Cibali Tütün Fabrikası Restorasyon Projesi

Cibali Tütün Fabrikası Restorasyon Projesi

20 Aralık 2004

Cibali Tütün Fabrikası Restorasyon Projesi

 

Şu anda Kadir Has Üniversitesi'nin binası olan tarihi Cibali Tütün Fabrikası'nın restorasyonu,  bu yıl Avrupa Kültürel Miras Federasyonu tarafından verilen diploma ödülüne değer görülmüştü. Aynı projenin devamı olan C Blok, Güzel Sanat Fakültesi binası da önümüzdeki yıl için aynı ödüle aday.

 

Eraslan Sağlam: Bugün Kadir Has Üniversitesi'nin binası olan Cibali Tütün Fabrikası, geçmişi yüzyıl öncesine dayanan bir bina. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Osmanlı maliyesini denetleyen ticari bir işletme tarafından 1884 yılında kurulan tütün fabrikası, Cumhuriyet'in ilanı ile Tekel'e bağlı Cibali Tütün Fabrikası adı ile faaliyetlerine devam etti. 60-70 yıl kadar ayakta kalan fabrika son dönemlerinde gereken bakım ve onarım yapılmadığı için harap bir hale geldi ve terk edildi. Kadir Has Vakfı, kurulacak üniversitenin merkez kampüsü yapmak için müracaat etti ve Tekel'e ait eski fabrika 1997 yılında 29 yıllığına üniversiteye devredildi. Kadir Has Üniversitesi fabrikanın alımından sonra mimar Mehmet Alper tarafından, orijinal tarihsel niteliğine bağlı kalınarak restore edilmeye başlandı. Dr. Mehmet Alper Açık Dergi'nin konuğuydu.

 

Eraslan Sağlam: Hoş geldiniz!

 

Mehmet Alper: Hoş bulduk.

 

   ES: Cibali'de, Haliç manzarasına karşı 120 yıl işçilerin elleriyle tütün sardığı binada bugün Kadir Has Üniversitesi'nin öğrencileri tarihle iç içe eğitim görüyor. Avrupa Kültürel Miras Federasyonu Nostra tarafından verilen diploma ödülüne de değer görüldü Kadir Has Üniversitesi.
 

Sizden, öncelikli olarak bu ödülden bahsetmenizi rica ediyoruz. Avrupa Nostra nedir?

 

MA: Avrupa Nostra, Pan Avrupa Kültürel Miras Federasyonu, kültürel mirasın korunmasına ilişkin konularda çalışan sivil toplum örgütlerinin oluşturduğu Avrupa çapında bir birliktir. 1963 yılında kurulan Avrupa Nostra bugün 220 üye örgüt, 170 kurum ve 1300 kişisel üyeyi bir araya getirmektedir. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve UNESCO ile işbirliği içindedir, böylece AB'nin temel ögelerinden biri olan, Avrupalılar için hayati rol oynayan, kültürel mirasın korunması ve geliştirilmesi konularında tüm Avrupa toplumu adına söz sahibidir. Üyeleri için Avrupa Nostra, fikirlerinin Avrupa çapında temsil edilmesi ve sınır ötesi işbirliklerinin sağlanmasının yanı sıra değerli bir bilgi kaynağı, fikir ve deneyim alışverişi gerçekleştirilen bir forum olarak hizmet eder. Kampanyalar, konferanslar, seminerler, bilimsel araştırmalar, yayınlar ve fuarlar aracılığı ile duyarlılığı artırmak, toplumsal görüşü ve aynı zamanda uluslararası ulusal ve yerel kişiliklerin ve otoritelerin, eylemlerini etkilemek amacıyla bugüne değin büyük çabaları olmuştur.

 

ES: Bu ödülü bu yıl aldınız ve önümüzdeki yıl da aynı ödüle adaysınız sanırım?

 

MA: Bu ödül mevcut binanın A ve B blokları için verildi, şimdi çok önemli bir C bloğumuz var, şu anda restorasyonu devam etmekte. Bu C bloğun önemi şu; altında 7. yüzyıldan kalma bir Bizans sarnıcı var, bu gerçekten çok önemli bir yapı, bu bizim yapımızın ve avlumuzun altında bulunuyor. Biz aynı zamanda bu sarnıcı koruyup müze haline dönüştürüp, üzerinde de güzel sanatlar fakültesini oluşturmaya çalışıyoruz. Restorasyonumuz yılbaşına doğru bitecek, çalışma son derece titizlikle ve aynı anlayışla devam ediyor.

 

ES: Bu C blok üstüne yaptığınız çalışmayla mı önümüzdeki yıl aday olacaksınız?

 

MA: Tabii, bu da önemli bir çaba bizim için, tabii bu çabanın içerisinde bir başka amaç daha var, biz güzel sanatlar fakültesi bünyesinde, bir koruma yüksek lisans eğitimini de düşünmekteyiz. Üniversitemize bu ödülün verilmesinin iki amacı vardı; birisi son derece özenli restorasyonundan dolayı, bir de bu üniversitenin ve bu yapının bulunduğu çevreye katkısından dolayı verilmişti.

 

Biz üniversite olarak Haliç'in korunmasına ve İstanbul'un korunmasına, daha doğrusu bütün ülkemizdeki kültür mirasının korunmasına katkıyı amaç edinmekteyiz. Bu dalga dalga büyüyerek gelişecektir, bu konuda eğitimcilik görevimizi üstlenecek ve faaliyetlerimizi sürdüreceğiz.

 

ES: Restorasyon ne zaman başladı?

 

MA: Bizim Cibali Tütün Fabrikası olarak binayı teslim alışımız 1997'dir, bina 1995 yılında teknolojisinin eskimesinden dolayı ve Maltepe Sigara Fabrikası'nın yapılmasından dolayı boşaltıldı, o günden beri de boş kaldı. Proje çalışmaları 3 yıl sürdü, biz 2000 yılında restorasyonu başlattık ve binamızın açılışı da 2002 yılında oldu. 2 yıl dikkatli bir restorasyonla bugünkü durumuna getirdik.

 

ES: Bu  çalışmayı yaparken neleri göz önünde bulundurdunuz?

 

MA: Bir sigara fabrikasının bir üniversiteye dönüştürülmesinde iki farklı işlevin çakışması söz konusuydu. Ana amaç bu işlevi bu binaya yerleştirirken kesinlikle binayı yormadan, üzmeden ve zedelemeden bu iki fonksiyonu birbirine bağdaştırmaktı, bunu yaptık, bu çok önemliydi. Binanın bütün özgün elemanlarını, duvarlarını, taşıyıcı sistemlerini, döşemelerini vs. koruyarak buna devam ettik. Çok önemli bir bilgi daha vermek istiyorum, binanın üzerinde Tekel tarafından 1940'lı yıllarda ilave edilmiş bir kat daha vardı, bu eski belgeleri ve tarihsel araştırmada bulduğumuz verileri incelediğimizde, bu kat binanın bütün güzelliğini bozuyordu. Biz binayı koruma amacıyla üzerindeki katı atarak adeta 6500 metrekarelik  bir yapıyı heba ettik ve yapıyı eski durumuna getirdik. Zaten burada Üniversite'nin ve restorasyonun amacı çok açık olarak görünmektedir.

 

ES: Şu bana çok cazip ve enteresan geliyor; bir üniversite öğrencisiyim ve bu eğitim ve öğrenimim devam ederken bunu bir tarihsel doku içinde, bir fabrikanın içerisinde yapıyorum. Bunun öğrenciler üzerindeki etkisi n?

 

MA: Batılı üniversitelerde, özellikle böyle kent içi kampüslere baktığınız zaman tarihi binaları izlemek, öğrencilerin burada yaşadığını ve burada eğitim gördüğünü görmek mümkün. Bizde çok sık rastlanmıyor ama böyle örnekler arttıkça, bundan sonra göreceğiz bunları. Öğrenciler bulundukları binayı sahipleniyorlar, onun değerini biliyorlar, bir de Haliç'le ve tarihi çevre ile ilişkisinin de farkındalar, burada çok mutlu ve okullarını severek bir eğitim yapıyorlar. Zaten fiziki ortam olarak çok güzel mekânlar var, öğrenciler moral ve yaşam olarak son derece ve mutlular, bu da tabi eğitime yansıyor.

 

ES: Mutlaka.

 

MA: Bunu da her yıl artan talepten görüyoruz, buraya girmek, burada okumak isteyen çok öğrenci var, sayıları giderek artmaktadır.

 

ES: Peki bu C bloktaki Güzel Sanatlar Fakültesi ile ilgili planlarınız nedir?

 

MA: C blok bu Üniversite'nin Sosyal Bilimler Bölümü'nün olduğu bir bloktu ve tarih olarak diğerlerinden daha yeniydi. Çok fazla iç özellikleri yoktu ama ona rağmen biz bütün duvarlarını ve çatısını koruduk, özellikle altındaki sarnıcı koruyarak oraya Güzel Sanatlar Fakültesi'ni bütün ayrıntılarıyla yerleştirdik. Böyle bir tarihi mekânda, kültürün korunması ile ilgili çalışmalarda canlı bir örneği öğrencilerimize verdik.

 

Şimdi Üniversite'nin planlamasında bizim bir kentsel tasarım projemiz var, bu binayı tek başına düşünmedik, binayı yakın çevresi ve bulunduğu mahalle ile değerlendirdik, çünkü burası sigara fabrikası iken arkasındaki doku burada çalışanların yaşadığı bir mahalleydi, terk edilince burası da bir hüzne büründü. Şimdi orayı da canlandırmak istiyoruz. Hatta bir örnek vereyim, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde atölyelere ihtiyaç var, mesela bir marangoz atölyesi, bir demirci atölyesi, buna benzer atölyeleri de biz bu yakın çevremizdeki dükkânları devreye sokarak, adeta mahalle ile bütünleşmiş bir konumda çalışacağız, bu ışığı mahalleye yansıtacağız.

 

ES: Türkiye'deki tarihsel binaların restorasyonu ile ilgili ne düşünüyorsunuz Mehmet Bey?

 

MA: Ben 30 senedir bu konularla ilgiliyim ve bu konuda uzmanlık eğitimi almış biriyim, 30 sene önce başladığımdan bugüne kadar çok büyük mesafeler alındı, bu bize gurur veriyor. Elbette başlangıçta bazı yanlışlar oldu, ama bugün gelinen noktada, yaptığımız çalışmalarla övünebiliyoruz, hatta bir tanesi Avrupa'nın en önemli ödüllerinden birini kazanıyor. Burada toplumun bilinçlenmesi konusunda sivil toplum örgütlerinin çok büyük rolü oldu. Özellikle de mensubu bulunduğum Çekül Vakfı'ndan bahsetmek istiyorum; biz adeta bu vakıf bünyesinde, bu koruma bilincini Anadolu'ya taşıdık, özellikle Güneydoğu'da, Edirne'de, Kastamonu'da ve Anadolu'nun diğer yerlerinde pek çok çabalarımız var. Bunların da sonuçlarını görüyoruz, özellikle Diyarbakır'da çok büyük bir projeye girdik, surların ve İçkale'nin korunması. Yine Mardin'de, Midyat'ta ve bölgenin diğer kentlerinde de böyle faaliyetlerimiz var, bunlarla da gurur duyuyoruz.

 

(24 Kasım 2004 tarihinde Açık Radyo'da Açık Dergi programında yayınlanmıştır.)