Artvin'deki Sel Felaketi ve Doğu Karadeniz'de Süren Doğa Tahribatı

-
Aa
+
a
a
a

 

26 Ağustos 2015

Açık Gazete’de, Artvin'de yaşanan sel felaketini takip etmeye devam ediyoruz. Açık Gazete'de, Hopa'ya bağlandık, gazeteci Mustafa Alp Dağıstanlı bizimle izlenimlerini paylaştı. Şiddetli yağışın ardından oluşan heyelanlar nedeniyle felakatin boyutunun tahmin edilenden de fazla olduğu ortaya çıkıyor. Bölgedeki plansız ve kontrolsüz yapılaşmanın ve fütursuzca devam eden doğa tahribatının bu tablodaki payı büyük. 

İndirmek için: mp3, 20.2 Mb.

26 Ağustos 2105 tarihinde Açık Radyo’da Açık Gazete programında yayınlanmıştır.

25 Ağustos 2015

Hopa’da bulunan gazeteci Muhammet Şeremet’e bağlanarak 8 kişinin hayatını kaybettiği sel felaketi hakkında bilgi aldık. Doğu Karedeniz'de süren doğa tahribatının, felaketin bu kadar büyük boyutta olmasındaki rolünü de konuştuk.

İndirmek için: mp3, 6.2 Mb.

25 Ağustos 2105 tarihinde Açık Radyo’da Açık Gazete programında yayınlanmıştır.

Açık Gazete’nin podcast servisine ulaşmak için tıklayın.

***

Mustafa Alp Dağıstanlı ile yaptığımız mülakatın metni:

Ömer Madra: Telefon hattımızda Hopa’dan Mustafa Alp Dağıstanlı var, durum nedir onları öğrenmek istedik. Merhaba Mustafa!

 

Mustafa Alp Dağıstanlı: Merhaba Ömer!

 

Can Tonbil: Merhaba, günaydın!

 

MAD: Merhaba.

 

ÖM: Orada durum nasıl, biraz bize özetler misin? Çok acayip bir isyan da beliriyor anladığım kadarıyla. Topluca bir tablo verir misin bize=

 

MAD: Pazartesi günkü kıyametten sonra ertesi gün zaten hemen hava açmıştı, bayağı günlük güneşlikti, bugün de öyle. Fakat hasar yeni yeni ortaya çıkıyor bir yandan da çünkü gidilemeyen köyler vardı hala, dün bir kısmına helikopterle ulaşıldı, mahsur kalan insanlar vardı filan. Başoba köyüne ulaşılamıyordu, Sugören köyünün üstündeki başka köylere hala ulaşılamıyordu. Dün cenaze törenleri vardı. Hopa’nın gördüğü en büyük felaket bu şimdiye kadar benim hatırladığım ve daha yaşlı insanlarla konuşunca onların anlattıkları da öyle. Büyük bir şey bıraktı, her taraf yıkılmış durumda. Dağlar akmış durumda.

 

ÖM: Fotoğraflar inanılmaz, koca koca tırların suların altına kaldığı gözüktüğü gibi, bu çamur deryası heyelan görüntüsü acayip.

 

MAD: Evet evet. Ben ilk gün yağmur aşağı yukarı sabah 10 gibi, belki biraz daha erken başlamıştı ama buranın, yani Hopa normallerine göre çok kuvvetli bir yağmur sayılmazdı. 11’e doğru asıl bayağı şiddetli bastırdı. O zaman bile yine burada çok şiddetli yağmur yağar, İstanbul’daki şiddetli yağmurdan daha şiddetlidir ama buranın insanı da biraz alışıktır. Aşağıdan bir yol geçiyor, kenarında bir dere var, çocukluğumu da geçirdiğim deredir o, baktım o dere bayağı yükselmiş. Zaten yanlarına duvar çekilmişti, vs. indim aşağıya biraz dolaşayım diye.  Dereyi sınırlamak için yaptıkları duvarları aşmak üzereydi, 15 dakika sonra geçtiğimde oraları tamamen aşmıştı. Yani yolla dere farkı kalmamıştı. Zaten oradaki köprüler de çok alçak olduğu için, onun altına ağaçları vs. dayadığı için o bütün boş arazi böyle akıyordu. O dere boyunca yukarılara doğru çıkmıştım, oralarda daha vahşi akıyor tabii dere. Sonra üst mahallelere gideyim dedim, oralara geçit yoktu, yollar kapanmıştı çeşitli yerlerdeki irili ufaklı heyelanlarla. Bu benim sadece yaşadığım mahallede diyeyim, yani geniş bir mahalle düşünün Hopa’nın doğusunda. Buralarda akıntılar çoktu, o zaman batı tarafını bilmiyordum, o gün öğleden sonra bu sefer batıdaki bazı köylere falan gidelim dedik. Orada Artvin yoluna bağlanan o meşhur Sundura deresi, orası Artvin’e giden yolun bulunduğu vadidir, onun iki yamacında neredeyse 10 metre’de bir toprak akmıştı. Mesela Yoldere köyünde çok büyük hasar vardı, yani gözle görülür bir hasar vardı, içerideki köylerde de var fakat oralarda can kaybı bildiğim kadarıyla yok.

 

ÖM: Ama muazzam maddi kayıp olacak herhalde, bilanço korkunç çıkacak diye düşünüyorum.

 

MAD: Evet. Ben de öyle düşünüyorum. Hatta bu bizim Ortaova mahallesinde 3 katlı bir ev çökmüştü, içinde 3 kişi ölmüştü. Dün o ev civarında dolanıyordum, oradan inerken baktım bir kalabalık var, devlet erkânı gelmiş vadi ve şürekası, kaymakam, vs. bir koruma ordusuyla aşağıya iniyorlardı. Baktım yanında belediye başkanı yürüyordu, ona birkaç bir şey sordum, nedir durum köylerde vs. diye. Samimiyetli bildiği kadar cevap verdi fakat çok da fazla bir şey de bilinemiyordu, çünkü hala gidilememiş köyler vardı. Hasar falan diye sordum. “Bakacağız, tabii çok büyük bir hasar var fakat şu şeyleri bir atlatalım da ölüler filan var, o tespit çalışmaları yapılacak” dedi. Bu bir belediyenin altından kalkabileceği bir iş değildi aslında, yani belediye bence hazırlıksız yakalandı. Burada belediye hoparlöründen bir gün önce Pazar akşamı meteorolojinin şiddetli yağış uyarısı duyuruldu fakat belediye orada vatandaş hazır olsun istedi ama kendisi çok hazır gibi değildi. Hazırlı olsaydı da bunların çoğu olacaktı, çünkü bu akan dağa bir şey yapamazsın.

 

ÖM: Doğa kendini geri alıyor!

 

MAD: Şöyle bir durum var, bu yağış filan olmadan ben buranın yağışını filan da bildiğim için böyle şiddetli yağışta burada büyük heyelanlar olabileceğini düşünüyordum, burada da tanıdığım bazı insanlarla falan da konuşuyordum. Çünkü Hopa’da muazzam, çılgınca bir yapılaşma var, bu böyle anlatabileceğim gibi bir şey değil. Hopa çok dik bir kasabadır, yani doğu Karadeniz’in en dik yerleşimlerinden biridir, demin bahsettiğim Sundura vadisinin yanındaki bir düzlük alanı saymazsan bir tek sahil şeridi, o da çok dar bir şerittir, orası düz. Ondan sonra evler Ruslar’ın eskiden yaptığı, yani sahil yolu olmadan sınıra, Kemalpaşa ve Sarp’a giden yol üstüne dizilmiş, burada köy ve yerleşimler dağınıktır, ev ve etrafında bahçesi filan, o yol hattında uzanır, dağılmıştır bunlar. Şimdi o sahil şeridi dolmuş durumda binalarla, yani 20 bin nüfuslu birkaç kasabada 14-16 katlı, şimdi bir yerde de 22 katlı bir şey yapıyorlarmış. Zaten dolmuştu, şimdi tıka basa dolduruyorlar orayı. Bunun yol açacağı şey şu, zaten açtı; yukarıda dereden su gelmedi, her yerden su geldi, çamur geldi ve o çamur önce o apartman setlerini aşacak, onların aralarından dolaştı, sonra birkaç çeşit yol var burada gidişli gelişli, vs. sahili otoyolla kapattıkları için o setleri de aşacak, oradan denize ulaşamıyor ve bütün o çamur da oralara yayılmış durumda. Bence daha vahim tarafı şu, bu 14-16 katlı çirkinlik tırmanıyor, yani yukarılara doğru tırmanıyor. Şimdi benim kaldığım evin –ben ablamlarda kalıyorum- çaprazında yukarıya bir sırtta şu anda 10 kat, 14 kat olacak deniyor, daha yüksekte yapılmış birkaç bina var fakat o dediğim neredeyse düz bir platform üzerinde yapılıyor, bu dediğim yer yamaç. Yamacın bir kısmını traşlayıp oraya kondurmuşlar bir bina.

 

ÖM: Felakete davetiye çıkarmak dedikleri bu olsa gerek!

 

MAD: Evet kesinlikle öyle ve bunu zaten herkes söylüyor. Birine izin verilince, şimdi 3 kattan falan bahsediyoruz biz ama 10 katlılarla dolacak. Bu hem çirkinlik falan ama bir yandan da bu çirkinlik öldürüyor bizi, güzel bir şeye özenir insan ve onu yapmaz. Şimdi şey yaptım ben şimdi dönüşte yazabilirsem yazacağım, burada Hopa’da tanıdığım yurt dışında da çalışmış tecrübeli bir mühendis var, hem de Hopa’lı, yılın yarısını da burada geçirir. Kafama takılan kendimce düşündüğüm şeyler vardı, onunla bir konuşmak istedim. Dün gittim, burası bir deprem bölgesi değil fakat burası heyelan bölgesi bence diye düşünüyordum, zemin etüdü acaba ne kadar yapılıyor? Herhalde o yüksek katlılar için yapılıyordur dedim. “Evet yapılıyordur, fakat ben onların da ne kadar sağlıklı olduğunu bilemiyorum” dedi. Yani böyle pek güven verici şekilde konuşmadı. “Peki şimdi o yamaçlarda 3 katlı ev çöktü veya onun gibi çökmeyen bir sürü ev var, onlarda durum sence ne? Yani bir mühendis eli, bir mühendis kafası değdi mi o binalara?” dedim. “Tanıdıkları mühendis varsa ona sormuşlardır, yoksa kendileri yapmışlardır, iyi kötü kalfalık düzeyinde bilirler buradakiler. Yani bir mühendis eli değmemiştir” dedi. Bunun gibi çok sayıda ev var, eskiden bir ailenin 4 çocuğu oluyor, her biri kendine ev yapıyor gibi düşünün. O evleri de o yamaçlara yapıyorlar. O yamaçtan aktı zaten, mesela o 3 katlı ev benim ilk gün gidip gördüğüm, gitmek için bayağı debelendiğim evin olduğu yerde toprak üstte bir yerden kopuyor, evin altındaki toprağı da alıyor zaten ve takla attırmıştı ve yola düşürmüştü.

 

ÖM: Evi?

 

MAD: Evet. Böyle örnekler çoğaltılabilir, bu sanki bir şey yapılamaz gibi bir durum yansıtılıyor, belki herkes öyle yansıtmak istiyor fakat bir de kötü ihmaller zinciri var. Bu ihmallerle filan açıklanabilecek bir şey değil. Burada Hopa’da ve bence başka yerlerde de ama hem felaket burada olduğu için hem de çok daha felakete elverişli bir yer olduğu için bu bilinçli olarak açgözlülükle yani Hopalıların ve devletin elbirliğiyle yarattığı bir durum. Neredeyse eminim ki yaşanan bu felaket ileride de yaşayacağımız –kesin gözüyle bakıyorum- felaketin habercisi sadece.

 

ÖM: Ben de onu soracaktım, asıl şey şimdi başlıyor, bundan sonrasını düşünmek bile istemediğimiz ama neredeyse bilimsel bir kesinlikle söyleyebileceğimiz bir felakete doğru gidiş var.

 

MAD: Şunun olması lazım, “hayır abi biz felaket istemiyoruz” diyorsa Hopalılar şu anda imar vaziyeti neyse onu durdurmaları gerekiyor. En azından o sahil şeridinde ne yapıldıysa yapıldı, “artık bu yamaçlara hele böyle 10 katlı filan bina yapmayacağız” kararının verilmesi gerekiyor. Ama biliyoruz ki bu karar –işte Türkiye’de yaşıyoruz!- verilemez. İnsanlar hem para kazanmak istiyor, kimi para kazanmak için değil ama başını sokacak bir ev istiyor. Yani orada 50 senelik evi var mesela, onu onaracak gücü de olmaya biliyor fakat arsa değer kazanmış, onu müteahhite verecek, o 14 kattan bilmem kaç katı ona düşecek, onu da çocukları arasında paylaştıracak falan gibi durumlar da var. Buradaki bütün dokuyu, yani hem sosyal dokuyu, hem tabiat dokusunu, herşeyi zaten mahvedecek. Zaten mahvolmuştu durumda, yani o yukarılara doğru gittikçe, zaten güzellik oralarda kaldı şimdi deniz kıyısında şöyle yukarı bakınca yeşillikler falan ne güzel diyorsun ama aşağıda yaşanabilir bir yer kalmadı. Yani Sefaköy’de yaşamakla Hopa’nın merkezinde yaşamak arasında aşağı yukarı bir fark yok. Zaten denize bakıyorsun ama denize giremiyorsun, denize girmek için hergün bisikletle 8-10 kilometre yol yapıyorum. Şimdi bu nasıl bir yaşamak? Sefaköy’de yaşamakla bir sahil kasabasında yaşamak arasında bir fark olmalı değil mi? O gittiğin plaj da tabii ki Hopa’lıya yetmiyor, gece 8’e kadar bile orası tıklım tıklım kalabalık, arabadan geçilmiyor, iğne atsan o plajda yere düşmüyor. Çünkü batıya doğru kilometrelerce gitsen başka bir plaj yok. Böyle bir durum. Yakın zamanda Hopa’nın doğudaki beldesi Kemalpaşa’da lağımları zaten denize veriyorlar, o borulardan biri patlamış mı ne olmuşsa koli basili alarmı vermişler. Nerelere yayıldığı, ne kadar yayıldığı belli değil fakat millet çoluk çocuk yine de oralarda denize giriyor. Bütün Karadeniz’i düşün, öyle büyük arıtma tesisleri, vs. yok, bütün kasabalar kanalizasyonunu denize bağlamış durumda. Mesela o Sundura deresine akıtıyorlardı Hopa’da da, o dereden denize kavuşuyor. Yani o dere taşınca artık en son ne zaman verdilerse, zaten bütün kanalizasyonlar, vs. dağıtmıştır sel, bütün aklına gelebilecek herşeyi önüne katıp götürdü. Bir de böyle bir vaziyet var yani.

 

ÖM: “İş yapmakla doğa bir arada olmaz” demişti 3. havalimanının yapan şirketin CEO’su Cumhuriyet gazetesine. Bunun böyle olamayacağını, medeniyet bu demektir diye yani kapitalizmin bu halinin medeniyet olarak, iş yapmak olarak geldiğini ve doğaya da karşı olacağını, bunun önüne geçilemeyeceğini söylemişti. Bunun önüne geçilebileceğini gösteren halk mücadelesinden de son bir iki kelimeyle bahsedebilir miyiz, nedir durum?

 

MAD: Bu Hopa bu sosyal meselelerde bayağı ünlendi artık, çok ayakta bir yerdir.

 

ÖM: Metin Lokumcu’yu da hatırlıyoruz.

 

MAD: Sadece Hopa da değil, bu doğu Karadeniz HES belası dolayısıyla zaten millet hep ayaktaydı, uğraşıyordu, kadını, çoluğu çocuğu, genci, yaşlısı. Bu ‘yeşil yol’ olayı iyice azdırdı biliyoruz. Dolayısıyla buranın insanı için ya da yeşil yol’da o Çamlıhemşin vadilerini falan mahvedecek diye millet ayaklanmış durumda. O Hemşin’lilerin kendisi yani o yaylalar olmadan Hemşin’liler olamazdı, başka türlü anlatılamaz, yayla demek Hemşin’li demek. Sen o yaylaları tarumar edersen adamın benliğini yok etmiş oluyorsun, bunu başka türlü algılamasına imkan yok o insanın. Aynı şey deniz için de öyle, denize bakıyoruz burada Hopa’da, denize ancak bakabiliyorsun ama giremiyorsun. Hem engeller var, taşlar, yol, vs. döşediler hem de dağın bilmem ne akıtıyorlar, olmayacak bir şey. Burada yetişmiş, yaşamış, büyümüş ya da büyümekte olan insanların bütün benlik duygusunu –benim için öyle mesela- yıkan bir şey. Dolayısıyla burada ‘hadi ya şuna da bir karşı çıkalım!’ durumu yok, burada herkes kişisel kendi benliğini savunmak için de buna karşı duruyor.

 

ÖM: Yani bu çevrecilik meselesi değil. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nu da ciddi şekilde protesto etmişler zaten, “Hopa’ya çevik kuvvet yığacağınıza arama kurtarma ekibi yığsaydınız” diyorlar. Menfezlerin de kapalı olması gibi çok çarpıcı bilgiler var. Yükselen bir mücadele var ve özellikle de Hopa ve doğu Karadeniz’de senin de dediğin gibi epey bir zamandan beri bunu zaten Açık Gazete’de konu ediyoruz. Bunun yükseleceğini de tahmin etmek mümkün. Felaket de daha artarak gelecek ama hareket de yükselecektir yani.

 

MAD: Evet. Çok yakın zamanda Arhavi’de Kavak’ta bir HES projesi vardı, onu da Arhavi’li bir firma yapıyordu üstelik. Buraya ben de gidip geldiğim için bazı mitinglerde arkadaşlarla konuştuğum için de biliyorum, gördüm de zaten, hakikaten o mücadeleyi asıl sürükleyenler kadınlardı. Erkekler de vardı şüphesiz fakat mesela 1000 kişilik bir mitingde en az yarısı kadın. O projeyi nihai olarak kazandılar, o proje tamamen durdu artık. Bu bir kazanım, ben de bunu önemsiyorum. Evet bir taneyi kazandık ama kazanılabilir olduğunu göstermek açısından önemli, bu kadar umutsuzluğa rağmen, hükümetin bu kadar baskısına rağmen, oradaki o iş adamının baskısına rağmen, akla gelebilecek her türlü engele rağmen bu mücadelenin bir tanesinin bile kazanılmış olması bence çok önemli. Bu bilinç düzeyinin bence şuraya, yani bir şey yapılıyor ve ona karşı çıkıyoruzdan bir şey yapmaya evrilmesi gerekir. Şimdi Hopa bu bakımdan önemli, burada artık o imar planlarının, artık neyse onların uygulanmaması gerekir. Fakat bunu Hopa’lıların yapmaması gerekir yoksa öleceğiz, orada daha çok insan ölecek çünkü, daha çok böyle şey olacak. Bu yağmurlar yağacak yani.

 

ÖM: Evet hem de artarak yağacak, onu da zaten bize fizikçiler çoktan beri söylüyorlar. Çok teşekkür ederiz, senin oradaki bağlantın olduğu sürece dönüp tekrar konuşma fırsatımız olabilir.

 

MAD: Sağ olun, eyvallah!

 

ÖM: Hopalı gazeteci Mustafa Alp Dağıstanlı ile bizzat kendi gözlemleri içinde, başından beri içinde de bulunduğu için, geçmişi ve geleceğiyle de etraflı bir değerlendirme fırsatı bulduk.