Körlere eğitim için 6-7 yaş geç

Körlere eğitim için 6-7 yaş geç

18 Ekim 2002

Eşber Güvenç: “Gün doğar gün ölür, yaşam bir çile iplik kucağımızda, sırlar örülüp sırlar çözülür, bir niyet titrer dudağımızda, bir niyet içimize gömülür.” Konuğumuz, İletişim Yayınları’nın anı dizisinden çıkan “Kör Uçuş” adlı kitabıyla birlikte Gültekin Yazgan...

Gültekin Bey, kitabınızı okurken satırlar inanılmaz bir şekilde aktı gitti ama neler söyleyeceğimi gerçekten şaşırmış ve çok heyecanlı bir durumdayım. Çünkü çok genç yaşta, çok genç insanların kırıldığı ve o kırılganlıklarını yenebilmeleri, yeniden yaşama sevinci kazanmaları için pek destek bulamadığı ülkemizde, bundan 60 yıl önce siz kendi direncinizle yola çıkmışsınız. “Kör Uçuş”ta bunu inanılmaz güzel satırlarla anlatıyorsunuz. Doğrusu nereden başlayacağımı bilemiyorum. İsterseniz siz başlayın bir yerinden.

Gültekin Yazgan: Bu “Kör Uçuş” aşağı yukarı 64 yıldır kör olarak yaşadığım hayatım demektir. Bundan sonra da devam ettiği kadar edecek. 11 yaşında iken başladı, yani 11 yaşımda görme yeteneğimi tamamen kaybettim ve ilkokulu 5’inci sınıftayken terk etmek zorunda kaldım. Böyle başladı; bu yeni

bir hayattı, ben ezilmeyi kabul etmedim, yani bu ağır bir darbe olabilirdi, ama ben bu darbe altında fazla ezilmedim ve kurtulmanın çarelerini hemen aramaya giriştim. Ailem de daima destek oldu bana.

EG: Çok da güzel bir aileye sahipmişsiniz; her dakika yanınızda, hem okumalarla hem gerekli kitapları ve dokümanları bulma konusunda.

GY: O zaman karşımda bulunan asıl güçlük, körlerin hakkında toplumda hiçbir olumlu düşüncenin, bir görüşün olmaması. Yani körler ya evde kapalı kalmaya mahkum kişiler olarak biliniyor, ya da bakanı, geçindireni olmazsa dilencilik yapmak zorunda kalan insanlar olarak görülüyordu toplumda. Hiç kimse körlerin karşılarına çıkacak engelleri nasıl yenebileceği konusunda yol gösterecek durumda da değildi.

EG: Öncelikle mandolin yardımcı olmuş galiba?

GY: Evet, müzik merakım zaten daha önceden başlamıştı, mandolin öğrenmiştik. O zaman ilkokullarda bu oldukça yaygın bir çalgıydı.

EG: Benim dönemime kadar öyleydi. Şimdi değişti, başka enstrümanlar var.

GY: Gözlerimi kaybettikten sonra mandolin ve daha sonra akordeon benim müzik dostlarım oldular. Tabii meslek olarak seçmedim, başka bir yöne yöneldim.

EG: Kitabınızı okurken... Öyle satırlar var ki, hem kendine direnç hem de inanç ve yola çıkış... Belki yardımı daha sonra aldınız, fakat o genç yaşta bir karar veriyorsunuz. Daha sonraki yıllarda çalışmaya başladığınız bir erken eğitim sistemi var. Hâlâ ülkemizde var mı bu sistem, çalışmaya başladı mı, sizden dinleyelim isterseniz?

İlköğretim çağı geç

GY: Erken eğitim sistemi, körlerin eğitim alanında çok önemli olan fakat ülkemizde henüz bir iki okulda teşebbüs halinde olan bir eğitim sistemi. Körler için açılmış ilköğretim okulları var şu sıralarda, memleketin 15 kentinde var ama oraya gelen çocuk 6-7 yaşında geliyor. Halbuki asıl çocuğun yaşama alışkanlıklarını edineceği ve hayatı öğreneceği çağ bu yaşlardan önceye rastlıyor ve bu alanda hiçbir eğitim teşebbüsü yok. Bu okul öncesi yapılacak eğitime, aileye verilecek olan desteğe erken eğitim veya erken müdahale deniyor özel eğitim alanında. Bu tabii diğer özürlüler için de söz konusu ama körler için çok daha önemli, kör bir bebek, bir çocuk öğrenmenin en büyük yolu olan görmekten mahrum, diğer çocuklar öğrendiklerinin yüzde 80’ini görme yoluyla edindiği halde kör çocuk dokunarak, kulakla, tadarak öğrenmek zorunda ve bir çok şeyin ona öğretilmesi gerekiyor. Yani erken müdahalenin önemi çok büyüktür, bu henüz, yeni yeni anlaşılıyor Türkiye’de maalesef.

EG: Genellikle ailesi, annesi, babası ilk karşılaştıkları, onlar da sanıyorum duyuları ile, içgüdüleri ile ulaşabiliyorlar.

GY: Aşırı korumacılığa yöneliyorlar mesela, çocuk aciz yetişiyor bu sefer, korkak, aciz, beceriksiz yetişiyor. Ya da ihmal ediyorlar, daha kötü oluyor. Evvela annenin babanın ne yapacağını öğrenmesi lazım geliyor ki, çocuğa yararlı olsunlar, çünkü çocuğun ilk yetiştiği ortam aile.

EG: Oysa siz, belki de şans demek lazım...

GY: Tabii 11 yaşında gözlerimi kaybetmem şans, erken eğitime hiçbir ihtiyacım olmadı.

EG: Aile olarak da her dakika yanınızda olmuşlar.

GY: Babam her zaman derdi, "Ben yol gösteremem, bilmiyorum ama sen ne istersen yardımcı olmaya hazırım.”

EG: Şu anda da bir radyodayız. Sanıyorum ilk yardımcınız da bir radyo olmuş, değil mi?

GY: Evet. Radyonun değerini o zaman da bildim, hâlâ da bilirim, çünkü radyo gerçekten daha başka bir yayın karakteri taşıyor, daha ciddi konular, daha kalıcı konularla meşgul olabiliyor radyolar, ama tabii müzik kutusu olmamak şartı ile.

EG: Bir de o dönemde daha farklı, TRT’nin dorukta olduğu yıllar.

GY: Bir tek seçenek devlet radyoları zaten.

EG: O sırada haberlerden duyduğunuz ya da öteki programlardan duyduğunuz bir iletişimle bazı yerlere ulaşıyorsunuz değil mi?

GY: O radyo yayınları bir çeşit evde okul oldular. Sonra savaş yılları 1930-45 arası heyecanlı bir takip oldu benim için.

EG: Başka bir dile ulaşma yöntemi, hâlâ ülkemizde çok zor bulunan... Özellikle kör bir çocuğun bir kitabı okuyabileceği, farklı kitaplara ulaşması, hem de sizin döneminizde... Kayıt cihazları da olmadığı için siz de yabancı yayınlara yöneliyorsunuz. Ama nasıl?

Özürlülüğü ve getireceği güçlükleri kabullenmek

Louis Braille (1809-1852). Devrim yaratan 6 noktalı körler alfabesinigeliştirdiğinde henüz 16 yaşındaydı. GY: Türkiye’de belki eğitim imkânı bulamam, dışarıya giderim umuduyla ve dışarıda da kaynakların çok olduğunu bilerek İngilizce öğrenmeye karar verdim. Ve 14-15 yaşlarında bütün hızımla bu işe giriştim. Aydın gibi küçük bir şehirde yaşıyordum. İyi bir öğretmen bulabildik. Mesleği öğretmenlik değildi ama iyi İngilizce biliyor ve benimle iyi meşgul oluyordu. Ayrıca British Council’ın İngilizce öğretim kursları vardı Aydın’da, ondan da yararlandım. Ben her fırsatı kullanmaya çalıştım, çünkü o zaman da ilkelerimden biri -hâlâ da aynı- eldeki imkânları iyi kullanmak, yani hayale kapılmadan, olmadık şeylerin peşine düşmeden eldeki imkânları iyi kullanmak ve o mevcut koşulları değerlendirmek. Bu herkes için böyle olmalı.
EG: Bu o yaş için inanılmaz bir olgunluk ve öngörü, her ne olursa olsun oturup kendi hayatı için, kendi durumunun farkına vararak ileriye doğru kendine dair çizgiler çizebilmek.

GY: Mesela bir insan benim durumumda, gözlerini kaybettiyse bu kaybolmuştur, bunu ahını vahını çekmenin, sıkıntısını çekmenin manası yok. Hiçbir yardımı olmaz. Önemli olan bu durumu kabullenip çıkacak güçlükleri yenmeye çalışmak. Yani kabullenmekten kastım asla boyun eğmek değil, bu durumu kabullenmek, bu koşullar içinde yaşama dönmeye çalışmak. Bu diğer özürlü çocuklar, gençler için de aynı şey. Birinci kural: özürlü olduğumuzu ve bunun getireceği güçlüklerin neler olduğunu iyi tahmin etmek ve kabul etmek gerekiyor.

EG: Öncelikle “Braille alfabesi” ile tanıştınız sanıyorum. Bu alfabenin varlığını keşfediyorsunuz, bunun da yardımı oluyor.

GY: O bir ışık gerçekten. Türkiye’de okul diyemeyeceğim ama, körleri eğitmek gibi iyi bir niyetle ilk müessese Sağlık Bakanlığı tarafından 1925 yılında sanıyorum açılmış. Burada Mustafa Kemal Atatürk’ün teşviki olmuş. Hatta bu müesseseye, kendisine hediye edilen Karşıyaka’daki bir köşkü tahsis etmiş. Düşünün, 1925 yılının kıtlığı ve imkânsızlıkları içerisinde devlet böyle bir şeyi hatırına getirmiş. Yani körler, sağırlar, dilsizler için bir şey yapalım, ama bilgili ve uzman kişiler olmadığı için bir süre yanlış bir yol izlenmiş, yani sağır, dilsiz ve körler aynı okulda toplanmış, verilen eğitim çok zayıf olmuş, fakat ne olursa oraya yabancı hocalar getirilmiş, kabartma yazı öğrenilmiş. Ben bu okul hakkında bir röportajı 9-10 yaşlarında aldığım bir çocuk dergisinde okudum. Gözlerimi kaybettikten sonra ilk hatıra gelen, okula dönmek umudunu veren bu röportajda körlerin de nota ve yazı öğrenebildiklerini anlamış oldum. Bu gerçekten bir başlangıç ışığı oldu diyebilirim. Sırası gelmişken, gerçekten bugün birçok kişi gerekli ışığı bulamadıkları için, gerekli ipucunu, bilgiyi edinemedikleri için Anadolu’nun çeşitli yerlerinde eğitimden ve kendilerini yetiştirmekten yoksun kalıyorlar. Önemli olan ana-babaların, halkın özürlülerin eğitimi ve yetişme olanakları konusunda mutlaka aydınlatılmaları gereği. Buna yalnız devlet değil, bütün sivil kuruluşlar katılmalıdır. Bilgilendirilmesi lazım insanların.

EG: Ondan sonra da sanıyorum istediğiniz kitaplara, hatta dışardan bitirmek için dersleri verirken kendi hazırladığınız kitaplarla çalıştınız.

GY: Öyle oldu. Hazır kitap yok tabii, kabartma yazı makinesiyle, arkadaşlarım okudu, kardeşlerim, annem, babam yardımcı oldular kitaplarımızı hazırladık.

Britanya’dan destek, Türkiye’den "yönetmelik"

EG: Kabartma yazı makinesinden önce de bir cetvel var zannediyorum?

GY: O cetvel zahmetli bir iştir, ama başka çare yok, savaş yıllarında öyle istediğiniz aleti, istediğiniz makineyi dışarıdan getiremiyorsunuz. İngilizce kursları dolayısıyla tanıştığım British Council örgütü bunda yardımcı oldu gerçekten, bana kabartma yazı makinesi temin edebildiler, o savaş koşulları içinde İngiltere’den getirttiler. Hatta ayrıca kabartma kitaplar, kabartma İngilizce sözcük hediye ettiler. Bu yardımlar o zaman için bana paha biçilmez destek oldu.

EG: Şöyle bir not var: Bunları size yollarken, savaş sırasında ya da savaşın hemen ertesinde bunları size ücretsiz olarak yolluyorlar, kütüphaneden kitap alırmışçasına yapıyorsunuz.

GY: Hâlâ devam ediyor bu. Hatta diyebilirim ki Türkçe’de okuyamadığım bazı Türk yazarlarının kitaplarını İngilizce olarak okudum. “Yer Demir Gök Bakır”ı, “İnce Mehmet”i öyle okudum.

EG: Bunları British Council vasıtası ile elde ediyorsunuz ve bu hizmetten ücret almadıkları gibi, hem posta ücreti de almıyorlar. Ama siz buradan yollarken her defasında ücret ödemek zorunda kalıyorsunuz.

Körler için Alman alfabesi.

GY: Maalesef bizim memlekette düşük de olsa bir ücret alınıyor. Halbuki gereksiz bir şey bu. Diyelim ki Londra’ya kadar bir koca kitap paketi, belki 4-5 kilo ağırlığında, 100 bin liralık pul yapıştırıyorlar üstüne. Bugünkü para ile 100 bin lira ne ifade eder ki? Hiç. Ama işte yönetmelikte var, memur da alacak bunu.

EG: Bir de o kitapları alış verişiniz sırasında -küçük yaşlarda başlıyor ama- bugüne kadar 50 yıl içerisinde inanılmaz kitaplar, psikoloji, hukuk, siyasi kitapların hepsi gidip geliyor bu arada İngiltere ile Türkiye arasında.

GY: Tabii, daima öyle oldu, dergiler de geliyor. Yurdumuzda yavaş yavaş kitaplar üretilmeye başlandı ama bunlar henüz ilköğretim okulları için, yani geniş kapsamlı kitaplar ne yazık ki henüz yok, fakat kasetten yararlanarak, Milli Kütüphane, Atatürk Kütüphanesi gibi bazı kütüphaneler ve bazı derneklerde küçük çapta da olsa sesli kitap kayıtları var. Bugünkü koşullar 60 yıl öncesi ile ilgisi olmayacak kadar güzel ve gelişmiş diyebilirim.

EG: Gültekin Bey, gönüllülük sistemine biraz göz atalım isterseniz. Benim de arada sırada yaptığım gibi, özellikle çocuklar için kasetlere kitap okuma... Çünkü bir kayıtla yüzlerce insana ulaşabiliyorsunuz. Bu çalışmalar ne durumda şu anda?

Gönüllülere, sponsor vatandaşlara ihtiyaç var

GY: Burada önemli bir sorunun kapısını açtınız diyebilirim. Ben İzmir’de yaşıyorum ama sık sık İstanbul’a geliyorum, burada gerçekten iyi eğitim görmüş genç arkadaşlar var. Bunların birkaçı ile geçenlerde oturduk düşündük, önemli bir problem olan bu kitap ve başka okuma materyalleri meselesini nasıl çözebileceğimizi düşündük. Çünkü bugün teknoloji o kadar çeşitli olanaklar veriyor ki, bilgisayar diskleri ile, CD’lerle, kasetlerle, kabartma kitaplarla körlere çeşitli bilgi ve eğitim malzemesi, sonra da mesleklerinde kullanabilecekleri malzeme hazırlamak mümkün. Biz buna genelde bilgiye erişim araçları diyoruz; kitap da kaset de ve diğer böyle körlerin görmedikleri halde yazılı belgelere ulaşmasını temin eden araçlara erişim araçları diyoruz. Bu teyp sistemi oldukça eski ve yararlı, kasete kitaplar okunuyor, öğrenciler veya olmayanlar da bu kaset çalarlarda bunları dinleyerek yararlanabiliyorlar. Fakat teknoloji burada kalmadı, körlerin hayatına bilgisayar girdi, ekrandaki herşeyi seslendiren programlar sayesinde artık görmeyen insanlar gören insanlar kadar bilgisayar kullanma olanaklarına sahip. Biz klavyeyi kullanarak yazıyoruz, çiziyoruz, düzeltiyoruz, internetten yararlanabiliyoruz, böylece erişim araçları arasına bilgisayar teknolojisi de girdi. Çok sayıda kitabı alabilecek CD’ler meydana getirmek ve mesela bir öğrencinin ihtiyacı olan bir kitabı birkaç gün içinde basıp onun eline kabartma yazı olarak vermek bugünkü teknolojide mümkün. Bundan önce aylar geçerdi, mümkün değildi. Bu yüzden bu arkadaşlarımızla bir grup kurduk, evvela böyle bir projeyi hazırlayalım dedik. Projenin amacı: gerek okullarda okuyan, üniversitede okuyan birçok kör var memleketimizde, yüzlerce var, benim zamanımdaki gibi bir iki kişi değil, bunların kitap ihtiyaçları çok büyük. Gerek sesli olarak, gerek kabartma yazı ile yazılmış kaynaklara ihtiyaçları çok fazla ve başarıları kuşkusuz daha kolay olacağı gibi başarı dereceleri daha da yükselecek bunlar sağlanırsa. Dedik ki bir merkez örgütleyelim, bu merkezin görevi öğrencilere ve mesleklerinde ihtiyacı olan körlere ve yaşlılıkta vakit geçirmek için edebiyat eserleri veya başka eserleri okumak isteyen körlere malzeme hazırlamak. Bugünkü teknoloji ile bunlar, kabartma kitap, bilgisayar diski, kasetler biçiminde hazırlanabilir. Elverir ki bir merkezde bu amaçla gerekli araç gereç toplansın ve gönüllü vatandaşlarımızın da katkısı ile bütün yurt çapında öğrencilerin ihtiyacı olan bu kitaplar, yazılı malzeme, sesli malzeme sağlansın. Bugün için çeşitli derneklerde bir takım kaset kayıtları yapılıyor, çok dağınık vaziyette ama bunlar bugün okumakta olanların ihtiyacını karşılamaz. Ankara Aydınlıkevler’de körler için açılmış Göreneller ilköğretim okulunda bir matbaa var, ama daha bugün konuştum, diyorlar ki “Biz burada yalnız Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders kitaplarını bastık ilköğretim için.” Ama kolejlerde ve diğer liselerde, fakültelerde, bu yayınların dışında çok çeşitli kitap okunuyor. Demek ki bütün bu kitapları ihtiyacı olan öğrenciye temin edecek bir merkez mutlaka lazım. Bu konuda bu araçların temin edilmesi ve yeterli hizmeti verebilmek için bir hayli para gerekecek tabii, ama insan gücü olarak gönüllülerden yararlanırız, o zaman büyük bir giderimiz olmaz. Böyle bir proje hazırlanıyor, bunun maliyetini arkadaşlar çıkaracak. Bu komisyon üyelerinin hepsi kördür, bu arkadaşların ikisi hukuk mezunudurlar ve hukuk doktorudurlar, bir tanesi uluslararası ilişkilerden mezun ve bir bilgisayar programcılığı yapan bir şirkette çok üst derecede bilgisayarla ilgili teknolojik çalışmalar yapmaktadır, diğer biri felsefe mezunudur, kör olmadan önce de kimya mühendisi imiş bir hanım. Böyle bir grup meydana getirdik, hepimiz bu yokluğun, yani kitap yokluğunun kıtlığını çeke çeke yaşamış insanlarız, onun için bunu mutlaka gidermek istiyoruz, ama bizim mali gücümüz yetmez sponsor vatandaşlar arıyoruz. Sizin radyonuz vasıtası ile bize ulaşabilirler.

Würzburg'da körler için bir dans workshop'u...Körlerin Ortaçağ'dan itibaren eğitim görebildiği Avrupa'da düzenli eğitim yöntemlerinin temeli Paris'te 1784'te (Valentin Haüy), Viyana'da 1804'te (Johann Gottlieb Klein) ve Berlin'de 1806'da (August Zeune) enstitülerde atılıyor.

EG: Nasıl ulaşacaklar, var mı bir bağlantı numarası aklınızda?

GY: Benim cep telefonumu vereyim: 0542 342 50 85, e-mail adresim [email protected] , bu adreslerden ve bu telefondan her zaman ulaşılabilir, memnuniyetle yardımcı olmaya çalışırım, ilgi bekliyoruz. Bu dert çözülmelidir, yüzlerce öğrenci ve öğrencilik devresinden sonra mesleklerinde çalışanların, meslekten sonra emekli olanların okuyacakları malzemeye ihtiyaçları var.

EG: Bir de sanıyorum ulaşacak kişilerin de ulaşabilecekleri bir merkeze, birilerine de ihtiyacı var?

GY: Bu vakıf şeklinde örgütlenirse gerçekten bir merkez olacak.

EG: Sanıyorum Gültekin Bey, herhangi bir kişi beyaz bastonunu çıkarttığında kaldırımın kenarında ve arabalar durduğunda, ancak o gün herhalde bir adım atmış olacağız. Ama o gün biraz fazla uzakta imiş gibi gözüküyor.

GY: Ben hiç umutsuz değilim, çünkü adeta sıfır noktasından bugüne nasıl geldiğimizi, bütün hayatım boyunca inceledim, gözlemledim, zaten kitabı yazmaktaki amacım kendimi anlatmak değil, bu deneyimlerin ışığı altında memleketteki gelişmeyi anlatmak ve körlere, onların ana-babalarına, yakınlarına ve körleri tanımak isteyenlere bir materyal temin etmekti.

EG: Bir de inancını yavaş yavaş kaybetmekte olan herkes için o kitap, çok genç, küçücük bir çocuğun sadece kendine inanarak, yapacağına inanarak, tabii ailesine de inanarak aldığı o yolu ve bugüne varışı anlatıyor, hararetle tavsiye edilmesi gereken bir kitap.

(11 Ekim 2002 tarihinde Açık Radyo’da Açık Dergi programında yayınlanmıştır.)