EylülDinlemek için:
İndirmek için: mp3, 13 Mb.Ayın Sözü: "Bu yağış değil. Bu yağışın getirdiği sonuçlar maalesef, ekolojik kıyamet dediğimiz şey. İklim değişiklikleri bu kadar afet boyutuna geliyorsa, geçen yıl Amerika'da daha önce de Avrupa'da, insanoğlu dünyayı ne kadar kirlettiğinin faturasını ödüyor." İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul'da hiçbir hazırlık yapılmayan bir başka konuyla, İstanbul'da sel baskını sonucunda yaşanan felaketi ilişkilendiriyor. (Yeni Şafak)
Sonbahar başlarken İçişleri Bakanı Beşir Atalay, demokratik açılım sürecini başlattıklarını açıkladı. Demokratik açılımda dolaylı bir adım Milli Eğitim Bakanlığı'ndan geldi. Bakanlıktan okullara gönderilen genelgede, ilk derste ayrımcılıkla mücadele, toplumsal barış ve hoşgörünün işlenmesi talimatı verildi. YÖK, Mardin Artuklu Üniversitesinde ''Yaşayan Diller'' adı altında bir enstitü kurulmasını kararlaştırdı.. ''Türkiye'de Yaşayan Diller'' adı altında kurulacak olan enstitüde Kürtçenin yanı sıra Farsça, Arapça, Süryanice gibi programların da açılması isteniyordu. “Kürdoloji” maalesef mümkün değildi.
Açılım başlamasına başlamış, ancak ne içerik belli olmuştu, ne de çerçeve. Başbakan, 'operasyonlar dursun' diyenlere, “terörün olmadığı yerde operasyon yapılmayacağını” söylüyor, bu arada çocukların ''demokratik açılımı'' tartıştığı program ''halkı kin ve düşmanlığa tahrik'' suçunun işlendiği iddiasıyla mahkemeye taşınıyordu. Büyükler konuşuyor, bize dinlemek düşüyordu. Yine de umut ve heyecan, bir konuşmayla bile tekrar canlanmaya devam ediyordu.
Ağustos’ta Trakya ve Marmara’nın batısını vuran seller günlerce manşetlerden inmedi. Gerçeküstü görüntüler vardı televizyonlarda. Köprüler yıkıldı, binlerce yeri su bastı, lagunlar patladı, arabalar denize sürüklendi, yollar kapandı. İstanbul’da özellikle İkitelli’de durum afet boyutundaydı. Son 80 yılın en büyük yağışı denen yağışlar sonrası, İkitelli ve Halkalı’da birçok işyeri yağmalandı, İstanbul’da 33 kişi öldü. Halkalı’da TIR garajında uyurken sele yakalanan şoförler ve servis minibüsü denen ama aslında yük taşımakta kullanılan penceresiz bir araçta kapana kısılıp boğulan 7 işçi kadın işçi vicdanları sızlattı. Bu insanların neden bu koşullarda çalıştığı ise “kötü patronlara” yoruldu.
Seller açısından sorumluları dere yataklarına ev ve işyeri yapanlar olarak tespit eden bir kitle adına Başbakan, Doğu’nun bağrından fışkırmış bir Zen bilgesi gibi konuştu: “Derenin intikamı ağır olur…”
Faciayı daha geniş kapsamlı düşünen bir başka yetkili de vardı: İstanbul Valisi. Gezegeni Atlas gibi daha geniş omuzlara yükleyen Kadim Grek düşünürlerine benzer konuştu o da: "Sel felaketinden toplumun tamamı, hatta tüm dünya sorumludur."...
Özetle, mevzunun özü yine bizden uzaktı.
Türkiye ve Ermenistan diplomatik ilişki kurmak için mutabakata vardı. İmzalanan protokolün yürürlüğe girmesinden 2 ay sonra da sınırlar açılacak ve soykırım iddialarını araştırmak üzere bir komisyon kurulacaktı. Tek millet, iki devlet sloganının yaratıcısı Azerbaycan bu mutabakata sinirlendi ve milletin bu yakasına sitemle tehdit arası mesajlar yolladı. Türkiye de topu TBMM’ye atıp, zamanı geldiğinde görüşülecek diyerek konuyu kapattı. Ermenistan’la tarihî bir sıkıntı giderilmesi sözkonusuydu ama, sınırın açılması 2009 yılı sonu geldiğinde bir hayal olarak kalacak, “komşularla sıfır sorun” politikası yara alacak, bize yine tam olmamış bir sevinç kalacaktı.
Güneydoğu’da 1990'lı yıllarda işlenen bazı faili meçhul cinayetler, İsveç’te yaşayan itirafçı Abdülkadir Aygan'a soruldu. Diyarbakır'da faili meçhullere ilişkin soruşturmaları yürüten özel yetkili 2 savcının hazırladığı sorular, İsveç Adalet bakanlığına gönderildi.
Yılın başından beri gündemin en sömürülen cinayetinin katil zanlısı C. G. 197 gün “arandıktan” sonra, ailesi tarafından polise teslim edilerek tutuklandı. Medyada konuya dair son kesintisiz canlı yayınların heyecanı hakimdi. Medya, kanuna aykırı olarak zanlıyı adlı adınca anmaktan kaçınmıyordu, ama neyse ki birkaç gün sonra 18 yaşını bitiren C. G, sonunda kanunen de Cem Garipoğlu olarak söylenebildi.
Çok geniş katılımlı İklim Değişikliği Zirvesi ABD’nin New York kentinde yapıldı. Atmosfere en fazla karbon salan ülkelerden olan Çin ve Japonya da sera etkisi yaratan gazların atmosfere salımını 2020’ye kadar önemli ölçüde azaltma sözü verdi. Zirvede görüntülü mesaj yayınlayan Başbakan Erdoğan, "Türkiye, küresel sorunların, küresel çözümler getirdiğine inanmaktadır," diye konuştuysa da, ulusal çabaların dışında bir küresel çözümden hiç söz etmedi. Bu esnada, Afrika'nın batısındaki 10 kadar ülkede 600 bine yakın sayıda insanın sel baskınlarından zarar gördüğü haberleri yayınlanıyordu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kıbrıs’taki Rumların kayıplar konusunda 1990 yılında açtığı ilk davada nihai kararını açıkladı. Mahkeme, yeterli soruşturma yapmadığı gerekçesi ile Ankara’yı davacılara 180 bin avro ödemekle cezalandırdı. Karar, mahkemenin, Rumların kayıp iddialarıyla ilgili verdiği ilk hüküm olması ve ileride benzer davalara emsal teşkil etmesi üzerinden düşünüldü; meselenin özü, yani evrensel haklar meselesi, bu ulusal açının gölgesinde kaybolup gitti.
Yargıtay, Siirt’te açtığı ateş sonucu taş atan göstericinin ölümüne neden olan uzman çavuşa ceza verilemeyeceğine hükmetti. “Askerin heyecan ve telaş içinde ateş açtığına ve bunun mazur görülebileceğini” söyleyen karara göre, taşlı saldırının sözkonusu olduğu olaylarda güvenlik görevlisinin açtığı öldürücü ateş, ceza nedeni sayılmayacaktı. Türkiye’deki GSM operatörlerinin iletişim kayıtlarını 5 yıl süreyle saklı tuttuğu da bu sıralarda ortaya çıktı. Kimin izlendiği sorusu artık gündemden düşmüş, kimin ne kadar dinlenebileceği tartışılır olmuştu.
Bir başka tartışılan konu da, kimin kime ne kadar tahammülü olduğu idi. Ülke çapında 1108 kişiyle yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre Türklerin yüzde 57’si dinsizlerle, yüzde 42’si Yahudilerle, yüzde 35’i de Hıristiyanlarla konşu olmak istemiyor, gayrimüslimlerin de yargı, ordu, MİT gibi kurumlarda çalışmasını istemiyordu. Bu ankete göre Türkler sadece Türkleri ve müslümanları seviyor, yalnızca onları istiyordu yani. Kadın ve Aileden sorumlu Bakan Aliye Kavaf da, benzer bir anlayışla Türk aile yapısına uymayan TV dizilerin şifrelenmesini istediyse de RTÜK Başkanı, “yetkisizlik” gerekçesiyle bu öneriye karşı çıktı.
Sonbaharda ABD’de işler iyiydi. Küresel ekonomik krize rağmen, 2008 yılındaki toplam silah ihracatı yüzde 50 civarında artmıştı. Türkiye'nin de ABD'den yaklaşık 8 milyar dolarlık füzesavar sistemi alacağına dair haberler üzerine biraz konuşuldu. Genelkurmay ise bu haberleri abartmalı bulup düzeltme yaptı ve 8 milyar değil, 1 milyar dolar civarında dört batarya alacağız diyerek, yanan yüreklere su serpti.
Ocak; Şubat; Mart; Nisan; Mayıs; Haziran; Temmuz; Ağustos; Ekim; Kasım; Aralık
