'Ama Bunu Camla Yapamazsınız...'

'Ama Bunu Camla Yapamazsınız...'

24 Temmuz 2004

İsveçli sanatçı Gunnel Sahlin 21. Yüzyılın “şiirsel işlevcisi” diye tanınmaktadır. Gunnel Sahlin tekstil tasarımının renklerini cam tasarımına, çocuksu oyunların keyfiyle taşıyan bir tasarımcı. Kendisi 1986 yılından beri köklü bir cam üreticisi olan Kosta Boda’nın tasarım kadrosunda çalışmaktadır. 1999 yılından beri de Stockholm’daki Konstfack Sanat ve Tasarım Okulu’nda Cam Tasarım Bölümünde hocalık yapmaktadır.

 

1954 yılında Isveç’in kuzeyinde Umeå’da doğmuş. Annesi ev kadını ve el sanatları ile uğraşıyor, babası Stokholm’de iktisatçı iken Umeå şehrinin dışında küçük bir köyde ilkokul öğretmenliği yapmayı seçmiş. Babası ilginç bir kişi, İsveç’in sağlık gurusu olan Are Waerland’ın öğretilerinden etkilenerek sağlıklı yaşam ilkelerine göre yaşıyor. Açık hava sporları ve el sanatları ile yetiştirdiği yedi çocuklu ailede vejetaryen beslenme rejimi uygulanıyor.  

 

“O kadar da esket değildi. Hayattan keyif alan biriydi, biz çocukları da buna zorladı. Tüm felsefesi beden, yemek ve beslenme üzerine kuruluydu ama keyif alma şeklinde” “Okulda diğer çocuklardan çok farklı olan yaşam biçimimiz bize kendi içimizde güçlü olmayı öğretti” diyor. İstediklerini yapmakta özgür olan çocukların, diğerlerinin ne dediğini umursamadan yetiştirilmeleri de kendi kişiliklerine güven duymalarına neden olmuş.

 

Gunnel Sahlin de annesi gibi tekstil el sanatlarına duyduğu ilgi nedeniyle lisede dokuma ve biçki dikiş derslerini alır. Liseyi bitirdikten sonra da Stockholm’deki Nyckelviken Sanat Okulu’nun bir yıllık tekstil kursuna devam eder. Yanında kaldığı teyzesi onu Modern Sanatlar Müzesi’ne götürdüğünde Niki de Saint Phalle ve Andy Warhol’un yapıtlarından etkilenir. Konstfack Scolen’e ilk başvurusunda bu sanat okuluna kabul edilmeyecek ve evine dönecektir. Dört yıl sonra okula kabul edilince tekrar Stockholm’e yerleşerek dört yıllık Tekstil Bölümü’nün öğrencisi olacaktır. Öğrenciliği sırasında geleneksel halk sanatları tarzında dokuma yerine daha çok endüstriyel

Gunnel Sahlin

üretimle  ilgili tasarım yapmaktan keyif aldığını fark eder.dört yıllık Tekstil Bölümü’nün öğrencisi olacaktır. Öğrenciliği sırasında geleneksel halk sanatları tarzında dokuma yerine daha çok endüstriyel üretimle  ilgili tasarım yapmaktan keyif aldığını fark eder. 

Son sınıftayken çocukluk döneminin idolü olan Katja Geiger’e yanında staj yapmak için başvurur. 1960 ların Isveç moda dünyasının önde gelen isimlerinden biri olarak İsveçli Katja adıyla ün yapan Katja Geiger New York da çalışmaktadır.

 

1984 yılında New York’a giden Gunnel Sahlin iki yıl kadar Katja ile birlikte çalışacaktır. Bu deneyimini şöyle anlatıyor:

 

“Katja benim içim muhteşem bir okul oldu. Konstfack’ta bana öğretemedikleri her şeyi öğrendim. Sanatsal çalışmanın ticari gerçeklerini anladım. Daha önceleri iş bitirmekle, ne zaman durmam gerektiği veya odak değiştirmekle ilgili sorunlarım vardı. Katja olanakları ve farklı seçenekleri görmek konusunda çok iyiydi, aynı şekilde daha az önemli ve ilgi çekici şeyleri ayıklamayı, düşünceleri  bir kenara bırakarak ilerlemenin zamanını biliyordu. Bana hayati ayrıntılara konsantre olup mızmız olmamayı öğretti. Onunla beraber olduğum zaman birlikte çalışmanın önemini anladım, yaratıcı güçleri birleştirebilirsen daha iyi ve daha kuvvetli olabileceğini.”

 

“Tabii ki New York  benim için büyük bir enerji ve esin kaynağı oldu. Olmaya devam etti. Benim bu enerji kadar ormanın sessizliğine ve yalnızlığına gereksinmem var.”

 

1986 yılında Kosta Boda’nın o dönemdeki yöneticisi olan Torbjörn Berner şirketin

Småland cam ocağı için çağdaş tasarımcılar aramaktadır. Berner, Gunnel Sahlin’in  Konstfack’taki bitirme projesi olan ve bir çoğu NK büyük mağazalar zinciri tarafından üretilen ev tekstilleri koleksiyonunu, ayrıca Katja için tasarladıklarını beğenmiştir. Gunnel Sahlin’i ve yine onun arkadaşı olan cam tasarımı mezunu olan Ann Wåhlström’ü tam zamanlı tasarımcılar olarak işe alır.

 

Bir “Cam Krallığı” olarak ün yapmış Kosta Boda’yı kısaca tanıtmakta yarar var. Aslında üç cam ocağı ve işletmesinin Afors, Kosta ve Boda birleşimi olan Kosta Boda yıllar içinde yönetim ve el değiştirerek bugüne gelmiştir. Son zamanlarda da Royal Scandia gurubunun bir şirketidir. Kosta bunlardan en eskisi olarak 1742 yılında kurulmuş, Boda ise Kosta’nın cam üfleyicileri tarafından 1864 yılında kurulmuş. 1900 lerde iki sanatçı Gunnar Wennerberg ve Alf Wallander ile İsveç te Jugend adını almış olan Art Nouveau tarzında sanatsal üretimle isim yaparlar. Orrefors şirketi ile rekabet edebilmek için 1929 yılında tam zamanlı tasarımcı olan Elis Bergh ile gündelik kullanıma yönelik cam ürünlerine geçerler. Bergh, 2500 adet tasarımı ile İsveç cam üretiminde ulaşılamamış bir rekora sahip bir tasarımcı.

 

Şirket içinde 50’li ve 60’lı yıllar en yaratıcı dönemlerdir, Vicke Lindstrand ve Mona Morales Schildt’in tasarımlarıyla Kosta Boda  İsveç camı, uluslararası cam konusunda öncülerden biri haline gelmiştir. 80’li yıllar ise sanatsal camın stüdyo cam geleneğinin tekrar yükseldiği dönem olacaktır, ve işte o sırada da iki kadın tasarımcı Gunnel Sahlin ve  Ann Wåhlström  taze kan olarak şirketin tasarım grubuna katılırlar.  

 

Gunnel Sahlin, Småland ormanlarının içinde yer alan şirkete ik girdiğinde, yapmış olduğu tasarıma bakan bir cam ustası ona: “Ama bunu camla yapamazsınız” demiş. Sahlin gerçekten de cam malzemesinin olanaklarından habersizdir. Tekstil el sanatlarının geleneğinden gelmiştir ve yepyeni bir malzeme olmakla beraber eski bir geleneğe sahip bu üretim tarzı ona yabancıdır. Bu nedenle de cama tekstil anlayışı ile yaklaşır.

 

Castor Tabak, 1986

 “Başında malzemeyle doğru bir ilişki kuramadım, camın kitlesi ve hacmi benim için yabancıydı. Beni hayran bırakan, camın renk taşıma kapasitesi oldu. Ben de renkle başladım, tekstilde olduğu gibi. Aralarındaki fark tekstilde grafik öğenin önemi. Camda bu yok. Onun yerine ışık var, bu da benim için tamamen yeni bir boyuttu. Sadece siyah beyaz da kullansam, konu renkti. Ben  rengi objeleri kontrol etmek için kullandım.

Önceleri camın doğal geçirgen özelliklerini kullanmaya cesaret edemedim. Erken dönem çalışmalarımda çizgi ve nokta desenleri kullandım. Bir çoğu ifade olarak çok tekstil, adeta kumaştan kesilmiş gibiydi.” diye anlatıyor ilk dönemlerini. Castor Tabak bunun tipik bir örneğidir.

Tekstilde baskı yaptığınız zaman kâğıt üzerinde ne varsa kumaş üzerinde de aynı etkiyi yakalayabiliyorsunuz. Gunnel ile birlikte aynı dönemde Konstfack’ta öğrenci olan ama Seramik ve Cam Bölümü’nden mezun olan heykeltıraş ve tasarım hocası Gunilla Bandolin  şöyle anlatıyor:

 

”Isıyla şekillendirilen cama desen yapmak balonun üstüne çizdikten sonra balonu şişirmeye benzer. Balon genişledikçe desen deforme olur. Cam malzemesinin içine eritilen desenler, nokta ve çizgiler, cam üflendiğinde şişerler ve biçim değiştirirler. Üfleme borusu ile şişirilen sıcak cam, deformasyonu önlemek için sürekli  döndürülmelidir. Bu da biçimi yaratan bir güçtür ve son halinde de okunabilir. Yuvarlak noktalar kenara doğru uzatılarak diyagonal yönde ovaller halini alırlar.”  

 

Bu teknik anlatım için en güzel örnekler  de Sahlin’in hareket ve zaman öğelerini birleştirdiği benekli, dalgalı Puppies (köpek yavruları) adlı vazo serisidir.

Bu seride Memphis hareketinin renk ve biçimlerle özgür bir şekilde oynama etkileri görülür. Sahlin, cam ve kristal geleneğinin ağırlığından kurtulmak ve özgür ruhlu spontane ürünler tasarlamak istediğini söylüyor. Bir taraftan da makine üretimi olan ürünlerin biçimlerinin işlevle belirlenmesi onu etkilediği için tasarımlarında bu iki yaklaşımdan bir sentez yaptığını ekliyor.

Puppies vazo serisi, 1986

Gunnel Sahlin, sezgisel yaklaşımı ile cam ile çalışmada presizyon ile şans arasındaki oyunları kullanır. Tercih ettiği üretim şekli serbest üfleme denilen tekniktir. Seri üretimde kullanılan tahta veya grafit kalıplar içine üfleme belki daha çabuk bir yöntem de olsa çıkan ürünlerin aynı olması onun çok da kullandığı bir teknik değildir. “İçten şişen” diye ifade edilebilecek biçimler, genişleme ve kontrol arasındaki denge olarak Sahlin’in anlatımını odakladığı çalışma şeklidir. Bu nedenle de organik biçimler olarak da tanımlanabilirler.

 

Tropic serisinden cam meyveler, 1998

1988 de yapmış olduğu meyve serisi Tropic’de olduğu gibi biçimler organik büyümeyi anlatırlar. Tropic dizisi Sahlin’in Kosta için tasarlamış olduğu ilk seri üretimdir. “Bu gerçekçiliğin indirgenmiş, nahif bir şekli. Doğayı hiç bir zaman taklit etmek gibi bir isteğim olmadı ama doğa benim için her zaman temel esin kaynağı oldu. Üstelik el sanatlarının koşullarından da kopmak istedim. Tipik İsveçli olarak gördüğüm ve özellikle cam sanatlarında var olan- kesme ve taşlama ve şık tekniklere duyulan törensel hayranlık... ah bunu yapmak için ne kadar bir zaman gerekti. “Fiyatı nedir?” gibi tepkilerle ortaya çıkıyor. Bu bizim pratik ve mantıksal geleneğimiz.  Ben insanların benim objelerime

mantıkla değil duyguyla tepki vermelerini istiyorum. Beyinleri veya cüzdanları ile değil mideleriyle ilişki kurmalarını istiyorum.”  diyor.

 

1989 yılında tasarlamış olduğu Modulus ve Vivandi serisi ise endüstriyel kullanım ürünlerine olan hayranlıktan ortaya çıkmış. Bauhaus hocalarından Oscar Schlemmer’den  ve Louisiana Müzesi’nde görmüş olduğu “Anonim Tasarım” sergisinden etkilenmişmiş. Özellikle yaylar, transformatörler, elektrikli aletler gibi  ürünlerin baskın işlevlerinin neden olduğu uyumlu biçimleri onun her zaman ilgisini çektiği için onların biçimlerinden yola çıkarak onları işlev dışı dekoratif ürünler haline getirmiş.  Bu seri onun saydam cam hacmiyle ilk denemeleridir: ”İlk kez yüzeye yoğunlaşmak yerine malzemenin daha derinine girdim.” diyor.

 

Aynı yıl Kosta Boda’nın grafik tasarımı programından sorumlu olan İsveçli sanat yönetmeni ve grafik tasarımcısı olan Hans Christer Ericsson şirketin sekiz tasarımcısına yaratıcı koçluk yapmak üzere göreve başladığında, Sahlin için yeni bir dönem başlar. Ericsson cam endüstrisinin koşulları ve istekleriyle ve de o konudaki ticari pazarıyla ilgilenmediği için ürünlere farklı şekilde yaklaşmaktadır ve Sahlin’i de destekleyecek ve farklı bir bakış açısı getirecektir. Sahlin kalıp üretimini bırakarak eskizlerini doğrudan Kosta Boda’nın usta cam üfleyicileri ile birlikte üretime geçirir. Artık malzemenin olanaklarını daha iyi tanıdığı için sanatsal ifade ve tekniklerle denemelere girer, yeni renk skalaları, saydam, opak ve kumlamalı yüzeyler ve eriyik lekeler...

                                             

Småland cam ocağından yansıyan enerjiyi, dinlemekten çok hoşlandığı Latin müziğinin sıcak ritmiyle birleştirmek istediğinde, ona göre latin renk skalası olan mor, turkuaz ve petrol renklerini kullanarak yeni bir seri tasarlar. Adlarını Rumba, Mambo, Cha-Cha gibi latin danslarından alır. Bu dizinin devamı da garip su ürünlerini andıran objeler ve ilginç sapları andıran tıpaları olan Bidulfia’dır.

 

1992’de İngiliz sanatçı Andy Goldsworthy’un doğada yapmış olduğu taş, buz, ağaç dalları ve yapraklar kullanarak gerçekleştirdiği yerleştirmelerin etkisinde başladığı bir başka seri de Naturalis’dir. Kosta Boda’nın 250. yılı için tasarladığı Amazon adlı sürahi bu seri içinde ticari bir başarı olacaktır.

 

O yıl Miami’ye yaptığı yolculuk sonunda ilk kez taşlama tekniğini kullanacaktır. ”Miami’nin vahşi, kitch stili her zaman içimde olan bir siniri dürttü, bu garip ve komik objelere duyduğum zafiyet. Bütün o pastayı andıran evler. Her tarafta çılgın ayrıntılar, ve her şey o dönem biraz bakımsız ve dökülür haldeydi. Etrafta dolaşıp fotoğraflarını çekmek bana yeni bir enerji verdi.”

 

Miami yolculuğu Stromboli ile noktalanacak ve arkasından da bugüne kadar sürdürmekte olduğu Terra Magica’ya geçecektir. Ağır masif sanat objeleri opak yüzeylerine serbestçe kazınarak işlenen grafik semboller taşıyor. Bu işaretler aynı zamanda saydam cam kütlesine açılan gözetleme deliklerini andırıyor. Camı iki tabaka olarak kullanıyor ve üst tabaka taşlandığı zaman alt tabaka  görünüyor. Kazınan desenler rast gele yapılmış karalamaları andırıyor.

 

“ ‘Terra’ toprak anlamında cama dönüşen ilkel element olan kumu anlatıyor. ‘Magica’ ise  bu süreç içindeki, beni her zaman hayran bırakan, büyü öğesi. Harika sonuca dönüşen en baştan beri var olan bir tahmin. Ben, benim kontrolümün ötesinde olan malzemenin kendi gücüne karşı hissettiklerimi ortaya çıkarmayı istedim. Camla çalışmaya başladığımda malzemeyi en ufak ayrıntısına kadar kullanamadığım için öfkeleniyordum. Şimdi ise benden daha güçlü olan elementlerle çalışma duygusunu seviyorum."Gunnel Sahlin’in atölyesi Småland ormanının içlerinde olan Afors’da. Büyük aydınlık oda fabrikanın kırmızı 

Terra Magica için eskizler

tuğla bacasına bakıyor. Bütün yapmış olduğu sanatsal ve işlevsel ürünlerinin örnekleri de bu atölyede yer alıyor:

 

“Açık ve temiz bir mekân istemekle, her parçamın yanımda olması ikileminde yaşıyorum. Bir süre onlarla sosyalleştikten sonra yeni olgular ve değerler maddeye dönüşüyor.. Bu nedenle de bu ‘referans kitaplığımı’ stüdyomda tutuyorum” diyor ve devam ediyor:

 

”Benim Småland’la aramda karmaşık bir ilişki var. Orada olduğum zaman şehrin enerjisini arıyorum. Bir süre için Stockholm’de olduğum zaman da Småland’ı özlüyorum. Tabii ki Stockholm’ da bir stüdyodan da çalışabilirdim, ama hayır, olacak gibi değil. Ben artık çizimlerle çalışamıyorum. Onlar üfleme odasında şekilleniyorlar, ve orada olan biten de o. Fazla uzakta olduğum zaman özlediğim üfleme odasının büyüsü.”

 

“Cam, çalışmak  için hızlı bir malzeme bu da benim kişiliğime uyuyor” diyen İsveçli cam tasarımcısı Gunnel Sahlin’in yaptığı çalışmalar gerçekten de büyülü, neşeli keyifli bir o kadar da sağlam, insan biçimlere dokunup okşamak istiyor.

 

Kaynakça:

 

Polster,Bernd., Design Lexikon Skandinavien. DuMont, Köln, 1999

 

Turander, R., Britton, C., Rafstedt, T., Gunnel Sahlin & Kosta Boda .Tag Publishing , Stockholm. 2000

 

www.swedishartglass.com