Dünyanın Lanetlilerini Katletmek

Dünyanın Lanetlilerini Katletmek

26 Ağustos 2013

Fotoğraf: Ahmed Hayman, EPA, Polis tarafından yakılan Rabia El Adevviye camisi

 

Radikal İslam, yoksul Müslümanların son sığınağı. Farz olan günlük beş vakit namaz, yoksulluk içine düşmüş müminlerin hayatına tek gerçek yapı taşını sağlıyor. Camide duadan önce özenle abdest alma âdeti, sıkı örf ve ahlâk kaideleri ve bunların yanı sıra, hayatın nihaî bir gayesi ve mânâsı olduğu yolundaki anlayış, fakr-ü zaruret içindeki yüz milyonlarca Müslümanı hepten ümitsizliğe kapılmaktan koruyor. Zulüm ve cefadan neş’et eden köktenci ideoloji, katı ve bağışlamasız. Bu ideoloji dünyayı radikal bir şekilde siyahla beyaz, iyi ile kötü, mürtedlerle müminler diye ikiye ayırıyor. Kadınlara, Yahudilere, Hıristiyanlara ve laiklere, onların yanı sıra geylere ve lezbiyenlere karşı bağnaz ve acımasız bir ideoloji bu. Ama, aynı zamanda, toplumun en dibindekilere son bir sığınak ve umut kapısı sunuyor.  Kahire sokaklarında yüzlerce inançlı Müslümanın kitle halinde katledilmesi, yalnızca bir dinî ideolojiye saldırının işareti değil, yalnızca Hüsnü Mübarek’in hunhar polis devletine dönüşün işareti de değil; bu, aynı zamanda Mısır’ı ve yerkürenin öteki yoksul bölgelerini tam bir kan ve ıstırap kazanına döndürecek bir cihadın da başlangıcına işaret ediyor.

 

Radikal İslam’ın etkisini kırmanın tek yolu, onun takipçilerine genel ekonomi içinde bir pay, geleceğin kahredici bir yoksulluk, ezici bir baskı ve umutsuzluk egemenliğinde belirlenmediği bir hayat imkânı vermektir. Kahire’nin uçsuz bucaksız varoşlarında veya Gazze’nin mülteci kamplarında ya da Yeni Delhi’nin beton mezbelelerinde yaşıyorsanız, her türlü kaçış ya da çıkış yolu size kapalıdır. Eğitim göremezsiniz. İş edinemezsiniz. Evlenecek parayı doğrultamazsınız. Ekonomiye belli bir zümre mensuplarının ve generallerin hükmetmesine karşı çıkamazsınız. Kendi varlığınızı doğrulamanın size bırakılmış tek yolu, şehit olmaktır. Şehit olmakla, hayatta elde edemediğiniz şeyi, bir anlık şan ve şerefi elde edersiniz. Ve tabii, Mısır’da olup bitecek olan şeyler cihad olarak tanımlanacak, Kahire’nin kana bulanmış meydanlarında başkaldıran isyancıların şiddet eylemleri de terörizm diye tanımlanacak olsa da, bu kaos ve kargaşanın motoru din değil, yeryüzünün lanetlilerinin dize getirildiği, açlığa mahkûm edildiği  ya da vurulup öldürüldüğü bir dünyanın çöken ekonomisidir. Muharebenin ileri hatları Mısır’da da, dünyanın dört bir yanında da çekilmektedir. Mısır diktatörü General Abdülfettah el Sisi’nin atadığı ismi var cismi yok cumhurbaşkanı Adli Mansur, ordu yönetiminde bir hükümet kurdu, sokağa çıkma yasağı ve olağanüstü hal ilan etti. Bunlar yakın zamanda kaldırılmayacaktır.

 

Radikal hareketlerin can damarı, şehadettir. Mısır ordusu bol miktarda şehit tedarik etti. Gazaba gelmiş din adamları artık mukaddes ölülerinin yüzlerini ve adlarını kutsal intikam ateşini yakma çağrısı için kullanacaklar. Şiddet arttıkça ve şehitlerin listesi kabardıkça, Mısır’ı paramparça edecek bir savaşın ateşi yakılmış olacak. Polisler, Kıptî Hıristiyanlar, laikler, Batılılar, işyerleri, bankalar, turizm sektörü ve ordu – bunların hepsi hedef tahtası olacak. Müslüman Biraderlerin (İhvan), seçimlere dayalı siyasetin işleyeceğine ikna edip sistemin içine çektiği radikal İslamcılar şimdi yeniden yeraltına inecek ve sıradan İhvan neferlerinin çoğu da onlara katılacak. El yapımı kaba saba bombalar patlatılacak. 1990’larda benim Kahire’de New York Times muhabiri olduğum sıralarda tanık olduğum gibi, silahlı kişilerin rasgele saldırı ve suikastleri Mısır’da gündelik hayatı delik deşik edecek; ama bir farkla: saldırılar bu sefer daha yaygın, daha vahşi ve acımasız, kontrolu ve nihayetinde bastırılması çok daha güç saldırılar olacak.

 

Mısır’da olup bitenler, dünya elitleri ile dünya yoksulları arasındaki daha geniş kapsamlı küresel savaşın habercisi: Azalan kaynakların, müzmin işsizlik ve eksik istihdamın, nüfus fazlalığının, iklim değişikliği yüzünden mahsul verimindeki düşüklüğün ve yükselen gıda fiyatlarının yol açtığı bir savaş bu. Mısır’ın 80 milyonluk nüfusunun yüzde 33’ü 14 yaş ve altında; Mısır’da milyonlarca insan, Dünya Bankası’nın o ülke için günde 2 dolar olarak tespit ettiği yoksulluk sınırının ya altında ya da hemen üstünde yaşıyor. Mısır’ın yoksulları gelirlerinin yarısından fazlasını yiyecek için harcıyor – ve bu yiyeceğin besin değeri çoğunlukla çok düşük. Birleşmiş Milletler Dünya Besin Programı Örgütü ile Mısır Kamu Seferberliği ve İstatistik Merkez Kurumu’nun (CAPMAS) ortak raporuna göre 2011’de 13.7 milyon Mısırlının ya da nüfusun yüzde 17’sinin gıda güvencesine sahip olmadığı hesaplanıyor, ki 2009 yılıyla kıyaslandığında bu oran yüzde 14 idi. Beslenme bozukluğu çocuklarda yaygın ve kalıcı: 5 yaşın altındaki çocukların yüzde 31’i kavruk kalmış durumda. Okuma yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 70’in üzerine çıkıyor.

 

“Sefiller” romanında Victor Hugo, yoksullarla yapılan savaşı “benciller”le “dışlanmışlar” arasındaki savaş olarak tarif eder. Benciller, der Hugo, “müreffehlik muamması ile malûldürler ve bu şaşkınlık duyularını köreltir, içleri ıstırap çekecekleri korkusuyla doludur ve bu korku kimi zaman onları tüm ıstırap çekenlerden nefret etmeye kadar götürür, ayrıca sarsılmaz bir kendini beğenmişlik duygusuna sahiptirler, egoları da öylesine şişkindir ki, bu onların ruhunu susturup boğar.” Gördükleri zulüm ve işkenceler sonunda şiddete dönüşünceye kadar hiçe sayılan dışlanmışlara gelince, onlarda “hırs ve haset, başkalarının mutluluğuna karşı gücenmişlik ve garez, insan özünün kişisel tatmin telaşı, sisli puslu, sefaletle, zaruretle, kadercilikle lebalep dolu kalpler ve basit ve bayağı, cenabet bir cehalet vardır.”

 

Mazlumların bağırlarına bastıkları inanç sistemleri müsamahasız olabilir, ama bu inanç sistemleri küresel elitlerin onların üzerine bindirdiği adaletsizliğe, devlet şiddetine ve kıyıcılığa karşı bir cevap. Düşmanımız radikal İslam değil. Düşmanımız küresel kapitalizm. Düşmanımız, yeryüzünün lanetlilerinin piyasanın buyruklarına zorla boyun eğdirildiği, küresel şirket elitleri dünyanın zenginliklerini ve doğal kaynaklarını hortumlarken çocukların ortalıkta aç dolaştığı, askerlerimizin ve ABD destekli orduların şehirlerin sokaklarında katliamlar yaptığı bir dünya. Mısır, yaklaşmakta olan karşı-ütopya manzarasına nâzır bir pencere sunuyor bize. İnsanlığın gezegen üzerindeki ikametinin son merhalesine mührünü vuracak olan şey, ölüm kalım savaşları. Bu savaşların neye benzeyeceğini merak edenler varsa, Kahire’deki şehir morglarından herhangi birini ziyaret etmeleri yeterli olacaktır.

 

 

Truthdig, 14 Ağustos 2013

Türkçe’ye çeviren: Ömer Madra

Kategori: