Aynı Olmak

-
Aa
+
a
a
a

Efes Pilsen geçen hafta çok önemli bir şansı tehlikeye attı Cibona Zagrep’e yenilerek. Eğer Efes kazansaydı Final Four şansı devam edecekti (aslında hâlâ devam ediyor ama zora girdi) ve eğer final four’a katılsaydı oradaki şansı her zamankinden yüksekti. Çünkü Avrupa’nın en iyi ve çoğu genç basketbolcuları artık NBA’da oynayabiliyorlar. Ülkemizden Sn. Hidayet Türkoğlu ile Sn. Mehmet Okur’u anımsayın. İspanya’dan Gasol, eski Efesli Drobnijak, aslında Arjantinli olan ama sanırım İtalya’dan NBA’ya giden Ginobili, Alman Nowitzki ve bir çok Avrupalı şu anda NBA’da oynuyorlar. Yani Avrupa liginde çok büyük yıldız pek yok. Bu yıldızsızlık Efes’i çok şanslı yapacaktı. Alınacak bir Avrupa şampiyonluğunun ülkemiz için ne kadar olumlu bir katkı yapacağını tartışmak anlamsız. Ayrıca cazibe merkezi olmanın ne demek olduğunu sanırım bu olay çok iyi anlatıyor. ABD’nin bu kadar süper, hiper vb güç olmasının bir nedeni kendinden olmayanı da bir cazibe merkezi olarak çekmesi ve içinde eritebilmesi. Farklılığın bir sorun değil çözüm olabilmesini sağlaması.

 

Şimdi bu konudaki asıl meramımı anlatayım. Anımsayın Türkiye–Litvanya maçında olanları. Son 10 saniye içerisinde 3 sayı öndeyken yapmadığımız 2 sayılık faul yüzünden 3 sayılık basketi yemiş, maç uzatmaya kalmış ve yenilmiştik. (Spordan Irak savaşına başlıklı yazı.) Önceki hafta Efes Pilsen-CSKA Moskova grup birinciliği için oynuyorlar.Yine son 10 saniye. Yine biz (Efes Pilsen) 4 sayı öndeyiz. Top rakipte ve Efes 2 atışlık faulü yapmadı. (Yine evden duyuramadım sesimi. Ben de bunu öğrenemedim.) Rakip basketbolcu 3 sayılık atışa yöneldi ve o zaman faul yapıldı. (Gerçi hakemin kararı tartışılabilirdi ama önemli değil.) Sonuçta doğru da olabilirdi. Sorun 2 atışlık faulün yapılmayışı. Şimdi ya o 3 sayılık basket girseydi. Hakem de faulü çalmıştı. Hadi bakalım, maç yine uzatmaya. Allah’tan 3 atıştan biri kaçtı ve maçı 2 sayı farkla Efes kazandı. Gördüğüm kadarı ile bu olay eleştirilerde yine yer almadı.

Sayın okurlar, bu kadar mı aynı olur bir toplum. Bu kadar mı ders almaz olaylardan. Eğer bir basketbol maçını -coach olarak tanımlanan kişi dahil- idare edemiyorsak, şimdi nasıl olur da Irak krizinin iyi yönetilememesinden şikayetçi oluruz. Sayın okurlar, biz aynıyız. Lütfen bu zamanda basketbol ukalalığı diye almayın anlattıklarımı, temel mantığa bakın.

 

Kokpit kapısı kırılmaz olsa ne yazar?

 

Bir başka aynılık olayına gelelim. Geçen hafta bir uçağımız kaçırıldı. Kokpit kapısının açık bırakılmasının neden olduğu basında yer aldı, ve ulaştırma bakanının bunu hata olarak nitelendirdiği yazıldı. Şimdi anımsayın “Son uçak kazası” başlıklı yazıyı. O yazıda yer alanlar da aslında 1997 yılında yazılmıştı. O yazıda bir cümle “ Siz karar verin Türkiye’de bu kazanın ve daha sonra olacakların nedeni belli değil mi?” şeklindeydi. Yazının genel içeriği ise uçakların teknolojik açıdan üstünlüklerine karşın bizim organizasyon sorunumuz nedeni ile her zaman için potansiyel tehlike olduklarıydı. Şimdi 11 Eylül olaylarından sonra getirilen kısıtlamaları anımsayın. Bu kısıtlamalardan da öte ayrıca kokpit kapılarının kırılmaz vb yapılması konusunda çalışmalar başlamıştı. Biz ise bıraktık kırılmaz kapılar üzerinde çalışmayı, kapıyı açık bırakıyoruz. Sadece birkaç ay önce inanılmaz bir kaza yaşadık, sonra kapıyı açık bıraktık kaçırıldık.

Peki tek bir kalp hastası o anda yaşamını yitirseydi ne olacaktı? Ya da yolcularda sorun olmamasına karşın haberleri dinleyen bir ana, babaya o anda bir şey olsaydı? Peki bir önceki paragrafta anlattığım olay ile bu olayın farkı ne temelde? Lütfen bu kadar sorunlu bir dönemde eğer kapıyı kapamıyorsak veya hangi neden ile olursa olsun sonuçta tek bir kişiye kolaylıkla bu olanağı veriyorsak bizim Irak krizini iyi yönetmemiz olabilir mi? Birinde sadece farklı bir faulü yapmayı düşüneceğiz ve uygulayacağız, diğerinde daha iyi arama yapacağız, kapıları kapayacağız vb. Ama yapacaklarımız temelde çok karmaşık değil aslında. Zaten yapmamız gerekenler.

 

Tek bir kez, ama tek bir kez yanılabileceğimizi, mükemmel olmadığımızı, her şeyin sorumluluğunun dış mihraklara yüklenmemesi gerektiğini kabul etsek, değişmeye başlayacağız. Ama olmuyor. Neden bilmiyorum ama olmuyor. Türk insanının genetik, psikolojik vb. hangi yönden derseniz deyin bilimsel olarak araştırılıp sonuçlarına göre adeta bir tedavi uygulanması gerekir diye düşünüyorum.