İki Kadın: Nilüfer ile Greta, İki de Adam: Dahr ile Mark

İki Kadın: Nilüfer ile Greta, İki de Adam: Dahr ile Mark

02 Haziran 2010

 

Sondan başlayıp başa doğru gidelim:

Ayın son günü sabaha karşı İsrail, Gazze’ye yardım götüren 33 ülkeye mensup aktivistlerin gemilerini uluslararası sularda yüzlerce otomatik silahlı komando ile denizden ve havadan, savaş gemileri, hücumbotlar, helikopterler ve uçaklarla  bastı, 9 ya da 10 ya da 14 ya da 16 ya da 20 sivili öldürdü, 30 ya da 45 ya da 60 kişi yaraladı, gemideki aktivistlerin terörist olduğunu ve komandolara saldırdığını ve komandoların linçten kurtulduğunu, kendilerini korumak için insanları öldürmek zorunda kaldığını açıkladı, bu haberlere tam bir karartma uyguladı, Batı medyası bu karartmaya uydu, ABD ve Avrupa ülkeleri daima yaptıklarını yaptılar ve bu olaylardan derin üzüntü duyduklarını belirtmekle yetindiler.

 

Gemi baskını ile aynı gün Türkiye’de İskenderun’da roketlerle Deniz İkmal Destek Komutanlığı’na yapılan PKK saldırısında 6 denizci asker öldürüldü, Türkiye’de iktidar (AKP) ve muhalefet (CHP), çok uzun zamandır ilk kez bir konuda hemfikir oldular: Gemi baskını ile İskenderun’daki roket saldırısının zamanlaması üzerinde “milli şüphe”de ortaktılar.

 

İsrail, komando baskın ve katliamından hemen önce, nükleer başlıklı füze taşıyan üç nükleer denizaltısını Basra Körfezi’ne soktu ve bunlardan birini daimi olarak orada tutacağını açıkladı; daha önce ırkçı-faşist Güney Afrika rejimine nükleer, kimyasal ve konvansiyonel silah satmak için 1975’te Güney Afrika lideri ile şimdiki İsrail cumhurbaşkanının gizli anlaşma imzaladığını gösteren bilgileri yayınlayan Guardian gazetesini yalanladı; İsrail’in gizli nükleer silahları olduğunu açıklamış olan ve bu yüzden 18 yıl yatan teknisyeni Vanunu’yu, Norveçli sevgilisiyle görüşerek yabancı basınla konuşmama yasağını çiğnediği için yeniden 3 aylığına hapse attı; Filistinlilerin evinin yıkılmasına karşı çıkan İsrailli barışçı protestocusu Azra Nawi’yi polise saldırdığı gerekçesiyle hapse attı; düşünür ve muhalif Chomsky’yi “İsrail hükümetinin politikalarına karşı yazıları ve konuşmaları” dolayısıyla, İsrail’e sokmayıp sınırdışı etti; ve barışa bir şans verme ihtiyacı büyük bir iç sızısına eşlik ederken bu trajik şarkı da hiç bitmeyen nakaratıyla hep böyle sürüp gitti…

 

Ne var ki, bu ağır ve yakıcı şarkının içinden, olağanüstü cesur iki kadının her türlü kuru gürültüyü bir anda bastırıveren sesi, hepimiz için umudun ışığını bir anda yükseltiveriyordu:

 

Birinci kadın, baskına uğrayan gemideki 13 aylık bebeğin annesi Nilüfer Çetin’di; kurutulup döner dönmez şöyle konuştu: “Gerçekten oğluna çok değer veren her anne gibi bir anneyim, ama Gazze’deki binlerce bebek de benim oğlum gibi bebekler… Böyle bir organizasyon bir daha olursa, oğlumu alıp gitmekten kesinlikle çekinmem!”

 

Nilüfer hanımla eşzamanlı olarak, Özgür Gazze Hareketi kurucularından Greta Berlin’in açıklaması dünyada infilak edercesine yankılandı: Gazze’ye yardım götürmek üzere yola çıkan bir yük gemisinin İtalya açıklarında durduğunu, 36 kişi taşıyan bir başka geminin de bu gemiye katılmasının beklendiğini, gemilerin 5 – 6 günde bölgeye ulaşacağını açıklayan Bayan Berlin, şunları da sözlerine ekledi: “Bu inisiyatif durmayacak. Biz İsrail’in sonunda sağduyuya kavuşacağını düşünüyoruz. Gazze’ye uyguladıkları ablukayı kaldırmak zorunda kalacaklar… Bunu başarmanın bir yolu da gemileri göndermeye devam etmektir.”

 

Önemli bir kavşak noktasına yaklaşmakta olduğumuz görülüyor: Kaba kuvvet mi galebe çalacak gene, yoksa barış, adalet ve hukuk mu? “Asrın sorusu” gibi birşey bu ve cevaplamak korkunç derecede zor. Ama, durun bakalım. Olup bitenler, Mithat Sancar’ın Açık Radyo’da söylediği gibi, şimdiye kadar benzeri pek görülmemiş bir uluslararası sivil itaatsizlik eyleminin yükselişe geçmekte olduğunu gösteriyor sanki. Bir “gökkuşağı koalisyonu”nun. Biz de elimizi gözlerimize siper edip gözümüzü kısıyor, işgal altındaki Gazze sahillerine doğru bakıyoruz: Evet, “dipten gelen küreselleşme” dalgasının bu kıyıya yaklaşmakta olduğunu görebiliyoruz galiba... Nihayet!

 

***

Öte yandan, geçen bültende haberini verdiğimiz, BP’nin petrol kuyularından Meksika Körfezi’nin içine ve kıyılarına doğru hızla yayılan büyük petrol fışkırması Mayıs ayında da olanca hızıyla devam etti; bu vesileyle BP’nin ve ABD’nin herhangi bir “B planı” olmadığı anlaşıldı; alındığı söylenen tedbirlerin yani çamurla, çerçöple, çikletle çimentoyla, tıkama, yapıştırma, sıkıştırma, emme, süzme, “tepeden öldürme” gibi yüksek teknoloji fikirlerinin hiçbiri sökmeyince, jeologların ve petrol uzmanlarının ifadesiyle, “insanlığın şimdiye kadar hiç görmediği bir çevre faciası”nın başlamış olmasının büyük bir ihtimal olduğu tespit edildi.

 

İnanılacak gibi değil ama, teknik olanaklar elvermediği için fışkırmanın büyük ihtimalle durdurulamayacağı, denizin altında ve yerin dibinde bulunan o petrol rezervinin tamamen tükenmesine kadar, yani “onyıllar boyu” süreceği belirtildi; fışkırma “şu an itibariyle” durdurulsa bile, bu toksik kimyasal püskürmenin hem insan toplulukları, hem de deniz ve karada yaşayan canlılar üzerindeki etkilerinin “nesiller boyu” süreceği bildirildi bize.

 

Gezegen boyutundaki bu facia ile ilgili olarak, “Tıkayın artık şu lanet deliği!” diye bağırdığı söylenen Obama’nın hükümeti hiçbir anda devreye girmedi, olağanüstü korkunçluktaki facia için olağanüstü hal ilan etmedi, fışkırmanın miktarı hakkında tek açıklama yapmadı, ölümlü kazanın ve çevre yıkımının sorumluları hakkında cezai soruşturma başlatmadı; öte yandan, ucuz petrolün topluma ve gezegene kaça mal olduğu, yani gerçek maliyeti hakkında BP’den ve diğer enerji şirketlerinden herhangi bir yorum gelmedi; BP ile ABD enerji bakanı arasındaki parasal ilişki hakkında bir açıklama yapılmadı; açıkta (offshore) petrol aramalarının durdurulduğu, askıya alındığı, yasaklanacağı söylenmesine rağmen bunların hiçbirinin yapılmadı ve delme çalışmaları her yerde tam gaz sürdü ve bültenimiz baskıya girdiği sırada “del bebek dell!” şarkısıyla horalar tepilmeye devam edildi…

 

Ne var ki, bu budala ve manyak ölüm dansının içinden gene de bir umut çıkıverdi âniden: Irak savaşının insanı maliyetini hesaplayıp belgeleyen, yeni kuşağın en cesur bağımsız gazetecilerden Dahr Jamail’in, ödüllü sinemacı ve tecrübeli dalgıç Mark Manning’le birlikte bu yeni tarihî krizin maliyet muhasebesine girişmek ve yalanları belgelemek, hesap defterlerini açmak üzere Meksika Körfezi’ne doğru yola çıkması, yine hepimiz için hiç azımsanmayacak, gayet önemli bir umut kaynağı oluşturmaktaydı.

 

Evet, bağımsız cesur meslekdaşımız Studs Terkel’ın bir zamanlar yazıp söylediği gibi aslında: Umut, en son ölür.

 

* * *

Açık Radyo’da Özel Program:

 

27 Mayıs Darbesi Özel Programı: 1960 tarihinde gerçekleştirilen ve 20 yıl boyunca Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak kutladığımız, yakın tarihimizdeki askerî darbeler silsilesinin başlangıcı olan 27 Mayıs'la ilgili sorulması gereken pek çok soru olduğunu düşünerek, programcımız Ali Bilge ile birlikte 4 bölümlük özel program dizisi hazırladık. 50 yıllık ses kayıtlarını, arkadaşımız Didem Gençtürk yayına hazırladı ve monte etti. 

 

Açık Gazete’nin konu ve konuklarından bazıları:

 

Yaşam Hakkına Saygı Derneği’nden Özgün Öztürk ile “Et Gerçeği” (Meat The Truth) ve küresel iklim değişikliği üzerine konuştuk; Yuvarlakçay Platformu’ndan Avukat Berna Babaoğlu Ulutaş ve Yuvarlakçay’da HES yapılmasına direnen köylülerden Durkadın Yorulmaz’la hukuki ve sivil direnişin çeşitli boyutlarını konuştuk; gazeteci Hamza Haktan’la Londra’dan canlı bağlantı yaptık, Britanya Seçimlerini ve II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk koalisyona yol açan bu seçimin “devrim” niteliğindeki ilginç yönlerini konuştuk; Hrant’ın Arkadaşları’ndan Hayko Bağdat’la Dink cinayeti davasını, geleceğini, adalette eşitlik sağlanıp sağlanamayacağını konuştuk; Fransa’dan akademisyen Michel Marian’la Ermeni Tabusu Üzerine Diyalog’u programcılarımızdan Ahmet İnsel,  gerçekleştirdi, programcılarımızdan Nur Deriş de simültane olarak çevirdi.

 

Açık Dergi’nin konu ve konuklarından bazıları:

Türkiye İnsan Kaynakları Vakfı’nın yeni projesini TiKAV temsilcileri ve müzisyen Ege Çubukçu ile,  konuştuk. Yayın hayatında 20. yılına giren, Türkiye’nin en uzun soluklu tiyatro dergisi “Tiyatro… Tiyatro…” nun yeni halini, derginin yazı işleri münürü Nalan Özipek’le, Seyyar Sahne’nin Oğuz Atay,Tezer Özlü, Leyla Erbil, Fethiye Çetin ve Soren Kierkegaard ile yolculuğunu Celal Mordeniz’le, Türkiye Tarihi Evlerini Koruma Derneği’nin Çanakkale’ye ayırdığı 28. Tarihi Türk Evleri Haftasını, programcılarımızdan İncila Bertuğ ve Prof. Cengiz Eruzun’la, Andante Klasik Müzik Ödülleri’ni derginin yöneticisi Serhan Bali ile, Seramikçi Füreya Koral’ı doğumunun 100. yılında Sermikçi Ayfer Karamani ile, konuştuk. Tiyatro Festivali kapsamında sahneye konulan Altıdan Sonra Prodüksiyonu “İkiye Bölünmüş Vikont”u, oyun ekibi ile, Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın son gösterisi “Ararken”i Maral Ceranoğlu ile Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu içerisinde faaliyet gösteren “Tiyatro Bağlamında Kültürel Çoğulculuk Çalışma Grubu” tarafından organize edilen Kültürel Çoğulcu Tiyatro Günleri’ni, konu ettik. Tiyatro Boğaziçi’nden Fırat Güllü bu yıl 19. İstanbul Amatör Tiyatro Günleri kapsamında  “İki Yazar İki Gün” başlığı altında düzenlenen “Beki L. Bahar Tiyatrosu” ve “Hagop Baronyan (Avangard Bir Osmanlı Tiyatrocusunun Anısına)” başlıklı etkinlikleri, “Sokaktan Al Haberi” şenliğini, Oğuz Yazıcı, Marissa Aroyo  ve Seda Salihoğlu ile, Hekate’nin Şarkısı adlı oyunu yönetmeni Engin Alkan’la, “Mesele”  adlı performansı, koreograf Talin Büyükkürkçiyan ile, ÇEKÜL Vakfı’nın “7 Ağaç İçin Ritim” adlı bir etkinliğini, programcılarımızdan Raife Polat’la, “Amerika’nın kendi çocuklarını” öldürdüğü Ohio-Kent State katliamını 40. yıldönümünde, Buffalo Springfield ve Neil Young eşliğinde Halil Turhanlı ile konuştuk.

 

Açık Şehir İstanbul 2010 köşemizde;

 

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajanası Görsel Sanatlar yönetmenliğinin İstanbul’da Yaşıyor ve Çalışıyor isimli projesinin son davetli sanatçısı Sophie Kalle, Ekolojik Pazarı konuşmak üzere Gizem Altın Nance konuğumuz oldu. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali’ni, genel sanat yönetmeni Cengiz Özek’le konuştuk. “Ahırkapı Hıdrellez Şenlikleri”nin onbirincisini ajansın kent kültürü yönetmeni Yeşim Yalman ve gönüllü programı koordinatörü Murat Alemdar’la, İstanbul 2010 dergisinin yeni sayısını yayın yönetmeni Lalehan Uysal’la, Kadırga Mahalle Şenliği’ni anlatmak üzere, mahalle muhtarı Murat Hakverdi, mahalle sakini Nezahat Kalaycı ve 2010 Gönüllü programı Şenlik koordinatörü Fırat Şahin konuğumuz oldu. Avrupa Üniversiteleri Tiyatro Şenliği kapsamında düzenlenen Sempozyumu konuştuk.  “Klişeleri Kırmak Servisi” projesini konuşmak üzere Veronica Bernard, “İstanbul Otherwise” adlı projeyi konuşmak üzere Arzu Göknar, Zeynep Şengel ve Koray Özgen konuklarımızdı. 17 Mayıs Pazartesi günü başlayan “Genç Sokak” adlı Kültür Sanat Festivali’ni konuştuk. 7 senedir İstanbul’da yaşayan, İsrailli besteci ve perküsyon sanatçısı Yinon Muallem’in sanat ve müzik yönetmenliğinde gerçekleşecek konseri, Muallem'le canlı yayında konuştuk. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında, Arkitera Mimarlık Merkezi'nin organize ettiği Açık Kapı Festivali’ni anlatmak üzere Arkitera Mimarlık Merkezi’nden programcımız Ömer Kanıpak konuğumuz oldu. "İstanbul Baskısı" Fotoğraf Sergisi ile ilgili Aysun Öner, Uluslararası Tiyatro Festivali’nde sahnelenen “Malafa” adlı oyunu anlatmak üzere, yönetmeni Murat Daltaban konuğumuzdu.

 

Açık Radyo Programlarından bazılarının konu ve konukları:

 

Terra İncognita’da müzisyen Saygun Arpalı konuğumuz oldu.

 

Toplumsal Dönüşümde Sosyal Girişimcilik programında Ercan Tuta ile Alternatif Kamp, Düşler Akademisi, Social Inclusion Band'de yapılanların yanısıra Sosyal Girişimcilik üzerine söyleştik.

 

Orman ve Civarındaki Faydalı İşler programında Gökdağ Göktepe ile Toplum Gönüllüleri (TOG) üzerine konuştuk. Prof. Zerrin Bayrakdar ile İstanbul'un ulaşım problemlerini, 3. Köprü meselesini, Istanbul Ormanları üzerinde oluşturduğu tehditleri ile alternatif çözüm önerilerini konuştuk.

 

Hayal Tacirleri’nde, İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas ile İspanya Dönem Başkanlığı kapsamında Türkiye-AB ilişkilerini, 9 Mayıs Avrupa gününü, Yunanistan'daki olayları ve AB'ye etkilerini, Anayasa çalışmalarını konuştuk. İKV Uzmanlarından Özgür Bozçağa ile "ithal et" tartışmaları ekseninde Türkiye-AB ilişkilerinde gıda güvenliği konusunu ele aldık.

 

Punk’Art programında, Mesele Dergisi'nden Foti Benlisoy ile Yunanistan emek tarihini ve son günlerdeki eylemleri konuştuk.

 

Dünya Dönüyor’da Nükhet Duru ve Erdener Koyutürk konuğumuz oldu.

 

Bir programında, Dr. Ulrich Randoll ve eşi Sema Randoll ile Matrix Ritim Tedavisi'nin öyküsünü ele aldık. Reiner ve Manu Szcypior ile  "Homa Terapi" ve "Agnihotra" konuştuk.

 

Koku’da Bihter Türkan Ergül ile kişiye özel ve kurumsal kokular ile “defne” konusunda konuştuk. Niso Kalaonra ile  Ticari ortamlarda koku duyusunun satış arttırıcı bir pazarlama öğesi olarak kullanımı, marka kimliğinin bir parçası olarak koku ve profesyonel ortam kokulandırma sistemlerini konuştuk.

 

Evrenin Suyuna Giden Tasarım’da Afacan Buluşma Merkezi’ni, Nevin Başaran Alkan ve bu merkezi deneyimlemiş çocuklarla konuştuk. Hakan Gürsu ile 2009 IDA ödülünü konuştuk

 

Dünyanın Cazı’nda Murat Beşer, Serhan Bali ve Eyüp İblağ konuğumuz oldu.

 

Ama’da Cenk Gençdiş ile  yolu, gitmeyi,  kaydetmeyi, kaydetmek için gezmeyi konuştuk.

 

Karanlığın Çocukları'nda Giovanni Scognamillo konuğumuz oldu.

 

Haziran’da daha da umut ve mücadele dolu haberlerle buluşmak üzere…