En önemlisi vicdanı ayakta tutmak değil mi?

-
Aa
+
a
a
a

27 Haziran 2005Radikal Gazetesi

Yerküremizde genellikle zengin ve güçlülerin borusu ötüyor, diğerlerine susup oturmak ve kanıksamak düşüyor. Egemen güçler her şeyi 'meşrulaştırdıklarını', 'meşrulaştırabileceklerini' zannediyor. Neyse ki hâlâ sadece zannediyor. Neyse ki hâlâ aksini söyleyenler ses veriyor. Bugün yanı başımızda, İstanbul'da mühim bir olay gerçekleşecek. Bush yönetiminin devasa militarist ve propaganda gücüyle oldubittiye getiriverdiği Irak savaşı için hüküm kesilecek. 'Artık geçmişi unutup, geleceğe bakmak lazım' söyleminin yuttuğu gerçekler ortaya serilecek. Kolektif bilinci canlandırmaya yönelik, 'adamsendeciliğe' karşı bir büyük girişimde bulunulacak. 2003'te Irak savaşının ardından dünya çapında sivillerin inisiyatifiyle kurulan ve 20 kadar kentte duruşmalar düzenleyen Irak Dünya Mahkemesi (World Tribunal on Iraq-WTI), nihai karar duruşmasını yapacak. Topkapı Sarayı'ndaki Darphane-i Amire binasında üç gündür süren, Iraklı tanıkların da dinlendiği duruşmaların ardından Vicdan Jürisi, bugün saat 11.00'de Hotel Armada'da, işgali, işlenen savaş suçları ve işgalin sonuçlarına dair kararını ilan edecek. Malum Bush yönetimi dünyanın dört yanına yayılmış askerlerinin başına iş açılma olasılığı yüksek olduğundan, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni tanımıyor. Malum 'Güçlü ve dokunulmaz. O zaman ilişmemek lazım' zihniyeti yaygın. Ama işte bu girişim bu zihniyete meydan okuyor. Bu, insanoğlunun ulaştığını varsaydığımız evrensel ahlak ve insan haklarını hatırlatma çabası. Çeşitli gerekçelerle vicdanlarını perdeleyenlere yönelik bir sesleniş. Adaletin sadece muzaffer güçlerin topladığı savaş mahkemelerinde kesilen hükümlerden ibaret olmaması gerektiğini haykırmak. Savaş mağdurlarının sesini duyurmak. Ama belki de daha önemlisi dünyayı 'iyiler ve kötüler' olarak bölen, kendi ideolojisini dört bir yana askeri ve propaganda makinesiyle pazarlamakta ustalaşmış bir süper güce karşı bir isyan olması. Tarihi yeniden ve kendi istedikleri gibi yazma girişimine karşı durmak, 'unutmamak ve unutturmamak' için... Dolayısıyla yaptırım gücünün bulunmamasının hiçbir önemi yok. Önemli olan tarihe ve kolektif bilince düşülecek kayıt. Çünkü zaman geçtikçe kanıksıyoruz. Irak'ta her gün 30 kişi ölürken, bu pek çokları için salt rakamsal bir ifade haline geliveriyor. Saddam'ın asıp kestikleri de rakamsal ifadeler değil miydi? Nedenler sonuçlar birbirine karışıyor. Kullanılan kirli taktikler, gerekçelendiriliyor. 1970'lerde Vietnam köylülerini yakıp kavuran ve dünya halklarının vicdanında mahkûm edilmiş olan napalm bombalarının gelişmiş versiyonu Irak'ta MK77 adıyla yeniden boy gösteriyor. Askeri hedefler söz konusuydu deniliyor. Askeri hedef ne, direnişçi ne, kim sivil, kim asker? Kimin ve neyin askeri yasası geçerli ki? WTI, bir yandan da ABD ve müttefiklerinin cezai dokunulmazlıklarına son vermeyi hedefleyen bir kampanyanın bir parçası. Bu, mümkün kılınabilir mi bilinmez. Ama daha önemlisi vicdanın ayakta tutulması değil mi?

İKÖ de ekonomik birlik peşinde Yaşlı kıta, AB Anayasası ve Britanya ile Fransa-Almanya'nın cepheleşmesi sebebiyle derin krize sürüklenirken, dünyanın diğer tarafında yeni birliktelikler şekilleniyor. Geçen hafta Malezya'nın idari başkenti Putrajaya'da 57 üyesi arasında Türkiye'nin de bulunduğu ama ne siyasi ne de ekonomik anlamda yerküremize pek etkisi bulunmayan İslam Konferansı Örgütü'ne (İKÖ) bağlı İslami Kalkınma Bankası (IDB) bir ticaret forumu düzenledi. Bu forumun öyle bildik ticari bağları güçlendirme amaçlı forumlardan farkı vardı. O da AB'nin selefi Avrupa Ekonomik Topluluğu gibi İslami Ortak Pazar kurma hedefinin ortaya konulmasıydı. İKÖ'de yer alan ülkeler 1.3 milyarlık bir nüfusa tekabül ediyor. Bu ülkeler toplamda dünyanın doğal kaynaklarının yaklaşık yüzde 60'ına yakınını ellerinde tutuyor. Suudi Arabistan, Irak, İran, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt gibi OPEC'in de üyesi olan İKÖ üyeleri 700 milyar varillik bir petrol rezervine hükmediyor. Diğer tarafta Afganistan, Sierra Leone ve Bangladeş gibi yoksullukla cebelleşen İKÖ ülkeleri var. Ve İKÖ ülkelerinin küresel ticaretteki payları yüzde 7-8'lerde seyrederken, kendi içlerindeki ticaret oranı sadece yüzde 13. Forumda ticari dengeyi kurmak ve yoksulların kalkınması amacıyla tercihli ticaret sistemi oluşturma kararı çıktı. Bir de 10 yıllık küresel masterplan hazırlanacak. 1 milyar dolar sermayeli İslami ticaret finansmanı firması kurulacak, İslami Kalkınma Bankası yoksul üyeleri desteklemek amacıyla 10 milyar dolarlık İslami tahvil fonu çıkarılacak, gümrük tarifeleri kademeli olarak düşürülecek. Dünyada söz sahibi olmanın birlikten geçtiği fikrinden hareket ediyor. Herhalde bütçe krizine saplanmış AB örneğini akıllarından çıkarmazlar.