Hapishanelerdeki Açlık Grevleri

s3_url_text: 
http://ia902600.us.archive.org/6/items/AclikGrevleri22Ekim2012_932/AclikGrevleri.mp3
Arsiv s3 Media: 

Hapishanelerdeki Açlık Grevleri

22 Ekim 2012

''Türkiye’deki en önemli haber, cezaevlerinde yüzlerce, belki sayıları da bini aşmış durumda bulunan tutuklunun açlık grevleri kritik bir eşiğe gelmek üzere.''

 

Dinlemek için:

 

 

İndirmek için: mp3, 10.8 Mb.

 

 

Ömer Madra: Türkiye’deki en önemli haber cezaevlerinde yüzlerce, belki sayıları da bini aşmış durumda bulunan tutuklunun açlık grevlerinin kritik bir eşiğe geliyor oluşu.

 

Can Tonbil: Cuma günü gelen habere göre, 58 cezaevinde 615 PKK ve Pjaklı tutuklu ve hükümlünün gerçekleştirdiği süresiz ve dönüşümsüz açlık grevinden bahsediyoruz. Dün 42. gününde bu açlık grevi. Bu açlık grevleriyle alakalı çeşitli gösteriler vardı, hem Ankara’da, hem de Diyarbakır’da. Cezaevindeki tutuklular tarafından başlatılan bu grevlerin 38. gününde Taksim’de de bir eylem yapıldı. Hükümeti protesto eden gruba BDP’li vekillerin de destek verdiğinden bahsedilmekte. Diyarbakır’da ise, cezaevinin önüne yürümek isteyen gruba polis müdahale etmiş, orada da çeşitli gösteriler ve basın açıklamaları yapılmış.

 

ÖM: Evet, son katılımlarla sayı 600 civarında galiba, bazı yerlerde 1000’i aştığı da söyleniyor ama 600 civarında. Bugün 41. gününe girdi galiba değil mi? İnsan Hakları Derneği adına cezaevlerini ziyaret eden avukat heyeti de, hükümlülerin sağlık sorunlarının başladığını açıklamış durumda. Hükümetin umursamazlığıyla toplumdaki ilgisizlik birleşmiş görünüyor diye bir yazı aldık. “Açlık grevlerini durdurmalıyız” diye bir girişim de var. “Bayram öncesinde bir şeyler yapamazsak bayram sonrasında 7. haftaya girecek grevlerde ölüm haberleri gelmeğe başlayabilir. Hayata dönüş operasyonunun utancını hala yaşıyoruz” diyor Ferdan Ergut. “Yeni bir utanç sayfasına izin vermemek için bir aydın ve akademisyen inisiyatifi başlatma kararı aldık ve imza toplanıyor. Bu kritik durumda henüz vakit varken açlık grevleri ölümlere dönüşmeden harekete geçilmeli. Önümüz bayram tatili! Oysa siyaset tatile çıktığında da cezaevlerinde hayat devam edecek. Bayram sonrasında, bu açlık grevi 7. haftayı doldurduğunda artık ‘geri dönülmez’ aşamaya ulaşılmış olacak. Henüz vakit varken, toplumsal tarihimize ve vicdanlarımıza başka bir kara lekenin daha sürülmesini engelleyebiliriz. Bizler aşağıda imzası bulunanlar Hükümeti, öncelikle bu talepleri duymaya, çözümüne ilişkin iyi niyet göstermeye ve somut adımlar atmaya çağırıyoruz.” diye bir çağrı yayınlandı. (http://www.bianet.org/bianet/siyaset/141600-aydinlardan-aclik-grevi-icin-cagri) Hem Diyarbakır’da hem de Taksim’de zorlu geçmiş olduğu söylenebilir.

 

CT: Polis müdahalesiyle karşılaşılan çeşitli gösteriler vardı. BBC Türkçe’de “açlık grevlerinde kritik eşiğe gelindiğinden bahsediliyor. Eylemciler açlık grevinin bitirilmesi için ya iki taleplerinin karşılanmasını ya da bizzat oluşturulacak bir heyet aracılığıyla Öcalan’ın çağrı yapmasını şart koşuyormuş. Eyleme tutuklu BDP Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız ile Van milletvekili Bekir Kayalı’nın da katıldığı gelen haberler arasındaydı. Bazı notlar yer alıyor BBC Türkçe’nin haberinde, örneğin Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Dernekleri Federasyonu (TUAD FED) “eylemlerin fiilen ölüm orucuna dönüştüğünü belirterek şu iddialarda bulunuyormuş; Bir çok cezaevinde mahkumlara B1 vitamini verilmiyor, bazı mahkumlar da B1 vitaminini kendisi almıyor, Silivri ve Şakran cezaevlerinde eylemciler tek kişilik hücrelere konulmuş. Adalet bakanlığı bürokratları yaptıkları açıklamalarında “bilinçleri kaybolunca müdahale edeceğiz” gibi konuşmalar yapmaktaymış. Tekirdağ cezaevinde eylemcilere yönelik çıplak arama, saldırı gibi eylemler görülmüş. Son olarak da Türk Tabipler Birliği uzman bir heyetle bütün cezaevlerindeki eylemleri muayene etmek için adalet bakanlığına başvurmuş fakat olumsuz yanıt almış adalet bakanlığından. 

 

ÖM: Bu konuda Yeşiller partisinden ve programcı dostumuz Dr. Ümit Şahin Radikal İki’de önemli bilimsel bilgiler içeren bir yazı kaleme almıştı.“Açlık grevleri insani bir krizdir” diyor, ona kulak verelim. Biraz önce senin de söylediğin gibi dışarıdan müdahaleden bahsediyor, “kişinin isteği dışında açlık grevini sonlandırmaya çalışmak, zorla besleme gibi yolları düşünmek çok büyük bir hata olur. Hükümet yetkililerinin bu yönde beyanları oldu görülüyor, yani açlık grevlerinin yeni bir insani trajediye dönüşmesini izin vermemeliyiz. 2000’lerin başındaki açlık grevi dalgasının sonunda -ki herhalde dünyanın en büyük açlık grevlerinden biriydi, şimdiki de öyle, çok yüksek sayıda insan var- cezaevinden çıkıp bize başvuran açlık grevi mağdurlarının -yani geniş bir tecrübemiz var diyor bu konuda-, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın işkence mağdurlarının yanısıra yıllarca açlık grevi mağdurlarını tedavi etmeye çalıştık -Vakıf gönüllü hekimlerinden biri olarak yazıyor bunu Ümit Şahin 96’dan bu yana-, açlık grevlerinden dolayı sakat kalan yüzlerce insanın önemli bir kısmının tedavisini bizzat üstlendim veya takip ettim. Grev yapan mahkumların 59’u bu eylemler nedeniyle hayatını kaybetmişti -59 sayısından bahsediyoruz- ama 2002 sonrasında da ölenler oldu. Daha sonra o ölenler 59’a yükseldi. Grevler bahane edilerek yapılan 19 Aralık cezaevi operasyonlarında öldürülen 32 insan ise bu sayıya dahil değil. Paris’de 2005’te yapılan uluslararası hukuk ve ruh sağlığı kongresinde bir çalışma sunmuştuk; dünyada bilinen en büyük ve 2000’le 2002 arasındaki en uzun süreli açlık grevlerine yaklaşık 2000 mahkum katılmıştı. İlk tahliyeler sağlık nedeniyle 2001 Mayıs’ında başlıyor. 2 yıl boyunca da geçici veya kalıcı olarak 563 mahkum başvurmuş. Eylemi bıraktıktan sonra yaşamlarını sağlıklı olarak sürdürmeleri birkaç kritere bağlı. Bunlardan en önemlisi, elbette süre ama aynı zamanda açlık grevi sırasında yeterli sıvı, tuz, şeker ve B vitamini alınıp alınmadığı da hayati öneme sahip. Üçüncü olara eyleme ara verilip verilmediği, ve son olarak da, açlık grevinin nasıl sona erdiği de bu mahkumların hayatlarını sağlıklı sürdürebilmeleri için en önemli kritleri oluşturmakta. Açlık grevi yapan kişinin isteğine aykırı olarak zorla yapılan müdahaleler ve ilk beslenme sırasında yanlış tıbbi bakım da ölüm ve sakatlık riskini arttırır. Çok uzun süreli açlık grevlerinin neden olduğu hastalık ve sakatlıklara ilişkin çok sayıda insanda görme bozukluğu, ışığa aşırı duyarlılık gibi bulgularla, değişik düzeylerde amnezi (hafıza kaybı), bir kısmında dizarti (konuşma bozukluğu), 134 kişide denge ve koordinasyon bozukluğuna bağlı yürüme güçlüğü, bir kısmında ileri düzeyde zayıflık veya kas dokusu kaybı, 126 kişide de periferik nöropati yani çevresel sinirlerde hasar görüldü. Sonuçta takip edilen 311 kişiden 73’ünde yani yaklaşık ¼’ünde hayatlarını bağımsız şekilde sürdüremeyecekleri düzeyde sakatlıklar kaldığını belirtiliyor.

 

CT: Vernike Korsakof sendromunu o zaman öğrenmiştik.

 

ÖM: Evet iki şey öğrenmiştik, Vernike ensefalopatisi ve Vernike Korsakof sendromu. Yani Vernike Korsakof’da ağır düzeyde hafıza kaybı ve psikoz bulguları çıkıyor. Geri dönüşü de yok. İleri derecede B vitamini eksikliğine bağlı bu iki hastalık ve açlık grevinin zorla sona erdirilmesi veya yanlış tıbbi müdahale bu hastalıkların ortaya çıkma riskini de arttırıyor. Tabii sakatlıklar kalıyor, travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon da çok sık görülen hastalıklar arasında. Yani sonuçta diyor ki Ümit Şahin, “açlık grevleri ağır bir insani ve toplumsal krizdir, hele kişinin isteği dışında açlık grevini sonlandırmağa çalışmak, zorla besleme gibi yolları düşünmek çok büyük bir hata olur. Hükümet yetkililerinin bu yönde beyanları olduğu görülüyor, en ufak insani kaygı taşımadan bilimsel verileri görmezden gelerek aynı inatları, aynı hataları her seferinde tekrarlama ısrarına ne isim verilir bilmiyorum. 10 yıl önce yaşanan büyük bedelleri tekrar ödemeden açlık grevlerini insani çözüm yolları ve diyalogla durdurmak için başta hükümet olmak üzere herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor.” Bu doğrultuda açlık grevine destek eylemlerinden gelen gerginlik haberleri de var, Necmiye Alpay T24’te yazdığı yazıda, konuyu benzer şekilde ele almış.

 

CT: Demokrasi iddialarıyla toplum beşikteymiş gibi pışpışlanırken cezaevlerinde açlık grevlerinin 1 ayı geçtiğinden bahsediliyor o yazıda. Kişinin kendini neden aç bıraktığı konusunda iki farklı koşuldan bahsediyor; “bedeniniz dışındaki tüm olanaklarınız elinizden alınmışsa ve kamuoyu sizin duyurmak istediğiniz sorunlarla başka türlü ilgilenmiyorsa.” Ondan sonra sizin de bahsettiğiniz gibi, Vernike Korsakof hastalığından ve şu anda devam eden ölüm oruçlarını bu duruma getiren sebeplere dair bazı izlenimlerini aktarıyor. Yeni Vernike Korsakofları istenmediğine ve böyle bir sonuçla herkesin kaldırması olanaksız bir sorumluluğun yüklenmesi gerekeceğinden de bahsederek yazısını bitiriyor.

 

ÖM: Evet, “herkese kaldırılması olanaksız bir sorumluluk yükler” diyor, böyle bir sonuç. Sağlık durumu kritik eşiğe ulaşmış durumda, Vatan gazetesi de yazmış. Bu çok önemli bir nokta.

 

 

 

 

(22 Ekim 2012 tarihinde Açık Radyo’da Açık Gazete programında yayınlanmıştır.)