Bu da Nesi?

Bu da Nesi?

25 Ocak 2005

New York'ta mor renkle belirtilen tek metro hattı 7 ile Queens'den Manhattan'a doğru giderken yolun ortalarında tren yerüstüne çıkar. Dalgın dalgın camdan bakınırken binaların duvarlarındaki rengârenk, heybetli denecek bir ağırlığı olan grafitiler gözünüzün önünden hızla geçer. Her defasında hayranlıkla bakakalır insan, ama güzel bir kareyi sabitleyecek kadar hızla fotoğraflarını çekmek kolay değildir. Hep, bir dahaki sefere diyerek başınızı gazetenize gömersiniz. Graffitilerin kimileri öyle büyüktür ki, kimileri ise yükseklerde. O yükseklikte, o tuhaf yerlerde bunları kimler yapar, ne zaman yapar, nasıl yapar?.. Sonra Manhattan'dan Brooklyn istikametinde binilen L treninden Bedford Avenue istasyonunda inildiği anda başlayan çıkartma deryası.

 

Daha istasyonun içinde rengârenk, irili ufaklı çıkartmalar kendini göstermeye başlar. Sokağa çıkar çıkmaz gördüğünüz ilk duvardan başlayarak, hiçbir elektrik direğinin, kenar köşenin boş bırakılmadığını fark edersiniz. Birinin üzerinde George Bush'un gülümseyen yüzü, altında kocaman "MORON" yazıyor. Ya da şiddetle yükselen kırık bir kalp. Akla gelmeyecek türlü türlü resim ve yazı.  
 

Sonra birisi tutup tahta elektrik direklerinden her birinin üzerine üşenmeden tek tek gazlı kalemle "family", aile yazmış. Bu ne demek? Bunları kimler yapıyor? Ve orda burada kare içine alınmış tuhaf bir adam kafası. Bir tuhaflığı var, gözden kaçması mümkün değil. Bu da nesi?

 

Aerosol sanatı..

 

Shepard Fairey çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını Güney Carolina'da geçirdi. Punk ve kaykay merakı onu bu kültürün parçası olan görsel tasarımlarla karşılaştırdı. Bulunduğu ücra şehirde Sex Pistols tişörtleri ya da kaykay çıkartmaları bulması imkânsızdı. 14-15 yaşlarındayken kâğıttan şablonlar kesip sprey boyayla kendi punk-rock tişörtlerini yapmaya başladı. Sanat eğitimi aldığı üniversite yıllarında yolu New York'a düştü. Boyanması bir yana, tırmanılması bile imkânsız gibi görünen duvarlardaki grafitiler onu da büyülemişti. "Pervazlarda cambazlık yapan bu adamların derdi ne?" diye düşündü. Karşılığında para almıyorlar. Aksine ceplerindeki bütün parayı boyaya yatırıyorlar. Aeorosol sanatı adına. İsimlerini de kimse bilmiyor. Ama hepsi birer efsane. Fairey durumun efsanevi tarafını fark ettiğinde hayatını belirleyecek yol da çizilmiş oldu. Yaz tatili geldiğinde ailesinin yanına dönmek yerine New York'ta bir kaykay dükkânında saatte 4 dolardan tezgâhtarlık yapmaya başladı. Kiralık odasının zemininde baskı tekniğiyle yaptığı korsan tişörtleri el altından satarak yaşamını sürdürüyordu. Dükkândaki marka tişörtler dururken, bunlar kapış kapış gidiyordu.

 

"Andre the Giant"...

 

Bir gece yine odasında baskı yaparken yanındaki arkadaşının canı sıkılmaya başlamıştı. Fairey ona baskı tişört yapmayı öğretmeye karar verdi. Arkadaşı ne yapacağına karar veremeyince beraber gazeteleri karıştırmaya başladılar. Karşılarına "Andre The Giant", "Dev Andre" lakaplı güreşçinin resmi çıktı. Arkadaşı bu fikri çok saçma buldu.  Fairey de onunla dalga geçiyordu; "Ne diyosun oolum, olay bu işte. "Andre The Giant", budur olay." "Andre Çetesi çıkartmaları yapıp her tarafa yapıştırıcaz. Kimse ne olduğunu anlamayacak. Millet dükkândaki çıkartmaları yağmalıycak.  Bize nedir diye sorucaklar, biz de diycez ki, yapma be oolum, Andre'nin Çetesi'ni bilmiyo musun?.. Hadi ordan!"

 

Arkadaş arasında bir espri olarak başlayan hikâye zamanla gerçeğe dönüştü. Fairey, Andre'nin fotokopi çıkartmalarını yapıp yakın arkadaşlarına dağıttı. Her yere yapıştırmalarını ve nereden bulduklarını hiç kimseye söylememelerini istedi. Kısa süre sonra markette dolaşırken bile insanların "Andre The Giant"tan bahsettiklerini duyuyordu. "Bu da nesi?" "Bi kültmüş." "Yok hayır. Kült falan diil. Bi müzik grubu bu, ben dinledim." İnsanların tepkileri Fairey'e eğlence olsun diye yaptıkları bu işin bir yandan da psikolojik bir deney olduğunu düşündürdü. Dört blok aşağıda görenler "Oolum bunlar her yerde" diyor, Fairey'in bir saat ötede, Boston'da yapıştırdıklarını gören gençler ise iyice heyecanlanıp "Manyak bişey, bütün ülkeye yayılmış" diye atıp tutuyorlardı. Kısa bir süre sonra taklitler ortaya çıktı. Başkaları Fairey'den önce davranarak "Andre The Giant"ın farklı versiyonlarını yapıp oraya buraya yapıştırmaya başladılar. Ve sonunda "Andre The Giant" sadece bütün ülkeye değil, dünyaya yayıldı.

 

Shepard Fairey çıkartma harekâtında kararlı ve ısrarcı olmanın bir zorunluluk olduğunu söylüyor. Bütün çıkartmalar arasında ise en sık sökülenin "Andre The Giant" olduğunu fark etmiş. Fairey'nin bir arkadaşı, ailesine ait bir dükkânda çalışıyormuş. O, vitrinin köşesine her gün düzenli olarak bir Andre çıkartması yapıştırırken ailesi de düzenli olarak her gün çıkartmayı söküyormuş. Olayın asıl sorumlusunun kendi oğulları olduğundan şüphelenen Yahudi aile bu çıkartmanın Anti-Semitik bir örgütün eylemi olduğu düşüncesiyle polise haber vermiş. Bu ve benzeri olaylar karşısında Fairey kendi başına bir anlam ifade etmeyen ve merak uyandıran bu çıkartmanın insanların korkularını, ve komplekslerini ortaya çıkardığını fark etmiş.  Yani insanların bilmedikleri, açıklayamadıkları şeylere korkuyla yaklaştıklarını. Zamanla, biraz tesadüf, gözlem ve vizyonla "Andre The Giant" projesi başlı başına bir sanat hareketine dönüşmüş.

 

İtaat et!

 

Projedeki ikinci önemli adım "OBEY" yani "itaat et" sözcüğü. Fairey, John Carpenter'ın "They Live" adlı korku filminden etkilenmiş. Bu B filminde uzaylılar dünyayı ele geçirmiş, fakat insanlar bunun farkında değiller. Uzaylılar insanları kontrol etmek için reklamların içinde gizli mesajlar veriyorlar. Ancak özel bir gözlük ile bu mesajlar görünür hale geliyor. "Tanrı paradır, tüket, uyu, televizyon seyret, satın al, itaat et." Bu noktada Fairey "itaat et" sözcüğünü çalışmalarına dahil etmiş. Bugün Andre çıkartma ve posterlerinin çoğunda "OBEY" sözcüğü kullanılıyor. Sözcüğün kendisi de zamanla bir logo haline gelmiş. Fairey bu sözcüğü seçerken insanların "Kahrolsun sermaye, devletten nefret ediyorum" diyerek içinde bulundukları sistemden şikâyet ederken aslında ne kadar itaatkâr olduklarıyla yüzleşmeleri fikrinden yola çıkmış:

 

"İnsanlara ne yapmaları gerektiğini söylememin doğru olmadığını hissediyorum. Çünkü herzaman haklı olmayabilirim."

 

"Amerikan hükümeti sahte bilgiler sızdırıyor. Medya ise bir sonraki büyük vurgunu yakalamak için zaten her şeyin üzerine atlamaya hazır, o yüzden olay su yüzüne çıktığında o bilgiler yanlış bilgiler oluyor. Ama onlar önceden yanlış verdikleri haberi düzeltmek yerine bir sonrakinin peşine düşüyorlar. Benim amacım insanların her şeye biraz şüpheyle yaklaşmalarını sağlamak.  Bir yandan sanatımı ortaya koymak da beni eğlendiriyor." Savaşın terörizmi beslediğini söyleyen Fairey de teröre karşı savaş olgusuna pek ısınamayanlardan. Amerika'nın Irak'a saldırısıyla ilgili olarak yaptığı afişte George Bush'la, Adolf Hitler ve Nazi ikonografisini bir araya getirmiş. Ama projeyi bir anlamda da apolitik tutmaya çalışmış. Afişte taraf belirten bir yorum yok. Fairey insanların bunun ne anlama geldiğini düşünerek kendi yorumlarını yapmalarını istiyor. Öte yandan kendini tam bir aktivist olarak da görmüyor. Akitivistlerin şehitlik sembolizmini kendine yakın bulmadığını söylüyor. Ve ekliyor: "İnsanlara ne yapmaları gerektiğini söylememin doğru olmadığını hissediyorum. Çünkü her zaman haklı olmayabilirim."

 

 

OBEY ürünleri çoğunlukla siyah, beyaz ve kırmızı renklerden oluşuyor. Amerika'nın en yaygın fotokopi mağazası Kinko'daki makinelerin sadece bu üç renkte baskı yapabilmesiyle gelişen durum, zamanla OBEY'i tanımlayan özelliklerden biri haline gelmiş. Fairey çalışmalarında görsel sanatçı Barbara Krueger'in işlerinden, "Merhaba, benim adım ..." formatındaki klasik çıkartmalardan ve Sovyet propaganda çalışmalarının görselliğinden etkilenmiş.

 

OBEY çıkartma kampanyasının aslında fenomonoloji alanında bir deney olarak görülebileceğini söylüyor.

 

OBEY manifestosu...

 

Fairey'nin bu konuda yazdığı bir de manifestosu var. Onun tanımına göre fenomonoloji insanların gözlerinin önünde olduğu halde karanlıkta kalan, fazlasıyla alışıldığı için soyut gözlemle suskunlaştırılmış şeyleri açıkça görebilmelerini sağlamayı hedefliyor. OBEY çıkartmaları insanlarda merak uyandırıyor. Çünkü kimse aslında bir ürünü satma ya da tanıtma amacı taşımayan, özellikle de amacı belli olmayan afiş ya da çıkartmalar görmeye alışkın değil. "Andre The Giant" çıkartması da 2 metre 25 cm. boyunda, 235 kilo ağırlığında bir güreşçinin resminden yola çıkılarak yapılmış. Altında "itaat et!" yazıyor. Manifestoya göre bu çıkartmanın kendi başına hiçbir anlamı yok. Tek amacı ise insanların şaşırmasını, düşünmesini, ve çıkartmaya verecek bir anlam aramasını sağlamak. Fairey'e göre OBEY bir anlam taşımadığı için insanların bu görüntü karşısında verdiği tepkiler, aslında onların kişiliğini ve yargılarını yansıtıyor. Birçok insan komik ve eğlenceli bulurken, daha paranoid ve tutucu yaklaşan kişiler çıkartmanın inatla her yerde karşılarına çıkmasından rahatsız oluyorlar ve bunun yıkıcı amaçları olan bir yeraltı kültüne ait olduğu fikrine kapılıyorlar.  Çıkartmaları çirkin bulan ve ortalığı pislettiğini düşünen birçok insan onları sökmeye çalışıyor. Eğer bu Fairey'nin orijinal çıkartmalarından biriyse çok da kolay olmuyor. Çünkü Fairey devletin resmi amaçlarda kullandığı sökülemeyen çıkartma teknolojilerine de el atmış durumda. Diğer yandan çıkartmayla özdeşleşen kitlelerin sayısı hiç de az değil. Onun tanıdık yüzü ve kültürel çağrışımları, bilhassa asi ya da asi görünmek isteyen gençlerde bir aidiyet hissi uyandırıyor. Manifestoya göre, ister negatif ister pozitif olsun çıkartmaya verilen tepkiler insanları bulundukları çevrenin anlamını sorgulamaya itiyor.

 

80 kuşağı: bir "duramayış"...

 

Fairey'nin duruşu tam olarak yüksek sanat standartlarına uymuyor. Diğer yandan artık markalaşmış, ve satışa girmiş ürünleriyle, yorumsuz işleriyle tam olarak politik anlamda aktif bir girişim de değil. Etkilendiği kaynaklar arasında bir B filmini referans olarak göstermesi onun politik farkındalığının aslında bir akım, hareket ya da kurama bağlı olmadığını gösteriyor. Daha çok içsel bir duyum ve insancıl bir etik duygusundan yola çıkıyor. Duruşu gözleme dayalı, kimsenin gözüne parmağını sokmak, yukarıdan bakarak bir yargıda bulunmak gibi bir derdi yok. Bu anlamda sık sık apolitik olmakla suçlanan 80 kuşağı gençliğinin kolaylıkla ifade edilemeyen duruşuna, ya da "duramayışına" da bir örnek teşkil ediyor. Tanımlara ve çıkarımlara inatla direnen 80 kuşağı aslında sanıldığı kadar umursamaz ve boş da değil. Pratikte tekleyen modernist akımların ve dönüşerek anlamını yitiren iddialı hareketlerin getirdiği güvensizlik duygusu, bu jenerasyonu "duruş"lardan uzak durmaya itmiş görünüyor. Ama "duramayış"ları sorgulamadıkları anlamına gelmiyor. Her türlü etkileşime açık olarak, sorgulamanın ve kendini ifade etmenin yaratıcı biçimleri politik bilincin yeni yüzünü yansıtıyor.

  

Sokağa çık!

 

Bugün Beyoğlu'nu Cihangir'e bağlayan sokaklarda, Çukurcuma'da, Cihangir'in sokak aralarında "Andre The Giant"ın tuhaf yüzüne rastlayabilirsiniz. Fairey'nin "OBEY" projesi birçok insana ilham verdi ve sokak sanatının çoğalmasına, yayılmasına önayak oldu. Bu sanatçılardan bir de Ari Alpert. Alpert, Andre'ye Türk usulü bir pala bıyık taktı ve ona Osman adını verdi. Bu ikon, "Osman Productions" adlı elektronik müzik ve görsel sanat kolektivitesi ile özdeşleşti. OBEY logsunun yerini alan "OSMAN" da aynı derecede yabancılaştırıcı, komik ve farklı çağrışımlara açık. Alpert "Osman"ı İstanbul sokaklarına yaymayı ve sokak sanatını hareketlendirmeyi hedefliyor. Çıkartma ve grafiti kültürü Türkiye'de pek yaygın olmasa da İstanbul'da belli noktalarda aerosol sanatının örneklerine rastlamak mümkün. Firuzağa civarındaki sokaklarda dolaşırsanız bazı isimsiz sokak sanatçılarının şablon ve sprey boya kullanarak yaptıkları işleri görebilirsiniz. Beyoğlu'nda ve Kadıköy'de alt kültür gençliğinin uğrak yeri olan pasaj ve mekânlar da sokak sanatından yana bir hayli zengin. Ayrıca müzik dükkânlarında bulunabilecek bazı fanzinlerde de ucuza çıkartma yapma yöntemleri ayrıntılı olarak anlatılıyor. Kırtasiyelerde fotokopi makinelerinde kullanılmak üzere çıkartma kâğıtları satılıyor. Ya da daha ilkel bir yöntem olarak, iki yanı yapışkanlı kâğıtların bir yanına istediğiniz elde yapılmış ya da fotokopiyle çoğaltılmış resimleri yapıştırarak, onları çıkartma olarak değerlendirmek de mümkün. Henüz bu alanda Türkiye'de büyük bir boşluk olduğu gerçek. Ama hafiften bir kıpırdanma da baş göstermiş vaziyette. Birazcık para ve zaman harcayarak siz de yaratıcılığınızı konuşturabilir, ve sokağa çıkabilirsiniz..