikte. Ayrıca bu taleplerin 2009’dan bu yana kaybedilen zamanla orantılı olarak ve IPCC’nin son raporunun ve emisyon açığı hesaplarının da etkisiyle daha net ve iddialı olduğu görülüyor. Kısaca iklim değişikliğiyle gerçekten mücadele etmek ve hayatta kalabilmek için yapılması gerekenler şöyle özetlenebilir:

- Küresel ısınmayı 1,5 derecede durdurmak,

– Bunun için mevcut fosil yakıt rezervlerinin %80’ini çıkarmadan bırakmak,

- Fosil yakıtları 2050’ye kadar ekonomik sistemden çıkarmak,

– Ve 2050’ye kadar %100 yenilenebilir enerjiye geçmek.

Bütün bunları yaparken de az gelişmiş ve kırılgan ülkelerin ve toplumun yoksul kesimlerinin kayıp ve zararlarının karşılanması, uyum ve teknoloji için gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere iklim borcunu ödemesi gerekiyor.

 Lima İzlenimleri 1. Gün: BM 20. İklim Zirvesi Toplandı