'Koç' yayım hayatında

'Koç' yayım hayatında

01 Temmuz 2002

Eşber Güvenç: ARIES - bu şekilde çok sayıda dergi yok ve inanılmaz şekilde alınıp tatile gidilip, dolu dolu bir hafta geçer herhalde...

Samih Rıfat: Böyle düşünüyorsanız çok güzel.

EG: Nasıl doğdu bu fikir. Koç Kültür Sanat'ın faaliyetleri nasıl gelişecek bundan sonra?

SR: Koç Kültür Sanat Tanıtım Hizmetleri; Ticaret A.Ş. var hatta sonunda. Onu fazla kullanmıyoruz. Çok yeni bir şirket bu. Geçen yıl eylül sonlarında kuruldu, ben kasım ayında başladım çalışmaya. Bir kültür kurumu projelendirmeye başladık. İşte yayın etkinliği, konser vs., sahne etkinlikleri, neler üretebilir böyle bir kurum diye düşünmeye başladık. Ağırlığı yayın ama başka şeyler de olacak umuyoruz. Genel merkezin bir katında duruyoruz şu an ama kendimize ait bir yere geçeriz ileride, diye düşünüyoruz. Bir kitapevimiz olabilir, sinemamız, tiyatromuz, radyomuz, televizyonumuz... olabilir ileride. Bir yerden başlayınca uzayıp gidiyor proje. İlk ürün olarak da bir dergi çıkardık.

Kendi içimizde yayınladığımız bir dergi daha var, bankanın bir grup müşterisine dağıtılan, ama o da nitelikli. Bilmiyorum gördünüz mü? Adı "Unik", o da kültür sanat ağırlıklı. Bu dışarı adım attığımız ilk ürün. Hemen arkasından hazırladığımız kitaplarımız var, sırada bekleyen. Bir yayın etkinliğine girmek üzereyiz önümüzdeki günlerde. Bir dizi kitap çıkartacağız. Yine kültür sanat düşünce alanlarında diyebilirim. Bu alanları belirlerken dergi de bunları kapsasın diye düşündük.

Bir yayınevi tasarladığınız zaman, hangi alana girecek, nereleri karıştıracak tabii bir sorun. Bir ilke karar verdik. Bir süre. Bir iki yıl olabilir. Çeviri üzerinden gidecek bir yayınevi olsun dedik. Yerli alan bir kere paylaşılmış bir alan. Kimi alacaksınız? Herkesin bir yayınevi var. Yeni yazarlar... transferler mi yapacaksınız? Biraz problemli. Bunun içinde olmayan bir yayınevinin de şansı az. Oysa çeviri üzerinden gidersek önce yayınevimizi kurarız,

ARIES'in kapak tasarımı da sade ve beyaz ağırlıklı

biçimlendiririz, ondan sonra telif alanına da açılırız diye düşündük. Bu yüzden biraz çeviri üzerinden gidelim dedik. Çeviri dediğinizde de, çevirmen olduğum için iyi çeviriden yanayım, çok iyi çeviri. Bunun sıkıntısın çekildiğini biliyorum. Böyle bir hat açalım. Nasıl yapalım? Bir kere çok hızlı davranmak zorundayız. Hemen kitaplar yayınlamak istiyoruz. İlk aklımıza gelen biraz uzaklarda kalmış iyi çeviriler... Biraz baktık bulduk. 50'lerde 60'larda yayınlanmış çok usta çevirmenlerin, Bilge Karasu, Akşit Göktürk, Tahsin Yücel gibi isimlerin yıllarca hiç basılmamış kitaplarının bulunduğunu fark ettik. Ve hemen bir dizi çalışma sonucu bu çevirmenlerin kitaplarından tezgaha koyduk. Bunların arasında nispeten yeni basılmış olanlar var. Mesela, Nurullah Ataç'ın iki kitabının basıyoruz. Biri çocuk kitabı "Andersen Masalları", kimse ilgilenmemiş 50'lerde basılmış. Lucianos'un seçme yazıları var. Bir kaç kez basılmış Sosyal Yayınları tarafından. Gözden geçiriyoruz. Önsözler yazıyoruz. Üzerinde ciddi bir editörlük çalışması yapıyoruz. Yine ilk çıkaracaklarımızdan birisi, Tahsin Yücel'in bir Giono (Jean,) çevirisi. Sanıyorum 60'lardan bu yana kimse ilgilenmemiş. Olağanüstü güzel bir çeviri, "Büyük Sürü." Akşit Göktürk'ün, benim içimde ukdeydi yıllardır, "Platero ile Ben" diye bir kitabı vardır. Nobel ödüllü bir İspanyol ozanının düz yazı şiirleri. Kimse ilgilenmemiş yıllardır. Ona el attık. Bir küçük kitaplar projemiz var. Ucuz, kısa metinlerden oluşan kitaplar. Bunun yanında bu yayınevi tasarısı içinde dergi de olmalı; ilk akla gelenlerden... Bu etkinliğe motor etkisi yapacak, heyecanlandıracak bir dergi. Ve o çabanın sonucunda da bu dergi çıktı.

EG: ARIES isminden başlayalım o zaman. Neden ARIES?

SR: Koç burcu. Bir satır da var orada 'Güneş koç burcuna girerken' diye. Tabii bu isim seçmek tuhaf bir iştir. Çocuğunuza ad koyar gibi. Birçok öneri atıldı ortaya ama bu herkese iyi geldi. Koç anımsatması kurumu çağrıştırması bakımından iyi geliyor. Burç, yıldız şiirsel bir bağlantı olarak iyi geliyor. Latince olması iyi geliyor. Falan falan...

EG: Aynen yazıldığı gibi de okunuyor.

SR: Evet. Yalnız büyük harfle yazılınca i, ı oluyor. Bu şekilde yayın kurulumuzun hoşuna gitti isim. Bu arada danışmanlarımız kimler, ondan söz edeyim. Tahsin Yücel, Cevat Çapan, Ferit Edgü, Ahmet Cemal ve Doğan Hızlan. Bunlara ben ihtiyar heyeti diyorum. Yaşlı değiller ama, büyüklerimiz. Yayın etkinliğinde yol soracağımız insanlar. Derginin bir yayın kurulu var. Eski Fol dergisi vardır, hatırlar mısınız? Benim orada beraber çalıştığım isimlere bir kaç kişi daha eklendi. Hakkı Mısırlıoğlu tasarımını yapıyor. Mehmet Ulusel var. Serhan Ada, Celal Üstel, Ferda Keskin var.

"Evren ki, bazıları kitaplık diyor..."

EG: Neden üç aylık? Ve dosya konusu seçtiğiniz halde başlık koymamışsınız.

SR: O, derginin içinde açılsın dedik. Hatta arka kapakta Borges'in bir sözünü kullandık, "Evren ki, bazıları kitaplık diyor..." Üç aylık bir derginin temalı olması bize iyi geliyor. Deneyimlerimden ve danışmanlarımızın yorumundan bir kitap derginin iyi olacağı sonucuna vardık. Ama tümüyle de bir dosya değil, içinde başka şeyler de olsun istedik. Bir yüzdesi de olacak bunun ileriki sayılarda, sanıyorum. Yüzde 70’i dosya ile ilgili ise, kalan kısmı farklı gibi. Tabii bu elinize geçen malzemeyle alakalı. Malzemenin karakteri biçimi etkiliyor.

EG: Konu seçimi nasıl oldu?

SR: Kitaplık konusunu seçmemiz... Bir kitaplık oluşturma savındayız, yayınevi kuruyoruz. Bu yüzden konu hoş geldi. İkinci sayıyı söyleyebilirim. Sayılar hakkında olacak. O da 2002'nin 2. sayısı olacak; işte çok 2 var. Dualizm filan diye 2’den başlayarak nümeroloji üzerine, sayı kavramı üzerine yazılar yer alacak. Şu an çalışıyoruz.

EG: Yazıların seçimiyle ilgili süreç nasıl işliyor?

SR: Başlangıçta, deneyimler sonucu ısmarlama yolunu tercih ettik. Derginin kimliğini oluşturana kadar. Her dergi sayısını bir bütünlük içinde kurmak fikrinden hareket ediyoruz. Bu da bir mozaiği düşünmek gibi, ona uygun parçalar, yazarlar bulmak gibi. Dosya dışı konular için bile bunu destekleyecek şeyleri seçmek. Yayın kurulu bunu yapıyor. Bizim kurulumuz çok çalışkan.

EG: Her sabah toplanıyor musunuz?

(Kahkahalar)

SR: Her sabah olmasa da sık sık bir araya geliyoruz. Seviyoruz hepimiz bu işi bir kere, gönülden yapıyoruz. Böyle bir grup. Yazıları tek tek ben ısmarlamıyorum. Onlar ilişki kuruyor. Bir yapı oluşturmak kaygısı, ana eğilim bu.

EG: Bu tarz pek fazla dergimiz yok ama, ARIES'i hazırlarken onlardan farklı bir şeyler yapmayı düşündünüz mü?

SR: Pek sayılmaz. Farklı olmak gibi bir amacımız olmadı. Esinlendiğimiz dergiler var. Bunların adını yazdım, YKY dergileri önemli bir deneyimdi, kuruluş aşamasında özellikle "Kitaplık" dergisinde bulundum. "Cogito"nun doğumunu biliyorum. Bütün bu deneyimlerden yararlanarak yapıldı. Belki tasarım olarak bir farklılıktan söz edilebilir. Ama içerik olarak bir kitap dergi ancak böyle olabilir. Gerçi tam anlamıyla buna benzer bir dergi yok ortalıkta ama başkalarından aldıkları da var. Esinler diyebilirim.

EG: Derginin sayfalarını çevirmeye başlayalım.

SR: Bir kere çok beyaz gidiyor dergi, dikkat ederseniz. Bence çok başarılı bir tasarım. Dergi dediğiniz zaman yazılar ve fotoğraflar iç içedir. Tasarım ustalıkları bunu dengeler. Bu kadarını beklemiyordum, sevgili Hakkı Mısırlıoğlu bizi şaşırttı. Çok saydam, beyaz bir şey koydu önümüze. Şimdilik bu hoşumuza gitti. Yani yazılar kolay okunsun. Fotoğraf ve resimler de bakılmak için olsun diye konuştuk.

EG: Giriş yazısından sonra bir söyleşi var. Mehmet Güleryüz'le yapılmış. Bu da bir tercih sanırım.

SR: Dergi çok kitap ağırlıklı olacak, başlangıçta sanat olsun, ve bir sanatçıyla söyleşi yapalım dedik. Mehmet Güleryüz'le yapmaya karar verdik. Ben, yazı işleri müdiresi Melis Hanım ve Ahmet Elhan gittik söyleşiye. Yıllardır merak ettiğim bir isimdi. Dersime iyi çalışmıştım. İyi de bir söyleşi oldu sanırım.

Mehmet Güleryüz (fotoğraf Ahmet Elhan)

EG: Yine de unuttuklarınız kalmış ama..

SR: O viyolonseli soramadım. Daha sonra da soramadım, kim çalıyor diye. Bize orada bir desen yaptı Mehmet Güleryüz. Fotoğrafını çekti Ahmet. Ama bir dergide hiçbir vakit verilemeyecek bir şeyi de orada gördüm: Bir desenin sesi. Çelik kalemin kağıt üzerinde yarattığı müthiş ses. Belki bir film olabilir ama dergide onu vermek mümkün değil.

EG: Bir söyleşi daha var. Alberto Manguel ile yapılmış.

SR: Enis Batur'un yaptığı bir hoşluktur. Onlar, bir kitabını yayımladı Manguel'in biliyorsunuz, "Okumanın Tarihi" diye. Yazar buraya geldi. Kendisiyle uzun bir söyleşi yaptılar. Bir şekilde onu dergide kullanamadılar. "Sizi ilgilendirir mi?" diye sordu. "Deli misin?" dedim. Hemen Ara Güler'den bir fotoğrafını kaptık. Kendisine yazısını yayınlayıp yayınlayamayacağımızı sorduk. Bir küçük bütünlük oldu. Gerçekten çok tatlı bir adam. İlginç anekdotlar aktarıyor. Mesela orada da var. Eski Mısır'da mezarlara konulan ölüler kitapları var. Lazım olur öbür tarafta. diye. Aileler şikayet etmeye başlamış. Bir; yayınevleri çok ticari oldular işlerini iyi yapmıyorlar diye... İki; çok dizgi yanlışı var diye... Demek ki hiçbir şey değişmiyor bir kaç bin yıldır. Bunun gibi anekdotlar.

EG: Başka neler var?

SR: Devamında çok usta yazarlarımız, Ferit Edgü, Arif Çağlar, İsmail Ertürk filan. Genç yazarlar var. Elif Şafak hoş bir öykü-yazı verdi. Cem Mumcu, sağ olsun. Amerika'dan Faruk Ulay fotoğraflar gönderdi. Fotoğrafların da öyküsü, ilk toplantılarda kitaplığın görselliğini sayfalara taşımamız gerektiğini düşündük. Burada çekelim. Neresi olabilir diye düşündüğümüzde acaba Süleymaniye Kütüphanesi mi? Patrikhane mi? Baktık bizdeki kütüphaneler çok görkemli, çok güzel, parlak değil. Ne çıkar bundan? Derken Faruk Ulay'dan internet yoluyla bu fotoğraflar geldi. Doğrusu çarpıldık. Kapakta Prag Kütüphanesi olması lazım...Ve kütüphanenin görsel imgesi olarak, yeterli bularak başka fotoğraflara gerek duymadık.

EG: Ve arka kapakta da bir denemesi var bu fotoğraflarla ilgili. Dergiyi ilk gördüğümde söylediğim bir şey var. Bana bir morgu hatırlattı bu fotoğraf.

SR: Haklısınız biraz öyle ölü gibi bir hali var kitapların. Daha önce bir film seyretmiştim bir kütüphaneyle ilgili. Faruk'un bu fotoğraflarını görünce ustalığını bir kez daha alkışladım. Çünkü filmde böyle değil. Bu müthiş atmosfer mekanın kendisinde yok bu kadar sanki. Faruk, yapıdan öte bir şey çıkarmış. Açtınız sayfaları görüyorum. Dosya konusu dışında defterler olsun istiyoruz bu dergide. Grubun bir takıntısı bu diyebiliriz. Taslaklar, yayınlanmamış işler vs. İlki bir mimarınki oldu; Nevzat Sayın’ın "Mekik Problemci." Yapılarında sık sık kullandığı bir figürdür onun mekik. Tabii defterin bütün lezzetini vermiyor, tadımlık bir şey ama yine de bir şeydir.

EG: Evet. Samih Bey çok teşekkür ediyorum. Herhalde sık sık tatile çıkmamız gerekecek bundan sonra, siz böyle doyurucu dergiler hazırladıkça.

SR: Uzağa gitmeden, buralarda da okuyabilirsiniz.

(Kahkahalar)

(Bu söyleşi Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)