Bush mu Bitti Muhafazakârlar mı?

-
Aa
+
a
a
a

Irak Savaşı’nın dördüncü yılı doldu. Amerika’da savaş karşıtlarının sesi eskiye oranla biraz daha gür çıkıyor. Muhalif görüşlere medyada biraz daha fazla yer veriliyor, ama bu tepkiler yönetim üzerinde etkili olacak kadar güçlü değil. Demokratlar ise Amerikan askerlerinin Irak’tan çekilmesi konusunda ısrarlı görünmekle birlikte, ürkek üsluplarını sürdürmekteler. Zaten Irak’ta paralı askerler savaşıyor. Yani halkın algılamasında Irak’a gidip savaşmak paralı askerin ‘işi’. ‘İş’ riskli ama netice itibariyle ‘iş’in tanımı bu. Bu bakımdan zorunlu askerlik olmadığı sürece halktan büyük bir tepki beklememek gerekir.

11 Eylül’den sonra Amerika’da muhalefetin her türlüsü rafa kalkmıştı. Altı yıllık ‘muhalefetsizlik’ döneminden sonra şimdilerde bir şeyler fokurduyor. Örneğin Irak Savaşı’na çok fazla dokunmadan küresel ısınma ve yönetimin başına buyrukluğu vs. gibi konularda muhalif sesleri daha fazla duymak mümkün. Son günlerde iyice medyatikleşen Al Gore, küresel ısınma davasını sahiplenerek ‘modern zamanların siyasetçisi’ imajıyla yıldızlaşıyor, hem de globalleşiyor. Amerikalılar yakın zamana kadar küresel ısınmanın  ciddiyetinin bilincinde değillerdi. Büyük medya umursamıyordu. Katrina Amerikalıların gözünü açtı. Al Gore da halkı bilinçlendiriyor. Irak Savaşı’nın ısrarla gündemden uzak tutulduğu bir ortamda siyasetin periferisindeki  kıpırdanmalar bunlar.     

Irak Savaşı o kadar büyük yalan ve entrikalarla başladı ki Amerikan demokrasisi Irak meselesinin altından kalkmakta zorlanıyor. Yani Irak Savaşı’nın cephedeki sorunları malum. Bir de bu savaşın Amerikan siyasi hayatı üzerindeki etkisi var. Savaşın nedenleri, seyri vs. Bunlar kurcalansa bütün taşlar yerinden oynayacak. Amerika’da henüz o siyasi momentum oluşmuş değil.

Halkın korkularına yatırım yapılarak, yalan gerekçelerle başlayan Irak Savaşı’na 19 Mart 2003 tarihinde destek yüzde 71 idi. Bugün ise Amerikalıların çoğunluğu savaşın gereksiz olduğu ve ABD’nin güvenlik sorununu çözmediği görüşünde. Burada esas ilginç olan Amerikan halkının, yönetim tarafından aldatılmış olmaya değil, Irak’taki başarısızlığa öfkelenmesi. Bu da 11 Eylül’den sonra korkutulduğu için siyasi refleksleri budanmış bir halkın tepkisi bir bakıma! Bu tepkiyle Amerikalı kendisini dünyadan daha fazla tecrit ediyor ve bütün dünyayı kendisine düşman görüyor. Bu arada Amerika’nın dikkati Irak’a odaklandığı sırada İran’ın bölgesel güç haline gelmesi, Çin ve Hindistan’ın yükselmesi Amerikalıları çileden çıkartan ve gelecek endişesi yaratan gelişmeler. Yani yeni tehditler, korkular.

Irak Savaşı ve Cumhuriyetçi Parti... Cumhuriyetçiler 2008 yılındaki başkanlık seçimlerine ‘Irak’ı geride bırakmış’ olarak gitmeyi planlıyorlardı. Ama bu hesap tutmadı.  Bush yönetimi de 11 Eylül’den beri sürdürdüğü ‘halkın korkularına yatırım yapma’ taktiğine yeniden gaz veriyor. Başkan Bush’un Irak Savaşı’nın dördüncü yılını doldurduğu gün yaptığı açıklamadan da anlaşılacağı gibi: ‘Biraz zamana ihtiyacımız var. Başarıya birkaç gün ya da hafta içinde ulaşamayız, aylar gerekiyor. Sabırlı olmalıyız.  Eğer bugün  pılımızı pırtımızı toplayıp Irak’tan çekilirsek, bu güvenliğimiz açısından felaket olur!” 2008’deki başkanlık  seçimlerinin Cumhuriyetçi adaylarından John McCain’in verdiği mesaj da aynı yönde: “Irak’tan çekilirsek bölgede soykırım yaşanır. Çekilmek kısa vadede sevindirici olabilir, ama düşman gelip bizi Amerika’da takip eder. Irak’tan çekilmek Vietnam’dan çekilmeye benzemez.”  Bu sözlerin anlamı ‘ayağınızı denk alın yeni bir 11 Eylül olabilir’ demek değil mi?   

 

Geçmişe Mazi Denir

     

Bir tarafta bitirilmek istenip de bitirilemeyen bir savaş, diğer tarafta 2008 yılındaki başkanlık seçimleri. Cumhuriyetçiler panik içindeler. Moralleri bozuk. Irak ne olacak? Düne kadar burnundan kıl aldırmayan Cumhuriyetçilerin, çevrelerine “Irak’ta ne yapmak gerekli?” şeklinde sorular sormaya başladıklarına tanık oluyorum. Tıpkı geçenlerde konuştuğum yaşını başını almış yatırım bankacısı gibi. Endişeli bir ifadeyle şöyle diyordu: “Irak Savaşı doğruydu, değildi tartışmasını bir kenara bırakalım. Bu tartışmayla bir yere varamayız. Esas önemli olan bundan sonraki gelişmeler.  Türkler bu konuda  ne düşünüyor?” Yakın zamana kadar Irak konusunda kimin ne düşündüğü bu yatırım bankacısının umurunda değildi. Cumhuriyetçiler burunlarından kıl aldırmıyorlardı.  Bu katıksız muhafazakârın, bugünkü, “geçmişe mazi denir geleceğe bakalım” tavrına gene tipik bir ‘Cumhuriyetçi maçoluğu’ hakim, ama paniklemiş bir maçoluk bu!  

Cumhuriyetçi seçmenin duygularını ölçen kamuoyu yoklamaları da bu panik halini yansıtmakta. Mart ayı içinde New Times/CBS’in gerçekleştirdiği bir araştırma, Cumhuriyetçi tabanın huzursuzluğunu ve çelişkilerini sergiliyor: Cumhuriyetçi tabanın yüzde 52’si Irak Savaşı’na karşı çıkmış olan bir adayın 2008 yılında daha fazla seçilme şansına sahip olduğunu düşünüyor. Seçmenin yüzde 39’u yeni başkanın Başkan Bush’un siyasi çizgisini takip etmesinden yana. Yüzde 39’u ise yeni başkanın George W. Bush’tan daha muhafazakâr bir çizgide olmasını istiyor. Cumhuriyetçi tabanın sadece yüzde 19’u  George Bush’tan daha ılımlı bir başkanın özleminde.

2008 seçimleri için Cumhuriyetçi Parti’nin sahnedeki üç adayının ortak özelliği Irak Savaşı’nı desteklemeleri. Vietnam Savaşı’na katılmış 70 yaşındaki Arizona Senatörü John McCain, Amerikan siyasi elitleri içinde Irak Savaşı’na en fazla destek verenlerden. 11 Eylül’de gösterdiği çabayla kamuoyu tarafından prim toplayan New York eski belediye başkanı Rudolph W. Giuliani de savaş yanlısı. Giuliani hızını alamayıp İran’a da sopayı göstermeyi ihmal etmiyor. Konuşmalarında sık sık şu mesajı veriyor: “İran, Irak’tan da daha tehlikeli. Bizim için İran son derece önemli bir mesele. İran’ın nükleer silah sahibi olmasına göz yumulamaz. İran ile Irak, bu iki Şii yönetim bölge için  çok tehlikeli olabilirler!” Cumhuriyetçilerin siyaset sahnesindeki üçüncü adayı  Massachusett eski belediye başkanı, Mitt Romney de Irak Savaşı’nı desteklemişti.

Cumhuriyetçiler genelde bu adaylardan pek memnun değiller. Son kamuoyu yoklamalarında Rudolph W. Giuliani önde gözükmekle beraber, Irak’taki gelişmeler ve parti içindeki yeni ittifaklar sonucunda koşuya yeni adayların katılması çok kuvvetli bir ihtimal gibi görünüyor.

 

Özal Özlemi Gibi Reagan Özlemi 

  

1980’de Reagan’ın başkan olmasıyla Amerikan muhafazakârlığı bir rüzgâr yakalamıştı. Araya Clinton döneminin girmesine rağmen, bu rüzgârın esintileri 2000 yılında George W. Bush’u başkan yaptı. Muhafazakâr siyasi stratejistler, modern Cumhuriyetçi Parti’yi topluma ‘merhametli muhafazakârlık’ ambalajıyla sunmuşlardı. 11 Eylül ve Irak Savaşı bütün dengeleri alt üst etti. Parti içinde klasik muhafazakârlar, içe kapanmacılar,  yeni muhafazakârlar, ekonomide sınırsız serbesti isteyenler, şahinler, ılımlılar vs. arasındaki ittifaklar allak bullak oldu. Bugün Cumhuriyetçi Parti lime lime. Katrina felaketi de ‘merhametli muhafazakârlığın’ süngüsünü düşürdü. Ortada şaşkın, rotasını arayan egosu yaralı maço muhafazakârlar kalmış durumda.   

Şimdilerde, gün geçmiyor ki Cumhuriyetçiler Başkan Reagan’a özlem duymasınlar. Türkiye’de sağın sık sık depreşen Özal özlemi gibi bir duygu, bir ihtiyaç bu.

Cumhuriyetçilerin, dünyayı ve Amerika’yı büyük bir belirsizliğe sürükleyen Irak Savaşı’nın sorumluluğunu üstlenmeden seçim kazanma taktiği sökmeyecek. Bush’un siyasi stratejisti Karl Rove’un kafasındaki tilkilerin de Cumhuriyetçileri kurtarması zor.  Hatta denebilir ki, Cumhuriyetçleri Reagan bile kurtaramaz! New York Times gazetesinin yazarlarından Paul Krugman’ın teşhis ettiği gibi, “Başkan Bush modern muhafazakârlığın halini yansıtıyor. Yani esas hezimete uğrayan Bush değil, muhafazakârlık’... (New York Times, “Don’t Cry for Reagan”, Paul Krugman 19 Mart 2008)