Derelerin Sessizliği

Derelerin Sessizliği

10 Haziran 2013

Doğu Karadeniz’de yaşayan bir garip kertenkeleyim. Vadinin günden güne eriyen suyu, yeşili rüzgarı arasında sesleri dinler, rüzgarın uğultusuna göre yağmuru koklarım. Vadinin, taşını toprağını, yeşilini, ışığını, rüzgarını, gürül gürül akan derelerini severim. İyi gezer kimin ne yaptığını bilirim.

İnsanlarını da severim, vadinin.

Kurdu, kuşu, ağacı, çiçeği veya kertenkelesi gibi vadiyi sahiplenen, üzerine titreyen, derelerin sesine tulumuyla, kemençesiyle eşlik edip türkü okuyan insanlarını çok severim. Gerçi bizler gibi onların da sayısı gün gün azalıyor. Dereler sessizleştikçe onların da sesi kesildi, türkülerini coşkulu okumaz oldular.

Her şey birden bire oldu. Olanlara vadi direnir sandık, öylece seyrettik. Sonu nereye gider bilemem ama o güzelim vadiye bir şeyler oldu. Dedim ya, vadinin taşı toprağı arasında yaşayan bir garip kertenkeleyim. Sayımız hızla azaldı. Yakında bizim ekipten kimseyi görmezseniz şaşırmayın. Ama olanları yaşadım, şahit oldum. “Islah edeceğiz” diye geldiler. Vadinin sesini kısmaya kararlıydılar.  Suyun boşa aktığından dem vurup kazmayı vurdular. Her şey suyun bulanmasıyla başladı. Yukarıya gölet yapıyoruz dediler.  İnşaat için derenin kumunu çakılını çektikçe su bulandı. Balık yuvaları etkilendi. Bulanan su canlılarını besleyemez oldu. Bir gün baktık ki derelerde ne balık kalmış ne de başka canlı. Öylece bulanık akıp duruyor. Dahası yukarıda suyu tuttukları için derelerden çağıl çağıl vadiye yayılan ses de kesildi. Vadi suskunlaştı.

Dereler şakımaz oldu.

Gürül gürül akıp vadiye ses veren, insanlarının kanını kaynatıp yerinde duramaz hale getiren dereler susunca vadiye sessizlik çöktü. Balığı böceği kalmayan derelerin sesi de kesilince beslenmek için su kenarına gelen canlılar da gelmez oldu. Vadiye birilerinin eli değmişti. Gelenler vadiyi tanımıyordu. Ağacından bitkisinden, hayvanından kuşundan hep korktular. Belki de vadiye verdikleri zararın ceza olarak döneceğinden endişe ettiler. Suçluluk ve korunma duygusuyla çok ağaç kestiler, avlanır oldular. Ortalık sessizleştikçe su içmek için dereye yaklaşan hayvanların onlara av olduklarına da şahit oldum. Yaban keçilerini uzunca bir süredir görmüyorum ama dereler susunca kurtlar, tilkiler, çakallar hatta ayılar bile su kenarından uzak durmaya başladı. Hani dereler akmasına yine akıyor ama o eski coşkusunu ve canlılığını yitirdiğinden beri buralarda hayat kalmadı.

Dereleri ıslah edip elektrik ürüteceğiz diye giriştiler. Ne yaptılarsa olan vadiye ve yaşayanlarına oldu. Yukarıya yapılan gölet yüzünden ortamın nemi arttı, iklim değişti yazlar daha sıcak geçmeye başladı. Kaya kovukları bile serinletmez oldu. Yağmurlar ise eski bereketini yitirdi. Azar azar kararında yağmıyor. Uzun süre kurak gidiyor sonra gök delinmiş gibi yağıyor. Dün akşam kovuktan zamanında çıkmasam yağmur beni de alıp götürecekti. Derelerin sesi azalınca kuşların cıvıltısı daha çok işitilecek sanırdım ama onlar da sustu. Öyle bir suskunluk ki sanırsın, cenaze evi. Ardıç kuşu ile yarenlik ederim ara sıra, o bile bırakıp gitmekten söz ediyor.

Vadi insanlarının bir şeyler yapmasını beklerdim ama onlar da ortalıktan çekiliyor.  Dedim ya, çalıp söyledikleri ezgiler bile coşkusunu yitirdi. Dereleri ıslah edeceğiz santral yapıp elektrik üreteceğiz diye yola çıktılar çiçeğini böceğini hatta vadinin insanlarını bile ıslah ettiler. Çalıp söyledikleri kıvrak şen şakrak şarkılar kalmadı. Yaşananlara direnenlerin seslerini bizlerden başka işiten olmadı. Haykırdılar, hep haykırdılar. Vadiyi öldürüyorsunuz diye yakındılar. Kurdu, kuşu, ağacı, böceğinden gayrı duyan olmadı. Uzaktan işitenler ise kulaklarının üstüne yatıp sustular. “Olanların sebebi ben değilim, ben tek başıma ne yapabilirim ki?” diye söylenip kenara çekildiler. Küsüp gidenler oldu. Gitmeyenler ise sustu kaldı.

Şimdilerde vadinin ıslah edilmiş dereleri suskun aksa da gün gün bir şeyler eksiliyor. Vadinin kertenkelesi olarak eksilip azalsak da öyle birileri gibi kaçıp gidecek değilim. Sayımız azaldıkça, yeni gelenler bizleri tanımayacak ve onlara zarar vereceğimizden endişe edecekler. Vadiyi içinden derenin aktığı ağaçlık alandan ibaret  sanıp içindeki canlıları tanımadan bilmeden yaşayacaklar. Göz göze geldiğimizde ise korkacaklar. Yaşanan onca olaydan sonra bizlerin onlardan ne kadar çok korktuğumuzu bilmeden, esas korkulması gerekeni tanımadan, korkacaklar.

Ben Doğu Karadeniz’de yaşayan bir garip kertenkeleyim. Koskoca bir vadinin iniltisini, can çekişmesini gördüm, yaşadım. Her şey derelerin bulanıklaşmasıyla başladı ve şimdi o bulanık suda hepimiz sürükleniyoruz. Dereler sessizleştikçe ortalıktan hep bir şeyler eksilip yitiyor. Böyle giderse sıra bana geldiğinde arkamdan selam edecek kimse de kalmayacak. Ama olsun. Vadiyi, beni var eden ve yaşatan bu güzelim varlığı yalnız bırakacak değilim. Kalıp günden güne kısılan sesiyle vadiyi dinlemeyi, havayı koklamayı sürdüreceğim. Gelen gidene, kulak verene, bu güzelim vadinin başına gelenleri  anlatacağım. Onlara anlatıp diyeceğim ki;

Islah edeceğiz diye geldiler. Islah olduk. Olduk ama sormayın. Biz de bilmiyoruz ne olduk.