'Kimin bu sokaklar, alanlar, bu kent?'

-
Aa
+
a
a
a

Yerel Yönetimler Ve Biz, No.1

Aydın Erdoğan: Yerel yönetimlerin önemini yadsımamak lazım. Günlük yaşamımızda bir çok alanı etkiliyor. Bizler bunun içinde yer alıyoruz. Ama büyük oranda da maalesef dışında kalıyoruz gibi bir izlenim var.

Mehmet Tan: Evet. Etrafımızda gördüğümüz her şey yerel yönetimler kapsamında. Penceremizden sokağımıza baktığımızda, sokakta yürüdüğümüzde aldığımız havaya kadar her şey yerel yönetimlerin kapsamında..

AE: Hatta bir grupla, bir belediyemizde yaptığımız toplantıda arkadaşlarımızdan bir tanesi “Yerel Yönetimler niçin var?” sorusuna enteresan cevap vermişti: “Beşikten mezara her konuda karşımıza çıkıyor” diye.

MT: Aynen öyle çok güzel bir özet. Doğarız, yerel yönetimlere döneriz hemen, ölürüz yine yerel yönetimlerin sorumluluğunda gideriz.

AE: Dilerseniz önce biz biraz dinleyicilerimize kendimiz ile ilgili çok kısaca bir bilgi verelim. Sizin bu konuda yaptığınız çalışmaları ve belediyecilik geçmişinizi biraz açmaya çalışalım.

MT: Evet sondan başlarsak, bir ay öncesine kadar Bursa Nilüfer Belediyesi, - merkez ilçe belediyesi- Başkan Yardımcılığı görevim ve Meclis Üyesi ve Kalite Yönetim sorumluluğu görevim vardı. Bu belli oranda devam ediyor. Ondan önceki yaşamım pek bununla ilintili değil ama muhtelif profesyonel kulüplerde Futbol Teknik Sorumluluğu, ondan öncesinde de yine kamuda belli bir süre görevim var. Onun öncesinde yine profesyonel futbolculuğum var. Kısaca böyle.

AE: Sizinle belediyecilik döneminizde birlikte yaptığımız çalışmalar ve onun öncesinden bu günlere dek gelen yönetim danışmanlığı çalışmalarımız var.Sanıyorum bundan sonraki dönemde biraz daha yerel yönetimlerin bünyesinde yapılacak çalışmalar olacak gibi görünüyor. Bu konuda son derece dinamik ve hızlı bir dönemin içindeyi. Sanıyorum yeni yasa tasarıları, bu konuda yapılacak olan çalışmalar, önümüzdeki dönem için üzerinde durmamız gereken bir çok konuyu gündeme getirecek.Yeni yasa tasarılarında bu konuda neler düşünülüyor, bu konuda neler öngörülüyor, bunların hepsine tek tek girme imkânımız olacak sanıyorum.

Dilerseniz bu konuyu çok somut bir şekilde tanımlayan, güzel bir şekilde ifade eden, ara ara programlarımızda da yazılarına atıfta bulunacağımız bir mimar ve aynı zamanda bir şair olan Cengiz Bektaş’tan bir alıntı yapalım: Kentli Olmak ya da Olmamak adlı bir çalışması var Cengiz Bey’in. 1999 yılında yazdığı kısa bir makalesinden bir alıntı yapmak istiyorum; Başlığı: Kimler Çiziyor Bu Çemberleri?

“Çevremizdeki çemberi (giderek çemberleri) çizenler, bize güvenmeyenler. Kendi insanına güvenmeyenler. Kendi komşusuna, kendi mahallelisine, kendi kentlisine, kendi vatandaşına güvenmeyenler. Güven olmayan yerde sevgi nasıl yeşersin? Hele hele demokrasi nasıl boy versin?

Bunun en iyi kanıtlarını, elbette önce siyasal yaşamımızda görüyoruz. Bakın partilerimize; Hangi kararları demokratik yolla alabilmişler? Hangi partide, tepedeki yönetimin istemediği bir karar alınabilmiş?

Bu çemberleri çizmelerine ses etmemenin suçlusu olan bizler, şimdi bu çemberleri nasıl kırabiliriz? Usumuzu başımıza toplayıp, bizim olan demokratik haklarımızı başkalarına bırakmayarak!

Demokratik haklarımı kullanamama özürlüsü müyüm? Ya da zor yoluyla mı, demokratik haklarımı kullandırmıyorlar? Her ikisi de değilse bu durum neyin nesi? Ya ölü toprağı serili üzerimize, ya iki yüzlülük ediyoruz, ya da kişiler olarak gelişmemizi tümlememişiz. Peki bu yolda gelişmeyi bu alana hiç inmeden mi öğreneceğiz? Hani oyuncak arabayla oynar gibi mi? Demokrasi diye oyuncak araba mı koyuldu önümüze yoksa?

Hele hele beni temsil etsinler diye, sözüm ona seçtiklerimin büyük bölümü, benim sağduyumdan bile yoksunsalar. Çarpılıp gitmişlerse, temsil ettiklerini değil, yalnızca kendi çıkarlarını düşünür duruma düşmüşlerse? Uzun sözün kısası, bu işten kurtuluş, beceriksiz, iyi niyetli olmayan, başkalarının “İşte bunu seçin” diye önüme diktikleri “acemi avukatlar”ı azletmeyi bilmekle olacaktır.

Şu içinde oturduğunuz ev (iyeliğinizde olsun, kiralanmış olsun) bir göz olsa da sizin “yaşama alanınız” değil mi? Kimse karışabilir mi orayla ilgili kararlarınıza”? Örneğin yatağınızı nereye yapacağınıza, badananızın rengine başkaları mı karar veriyor? Bir apartmanda oturuyorsanız, merdiven duvarlarının ne renge boyanacağına kim karışıyor? Yoksa yaşam alanınız evinizin kapısında bitiyor mu? Kapınızın önüne düşen merdiven sahanlığı da, merdivenin tümü de başkasının mı? Hiç payınız yok mu? Neden karışmıyorsunuz badanasının rengine, ya da temizliğine, şusuna, busuna? Korkarım siz evinizin önüne düşen sokağınızın bölümüne de, sokağınıza da hiç karışmıyorsunuzdur. Hele alanınıza, mahallenize, kentinize hiç mi hiç. Bunu yıllarca önce bir betiğimde de sormuştum şimdi bir daha soruyorum: Kimin bu sokaklar, alanlar, bu kent?”

MT: Çok güzel, gerçekten çok güzel. Sayın Bektaş o kadar güzel yazmış ki bize ve dinleyenlere de bu ufku göstermiş. Siyasete atıf yaparak. Evinizin içinden çıkın, ne olur sokağınıza çıkın diyor. İşte yerel yönetimler sokağınıza çıktığınız zaman  başlıyor.

AE: Bu programda neler hedefliyoruz? Biraz bunun detayına girelim.

MT: Bu programın oluşma nedeni öncelikle Yerel Yönetimler konusunda farkındalık ve bilinç oluşturmak. Kısacası yaşam kalitesi bilincini oluşturmaktır. İnsanların yaşadıkları bölgeye sahip çıkmaları ve yönetime katılmaları yönünde talep yaratma etkisi uyandıracağını tahmin ediyoruz. Yaşam kalitesi talebini yaratmaktır. Yönetime aday olanların yönetim becerilerini geliştirmeye yönelik bir rehber oluşturmaktır. Yönetim kalitesi talebi yaratmaktır. Özetle de bu programı yerel yönetimlerde yönetim ve yaşam kalitesinin arttırılmasına katkı sağlamak için yapıyoruz.

AE: Aslında şu soruları sormuştuk kendimize: Yerel yönetimler bizim için ne anlam ifade ediyor? Yerel yönetimlere daha katılımcı olabilir miyiz? Bunun için neler yapmak lazım? Yerel yönetimlerin yaşam kalitemizi iyileştirmeyi planlaması ve bunu gerçekleştirmesi mümkün mü? Evet öyle olduğunu düşünüyoruz.

Kısaca programımızın varlık sebebini “Yerel yönetimlerde yönetimin ve yerel yönetimlerde yaşayan bizlerin yaşam kalitesinin  arttırılmasına bir şekilde katkı sağlamak” desek bu fazla mı iddialı olur?

MT: Çok doğru olur. Yardımcı olur.

AE: Açık Radyonun tüm dinleyicileri bizim ulaşmak istediğimiz kitle. Ama onun içinden özel olarak “yönetilen” diyebileceğimiz bizler ve bizi yönetenler ki bunun siyasi partiler boyutu var, belediyelerde görevli olan çalışanları var, başkanları var, meclis üyeleri var, keza yaşadığımız bölgede yönetim adına söz sahibi olan her kimse. Sözümüz herkese.

MT: Dinleyen herkese.

AE: Peki bu programda sizce dikkat edeceğimiz bir takım değerler, ilkeler,  prensipler olabilir mi?

MT: Tabii ki. Öncelikle objektif olacağız. Nesnel olacağız. Akılcılık ve bilimsellikten ödün vermemeyi tabii ki istiyoruz. Açık olacağız. Programımızı her görüşe açık tutmaya çalışacağız. Ve özenli olacağız. Elimizden geldiğince en iyisini yapmaya çalışacağız. İlkelerimiz bunlar olacak.

AE: Bu programı Açık Radyo’nun 19. Yayın Döneminde, 6 aylık bir dönem içinde yapacağız. Toplam 26 program ediyor bu. Her hafta Salı günleri birlikte olacağız. Acaba bu 26 haftanın sonucunda nereye ulaşmış oluruz? Temel hedefimiz ne olabilir?

MT: Programın temel hedefi, programımızın ulaşacağı dinleyici kitlesinin yerel yönetimlerde, yönetim ve yaşam kalitesinin arttırılması doğrultusunda eyleme geçmesini sağlamak için çaba harcamak.

AE: Yani biz aslında bir talep yaratmak için buradayız. Bu talep hem yönetilenler tarafında yaşam kalitelerinin artması yönünde, hem de yönetenler adına da yönetme kalitelerini arttırma yönünde bir talep.

Bu programlar bittiğinde dinleyicilerimizin kafasında öncelikle “Yerel yönetim nedir, bizler için anlamı, önemi nedir yerel yönetimden ne bekleyebiliriz?” sorusunun cevabının biraz daha net olmalı.

MT: Sanıyorum programlar sonunda öncelikle “Biz” dediğimiz vatandaşların belli bir sokak bilincine, mahalle bilincine, kentsel bilince doğru yaklaşacaklarını umuyoruz. Daha farklı düşünebileceklerini, daha farklı hareket edebileceklerini umuyoruz.

AE: Programımızın aslında bizim için temel şiarlarından bir tanesi, bir kent yönetim rehberi oluşturabilmek. Kim için? Herkes için. Yönetenler için de. Yönetenler bunun tabii ki ağırlıklı kısmı. Dolayısıyla hem yönetenlerin, hem yönetilenlerin önünde ne tür engeller var bunların bir resmini çıkartmamız lazım herhalde. Bu engelleri nasıl aşacağız. Örneğin ileriye dönük bir belediyenin, yerel yönetimin vatandaşı mutlu etme yolunda bir planı, programı nasıl oluşturması gerektiğini herhalde netleştirmemiz lazım.

MT: Bu konuda Türkiye’deki mevcut sorunlardan en belirgini yönetenler ve yönetilenler arasındaki iletişimsizlik. Yönetenlerin hazırlıklı gelmediklerini hemen kabul edebiliriz. Hazırlıklarını, vatandaşları, hemşehrileri ile beraber de yapmıyorlar. Belki bütün bunların sonucunda şu çıkacak yönetenler için, bunu hemşehrileri ile birlikte yapma zorunluluğunu hissedecekler. Vatandaşlar da her konuda katkı koymak için -Sayın Bektaş’ın okuduğunuz pasajında olduğu gibi- çaba gösterecekler. Bunu fark edecekler. Evlerinin dışından sokağa çıkacaklar. Karşılıklı bir iletişim başlayacak. İnanıyorum ki belediyeler, belediye sorumluları, başta başkanlar, meclis üyeleri bu iletişimi sağlamak, karşılıklı birlikteliği sağlamak için çeşitli sistemler, organlar, organizasyonlar yapacaklar. Bu bir zorunluluk. Demokrasi bunu zorluyor. İnsanlarımızın kendi değerlerini, yeteneklerini kurumlarına yansıtamadıklarını görüyoruz. Çok değerli, çok birikimli insanlar var. Uzmanlar var. Ama bunlar yönetenler ile buluşamıyor. İşte bu bilincin oluşmasında, bu bilincin harekete geçmesinde bu programlarımız sanıyorum yarar sağlayacak.

MT: Belediyeye yönelmiş insanların çoğalmasını istiyoruz. Fikrini söyleyen insanların çoğalmasını istiyoruz.

AE: Şimdi biraz daha işin detayına, bu 26 haftalık dönemdeki programımızın içeriğinde neler olacak, ne tür projelerimiz, konuklarımız olacak gibi detaylara  girelim.

MT: Bu 26 hafta boyunca yerel yönetimlerin varlık sebebi üzerinde duracağız. Yerel yönetimlerin, değerlerinin neler olması gerektiği üzerinde duracağız, yerel yönetimlerin hizmet planlarını yaparken nasıl bir planlama içersinde olmaları gerektiği üzerinde duracağız.

AE: Yani 5 yıl için yönetime gelmiş yerel yönetim bu 5 yıl boyunca ne yapacak?

MT: Asgari 5 yıl. Daha uzun projeler de mutlaka çıkacaktır. Bunun dışında yerel yönetimlerin durumlarını değerlendireceğiz. Mevcut durumlarından yararlanacağız. Yerel yönetimlerin kendilerini nasıl değerlendirmeleri gerektiği, projelerini stratejilerini nasıl oluşturmaları gerektiği, bunların nasıl ölçülmesi gerektiği, buna bağlı diğer hedeflerinin, alt hedeflerinin, stratejilerinin nasıl oluşması gerektiği üzerinde duracağız. Katılım konusunun üzerinde çok duracağız.

AE: Katılıma geçmeden benim aklıma takılan bir şey var; aslında bunu bu programımızın öncesinde Açık Gazete’de dile getirmiştik. Seçim dönemi öncesinde bütün adaylar hep projelerden söz ettiler. Yönetime gelirlerse neler yapacaklarını dile getirdiler. Tabii ne kadar aklımıza yattı, ya da ne kadarı aklımızda kaldı tartışılır. Birçok şey konuşuldu. Çok soyut kavramlar da vardı bunların içinde, “sevgi için”, “hizmet için” vs. gibi kavramlarla da kampanyalar yapıldı. Projeler dile getirildi.Hele hele İstanbul için böyle birçok konu gündeme geldi. Fakat 5 yılın sonunda başa gelecek olanlar, yönetime talip olanlar neyi başarmış olacaklarının net bir tablosunu çizmediler diye düşünüyorum. Ne dersiniz?

MT: Aynen öyle.Onlarca proje sunuldu. Onlarca, hatta büyük kentlerde yüzlercesi var. Ama bu projelerin ne işe yaradığı, vatandaşın kafasında neler kalacağı konusunda bir netlik yoktu. İşte bunlar da konuşulacak, yani bir kenti geliştirirken ya da bir yere doğru taşırken neyi hedeflediklerini pek anlayamadık. Burada, işte bu süreç içerisinde bunları da konuşacağız.

AE: Mesela katılım dediniz. Bizi yönetmeye aday olan kişiler, kampanya döneminde bizler için bir takım projeler dile getiriyorlar. Belki bunların içinde katıldıklarımız var, ama katılmadıklarımız çoktu. Burada iki tane problem karşımıza çıkıyor. Bir, hakikaten bu projeler benim için öncelikli konulara mı el atıyor? Bu bilinmiyor. İkincisi, bu projeler sayesinde bir başarı çizgisi, bir somut sonuç elde ettiğimizde nereye ulaşmış olacağız? Bu ilk konuştuğumuz şey. Bu bilinmeyerek dile getiriliyordu. Acaba hakikaten bu kampanya döneminde yerel yönetimlere aday olan kişilerin söyledikleri bize ne ifade ediyordu? Çok kopuk, katılımdan son derece uzak bir kampanya idi sanıyorum.

MT: Genelde böyle bir gelenek vardır. Yine bildiğiniz gibi, seçime 1 ay kala, ya da 1,5 ay kala başkanlar açıklanır. Hatta önce kavgalar olur, başkanlar açıklanır ve başkanlar da birkaç gece otururlar, hazırlık yapmadan, tahmini gözlemlerine dayanan kısır projelerini sunmaya başlarlar.  Ama geniş katılım alınmış, vatandaşla buluşulmuş, onların görüşleri alınmış projeler yapılmaz. Şunu hemen bir cümle ile söyleyebiliriz; Bu bilinci biz belli oranda yöneticilere vermek istiyoruz.

Katılım dışında, yerel yönetimlerde kent kültürü kavramı, kentlilik bilinci bizim için önemli bir yer tutacak; çünkü kentlilerimizin temel sorunlarından iletişimsizliğin doğduğu noktalardan birisidir. Heterojen kültür, göçler, iletişimsizlik vardır. yerel yönetimlerde hedefler, projeler, planlama süreçleri,planlamada engeller vb. konuları işleyeceğiz.

Bütün bu konu başlıklarını işlerken mevcut yasaları gözden geçireceğiz. Şu anda yerel yönetimler ile ilgili yasaların bunlara nasıl fırsat verip vermediğini, zorlayıp zorlamadığını gözden geçireceğiz. Biliyorsunuz gündemimizde yeni yasa var. Yerel Yönetimler Yasası. Sanıyoruz ki çıkacak. Özellikle bu yasanın getirdiği yasal fırsatlar var. Hem yasal fırsatlar, hem görevler var. İyi şeyler yapma fırsatı veriyor bu yasa, Örneğin bütün bu eksik gördüğümüz yerel yönetimlerdeki planlamaları, uzun süreçli planlamaları, orta süreçli planlamaları zorunlu hale getiren yasalar var, maddeler var. Bunlar kentlerimiz için olumlu olacaktır diyorum.

AE: Yerel yönetimlerde reform ile ilgili bir çok şey yapıldı, yapılmaya çalışıldı. Bu yeni yasanın altyapısında da neler var diye bakmak lazım. Şu anki belediyelerin, geçerli olan mevzuatın ötesine geçmeleri için bugüne dek bir takım çalışmalar yapıldı. Şu an konuştuğumuz herhalde bu konudaki son aşama.

MT: 1580 diye bir yasa var. Meşhur bir yasa aslında. Özünde iyi bir yasa. 1580, 1930’lardan kalan bir yasa. Bu zaman zaman kırpılmış, 1930’daki ilk halinden kısıtlı bir hale getirilmiştir. 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlükler döneminde yeni bir durum ortaya çıkmıştır, o da şu; meclislerin yetkileri azaltılmış, başkanın yetkileri çoğaltılmış. İşte bütün bu gelenek biraz da buradan geliyor. Başkanlara, tek başına, biraz da imparator gibi diyebileceğimiz, güçlüler verilmiş. Meclis de sadece onları, -genellikle diyelim-  başkanın kararlarını onaylayan bir konuma düşmüştür. 1961’den sonra bu günlere kadar epey denemeler oldu fakat başarılamadı. Bazı yetkiler de alındı. İşte bu yeni yasa bu yüzden önemli. Bu yasanın en önemli değişikliklerinden bence bir tanesi başkanın yetkilerinin belli oranda azaltılması, meclisin yetkilerinin çoğaltılması

AE: Kişisel iktidarı biraz daha kırpma yönünde.

MT: Biraz daha meclis üyelerini yetkilendiriyor. Meclisi yetkilendiriyor. Ve onun da ötesinde bizim programımızın özüne de vurgu yaptığı vatandaş katılımının, uzmanların katılımının, sivil toplum örgütlerinin katılımının önünü açan, ilk defa bunu yasallaştıran bir yapı getiriyor. Bu çok önemli.

AE: Aslında burada son derece önemli bir tespit şu; Son derece önemli bir yönetim birimi olan yerel yönetimde, nüfusu sanıyorum. 30.000 ve üzerinde olan tüm belediyeler için bir stratejik planlama yapılması zorunluluğunu gündeme getiriyor.

MT: Kesinlikle bu plan yapılacak, meclislerden geçecek, meclis bunu onaylayacak ondan sonra çalışmalar başlayacak. Yani belediyeler neler yapacağını, hangi bütçelerle,hangi paylarla bunu yapacağını meclise sunacak, dolayısıyla bunu diğer organlarla vatandaşa da anlatacak. Vatandaşa da sunacak. Önemli adımlardan da bir tanesi bu.

AE: Önümüzdeki hafta işin en önemli kısmı ile başlayalım diye düşünüyoruz. Yerel yönetimlerin varlık sebebi. Yerel yönetimler niçin var? Sınırları nereye kadar gidiyor, neler yapmalı?

Bu konuya katılmak, görüşlerini belirtmek isteyen dinleyicilerimiz olursa elektronik posta adresimiz: [email protected].

(04 Mayıs 2004 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır)