Bir biz, bir Azerbaycan kaldı-Ü.Kardaş

Bir biz, bir Azerbaycan kaldı-Ü.Kardaş

26 Ocak 2006

22 Kasım 2005Savaş Karşıtları

Kişilerin dini ya da vicdani kanaatleri nedeniyle zorunlu askerliği reddetme hakkı olan vicdani ret, 46 Avrupa Konseyi üyesi arasında sadece Türkiye ve Azerbaycan'da tanınmıyor. 9 Kasımda'daki AB İlerleme Raporu'nda Türkiye ilk kez bu hakkı tanımadığı için eleştirildi. Dr. Kardaş konuyla ilgili sorularımız yanıtladı.Vicdani ret Türkiye'nin fazla aşina olduğu bir kavram değil. O nedenle tanımla başlayalım isterseniz... Nedir vicdani ret? Ne zamandan beri insanlığın gündeminde? Hangi koşullarda ortaya çıktı? İlk tepkiler neydi?Vicdani ret, kişinin ahlaki tercih, dini inanç, felsefi görüş ya da politik nedenlerle askeri eğitim ve hizmette bulunmayı, silah kullanmayı ve taşımayı reddetmesidir. Tariften de anlaşılacağı gibi kendi başına bir hak değil, din ve vicdan özgürlüğüne bağlı bir haktır. Kavram olarak yirminci yüzyılın ortalarında çıktı ve hızla yayıldı. Hak olarak tanınması ve uluslararası bir belgede ilk kez düzenlenmesinin tarihi 2000'dir. O yılın Nisan ayında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu vicdani ret hakkını oylamaya başvurmaksızın kabul etti. Komisyon kararında "herkesin vicdani nedenlerle askeri hizmete karşı çıkma hakkı oldupuna" dikkat çekiyor; "vicdani ret itirazında bulunanlara itiraz gerekçeleri ile uyumlu, savaşçı değil sivil nitelikte, kamu çıkarına yönelik ve cezalandırıcı olmayan alternatif hizmet imkanları sağlamalarını tavsiye" ediyordu. Komisyon aynı kararın ikinci maddesinde "Bazı devletlerin vicdani ret vakalarını soruşturma yürütmeksizin kabul etmesinden memnuniyet duyduğunu" belirtiyordu ki, buradan da anlaşılabileceği gibi, 2000'deki karardan çok önce bu konuda ilerleme sağlamış devletler vardı.Avrupa Konseyi'nin BM İnsan Hakları Komisyonu'nun kararı doğrultusunda vicdani ret hakkını tanımasından sonra Konsey üyesi 46 ülkede büyük değişiklikler yaşandığını biliyoruz. Bugün itibariyle Konsey üyesi ülkelerde durum ne?Konumuz açısından Konsey üyesi ülekleri üçe ayırabiliriz. Birinci grupta zorunlu askerliği zaten kaldırmış ülkeler var ve bu ülkelerde "vicdani ret"e de ihtiyaç yok: İngiltere, Almanya, İrlanda, Hollanda, Belçika, Fransa, Lüksemburg, İspanya, Malta, Slovenya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan. İkinci grupta zorunlu askerliğin sürdüğü ama aynı zamanda vicdani ret hakkının kabul edildiği ülkeler var. Bu grup çok geniş, hepsini saymayalım; birinci ve üçüncü grubun dışındaki ülkeler diyelim geçelim. En son kabul eden de Ermenistan'dır. Üçüncü grupta ise sadece iki ülke var: Türkiye ve Azerbaycan. İkinci grupta yer alan ülkeler, vicdani ret beyanında bulunan kişilere ya askerlik süresi kadar ya da daha uzun sürelerle kamu hizmetinde çalışma zorunluluğu getiriyor. Bu süreler mesela Avusturya'da 7 ve 11 ay; İsveç'te 7,5 ve 7,5 ay; Finlandiya'da 180 ve 395 gün; Yunanistan'da 8,5 ve 13 ay.Yalnız askerliği değil, askerlik yerine kamuda sivil hizmet alternatifini de reddeden "total ret" hakkını kabul eden ülke var mı? Total retçiler bu tavırlarını nasıl gerekçelendiriyor?Sorunuzun ikinci bölümünden başlayayım cevabıma. Onlar askerlikteki hiyerarşik bağlantıların toplumun sivil yaşamında da yansımasını bulduğunu, militarizmin aslında askeri ilişkilerin toplumsal hayata da dayatılması demek olduğunu öne sürüyor ve dolayısıyla oradaki iktidar yapılanmalarını da eleştirip karşı çıkıyorlar. İşte bu nedenle kamudaki sivil hizmeti de reddediyorlar. Total reddi bir hak olarak kabul eden ülke, hayır, yok. Son zamanlarda medyanın gündemindeki Mehmet Tarhan bir total retçi mesela. Tabii ki zorunlu askerlik hizmetinin tümüyle ortadan kaldırılmasının onlar açısından ayrı bir önemi var.Mehmet Tarhan'ın eşcinsel oluşu ve bunu da gizlemeyip kimliğinin bir parçası olarak savunması işleri biraz daha zorlaştırıyor galiba, öyle değil mi?Evet. Askeri yargı ya da sistem meseleyi şöyle çözmeye çalışıyor: Eşcinsellik askerliğe hevessizlik demektir, eh biz de bu kişiyi muayeneden geçirip eşcinsel olduğuna dair bir rapor alırsak, ki zaten kendisi de kabul ediyor, bu durumda biz bu davayı kapatmış oluruz, böylece o da askerlik yapmamış olur. Her meselede olduğu gibi geri plandaki sorun nedir, nasıl köklü bir çözüm buluruz diye düşünmeyen ve bir tür "uzlaşma" arayan bir tavır. Fakat Mehmet Tarhan bu "uzlaşma"yı kesin olarak reddediyor. Ne var ki Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'ndaki (CMUK) yeni düzenlemelerle bu muayene zorunlu olarak ta yaptırılabiliyor. Mehmet Tarhan açısından mesele bu açıdan bir çözümsüzlüğe gidiyor gibi. Benim görebildiğim, sistem bu meseleyi böyle çözecek.Askeri Ceza Yasası'nda vicdani retçilerin cezalandırılmasını düzenleyen bir madde yok. Hapis cezaları neye dayandırılarak veriliyor?Askerlik iki temel üzerine oturur biliyorsunuz: İtaat ve bulunduğu yerden kaçmamak. Mehmet Tarhan'a ve öncekilere "emre itaatsizlik"ten ceza verildi. Diyelim siz zorla götürüldünüz askeri birliğe ve orada askeri kıyafet giymeyi ve silah almayı reddettiniz. Bunun cezasının alt sınırı 7 günden başlatılıp uygulanıyordu. Tabii sürenin sonunda "emre itaatsizlik" sürüyorsa ceza tekrar ediliyordu. 2000'de yapılan bir değişiklikle cezanın alt sınırı 3 aya çıkarıldı. Bu itaatsizlik toplu erat karşısında yapılırsa ceza süreleri daha da artıyor. Pratikte de itaatsizliğin erat karşısında yapılması sağlanıyor ve daha ağır cezaların verilmesi mümkün oluyor.Bazı hukukçular Anayasa'nın "vatan hizmeti"ni düzenleyen 72. maddesindeki "Bu hizmetin Silahlı Kuvvetler'de veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir" ifadesini hatrılatarak, Anayasa'nın "kaçamaklı da olsa" vicdani reddi tanıdığı yorumunu yapıyor. Siz de katılıyormusunuz bu yoruma?Bana fazla zorlama geliyor bu yorumlar. Ben hakların açıkça tanımlanmasından ve açıkça savunulmasından yanayım. Sırf bu hak için ayrı bir düzenleme yapılması için uğraşılmalıdır.Vicdani reddi kabuleden ülkelerde işin pratiği nasıl yürüyor? Bütün talepler kabul edilmiyor herhalde?Hayır. Bu amaçla kurulmul komisyonlar var. Bu komisyonlar bu kişileri alır karşısına, bir anlamda sorgular ve kişilerin gerçekten de dini, vicdani, ahlaki nedenlerle askerlik yapmak istemedikleri konusunda kendisini ikna etmesini ister. Bu komisyonlar askeri değildir, pek çok ülkede komisyonların oluşturulmasında adalet bakanlıkları görevlendirilmiştir.Avrupa Konseyi geçen yıl Türkiye'ye vicdani reddi tanıması yönünde tavsiyede bulunmuştu. 9 Kasım'da yayınlanan "AB ilerleme Raporu'nda bu tavsiyeye atıfta bulunarak ilk kez böyle bir talepte bulunuldu. Bu talebin giderek daha vurgulu bir şekilde ileri sürülmesi bekelenebilir mi?Beklenebilir tabii. Hatta bu konuda AB'nin bugüne kadar Türkiye'ye hiç baskı yapmaması da ilginç geliyor bana. Açıkçası bir siyasi nedeni mi var diye düşünüyor insan bazen. İlk kez bir belgeye girdi, bundan sonra daha sert ifadelerle dile getirilebilir. İşte o nedenle diyorum, bari bu kez kimse bize baskı yapmadan kendiliğimizden kabul edelim şu hakkı. İnancı uğruna bu kadar baskıyı göze alan bir insanın inancını da sorgulamamak lazım. Bu topraklarda kendisini "asker millet" olarak tanımlayan bir toplum ve anayasasında askderliği yalnızca "görev" olarak değil, "hak" olarak da tanımlayan bir devlet var... Şimdi siyasi iktidar kalkıp vicdani reddi bir hak olarak tanısa etraftan vicdani retçi fışkıracak değil herhalde. Hiç sanmıyorum.TÜRKİYE'DE 70 VİCDANİ RETÇİ VARTürkiye'de 1989 yılına kadar vicdani ret hep inançları gereği askere alınmayı reddeden Yehova Şahitleri'yle birlikte anıldı. 1989'da ilk kez Yehova Şahidi olmayan bir kişi, Tayfun Gönül vicdani retçi olduğunu açıkladı ve askere gitmeyi reddetti. Gönül'ün eski Türk Ceza Kanunu'nun 155. maddesinde düzenlenen "halkı askerlikten soğutma" suçunu işlediği sabit görüldü ve bu kişi hapis cezasına çarptırıldı. Cezası para cezasına çevrildi.İnsan Hakları Derneği'nin rakamlarına göre Türkeye'de şimdiye dek 70 kişi bu yönde açıklamada bulundu. Bu kişilerden bazılarının suçu sabit görülerek cezalandırılırken, bazıları hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Mesela İzmirli vicdani retçi Osman Murat Ülke aralıklarla 2,5 yıl hapis yattı.Konu Yehova Şahidi ve vicdani reçi Yunus Erçep (şimdi 36 yaşında) tarafından ilk kez geçen yıl Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşındı. Erçep'in 1999'da başladığı hukuk mücadelesiinin bir sonuç vermediğini, iç hukuk yollarının tükenmediğini öne sürerek açtığı dava 2005 Mart'ında kabul edildi. AİHM bu davada Erçep'i haklı bulursa tartışma yeni bir boyut kazanacak ve belki de Türkiye yasalarını bu yönde yenilemek zorunda kalacak.AİHM, şimdiye dek kendisine yapılan şikayetlerin tamamında ülkeleri tazminat cezasına çarptırdı ve yasalarında vicdani reddi kabul eden değişiklikler yapmalarını istedi.Vicdani retçilerin bir bölümü askerlik yerine kamu hizmetlerinde çalışmayı kabul ederken, başka bir bölümü, nihayetinde bir otorite tarafından belirlenmiş bir görevin yerine "barışçı" da olsa herhangi bir görev yapmayı kabul etmiyor. Vicdani ret literatüründe "total retçi" diye adlandırılan bu retçilerden biri de Mehmet Tarhan.Tarhan Sivas Askeri Mahkemesi'nin 10 Ağustos 2005'te verdiği bir kararla iki ayrı davadan ikişer yıl olmak üzere toplam dört yıl hapis cezasına çarptırıldı. Temyiz edilen dava bu ayın başında, 2 Kasım'da Askeri Yargıtay tarafından bozuldu. Bozma kararı, "Mahkumiyet kararının eşcinsel olduğunu beyan eden Tarhan'ın fiziksel muayenesinin yapılamadan verilmesine dayandırılıyor. Tarhan'nın avukatları Yargıtay kararının uygulanmasının "Mehmet Tarhan'ın ısrarla karşı çıktığı fiziksel muayeneye zorlanması anlamına geleceğini" savunuyor.Türk Silahlı Kuvvetleri eşcinsel olduğunu** Haberci tarafından hazırlanan bu bölüm elimizdeki basılı dergide bu şekilde yarım kalmış olduğundan eksik kalan bölümü aktaramıyoruz.ALPER GÖRMÜŞ - [email protected] Gazetesi-Pazar Aktüel Eki