Ekim 2009

-
Aa
+
a
a
a

Ekim

Dinlemek için:

İndirmek için: mp3, Mb.

Ayın Sözü: "ABD'ye giderken uçağımızla Kuzey Kutbu'nun üstünden geçtik. Uzaktan baktığımız büyük buzulların nasıl eridiğini gözlerimle gördüm. Oradan uçaklar geçmez. Özel yol takip ettik. Ondan gördüm. Felaket inanılmaz bir şekilde geliyor. Her ülke kendi insanını ve çevresini korumak için tedbir alırken Türkiye'de de bunu yapmak için çok büyük faaliyetler göstermeliyiz." Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve diğer devlet görevlileri 'konuşmaya' devam ediyor. (AA)

Türkiye’de herkesin kaderini tayin edici önemdeki “olay”, Demokratik Açılım ya da Kürt Açılımı diye adlandırılan girişim kapsamında Kandil kampından gelen PKK’lılarla Mahmur kampından gelen Kürt mültecilerin Habur kapısından giriş yaparak teslim olmaları, kısa bir soruşturmadan sonra serbest bırakılmaları, ardından ülkenin Doğu ve Güneydoğu’sunda bu dönüşle ilgili olarak yapılan sevinç gösterileri, ülkenin Batı’sında ise bu sevinç gösterilerine karşı öfke ve kaygı gösterileri yapılması, ve nihayet, bunların üzerine “açılım”dan geri dönüş olup olmayacağı konusunda yaşanan karışıklık ve kargaşa idi. Bu kafa karışıklığı ve kargaşa o kadar uzadı ki, Başbakan “güven bunalımı doğdu” diyerek açılıma mola vermeyi uygun gördü. Açılım molası yıl sonuna kadar uzayacak, yeni yıla sarkacaktı.

 

Uzun süredir duyduğumuz, ancak bizde olmaz dediğimiz domuz gribi virüsü nihayet Türkiye'ye ulaştı ve Türkiye’de domuz gribinden ilk ölüm gerçekleşti. Tedbir olarak eğitime ara verildi, dezenfeksiyon çalışmaları başladı. Ama buna rağmen ölümlerin sayısı hızla arttı ve ölümle sonuçlanan vak’aların ardı arkası kesilmedi. Başbakan ben aşı olmam, ailem de olmaz deyince, daha önce Dünya Sağlık Örgütü tavsiyelerine uygun olarak aşının sağlıklı bir tedbir olduğunu söyleyen Sağlık Bakanı ile birlikte aşı taraftarları ve Başbakan gibi aşı karşıtları olarak ulusça ikiye bölündük.

 

Ayın ortalarına doğru Dünya Gıda Günü’nde insanlık muazzam bir tarihi rekora imza attı. BM Gıda Programı yeryüzündeki aç insan sayısının, bir yıl öncesine göre 200 milyon artarak tarihte ilk kez 1 milyarı aştığını açıkladı. Yani, yeryüzünde yaşayan her 6 insandan biri, o gece yatağına girmeden önce karnına bir kap yiyecek girip girmeyeceğini bilmiyordu artık! Gittikçe büyüyen bu insanlık felaketi, televizyon ve gazetelerde kendine pek yer bulamadı...

 

 

 

Yine bu sırada BM, zengin ülkelerin açlıkla mücadele için yaptıkları yardımları bu yıl büyük oranda azalttığını duyurdu. Birleşmiş Milletler, “bir neslin kaybedileceği” uyarısında bulunuyor, “çocukları kurtaramayabiliriz...” diyordu. Bu büyük felaketin en temel sebebi olarak da küresel iklim değişikliğini gösteriyordu. Maalesef, medya bu haberlere de pek ilgi göstermedi.

 

Ayın kayda değer diğer iki dünya rekoru da iklim konusundaydı. 24 Ekim’de tüm gezegenin geleceği için yürütülen 350 ppm kampanyası, dünyaya “iyi bir virüs” gibi yayıldı: O gün 181 ülkede 5,200’ün üzerinde eylem yürütüldü. Kuzey kutbundan, insanın yaşamadığı Güney kutbuna, Himalayalar’dan, Okyanusların dibindeki mercan kayalarına kadar... Ekim ayında aldığımız ikinci rekor haberi ise kötüydü: İklimbilimcilere göre, atmosferdeki karbondioksit seviyelerinin dünyada bugünkü kadar yüksek olduğu son dönem, en az 15 milyon yıl önceydi. Yani, insanın atmosfere saldığı gazlarının seviyesinde 15 milyon yılın rekoru kırılmıştı. O zamanlar dünyada sıcaklık ortalama 5 derece, denizler de 25 metre daha yüksekti!

 

Ekimde, IMF ve Dünya Bankası toplantılarına ev sahipliği yapan İstanbul, bir yandan İMF ve Türkiye hükümeti yetkililerinin adeta bir dünya devrimini muştulayan konuşmalarına, bir yandan sokaklara yayılan protesto gösterilerine, polisin de vatandaşı ve göstericileri dövmesine sahne oldu. Toplantılar sokakların kırık banka camlarından temizlenip camların yerine yenilerinin takılmasıyla son buldu.

 

Ekim ayı içinde, ülkede önemli bazı gelişmelere tanık olduk. Genelkurmay Başkanı’nın “kâğıt parçası” olarak nitelediği “eylem planı”nın orijinalinin, bir subay tarafından Ergenekon davası savcılarına iletildiğini öğrendik. Adli Tıp belgenin gerçek olduğunu belirlemiş, “ıslak imza”nın da belgede olduğunu tespit etmişti. Böylece, modern tarihinde en az yarım asırlık askerî darbeler geçmişi bulunan ülkede –şimdilik- son halkayı oluşturan darbecilerin “orijinal” belgesi ortaya çıkmış, medyanın büyük bölümü de bu rezaleti kınayan yayınlar yapmıştı. Baskın duygunun “şaşkınlık” olması ise bir o kadar şaşkınlık verici sayılabilirdi.

 

Lice'de, 12 yaşındaki Ceylan Önkol’un evinin önünde patlama sonucu ölümü ayın en çok tartışılan konularından birisi oldu. Önkol’un, daha önce araziye atılmış, ancak patlamamış mühimmata bir tarım aletiyle "vurması" sonucu öldüğü açıklandı. Genelkurmay tartışmaları yine TSK’yı yıpratmaya dönük psikolojik harekatın bir parçası olarak değerlendirdi. Soruşturma dosyasıyla ilgili gizlilik kararı alındı.

 

Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan iade-i ziyarette bulunarak Bursa'ya Türkiye-Ermenistan maçını izlemeye geldi, Cumhurbaşkanı Gül'le birlikte "normalleşme" mesajları verdi. Maçın akabinde ilişkilerin normalleşmesiyle ilgili protokol, İsviçre’de  imzalandı. Ancak, kardeş ülke Azerbaycan yakınlaşmadan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

 

Asya-Pasifik ülkeleri  1 hafta içinde art aarda yaşanan  deprem ve sellerde 2 bin kayıp veriyor, Etiyopya  6 milyon insan için âcil gıda yardımı çağrısı yapıyor, Irak'ta  kuraklık yüzünden 100 bin kişinin evlerini terkettiği açıklanıyordu... Acaip havalar bu ay da her yerdeydi ama Nobel Barış Ödülüne bu yıl ABD başkanı olan Obama’nın layık görülmesi kadar konuşulmuyordu.

 

Ocak; Şubat; Mart; Nisan; Mayıs; Haziran; Temmuz; Ağustos; Eylül; Kasım; Aralık