Ellerde alkış, memleketimde pet şişe

Ellerde alkış, memleketimde pet şişe

25 Kasım 2002

Eşber Güvenç: Konuğumuz, geçtiğimiz günlerde New York maratonunda ikinci olan Safder Kartoğlu. New York maratonu nasıldır, maraton nasıl bir şeydir? Belki de öncelikle konuşmamız gereken, oldukça ileri yaşlarda bu işi yapmak... ki zaten ilerlemiş yaşlarda başlamışsınız koşmaya. Nasıl karar verdiniz –75 yaşındasınız!-, bu formunuzu nasıl koruyorsunuz? Maratondan ziyade, sanıyorum bunlar daha önemli.

Safder Kartoğlu: Ben gençliğimde futbol ağırlıklı sporla uğraştım, 30 yaşımda futbolu bıraktıktan sonra sporda yönetici olarak çalıştım. Daha sonra 50 yaşıma geldiğimde Hürriyet gazetesinin her yıl düzenlemiş olduğu Hürriyet Dedeler Yarışı’na katılmaya başladım. Bu, yarışın kaldırıldığı güne dek sürdü. Ben o sıralarda ayrıca Avrasya maratonu ile de ilgilenmeye başladım, önce Avrasya maratonunun 8 km’lik bölümüne, 20 km’lik bölümüne katıldım. Sonraki yıllarda “Neden ben maratonu koşmuyorum?” dedim ve maratonu koşmaya başladım. Türkiye’de 9 kez Avrasya maratonunu koştum, başarı ile bitirdim. 1995 yılından itibaren Avrasya maratonunu bıraktım, yurtdışı uluslararası maratonları koşmaya yöneldim. Yurtdışı maratonları, Avrasya maratonuna göre çok çok değişik özellikler taşıyor; herşeyden önce çok katılımlı maratonlar ve çok çok güzel düzenlenen maratonlar. 1995 yılında İsveç’in Stockholm maratonuna gittim, maraton öncesi, maraton sırası, maraton sonrası gördüklerim beni hayran bıraktı. O maratondan sonra her yıl yurtdışında uluslararası bir maraton koşmaya yöneldim. O yıldan bu yana 8 kez yurtdışı uluslararası maraton koştum, hepsinden büyük haz aldım. Sağlığım elverdiği sürece bu yurtdışı maratonları sürdürmek istiyorum. Gelecek yıl bir engel çıkmazsa Avustralya’da Sydney maratonunu koşmak istiyorum.

"Bu maraton hiç bitmesin"

EG: New York’taki maraton yanılmıyorsam geçtiğimiz yaz oldu değil mi?

SK: New York maratonunu geçtiğimiz 3 Kasım günü koştum. New York maratonu, maratonların kâbesi olarak nitelendiriliyor, o nedenle maraton koşanlar ne yapıp edip New York maratonunu koşmak istiyorlar. Ben New York maratonunu koşmak için bundan önce iki kez başvuruda bulundum, fakat gidemedim. Bu kez bu düşüm gerçekleşti, New York maratonunu oğlum ve torunumla birlikte koşmaya gittim. 3 Kasım günü soğuk ve rüzgarlı bir hava vardı, otobüslerle koşulacağı yere gittik, çıkışın verileceği saate dek oralarda dolandım durdum. Otobüsler durmadan atlet taşıyordu. New York maratonu bu kez 32.185 atletin

En popüler maraton, New York'taki

katılımı ile yapıldı. Ben çok çok başarılı bir yarış çıkardım. Parkur boyunca iki yanda izleyiciler yer alıyordu, hepsi atletleri coşku ile destekliyordu. Yer yer müzik toplulukları vardı. Hele bir yerden geçerken siyahların tamtamları vardı, bu seslerle atletler öylesine coşuyorlar, öylesine hızlanarak koşuyorlar. Ben bu tamtamların seslerini hala kulaklarımda duyuyorum, nasıl bir hızla koştuğumu anımsıyorum. İki yanlı izleyiciler arasında özellikle küçükler, çocuklar ellerini uzatmışlar, avuçlarını açmışlar atletlerin kendilerine dokunmasını bekliyor. Böyle bir koşu, coşku ile, mutlulukla sürüp gidiyor. İnsan “bu maraton hiç bitmesin” diyor. Ama bitiyor, maratonun bitişinden sonraki saatler de bambaşka güzellikte saatler. Böylece New York maratonu gerilerde kalıyor. “Her yıl bir yeni maraton” diyorum, bu kez Sydney Avustralya maratonu gündeme geliyor. Şimdi o maratonla yatıp, o maratonla kalkıyorum.

EG: Ne zaman olacak Sydney maratonu?

SK: Gelecek yıl, Ekim ayında koşulacak. Ben maraton öncesi hazırlıklarımı nerede olursam olayım aksatmadan sürdürüyorum. Bakırköy’de oturuyorum, sabahın saat 5’lerinde koşmak için dışarıda oluyorum. Dışarıya çıktığımda ortalık karanlık oluyor, ama benim koştuğum yerlerde ışıklar sönmemiş oluyor ve ben sanki gündüz saatlerinde imiş gibi o saatlerde de rahat rahat koşabiliyorum. Koşuya başladığım sıralarda usuma kimi şiirler geliyor. Özellikle “Kaldırımlar, kaldırımlar” şiiri geliyor. Söylüyorum, yalnız da olsam, yanımda bana eşlik eden de olsa söylüyorum bu şiiri.

“Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa karışan noktasında sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. Kara gökler, kül rengi bulutlarla kapanık, evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. Bu gece yarısında iki kişi uyanık, biri benim biri de uzayan kaldırımlar.”

Bu dörtlüğü kimi zaman değişik biçimde de okuyorum, yanımda bana eşlik eden bir iki arkadaşım varsa, dörtlüğü ona göre okuyorum, örneğin: “Bu gece yarısında iki kişi uyanık” yerine “Bu gece yarısında üç kişi uyanık, biri Li biri ben biri de uzayan kaldırımlar” biçiminde oluyor.

“Bu saatte koşuyorsun, deli, deli..."

EG: Bu ritim mi sağlıyor size?

SK: Evet. Hele bu “Kaldırımlar” şiirinin çok çok güzel bir dörtlüğü var, o dörtlükleri de okumadan edemiyorum:

“Bir siyah kadındır ki kaldırımlarda gece, dalgın bir hayal gibi eteğini sürükler.Gözlerim onun kara gözlerine değince, ey yolumu bekleyen haydi düş peşime”

der. Böylece koşmalar sırasında şiirler de bana eşlik eder durur.

EG: Hem yurtdışında hem de yurtiçinde karşılaştıklarınızdan söz ettiniz, hem de özellikle koşarken şiiri her zaman çok sevdiğinizi ve hep kendi kendinize, gerek içinizden gerekse dışınızdan söylediğinizden bahsettiniz. Bu karşılaştığınız tepkilere biraz gireceğim, çünkü çok güzel albümleriniz var, her anınızı resimlediğinizi, fotoğrafladığınızı, notlarla ve çeşitli belgelerde, gazetelerde çıkan ilanlarla da renklendirdiğiniz bu albümlerinizden bir tanesinde, çok daha eski değil Haziran ayının 27’sinde sabahın saat 5’inde Bakırköy taraflarında koşarken başınıza çok ilginç bir şey gelmiş, Florya Atatürk Ormanı’na 18 millik bir koşuda saat 05.30’a geldiğinde Yeşilköy yol kavşağındasınız, trafik ışıklarını geçiyorsunuz ve yokuşu çıkarken bir ses geliyor arkanızdan, bir araç geliyor sanıyorum “Lan manyak, bu saatte koşuyorsun, deli, deli” diye bağırıyor arkanızdan. Şimdi bu nasıl bir tepkidir, bütün bir 30 yıl, 1970’ten beri koştuğunuzu söylüyorsunuz, Bakırköy’de sabahın 5’inde nedir sizde uyandıran, nasıl bir tepki ile böyle bir seslenme olabiliyor?

SK: Ben, çalışmalarımı genellikle sabahın çok erken saatlerinde yapıyorum, o saatlerde yollar genellikle kimsesiz oluyor. Ancak bu çalışmalarım sırasında zaman zaman ilginç olaylarla karşılaşıyorum. Bu koşmalarım sırasında genellikle adres soranlara çok sık rastlıyorum.

EG: Yanınızda sizinle birlikte koşarak mı?

Yurtdışında alkış, Türkiye’de pet şişe

Safder Kartoğlu

SK: Onun dışında, o saatlerde koşmanın ne denli garip olduğunu düşünenlerle de karşılaşıyorum, oldukça yadırganıyorum, işte onlardan birisini New York maratonu öncesi Florya Atatürk Ormanı’na giderken yaşadım. Ben kavşağı geçmiştim ki, saat sabahın 5:30 sıralarıydı, arkamdan bir araç sesi duydum, sonra da bana bir sesleniş “Lan, manyak, bu saatte koşuyorsun, deli, deli.” Ben hiçbir şey yokmuş gibi koşmamı sürdürdüm. Bu kez koşulan Avrasya maratonuna zaman zaman benimle koşan genç bir arkadaşım katıldı. Bu arkadaşım, Avrasya maratonunu 4.5 saat dolayında bitirdi, ben stada girerken fotoğrafını çekiyordum, kendisi stada girmiş bitiş çizgisine varıncaya dek, tribünlerde oturanların attıkları pet şişelerle karşılaşmış. Türkiye’de istemediğimiz bu türlü olaylarla çok sık karşılaşıyoruz, yurtdışında uzun sürede maratonu bitirenleri alkışlarla karşılıyorlar. Ama bizde pet şişeleri yağdırarak karşılıyorlar, gerçekten çok üzüntü verici. Ben Avrasya maratonunu defalarca koşmuştum,  seyircisiz koşuyoruz diyebilirim, o sırada oradan hangi yurttaşlar geçiyorsa yalnız onlar görüyorlar, özellikle seyirci olmuyor.
Onlar da nasıl karşılıyorlar, hiç de hoş olmayan bir biçimde karşılıyorlar: “Moruğa bak, moruğa!” Böyle sesleniyorlar. Elbette biz üzülüp geçiyoruz. Ülkemizde bu konuda yurttaşlarımızın destek vermesini istiyoruz, onların bizi coşku ile desteklemesini istiyoruz. Ben hep bu desteği arayıp duruyorum, ama bulamamanın üzüntüsünü yaşıyorum. Yurtdışında koştuğum maratonlarda, bu konularda öylesine mutlulukla doluyorum. Stockholm maratonunda koşarken yanda bulunan izleyicilerin avuçlarında çikolatalar, muz parçaları, limon, portakal dilimleri bulunuyor, uzatıyorlar. Ben bir kezinde almak istediğim halde alamamıştım, ama durmadan koşumu sürdürmüştüm, bir bayandı bu, koştu arkamdan yetişti bana ve limon dilimini verdi. Ne mutluluk verici bir olay.

EG: Evet gerçekten çok güzel, çok da düşünceli ve incelikli bir davranış. Biz de öğreneceğiz herhalde. Sizin gibi koşuculara çok alışık değiliz belki, bu kadar ileri yaşlarda böyle bir başarının peşinden koşan, üstelik fiziki başarının peşinden koşan insanlar, hoş düşünsel başarının peşinden koşan insanlara da çok alışık değiliz ama yavaş yavaş alışacağız hep birlikte zannediyorum. Kendinizi nasıl böyle bu yaşınıza kadar hazırladınız, çok erken yaşta başlamışsınız ve spora hiç bitmemiş, ama programımızı dinleyip de bunu uygulamaya çalışan olursa diye veya ileri yaşları için düşünen olursa diye, nasıl bir çalışma temposu, nasıl bir beslenme temposu bu?

Kondisyonun sırrı, mutluluk

SK: Herşeyden önce kişinin sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi, hareket etmesine bağlı.    O kişi sağlıklı yaşam sağlayabilmek için sporla uğraşacak, en azından işe yürüyerek başlayacak, hafif tempo ile koşarak başlayacak. Böylece kendisi diri kalmayı, zinde

291KB

kalmayı, sağlıklı kalmayı başaracak. Günün yorgunluğunu bu yürüyüşler sırasında, bu koşmalar sırasında giderecek. Yürüdüğü yerler zaman zaman değişik yerler olacak, türlü güzelliklerin içinden geçecek, bu güzellikleri solumak ona mutluluk verecek, eve mutlu dönecek, işine mutlu gidecek. Böylece sağlıklı bir yaşamı sürdürmenin yollarını bulmuş olacak. Aynı zamanda iyi beslenmek de gerekiyor, özellikle maratoncular bol su içiyorlar, bol karbonhidratlı yiyecekler yiyorlar, böylece çok daha fazla güç sağlıyorlar. Ben koşarak yaşamanın ne denli güzel olduğu kanısındayım. Nazım Hikmet’in bir romanı var “Yaşamak güzel şey be kardeşim.” Ben bunun başına bir sözcük ekliyorum, “Koşarak yaşamak, güzel şey be kardeşim” diyorum. Bu ileri yaşlarda koşmaksa apayrı bir güzellik, apayrı bir mutluluk duygusu veriyor, hele günlerin kısaldığı şu çağlarda...

“Günler kısaldı çocuğum, bahar da olsa yaz da olsa, günler kısa, yetersiz. Günler uzundu bir zamanlar, güz de olsa, kış da olsa günler uzundu, bol bol yeterdi insana. Sev gökler genişleyince, ağla bulutlarla, gül güneşlerle beraber yaşa yaşayabildiğin kadar. Günler uzundu yeterdi, şimdi mevsim bahar, neye yarar, vakit dar. Bahar da olsa yaz da olsa günler kısa, kısa.”

İşte bu kısa günleri ben durmadan koşarak, dünyanın tüm ülkelerinin maratonlarını koşarak uzattıkça uzatıyorum, uzattıkça uzatıyorum.

EG: Ne mutlu bize, gerçekten çok teşekkür ediyorum buraya geldiğiniz, bizimle konuştuğunuz, bu güzel şeyleri bizimle paylaştığınız için. Bizim de kalbimiz önümüzdeki Ekim ayında Sydney’de olacak sizinle birlikte. Nice uzun uzun kilometreler size.

(15 Kasım 2002 tarihinde Açık Radyo’da Açık Dergi programında yayınlanmıştır.)

Kategori: