Ateş Altında Cesaret

Ateş Altında Cesaret

26 Temmuz 2006

İngiltere’de yayınlanan The Guardian gazetesi, Temmuz başında Süveyş savaşının 50. yıldönümü vesilesiyle bir dizi yazı yayınladı. İlk yazıyı, gazetenin editörü Alan Rusbridger yazdı. Rusbridger, Süveyş krizinde İngiliz gazetelerinin, özellikle de Guardian’ın, Observer’ın ve Times’ın tutumunu anlatıyor. İbret verici bir hikâye Rusbridger’ın anlattığı. Eğer hâlâ ders çıkarmak isteyen kaldıysa, ders çıkarılacak bir çok kıssa içeriyor. Ders çıkarma konusunda ziyadesiyle ümitsizim ben. Ama Türkiye’deki “benzer” matbuata ne kadar gazete denebileceğini, bu matbuatta çalışanlar arasında ne kadar gazeteci kaldığını göstermesi bakımından işe yarayacağını sanıyorum. En azından, gazeteci olmayanlar Türkiye’deki gazeteciliğin sahteliğini net bir şekilde görebilirler. Bir de, tabii, gazete sahibi olmanın ne demek olduğunu anlamak bakımından anlamlı bu hikâye. Rusbridger, gazetelerden söz ediyor diye televizyoncuların kendilerini muaf tutma hakkı yok. Bu sahtekârlık çöplüğünün tavukları arasında onlar da gıdaklıyor.

Mustafa Alp Dağıstanlı

 

Ateş altında cesaret

Alan Rusbridger

10 Temmuz 2006

 

Elli yıl önce yazın, yerel bir gazetenin çok sevilen ve saygı duyulan editörü ölümcül şekilde hasta düştü. Sonraki dört ay içinde dünya eşzamanlı iki askeri ve siyasi krizle sarsılacaktı. Editör, gazetesinin ulusal ve uluslararası meselelerde önemli bir rol oynayacağını bilmeden, olaylar zirveye ulaştığında ölecekti.

Editör AP Wadsworth’tü. İki kriz, Rusya’nın Macaristan isyanını ezmesi ve Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesi üzerine İngiliz ve Fransızların Mısır’ı istila etmesiydi. Gazete de Manchester Guardian’dı.

Gazetenin savaş [II. Dünya Savaşı] sonrası tarihini değerlendiremeyecek kadar genç olanlar için Manchester Guardian’ı “yerel” diye nitelemek kısa bir açıklama gerektiriyor. Guardian, aslında, Manchester’da basılan bir gazeteydi. Fakat, 1950’lerin ortalarında bile gazetenin okurlarının üçte ikisi şehir dışına yayılıyordu ve zaten uluslararası bir etkiye sahipti. Süveyş krizinin oluşumunda gazetenin rolünün sıra dışı yönlerinden biri, ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles’la bir aile vakfına ait olan, 200 binden az satan bu Manchester gazetesinin editörü arasındaki özel arka-kanal bağlantıydı. Kısacası, bu, sıradan bir yerel gazete değildi.

Gazeteyi 1944’ten beri yöneten Wadsworth, 4 Kasım’da, İngiliz ve Fransız birliklerinin Mısır işgali için Kıbrıs’a çıktığı ve Rus tanklarının Macar devrimini ezdiği gün, öldü. Yeni editör resmen göreve başlayalı dört gün olmuştu: Alastair Hetherington adındaki 36 yaşındaki eski dış haberler editörü (ve eski tank komutanı).

Wadsworth ve Hetherington, ikisi beraber, gazeteye verebileceği zarara aldırış etmeden Guardian’ı Britanya hükümetiyle çatışma çizgisine oturtmuşlardı. Aynı şey, şimdi Guardian’ın kardeş gazetesi olan ama o zaman mülkiyeti başkasında bulunan Observer’ın editörü ve imtiyaz sahibi için de geçerliydi.

Guardian’ın haberciliği Başbakan Anthony Eden için o kadar rahatsızlık vericiydi ki, BBC’nin gazeteden alıntı yapmasını önlemeye çalıştı ve diplomasi editörü Richard Scott’ın yayınlara çıkmasını yasakladı. Ayrıca, Mısır işgali sırasında kurumun kontrolünü elinde tutmak için bir plan ortaya koydu.

Bir de, krizde kendi çizgisinde eşit derecede önemli rol oynayan Times vardı. Eden, -tamamen gizli olarak- kendi bakanlarının çoğunun mahrum olduğu gizli bilgileri anlatmak için Times’ın editörü Sir William Haley’yi düzenli olarak aradı. Başlangıçta destekleyici olan Haley, daha sonra, Eden’in kendisine anlattıklarından öylesine dehşete kapıldı ki, gazetesini hükümet politikasının kayıtsız şartsız destekleyicisi olmaktan uzaklaştırdı. Ama bir yandan da, okurlarına neler olup bittiğini anlatmanın ya da gazeteyi Eden’e düşmanlık pozisyonuna çekmenin ihanet olacağını düşündü. “Sonuçta,” diye yazdı bir tarihçi, “Times aptalı oynadı.” O dönemde, basınla politikacılar arasındaki alışveriş işte böyle centilmence koşullardaydı.

Yaklaşık 50 yıl sonra yazan Sunday Times’ın eski editörü Harold Evans, editörlerinin aldığı ticari riski sorgularken, Guardian ve Observer’ın cesaretini alkışladı. “Sadece cesaret bakımından Observer’dan Astor’un ve 1956’da Guardian’ın başına yeni geçen Hetherington’ın üstüne çıkmak zor. Süveyş krizinde popüler olmayan fikirlerinin heyecanı içinde, şiddetle inkar edilen fakat şimdi kabul edilmiş bir gerçeği –Britanya’nın İsrail’le beraber entrika çevirdiği gerçeğini- belgelemeye çalışan ateşleyici araştırmalar ve ifşaatlarla bastırdılar. Ama olay bir soruyu da gündeme getiriyor: “bu büyük editörlük müdür, yoksa eğer gazetenin hayatını değilse de sürdürülebilirliğini tehlikeye atan pervasız bir iptila mıdır?”

Büyük uluslararası gerilim ve/ya savaş zamanlarında hükümetin ve basının görevlerini sarahate kavuşturmak bakımından bu her iki editörün böyle bir mesele için gazetelerini riske etmelerinin hikayesi hatırlatılmaya değerdir.

Süveyş krizine giden yol, Devlet Başkanı Nasır’ın Mısır’ın Süveyş kanalını millileştireceğini ilan etmesiyle 1956 Temmuz sonunda açıldı. Guardian’ın ilk editoryal tepkisi (günün ana editoryallerini okurların % 85’inin okuduğu bir çağdı), insanları akıllarını kaybetmemeye ve Nasır’ın “maharetini küçümsememeye” çağırdı. Şunu da ekledi: “Batı, petrol arzını garantileme aracı olarak kolay kolay askeri güç kullanamaz.”

Bir hafta içinde Hetherington, Dulles’a her an ulaşabilir Washington muhabiri Max Freedman’den ilk arka-kanal mesajını almıştı. Mesaj Hetherington’ı afallattı. Dulles’a (Başkan’ın Londra özel temsilcisi tarafından) Britanya hükümetinin savaşa hazırlandığının söylendiğini haber veriyordu.

Guardian, Ağustos boyunca, gizli askeri hazırlıkları gözlemek için yapabileceğinin en iyisini yaptı –tüm İngiliz basını haberlerini sınırlayan resmi “D uyarısı” üzerindeki ince müzakerelerin konusu oldu. Freedman, Hetherington’a, biri (10 Ağustos) Dulles’ın duygularını özetleyen özel mesaj akışını sürdürdü: “Britanya ve Fransa tarafından [Mısır’a karşı askeri hareket] planlanıyor ... Bu durum dünyaya anlatılamaz. Ahlaken savunulamaz. Silahlı müdahale Birleşmiş Milletler’i çökertecektir ... Çok ama çok vahim bir durum.”

Times’ın resmi tarihi, bu dönemde, Eden’in editörü düzenli olarak bilgilendirdiğini ve o kadar çok gizli bilgi verdiğini belirtir ki, Haley, bırakın bunları okurlara iletmeyi, kendi çalışma arkadaşlarıyla serbestçe tartışmayı bile imkansız bulmuştur. Eden, kendisinin 1930’lardaki tavizkar duruşunu [Hitler dünyayı savaşa sürükleyen hamlelerini yaparken Eden dışişleri bakanıydı; Avrupalı liderler savaş sonrasında, Hitler’e çok tavizkar davranmakla eleştirildi. MAD] Times’ın tekrarlamamasından duyduğu memnuniyeti Haley’ye iletti. Haley’ye ve öbür editörlere Dulles’ın duruşunun kendisini “cesaretlendirdiği” sırrını da verdi.

Sonraki hafta boyunca Times ve Guardian, Nasır’ın tutumunun ve askeri misilleme tehdidinin yasallığını ateşli bir şekilde tartıştı. Argümanlar tüm ülkedeki keskin bölünmeyi yansıtıyordu -1938 Münih krizinden beri yaşanan en büyük kutuplaşmayı.

Öbür ulusal gazeteler Süveyş taraftarı kamp (Express, Mail, Sketch, Evening News, Evening Stdandard, Telegraph, Sunday Times, Sunday Express) ve karşıtı (Mirror, News Chronicle, Morning Star, People, Reynold News) olarak bölünmüş olsa da, tarihçi Richard Cockett şunları yazmıştı: “Sadece Manchester Guardian ve Observer kriz boyunca ısrarla ((askeri harekete)) karşı durdu (2 Kasım’da Britanya Mısır’a saldırdığında Economist de en açık ifadelerle karşı çıkarak onlara eşlik etti).”

Eylül’de ve Ekim başında diplomasi sürerken bir sükunet varmış gibi görünüyordu. Hiç kimse –Eden’in en yakın çalışma arkadaşları dahil-, Britanya ve Fransa’ya “barışı koruma” bahanesiyle kanalın her iki kıyısını istila etme gerekçesi sunarak İsrail’in Mısır’a saldırmasını öngören gizli bir Fransız-İsrail planı hazırlanmış olduğunu bilmiyordu. Eden 24 Eylül’de, gizlice, bu düzmece savaşa katılmayı taahhüt etti.İsrail saldırısı anlaşma uyarınca 30 Ekim’de başladı. Hetherington –hala resmen editör değildi- hemen oturdu ve unutulmaz bir üslupla başlayan, en uzlaşmaz gazete görüşünü yazdı: “Mısır’a verilen Britanya-Fransa ültimatomu, çiğ menfaatten başka hiçbir meşruiyeti olmayan bir saçmalıktır. Büyüyen yangına petrol döker. Nasıl büyük bir patlamanın takip edeceği bilinemez.” David Ayerst’in yazdığı 1971’de basılan Guardian tarihi şunu not eder: “Çoğu gazete görüşü makaleleri akılda kalmayan yazılardır, ama 1956 Manchester Guardian’ının kimi genç adamları hala bu sözleri ezbere, kelimesi kelimesine söyleyebilir.”Ayerst, gazetenin pozisyonu nedeniyle muhabirlerin “işlerini yaparken sık sık düşmanlıkla karşılaştıklarını” da kaydediyor. Britanya birlikleri askeri harekete girince, hakiler içindeki çocukları desteklemeyen bu gazeteler ihanetle suçlandı. Kuzey Manchester bölgesi dağıtım müdürü Norman Shaw, okurların aboneliklerini iptal ettiği alarmını ilk verenlerden biriydi. “[Manchester Guardian] kelimesi bir küfür haline geldi,” diye hatırlıyordu daha sonra. “Gazeteyi almaktan vazgeçmek moda haline geldi. İnsanlar, ‘Asla evime sokmam’ diyordu. Mideme ağrılar giriyordu.”Fakat Guardian ve Observer’ın büyük bir tiraj kaybından muzdarip olduğu yönündeki yaygın rivayet dikkatli bir inceleme karşısında hükümsüzdür –ama editörler o zaman bunu bilmiyordu. Guardian kuzeybatıda biraz kaybetti, ama güneyde daha fazlasını aldı. Observer’ın satışları önceki yükselişini sürdürdü –bununla beraber etkileri uzun süren, zarar verici bir reklam boykotuyla karşılaştı.Britanya-Fransa-İsrail entrikasından yaygın olarak şüphelenilmesine rağmen üç hükümet de konuyla ilgili yalan söylüyordu ve somut kanıtlar eksikti (bununla birlikte, Eden’in Fransa ve İsrail hükümetlerini yazılı anlaşmaları imha etmeleri için iknaya çalıştığı gizli bilgisi Times’e verilmişti).Observer’da David Astor, kendi başına neler olmuş olabileceğini çözdü ve eski Liberal parti milletvekili avukat Dingle Foot’tan Eden’i haşlayan bir editoryal yazmasını istedi. Astor’ın katkısı bir cümle eklemekten ibaretti: “Hükümetimizin böyle bir saçmalık ve sahtekarlık yapabileceğini idrak edemedik.” Gazete, Guardian gibi, parlamentoda kınandı ve ihanetle suçlandı.İsrail-Fransa entrikasının somut kanıtını sadece iki hafta sonra bulan Guardian’dı –James (şimdi Jan) Morris’in Kıbrıs’tan gönderdiği bir haberde. 20 Kasım’daki birinci sayfa haberi, İsrail’in Mısır’a saldırısında Fransız pilotların kilit rol oynadığını iddia ediyordu. Kenett Love’ın Süveyş savaşı tarihi, Morris’in haberinin etkisini gösterir: “Morris ... Fransız pilotların Sina’da Mısırlılara saldırıklarını, İsrail toprakları üzerinde gizli uçuşlar yaptıklarını ve Mitla Geçidi’nde İsrail paraşütçülerine erzak attıklarını anlatan ifadelerini geçti. Morris, çölde yanmış halde gördüğü Mısır savaş araçlarına napalm saldırısını ‘dehşet verici bir doğrulukla’ Fransız pilotlara yükledi. İsrail’in Sina zaferinde Fransa’nın rolünün muhtemelen tayin edici olduğunu söyledi.“Bütün bunlara karşı [İsrail Genelkurmay Başkanı Moshe] Dayan’ın Fransızların katılımını resmi –ve sahte- olarak inkar ettiğini de yazdı. Fransız ve İsrail savunma ve dışişleri bakanlıkları da derhal Morris’in haberlerini yalanladı. İngiliz bakanlar, genel olarak, entrikayla ilgili meclisteki soru önergelerini, gerçek sorulara somut karşılıklar vermek yerine, sorulmamış soruları cevaplayarak geçiştirdiler... Eden, 20 Aralık’ta Avam Kamarası’na sahte bir beyanat verdi: ‘İsrail’in Mısır’a saldıracağı bilgisine sahip değildik.’”Geçen hafta Morris’e bu kadar yaygın ve açık yalanlamalar varken haberinde nasıl bu kadar kesin olabildiğini sordum. Şöyle cevapladı: “Negev’de İsrail ordusuyla birlikte olduktan sonra Kıbrıs’taydım, İsrail sansüründen kaçıyordum ve Tel Aviv’e dönüş uçuşunu beklerken vakit öldürüyor, havaalanı civarında dolanıyordum. O günlerde bayağı basit bir havaalanı olmalıydı, çünkü yoldan sapmış gibiydim ki, tenha bir köşede bazı Fransız savaş uçaklarına rastladım, mürettebatları da oradaydı.“Gayet samimi bir şekilde Negev çatışmalarında İsraillileri desteklediklerini ve napalm kullandıklarını anlattılar. O maddeyi yeni duyuyordum, ama korkunç etkilerini bizzat görmüştüm. Entrika meselesini bu kadar güvenle nasıl yazabildiğimi soruyorsun: peki, adamların bana anlattıklarıyla mükemmelen kâni olduğumu düşündüm ve ayrıca, korkarım, bir kumar oynamaya hazırdım.”Morris, Süveyş’ten önce, kendisine göre biraz solda olan Guardian’a her zaman sempati duymadığını da ekledi. “Süveyş herşeyi değiştirdi. Bir muhabirin sözüne bu kadar değer veren başka bir gazete hayal edebilir misin? Süveyş’ten sonra gazeteyle ilgili duygularım tamamen değişti.”Sonraki 20-30 yıl boyunca Süveyş’in önemli katılımcıları nihayet Guardian’ın haberciliğini ve yargısını doğrulayan ve hilenin boyutlarını gözler önüne seren anılarını yayınladılar. Hetherington, savaş zamanlarında bile, gazetelerin siyasi liderlere eleştirel yaklaşması gerektiği görüşünde ısrar etti. “Eden ve çalışma arkadaşlarının tüm Britanya halkı adına konuşmakta olmadığının bilinmesi önemliydi,” diye yazdı sonradan. “Daha sonra ilişkileri düzeltme vakti geldiğinde ... bu kolayca mümkün oldu, çünkü Birleşik Krallık içinde hükümetin saldırgan eylemine kuvvetli ve sesli bir direniş vardı.”Guardian ve Observer’ın her ikisinin de aile vakıflarına ait olması pekala anlamlı olabilir. Observer’da, gazetenin mütevellilerinden dördü –heyetin yarısı- 4 Kasım editoryalinden sonraki 15 gün içinde istifa etti. Teorik olarak Astor’ı tekdir edebilir, hatta görevden alabilirlerdi. Astor’ın biyograficisi şöyle yazdı: “Gerçek şuydu ki, bu istifalar, gazetenin kendi hikayesini anlatma politikasında fark edilebilir bir değişiklik yaratmadı.”Guardian’ın işletme tarafından sorumlu olan Laurence Scott, başlangıçtaki satış düşmeleriyle ilgili Hetherington’a haber gitmesinin önünü kesti –ve aynı zamanda, satış rakamlarının hiçbir şekilde editoryal kararlarını etkilemesine izin vermemesini söyledi. Büyük editör CP Scott’un torunu olarak bu destandaki herkes gibi o da yorumların da özgür olduğunu –ve kalması gerektiğini- biliyordu.

Çeviren: Mustafa Alp Dağıstanlı
Kategori: