Açık Gazete: Önümüzdeki Ayların En Kritik Konusu Seçim Güvenliği

s3_url_text: 
http://ia800304.us.archive.org/4/items/UT20150407/UT20150407.mp3,http://ia600502.us.archive.org/6/items/ND20150408/ND20150408.mp3

Açık Gazete: Önümüzdeki Ayların En Kritik Konusu Seçim Güvenliği

07 Nisan 2015

Açık Gazete’de "Ufuk Turu" köşesinde Ahmet İnsel’le ve "Nereye Doğru?" köşesinde Cengiz Aktar'la, Haziran ayında yapılacak genel seçimlerin arifesinde, önümüzdeki aylarda sıkça yapacağımız gibi  seçim güvenliği meselesini konuştuk.  

Ufuk Turu: 7 Nisan 2015

 

 

İndirmek için: mp3, 22 Mb.

Nereye Doğru? 8 Nisan 2015

İndirmek için: mp3, 20.3 Mb.

Açık Radyo’da Açık Gazete programında yayınlanmıştır.

Açık Gazete'nin, Ufuk Turu'nun ve Nereye Doğru'nun podcast servislerine ulaşmak  için tıklayın.

***

Programların deşifre edilmiş metinleri aşağıdadır:

Ufuk Turu 7 Nisan 2015

Ömer Madra: Günaydın Ahmet!

Ahmet İnsel: Günaydın!

ÖM: İki şey konuşalım diye üzerinde anlaşmaya varmıştık, bir tanesi bu listeler belli olmuş oluyor ama biz bu programı biraz önceden yaptığımız için tam öğrenmiş olmayacağız ama seçim güvenliği meselesi çok önemli bir konu olarak gündemde. Herhalde iki ay boyunca da bunu konuşacağız. Bir de Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin çok kritik bir konuma geldiği ve -hatta yapılan araştırmaların bir kısmından da bahsederiz belki- barajı aşacağı söyleniyor. Onlar üzerinde biraz konuşalım.

Aİ: Evet, Salı akşamı listeler belli olacak, herhalde Salı öğleden sonra büyük ölçüde basına sızdırılmış olur listeler ama burada zannediyorum Salı akşamına kadar çok sağlıklı haberler, kesin haberler edinemeyeceğiz. Partiler son ana kadar bekleyeceklerdir Yüksek Seçim Kurulu’na listelerini sunmak için. Hatta AKP büyük bir toplantı da yapmayı planlıyor, diğer partilerde de benzer gelişmeler olabilir. Şu aşamada bu listelerin içinde en çok dikkat edilecek, en fazla detaylı incelenecek, kim kimdir diye incelenecek iki partinin listesi var. AKP ve HDP’nin listeleri çok yakından incelenecek. CHP’nin listesinde sürpriz oranı azaldı ön seçim nedeniyle, bu çok olumlu bir gelişme elbette. Kontenjan adaylarının yerleştirilmesine karar verecek parti seçim kurulu ve başta Kılıçdaroğlu. Buna karşılık AKP ve HDP için hem bu iki partinin alacağı oylar gelecek dönemde en önemli iki gelişmeyi gündeme getireceği için hem de AKP içindeki güç dengesinin, varsa öyle bir çatışma, yani Davutoğlu ve Erdoğan arasında bir gerilim, bir rekabet varsa eğer bu parti listelerinde iki tarafa yakın isimlerin tespit edilmesi, seçilebilir noktadaki yakın isimlerin tespit edilmesi 2015 Haziran’ından sonraki meclisteki Erdoğan ve Davutoğlu AKP grubu içindeki güç dengesini önceden biraz görmemiz sağlayacak. Tabii ne kadar bu konuda sağlıklı bilgi alınır ondan emin değilim ama bu yorumlar olacak. HDP için ise tabii ki en önemli listeler Doğu’daki listeler değil, orada HDP’nin kemik diyebileceğimiz bir oyu var ve oyu biraz daha arttırabilir belki ama %10 barajını geçmesi açısından gerçekten belirleyici olacak oylar Batı’dan gelecek; İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan gelecek, büyük metropollerden gelecek oylar %10 barajını geçip geçmeyeceğini belirleyecek. Bu yüzden de HDP’nin bu bölgelerde sunacağı aday listeleri önemli olacak iki kesimden yeni seçmen alabilmesi için. Bir tanesi AKP’ye oy vermiş veya daha önce muhafazakar partilere oy vermiş Kürt kökenli seçmenin bir kısmının HDP listelerine oy vermesini sağlayıp sağlamayacağını belirleyecek. Bir de CHP’nin içinde marjinal de olsa bir seçmen grubunun HDP’nin barajı geçmesinin CHP’nin bir puan daha fazla almasından çok daha önemli olduğunu, kıyas kabul edilemeyecek kadar önemli olduğunun bilincinde olarak HDP’ye oy vermesi. Ama burada da tabii gene böyle bir oyu verirken bir kısım seçmen zaten eli rahat HDP’ye oy vermekte eli gitmeyen bir kısım seçmenin orada belli adaylara yönelik tepki veya cazibe yaratması söz konusu olabilir sonuçlar itibariyle. Bunları tartışacağız listeler önümüze geldikten sonra ama burada önemli bir nokta var ki o da bahsettiğim seçim güvenliği. Çünkü bu %10 barajı gibi bir baraj söz konusu olmasaydı HDP için seçim güvenliği tartışması bu kadar hayati bir önem kazanmazdı. Çünkü AKP’nin seçim oyunlarıyla oyunu %1 arttırması, CHP’nin %1 oyunun geride kalması, MHP’nin oyunun %1 azalması veya çoğalması, bütün bunlar -45 milyonluk oy katılımı tahmin ediyoruz 2015 Haziran’ında- içinde %1’lik bir etki sağlamak için 400 bin oyla oynamak gerekiyor. Bu çok yüksek bir rakam ve sonucu da çok önemli değil baktığımız zaman. Yani AKP %1 daha fazla alsa veya daha az alsa çok bir şey değiştirmiyor ama HDP’nin %10 barajı önemli, yani HDP %1 daha fazla alsa veya daha az alsa bütün meclis aritmetiğiyle belki önümüzdeki belki 10 yılını değiştirecek bir sonuç çıkıyor ortaya. O yüzden de seçim güvenliği zaten ne olursa olsun savunmamız gereken, demokrasinin eğer yeterli olmayan ama gerekli bir boyutu seçim özgürlüğü ve seçimlerin serbest yapılmasıysa bunu tamamlaya boyutu da tabii ki seçim sonuçlarının da seçmenlerin iradesini bütünüyle yansıtmasıdır. Bu açıdan seçim güvenliği önemli ama bu seçimlerde AKP açısından neredeyse bir hayat-memat meselesi haline geldiği için Tayyip Erdoğan’ın empoze etmesi nedeniyle seçimlerde AKP’nin 330’un üzerinde, hatta 360’ın üzerinde milletvekili alması hedefi. Bunu sadece oyla sağlaması mümkün değil çünkü %60 oy alması lazım. Dolayısıyla bunu sağlayabilecek diğer yöntem HDP’nin çok az bir farkla %9,5’la kalmasını sağlamak ve orada biraz evvel bahsettiğim küçük bir oy, 200-300 bin oyun seçimi baştan aşağı değiştiren bir etkisi olacak. Yani üzerinde durulmaya, uğraşılmaya değer bir anlam atfetmeye başlıyor 200-300 bin oy. Normal koşullarda ulusal seçimlerde çok da belirleyici olmayacak olan bir rakam birdenbire çok büyük bir anlam kazanıyor.

ÖM: Yalnız seçimi değil rejimi dahi derinlemesine de etkileyecek.

Aİ: Tabi bütünüyle meclis aritmetiğini etkilediği gibi oradan kaynaklanan bütün gelecekle ilgili rejim, anayasa değişikliği olup olmaması, nasıl bir anayasa olacağı, başkanlık sistemi mi olacak, parlamenter rejim mi devam edecek? Bütün bunları belirleyen bir anlam kazanıyor. O bakımdan oradaki %1’in özgül ağırlığı kıyas kabul etmez bir şey. Zaten bu nedenle de HDP’ye verilecek oyların ağırlığı CHP’ye ve MHP’ye verilecek oyların –muhalefetten bahsediyorum- ağırlığından kıyas kabul etmez oranda daha büyük önemi ve ağırlığı bu seçimlerde. Bu yüzden de seçim güvenliği esas itibariyle tabii CHP içinde önemlidir, MHP için de önemlidir, AKP’nin kendisi için de önemlidir ki onlar zaten seçim güvenliğinin önlemini yeteri kadar alıyorlar. O bakımdan da hile tarafını bırakalım bir tarafa ama seçim sonuçlarına sahip çıkma iradesi açısından AKP teşkilatının gösterdiği dirayet, şevk ve kendini adamışlık inanılmaz bir oranda, takdir edilecek bir oranda olduğu söylenebilir. Pazartesi günü Zaman gazetesinde CHP’nin Üsküdar belediye başkan adayı eski emekli müftü İhsan Özkeser’in söylediği bir şey var, “ben elindeki torbayı seçim kuruluna götürürken torbaya yapışmış, titreye titreye bekleyen bir kişi gördüm. Yahu bu adam hasta mı, bir doktor çağıralım evine gitsin falan diye düşünürken yanımdakiler ‘o AKP delegesidir, tuvaleti geldi ama 1 saatten beri tuvalete gitmeyi reddedip o torbaya sarılmış bekliyor sırasını’ dedi ve hayran kaldım” diyor. Böyle bir çabanın muhalefet partilerinin seçim gözlemcileri, müşahitleri tarafından da gösterilmesi beklenir seçim güvenliği açısından. Çünkü en önemli, en kritik an tabii ki seçimde oy vermenin kurallara göre yapılması anıdır, olmayan seçmene oy verilmesini engellenmesidir, o yüzden de sandıkta seçmenlerin seçmen kütüğünün başında sürekli muhalefetten veya iktidardan ama tabii özellikle muhalefetten kişilerin sürekli çok dikkatli bulunması gerekir. Ama burada en önemlisi bütün sandık seçim sonuçlarının orijinal kopyasının muhalefet partisi veya partilerinin elinde olması ve bunların birleştirilmesidir. Çünkü YSK’da itiraz imkanını veren en önemli belge bu belki de yegane belge bu. İşin aslı orada yatıyor. Maalesef HDP yasal olarak bu seçimlerde kendisi resmi seçim gözlemcisi atayamayacak. CHP’nin, MHP’nin veya diğer bütün partilerin eğer ilk defa katılmamışlarsa, geçen seçimlerde ilk 5’e girmiş diğer partiler ki bunlar AKP, CHP, MHP ve BDP olabilirdi ama BDP seçimlere girmiyor.

ÖM: Ben de onu soracaktım, HDP’nin bu durumda yasal temsilci bulundurma durumu.

Aİ: Müşahit olarak yazılabilirsiniz vatandaş olarak ama HDP’nin yasal temsilci bulundurma hakkı yok.

ÖM: O zaman bu durumda...

Aİ: Çok daha fazla HDP’nin genel örgütlenmesi, HDP’nin etrafında oluşan dayanışma gruplarının örgütlenmesi, bütün sandıklarda kendilerini müşahit olmaları, kendi sandığınızda müşahit olabiliyorsunuz. Bütün bunları yapmak gerekiyor, çeşitli girişimler var, o girişimlerin güçlerini birleştirmesi gerekiyor. Burada son derece önemli bir boyutu var işin, bütün o girişimler sonunda sınırlı güce sahipler ve hepsinin yapacağı aynı iş aslında, farklı bir iş yapmayacaklar. Güçlerini birleştirmeden bu işin altından kalkmaları mümkün değil. Burada gerçekten o güç birleşiminin olması lazım önümüzdeki iki ay içinde. Bütün sandıklarda tabii burada CHP’ye çok büyük bir sorumluluk düşüyor, MHP’ye de aynı şekilde ama özellikle CHP’ye daha fazla sorumluluk düşüyor HDP’nin oylarına da sahip çıkmak açısından kendi oylarına sahip çıkmanın yanı sıra. Bütün sandıklarda orijinal kopyasının seçim kurulan ibraz edilecek biçimde bir yerde toplanmaları gerekiyor ilçe seçim kuruluna ve il seçim kurullarına ibraz edilecek biçimde. Çünkü sonuçta sandık sonuçlarını toplamından oluşuyor seçimler başka bir şey değil.

ÖM: Yani oy tutanağının orijinal kopyasının...

Aİ: Evet sandık tutanakları seçimi doğru yansıtıyorsa ondan sonra hile yapmak, ortaya çıkan hileyi tespit etmek kolay ama orada yanlış varsa ve o elinizde yoksa istediğiniz kadar “ben 70 gördüm” deyin ama orası 7 yazıldıysa istediğiniz kadar “70” deyin, “yeniden sayılsın” deyin, çok zor onu geriye dönüştürmek. Çok hızlı hareket etmek gerekiyor, iki gün içinde itirazların yapılması gerekiyor, çok hızlı itirazların yapılması gerekiyor çünkü o belgelerin hemen toplanması ve seçim kurullarını topladıkları sandık birleşim sonuçlarına itiraz etmek gerekiyor eğer arada fark varsa. Gördüğünüz gibi bütün bunlar için çok geniş bir teşkilat gerekiyor ve Türkiye’deki sandık sayısı kadar gözlemcinin olduğu bir teşkilatlanma gerekiyor. Çünkü HDP’nin çok az oy alacağı yerlerdeki oyların da artık önemi var. Yani bugün HDP’nin hiçbir şekilde milletvekili çıkarma şansı olmayan, belki %0,5 oy alacağı bir seçim bölgesinde alınan 100 oyun da artık İstanbul’da alınan 100 oy kadar neredeyse önemi var.

ÖM: Çünkü ülke çapındaki genel barajı aşabilmesi açısından değil mi?

Aİ: Evet HDP için bir baraj sorunu var, bu diğer partiler için o kadar önemli değil ama HDP için bu önemli.

ÖM: Bu durumda da mesela dünkü Taraf gazetesinde çıkan bir haber vardı, yani 2014 yerel seçim sonuçlarına en yakın bilenlerden gezici araştırma şirketinin son anketi 28-29 Mart 2015 tarihinde İstanbul’un 39 ilçesinde, 128 mahalle ve köyde 18 yaş üstü 4868 katılımcıyla yüz yüze metoduyla yapılmış ve orada HDP’nin İstanbul’da barajı aşmakta olduğu, %13,2’ye ulaştığı gibi bir sonuca varılmış. AKP’nin %39,7’de kaldığı gibi bir durum var. Yani önemli bir oy kaybı fakat bu ‘HDP’nin İstanbul’da baraj sorunu yok’ şeklinde verilmişti haberde.

Aİ: Zaten İstanbul’da baraj sorunu olmaz ki!

ÖM: Evet.

Aİ: Bunun anlamı yok, Diyarbakır’da da baraj sorunu yok. Daha doğrusu oradaki habere şöyle bakmak lazım, 2014 seçimlerinde HDP adayları herhalde orada alınacak olan kıstas da belediye meclisi seçimleri, yani belediye meclisi listesine verilen oylardır kişi oylarından ziyade. %4,5 civarındaydı yanılmıyorsam İstanbul’da HDP’nin yerel seçimlerdeki oy oranı?

ÖM: Evet. %5,4 diyor.

Aİ: Olabilir, tam tersini söylemişim! Bu 5,4 gezici araştırma şirketinin iddiasına göre %13’e çıkmış. Bunu böyle yorumlamak lazım. Bu mümkündür, bu kadar olmasa da belki daha az olmuştur, mümkündür ama şuna çok dikkat etmek gerekli, bugün sadece bir bölgeden alınan değerlerle, verilerle ‘HDP’nin %10 barajı yok!’ diye manşet atmak sorumsuzluktur. Çünkü sadece İstanbul’da %13 alıyor olması Türkiye çapında %10 alacak anlamına gelmez, Ankara’nın oyları, Karadeniz’in oyları, orta Anadolu’nun oyları da girecek bunun içine. HDP’nin ulusal seviye yapılan anket yoklamaları, seçmen yoklamaları bugün HDP’nin oylarını %9-11 arasında gösteriyor. %10 civarında yerleştiğini söyleyebiliriz, hata payını +/- alırsak çok az da olsa %10’un altında kalma ihtimaliyle %10’un üzerine geçme ihtimalinin birbirine yakın ihtimaller olduğunu görmemiz lazım. HDP seçim kampanyasını yürütecekse bu çerçevede yürütmesi lazım, seçmenlerin bir kısmı HDP’ye oy vermekte zorlanan kesimdir, AKP’ye oy veren Kürtler, CHP’ye oy veren bir kısım insan HDP’ye oy vermeye belki hazırlar ama elleri HDP’ye oy vermekte son tahlilde gitmekte zorlanır. Eğer HDP’nin barajı geçtiği böyle bir olmayan kesinlikte aslında ifade edilirse o zaman o mobilizasyon kırılır. O mobilizasyon kırıldığı zaman da HDP %9-9,5’ta kalır. Daha geçmişte, yakın geçmişte Ömer sen daha iyi hatırlarsın, 1995’de YDH seçimlere girdiğinde %15-20-25 gibi laflar edilmişti ama %1’in altında oy aldı. 1999 seçiminde ÖDP için %5-10 lafları ediliyordu %0,7 aldı. Biz bunları yaşamış kuşaklar olarak hatırlatmak yükümlülüğümüz var. Özellikle yeni oluşumlar, HDP de bir yeni oluşumdur, gerçi eski partilerin, DTP’nin, BDP’nin geleneği ve seçmen tabanı üzerine inşa ediyor, bundan tamamen gökten zembille inmiş bir parti değil elbette ama yine de bir yeni oluşum. Yeni oluşumlar nezdinde, bu konuda anketlerin yanılma yapı çok daha yüksektir, dolayısıyla burada HDP barajı geçti diye şimdiden kampanya yapmak bence sorumsuzluktur; “geçme şansı yüksektir” lafının ötesinde hiçbir şey bence gerçeği yansıtmıyor.

ÖM: Birbirine yakın oranda bir geçme-geçmeme durumu var. Bu çok önemli bir konu, hem seçim güvenliğinin maksimum düzeyde sağlanabilmesi için hem de bu konuların dikkatle, hassasiyetle takip edilebilmesi için biz de bu iki ayı özellikle Açık Gazete içinde değerlendirmeye çalışacağız. Bu konularla daha önceki seçimlerde de uğraşmış sivil oluşumlardan mesela Oy ve Ötesi gibi oluşumlarla da çeşitli programlar yaparak meselesi takip etmeye çalışacağız. Mesela bir tanesini önümüzdeki Perşembe günü yapmayı planladık herşey yolunda giderse.

Aİ: Birlikte yapmalarını da sağlamak için bir aracılık vazifesi görebilirseniz çok hayırlı bir yapmış olursunuz. Burada bir güç birleşmesine ihtiyaç var. Çünkü aynı şey yapılacak, yani yapılacak olan bütün girişimlerin yapacağı aynı şey, farklı bir şey yapılmayacak aynı şey yapılacak. Burada mükerrerliğin bir mahsuru yok ama bölgesel dağılımın önemi çok büyük, İstanbul’da seçmen sandıklarına hakim olmak belki daha kolay, mobilize olabiliriz ama Yozgat’ta da olmak lazım, Trabzon’da da olmak lazım seçmen sandıklarına hakim, Diyarbakır’da da olmak lazım, Çanakkale’de olması lazım. Dediğim gibi HDP açısından önemli, en düşük oy aldığı, hiçbir şekilde milletvekili seçtirme şansının olmadığı bir seçim bölgesinde alınan 1000 oy kritik bir öneme sahip olabilir.

ÖM: Böyle değerlendirmemiz. Bunu tartışmaya ve konuşmaya elbette yoğun bir şekilde devam edeceğiz. Ahmet çok teşekkür ederiz.

Aİ: İyi günler!

ÖM: Görüşmek üzere.

***

Nereye Doğru? 8 Nisan 2015

Cengiz Aktar: Açık Radyo ‘Oyuna sahip çık!’ koalisyonunun bir parçası artık değil mi?

Ömer Madra: Bu konuda bir şey yapmaya çalışıyoruz.

CA: Elimizden geldiği kadar, hepimizin meselesi. Sandıktan yani o attığın oy bülteninden itibaren Seçsis’e kadar yani o seçim sistemine kadar YSK’nın sonuçları açıklayacağı gün ve saate kadar bir izleme mekanizması gerekiyor aslında. Bu sadece oy atmakla yetinilebilecek bir durum yok ortada. Aksine bu 7 Haziran Türkiye’nin hayat-memat seçimi her anlamda, yani hem toplumun hem memleketin hem de AKP’nin ve Erdoğan’ın. Dolayısıyla bu bence her türlü provokasyona, manüpülasyona açık bir seçim olacak, o yüzden oylara sahip çıkmak gerekiyor. Bunun usullerinden bir tanesi uluslararası gözlemcilik malum fakat Türkiye bunu katiyen uygulamıyor, görmezden geliyor, havalara bakıp ıslık çalıyor ve 1999 AGİT İstanbul Zirvesi kararlarından birine de uymuyor. Yani bu sadece sabık komünist ülkelere mahsus bir sistemmiş, bu uluslararası gözlemcilik sadece onlara mahsusmuş gibi yapıyor ve “biz zaten ileri demokrasiyiz, bizim seçim sistemimiz mükemmeldir yani herşey yolundadır, adildir, bağımsızdır, hiçbir şekilde hile-hurda olmaz!” Biliyorsun bu arada Mansur Yavaş AİHM’e gidiyor yani AYM’den karar çıkaramadığı için.

ÖM: Evet Ankara çok az bir oy farkıyla kaybetmişti CHP adayı.

CA: Böyle bir iddia ile uluslararası gözlemcileri her zaman asgaride tuttu iktidar ve bu sadece AKP’ye de mahsus değil, evvel emirden beri bu böyle yürüyor. Dolayısıyla iş başa düşüyor, burada seçmenin hakikaten sorumluluğu ki en makul, en sağlıklı sorumluluk da o haliyle. İki tane girişim var, bir ‘Oy ve Ötesi’ var bağımsız ve gençlerin başını çektiği bu girişimi tanıyoruz. Geçen yılki seçim maratonunun ilk seçimi olan yerel seçimlerde 30 Mart 2014 seçimlerinde epey iş yapmışlardı hatta Yalova’da seçimin tekrarlanmasının nedeni veya onlar sayesinde tekrarlandı. Şimdi artık iş giderek büyüyor, bu seçim gözlemciliği, müşahitliği eski tabiriyle Oy ve Ötesi bunu organize ediyor, çok önemli tabii. Orada mümkün olduğu kadar çok insana ihtiyaç var ama bunun bir yolu yordamı var, bu sadece gidip orada gezinmek değil, yani teknikleri var, bununla ilgili atölyeleri var, olacak bugünle 7 Haziran arasında. Bu işin hakikaten vatandaşlık sorumluluğu, bir de gene aynı çerçevede sandık kurullarında görev alma ayağı var ki o bir resmi sorumluluk. Bunun da yolu daha önceki genel seçimde ilk 5’e giren bir parti tarafından ilçe seçim kurullarına adların verilmesiyle gerçekleşiyor. Bu gönüllüler bu sayede gidip sandığın başında sandık görevlisi olarak oturabiliyorlar. Burada HDP’nin böyle bir imkanı yok çünkü geçen seçimde yoktu, ilk 5 bile söz konusu değil. MHP’de zaten böyle bir adet yok, AKP tamamen kendi başına muazzam bir kitleyle çalışıyor, geriye kalıyor CHP tabii. Burada önemli olan üzüm yemek tabii, o seçimlerin sandığın ve oyun bekası ve selameti açısından ben çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bununla ilgili bir girişim var ‘Demokratik Bağımsız Seçim Girişimi’ dünkü Taraf makalemde uzun uzun anlattım bu meseleyi oraya bakılabilir. Onlar gönüllüleri topluyorlar ve CHP’ye bildirecekler, yani bu herhangi başka bir parti de olabilir tabii ama CHP bir tek orada mümkün olduğu için yoksa CHP’nin kara kaşı, kara gözü için değil. Böyle bir imkan mevcut, bence imkanın da ötesinde böyle bir sorumluluk alma imkanı diyelim.

ÖM: Evet vatandaş sorumluluğu. Şimdi bir Oy ve Ötesi var, şimdiki sloganı da “oyunu seven saysın!”

CA: Ama o sandık gözlemciliği, müşahitliği, o daha informal bir sahiplenme, öbürü birebir sandığın başında oturup sayıma, imzaya, vs. katılmak, o farklı bir şey.

ÖM: Yarın Oy ve Ötesi’ni temsilen Sercan Çelebi ile görüşeceğiz zaten, ondan sonra da diğerlerine bakacağız.

CA: Tabii onun bir son tarihi var 13 Nisan, yani sandıkta bilfiil görevli olmak için orada bir aciliyet var. Aldığım duyumlara göre epey insan yazılmış galiba ama ne kadar çok insan yazılırsa o kadar iyi tabii. Böyle bir dinamik mevcut, bu ikili yürüyor hem sandık görevlisi hem de sandık gözlemcisi olarak, bunu değerlendirmek lazım. İki girişim arasında yani Oy ve Ötesi ile diğer Demokratik ve Güvenli Seçim Girişimi arasında da irtibat var. Bunlar birbiriyle rekabet eden girişimler değil tabii bu çok önemli.

ÖM: Bu 13 Nisan ne için?

CA: 13 Nisan’a kadar ancak yazılınabiliyor bu Demokratik ve Güvenli Seçim inisiyatifi üzerinden bir partinin ve bu durumda CHP’nin o gönüllüleri ilçe seçim kuruluna bildirebilmesi için. Herkes burada dinleyenler, ilgilenenler sorumluluk almaya hazır olanların aklında olsun. Bu girişim yani guvenlisecim.org diye bir site var oradan alınıyor kayıtlar ve ondan sonra oradan yürüyecek inşallah, CHP ve ilçe seçim kurulları üzerinden.

ÖM: Esas itibariyle en önemli günün meselelerinden biri belki de birincisi bu karşımıza çıkıyor.  Büyük bir alaca karanlık kuşağı da hakim.

CA: Elbette. Hadi sandıkları bir şekilde güvence altına aldık ve çok az hile hurda ile atlatıldı diyelim tabii iş orada bitmiyor, iş ondan sonra Ankara’da. Orada Seçsis diye bir sistem var, o sistemde o doneler nasıl kullanılacak, orada bir sorun var mı yok mu? Ezgi Başaran’ın geçen sene bu Seçsis’deki sorunlarla ilgili bir makalesi var Radikal’de ona bakmak lazım, orada ciddi sorunlar olduğu görülüyor. YSK var tabii son mercii olarak dolayısıyla iş bitmiş değil. Yani hakikaten sandıkta oy atarak şu partiye atayım ve dolayısıyla sağlama alayım, yani muhalefetimi bildireyim veya belli edeyim demek mümkün değil. Bu önemli, ilk defa böylesine açık bir tehdit var yani. Bu konuyu herhalde takip etmeye devam edeceğiz radyoda sonuna kadar.

ÖM:  Evet hep birlikte.

CA: İkinci konu bu aday listeleriyle alakalı. Şimdi isimler, listeler falan ortalık toz-duman, herkes bir şeyler söylüyor. Benim dikkatimi çeken bir konu var, hiç üzerinde durulmayan bir konu; bu her ne kadar genel seçim olsa da yani adı üstünde genel yerel değil, burada muazzam bir eksiklik görüyorum. Burada aday belirleme süreçlerinden bahsetmiyorum o zaten bir felaket ama bu adayları belirlemede yerelliğin ne kadar dikkate alınmadığı, ne kadar es geçildiği, yani adı dahi edilmiyor. Mesela şöyle bir laf var “seçim bölgesi kaydırıldı” böyle bir şey olabilir mi? O insan, o vekil ideal olarak tabii doğduğu, büyüdüğü, çalıştığı kentten çıkan ve o kentin sorunlarını, o yörenin, yeril sorunlarını bilen ve onu merkeze taşıyan bir temsilcidir değil mi? Böyle bir şey var mı? Yani “seçim bölgesi kaydırıldı”! Mesela adam Bingöl’den Edirne’ye kaydırıldı!

ÖM: Işınlanmak gibi bir şey!

CA: Tabii de bunun demokrasiyle ve temsili demokrasiyle hatta yani bırak katılımcı demokrasiyi, zaten onun ışık yılları uzağındayız, yani temsili demokrasi açısından dahi nasıl sakat, nasıl sağlıksız ve nasıl yanlış bir uygulama olduğunu göstermek açısından buna dikkat çekmek istiyorum. Burada hiç konuşulmuyor bile, birinci formül bu “seçim bölgesi kaydırıldı”, ikinci formül ‘aday yapılmadı’. Yahu aday yapılmaz, aday olunur! Yani aday ‘olmak’ ile aday ‘yapılmak’ arasında demokrasi kadar fark var kanaatimce bu çok temel bir sorun, hiç konuşulmayan bir sorun. Aksine şimdi tabii Türkiye kimlikler üzerinden, yani bu önemli bir aşama, yani Ezidi aday, Ermeni aday, LGBTİ aday, çevreci aday, Kürt aday, vs. bu çok iyi yani bu aşamaya gelinmiş olması.

ÖM: Evet bu daha önce pek rastlanan bir şey değildi.

CA: Hayır rastlanmazdı ama şimdi genel seçimin özü olan bir bakıma ve hep atlanan o yerellik hiçbir şekilde tartışmada yok dikkat ederseniz. Adam Adıyamanlı mesela “Antalya’dan aday olsam, İzmir’den mi aday olsam” diyor mesela! Bir başkası Samsunlu İzmir’den aday, öbürü Ankaralı Mardin’den aday filan! Ne alakası var? Bu bütün işleyişi ondan sonra yani o meclisteki işleyişi birebir etkiliyor; yani ondan sonra ‘el kaldır el indir’in dışında ve kendilerini yapan, var eden parti başkanlarının kulu kölesi olmanın ötesinde bir fonksiyonu olmuyor, ‘temsiliyet’te o mecliste odalarının önündeki o sıralarda biliyorsunuz bekleyen vatandaşların şikayetleri, talepleri, temennileri üzerinden yürüyen bir temsili demokrasiden söz ediyoruz. Nasıl?

ÖM: Evet epey eksiği var.

CA: Yani akıl alır gibi değil, yani böyle bir şey, ilk meclise bakıyoruz 1876 Kanun-u Esasi anayasadan sonra 1. Meşrutiyet’te ilk mecliste insanlar mesela AKP vekili veya HDP vekili falan olarak anılmıyorlar. Mesela ‘Canik mebusu’ diye geçiyor, bu çok önemli.

ÖM: Aynen öyle.

CA: ‘İzmir mebusu’ geçiyor, ‘Manastır mebusu’ o zaman Makedonya var, ‘Selanik mebusu’, ‘Bağdat mebusu’ diye geçiyor. Şimdi ‘AKP vekili’ diye geçiyor! Bu nasıl bir şey? Yani 1. ve 2. Meşrutiyet’ten dahi geride bir temsiliyete dikkat çekmek istedim. Bunu daha ayrıntısıyla yazdım gelecek Çarşamba’ya tekrar konuşabiliriz tabii ki. Durumlar böyle.

ÖM: Çok teşekkürler Cengiz.

  

 

 

Kategori: