Gülay Göktürk'e cevabım

Gülay Göktürk'e cevabım

01 Şubat 2006

Özgür GündemUğur Yorulmaz

Sayın Gülay Göktürk,Bugün gazetesinde yayınlanan 27.01.2006 tarihli 'Vicdani redde hayır!' başlıklı yazınızı okudum ve cevaplamak istedim.Öncelikle başlıktan başlayayım. Vicdani redde 'evet' ya da 'hayır' kararı ne devlete, ne de gazetecilere kalacak bir konudur, bizzat bu zorlama ile karşı karşıya kalan insanların kararıdır. Vicdani retçiler de kararını zaten ilan etmiş durumda ve 'yapmasak olur mu?' diye kimseye sormuyorlar, 'bedeli ne olursa olsun yapmayacağız' diyorlar ve bu bedeli bitmek bilmeyen hapis cezaları, insan hakları ihlalleri ve linç kampanyaları ile ödüyorlar.Yazınızda demişsiniz ki 'Çünkü şu soruya vereceği bir cevap yok: Neden askerlik yapmayı vicdani, dini ve felsefi nedenlerle reddedenlere ret hakkı tanınıyor da; diyelim, ailevi, ekonomik ya da psikolojik nedenlerle askere gitmek istemeyenlere tanınmıyor?'Bu sorduğunuz sorudan, ne vicdani retçileri, ne de anti-otoriter hareketleri tanımadığınızı anlıyorum. Bu soruya gayet güzel bir cevap aslında var : Vicdani retçiler, vicdani reddi şu anda 'bireyin dini inanç, ahlaki tercih ya da politik sebeplerden dolayı askerlik yapmayı reddetmesi' olarak tanımlıyor. Bu tanım gayet tarihseldir. Örnekleyerek açarsam, Quaker gibi 'İsa'nın şiddetsizlik öğretisi' ile ya da Yehova dininin gereklerini yerine getirerek hareket eden insanların; savaşı ve savaş hazırlıklarını ahlak dışı bularak hareket eden insanların, ya da militarizm karşıtı faaliyet gösteren anarşistlerin, anti-otoriterlerin ve antimilitaristlerin mücadelesi ile oluşan tarihe bağlı bir tanımdır. Problem tanımda değil, belirttiğiniz gibi sebepleri olup da mücadele etmeyen insanlardadır. Ayrıca vicdani ret gibi anti-otoriter bir hareket, bir 'hak hiyerarşisi' yaratamaz çünkü anti-otoriterliği ile çelişir. Belirttiğiniz gibi sebeplerle askerlik yapmak istemeyenler varsa mücadele ve örgütlenme yolları herkese açık ve bir çok vicdani retçinin de antiotoriterizmin temel ilkeleri ile çelişmediği sürece, 'tanım' değiştirmek dahil her türlü yola sıcak bakacağını düşünüyorum. Keza örneğin İsrail'deki vicdani ret hareketi çok çeşitlidir ve 'Sadece işgali reddeden' retçiler, 'sadece zorunlu askerliği reddeden' retçiler ve 'hem zorunlu askerliği hem sivil hizmeti' reddeden retçilerden oluşuyorlar ve temel fikirlerine göre ayrı örgütlenmelerde toplansalar da, hepsi de birbirleriyle yardımlaşarak faaliyet gösteriyorlar.Yine yazınızda demişsiniz ki : Hele bir de bunu, 'bizim kültürümüzde nasılsa büyük çoğunluk askerliği reddetmeyi göze alamaz. Göze alan küçük bir azınlığı muaf tutup meseleyi halledebiliriz' diye düşünerek savunmak iyice ilkesizlik gibi geliyor bana. Zavallı köylü Mehmet, 'Ben felsefi olarak şiddete karşıyım' demeyi beceremediği için, ya da demeye utandığı için kös kös giderken, bazı aydınlarımızın böyle fiyakalı bir gerekçeyle muaf tutulması sizi vicdanen rahatsız etmez mi?'Küçük bir azınlığı muaf tutup meseleyi halletmek'; bizlerin değil, devletlerin ve resmi söylemi takip edenlerin 'kurtulma' refleksidir ve bence de ilkesizdir. Biz vicdani ret hakkını hem kendimiz hem de tüm toplum için savunuyoruz 'Köylü Mehmet' meselesine gelince. Bir anti-otoriterin meslekler arasında bir hiyerarşiye sahip olabileceğini bırakın ima etmek, 'düşünmek' bile çok tuhaf. Mehmet'in isminin önüne koyduğunuz 'Zavallı' sıfatı ise bence bir 'ironi'den çok mesleklere ve sınıflara bakışınızla çok ilgili. Köylü Mehmet'in felsefeyi bilmemesini belki rejimin kendi açıp sonra kendi kapattığı 'Köy Enstitüleri' ile açıklamak mümkün. Ya da devletin eğitimden her sabah 'Merhaba arkadaşlar! Sağol!' ritüelini anlaması ile açıklayabiliriz. Okullarda 1. dünya savaşı ile ilgili sadece İngiltere'nin Anadolu'yu işgal ettiğinin anlatılması, ama üç bin İngiliz'in savaşa katılmayı reddettiği için bir çoğunun kurşuna dizildiğini, anlatılmaması da resmi tarih anlayışının bizleri sürüklemek istediği noktayı bence gayet güzel gösteriyor. Sorarım size hangi devlet, felsefe ile, tarafsız bir tarih ile barışıktır? Devleti, otoriteyi, iktidarı, orduları, savaşları sorgulamayan bir felsefe, devletlerin resmi söylemini yerinden sarsmayan bir tarih mümkün müdür? Tarihte iz bırakan hangi filozof ya da tarihçi otorite ile çatışmamıştır?Yazınızda 'profesyonel ordu'yu önermişsiniz, fikrinizdir. Vicdani retçilerin militarizmle, savaşlarla ve tüm ordularla genel bir derdi var. Sadece şunu söyleyebilirim; devletler açısından bakarsak genelde tüm devletler 'biz'den kurtulmak için 'profesyonel ordu' çözümü kullanarak nispeten rahatlamış durumda. Çünkü sivil hizmet zorunluluğu geldiğinde bu sefer de kamuoyu 'total retçiler' ile tanışacak. Bu bir sürpriz değil, profesyonel orduya henüz geçmemiş Avrupa devletleri bu sorunla ciddi bir şekilde uğraşıyor ve eninde sonunda ordu yapılarında bu değişimi yapacakları belli, çünkü diğer devletler yaptı.Bu hak mücadelesi sadece Türkiye'ye özgü değil ve birçok devlet bunları yaşadı. Ya Türkiye Devleti de diğer tüm devletler gibi bu sorunu bir sorun olarak kabul edip, dünyadaki genel kabul görmüş çözümleri üretecek, ya da sayıları, düşünsel zenginliği ve toplumsal desteği hızla artan retçiler ile evrensel bir insan hakkını ihlal etme pahasına uğraşmaya devam edecek. Şikayet ettiğiniz 'eşitsizliğin kalkması' ise şu anda toplum üzerinde söz hakkı olduğunu söyleyen elitlerin çabası ile değil, antimilitaristlerin mücadelesi ile olacak.