Uluslararası Hrant Dink Ödülü bu yıl Türkiye’den işkenceye karşı yıllar boyunca süren mücadelesinden dolayı Şebnem Korur Fincancı* ve silah ticareti, nükleer santraller, insani hukuk ihlallerine karşı bireysel mücadele veren Birleşik Krallık’tan Angie Zelter’e** verildi.
Bu yıl altıncısı verilen "Uluslararası Hrant Dink Ödülü, 2009 yılından itibaren Hrant Dink’in doğum günü olan 15 Eylül’de Hrant Dink Vakfı tarafından, ayrımcılıktan, ırkçılıktan, şiddetten arınmış, daha özgür ve adil bir dünya için çalışan, bu idealler uğruna bireysel risk alan, ezber bozan, barışın dilini kullanan, bunları yaparken, insanlara mücadeleye devam etme yolunda ilham ve umut veren kişi, kurum veya gruplara veriliyor.
"Hrant Dink Vakfı, ödülle, bu yönde çaba gösterenlere, seslerinin duyulduğunu, yaptıklarının görüldüğünü ve yalnız olmadıklarını hatırlatmak, onlara manen destek olmak, tüm insanları idealleri uğruna mücadeleye teşvik etmek istiyor."
Açık Dergi’de ödül töreninden bir ses kaydı dinledik:
İndirmek için: mp3, 43.2 Mb.
16 Eylül 2014 tarihinde Açık Radyo’da Açık Dergi programında yayınlanmıştır.
Açık Dergi Söyleşileri’nin podcast servisine ulaşmak için tıklayın.
*Şebnem Korur Fincancı, 1959’da İstanbul’da doğdu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Adli Tıp’ta uzmanlık eğitimi aldı. 1987-1990 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Klasik Arkeoloji Lisans Eğitimi aldı. 1992’de kurulan Adli Tıp Uzmanları Derneği'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı; 1993-1996 arasında derneğin yönetim kurulu başkanlığını üstlendi. Türk Ceza Hukuku Derneği kurucu üyelerinden biridir.
Mesleki ömrünü işkenceyle mücadeleye adadı ve Türkiye’nin bu konuda kilometre taşlarından birisi oldu. Türkiye’de işkencenin yaygın olduğu ve yetkililerin işkencenin üstünü örttüğü 1990'larda, işkenceyi saptayan raporlar verdikçe ve tıp etiği üzerine yazılar yazdıkça, devletin baskı ve engellemeleriyle karşılaştı. Uğur Mumcu sanıkları hakkında verdiği rapordan sonra resmi makamlarca tehdit edildiğini açıkladı; görevden alınmasına dair gizli yazı ortaya çıktı. Mehmet Ağar’ın Adalet Bakanlığı sırasında Adli Tıp’ın Susurluk döneminde uygulanan imha mekanizmalarından biri haline dönmesine karşı etkin mücadele verdi.
1997’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı oldu. 2004’te Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı’ndan alındı; 2005’te İdare Mahkemesi ve YÖK kararı ile göreve iade edildi. Ek görev olarak yürüttüğü Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu Başkanlığı görevinden birkaç kez uzaklaştırıldı; kazandığı davalarla göreve geri döndü.
1996'da Birleşmiş Milletler Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi adına, Bosna’nın Kalesija bölgesinde toplu mezarlardan çıkarılan cesetlerin otopsi çalışmalarına katıldı. 1999’da, Birleşmiş Milletler tarafından işkencenin saptanmasında uluslararası standart kılavuz olarak kabul edilen İstanbul Protokolü belgesinin oluşturucuları arasında yer aldı; daha sonra, protokolün uygulanması hakkında çeşitli ülkelerde eğitimler verdi. 2000'de, İnsan Hakları İçin Hekimler'in Güney Afrika'daki uluslararası çalışmasında, 2002'de Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) Kadına Yönelik Cinsel Şiddet Araştırması ve El Kitabı çalışmalarında yer aldı.
Uluslararası İşkenceRehabilitasyon Merkezi (IRTC) adına gittiği Bahreyn’de, turist kılığına bürünerek, denizde cesedi bulunan ve polise göre boğularak ölen gencin vücudundan doku örnekleri aldı. Örnekleri Türkiye’ye getirdi ve yaptığı otopside gencin, ailesinin de iddia ettiği gibi, gözaltında işkenceyle öldürüldüğünü tespit etti.
Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü eski Müdürü Adil Serdar Saçan'ın yaptığı işkenceleri kanıtladı. Ergenekon örgütü tarafından telefonlarının dinlendiği, kişisel bilgilerinin dosyalandığı gerekçeleriyle yaptığı müdahale başvurusu kabul edildi, birey olarak Ergenekon davasının tek müdahili oldu.
Halen tahliye edilmeleri için Adalet Bakanlığı ve Adli Tıp Kurumu raporuna ihtiyaç duyan cezaevlerindeki çok sayıdaki hasta tutuklunun sorununu gündeme taşıyor; Adli Tıp Kurumu’nun bağımsız olmasının önemine dikkat çekiyor. Tepkilere rağmen, Türkiye’de yargının sağlıklı işleyebilmesi için Adli Tıp Kurumu’nun baştan aşağıya yenilenmesi gerektiğini açıkça savunuyor. Devletin işlediği insan hakları ihlalleri kendisinin görev alanına girdiği için çalışmaları, bu erki elinde bulunduranları rahatsız etse de tüm baskı ve yıldırmalara rağmen işkenceyle mücadeleden ve gerçekleri söylemekten vazgeçmiyor.
İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nda, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde adli tıp lisans ve yüksek lisans dersleri veriyor, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nde yüksek lisans ve doktora tez danışmanlığı yapıyor. 2009’dan beri Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın (TİHV) başkanlığını yürütüyor.
**Angie Zelter, 1951’de İngiltere’de Londra’da doğdu.
1980’lerde iki kişi ile birlikte başlattığı ve zaman içinde genişleyen Kartopu (Snowball) Sivil İtaatsizlik Kampanyası’nda birkaç bin insanı ortak bir amaç uğruna seferber etti. Binlerce kişiyle İngiltere’deki ABD askeri üsleri etrafındaki dikenli tellerini kesti.
1996’da, Seeds of Hope-East Timor Ploughshares’in (Umut Tohumları-Doğu Timor Pulluk Demiri) eylemleri kapsamında, soykırım boyutunda sonuçlar yaratacak Doğu Timor bombardımanında kullanılacak BAE Hawk savaş uçağının silahsızlandırılmasında yer aldı. Eylem, £2 milyon değerinde maddi zarara yol açtı; hava aracının Endonezya’ya ihracatının durdurulmasını sağladı. Grup, Liverpool Mahkemesi’nde, uluslararası yasalara saygı göstermenin ve savaş suçlarını engellemenin her vatandaşın hakkı ve görevi olduğunu savundu.
1997’de, İngiliz Trident nükleer silah sistemini şiddetsiz, açık ve barışçıl bir şekilde etkisiz kılmayı amaçlayan Trident Pulluk Demiri (Trident Ploughshares) kampanyasını başlatan altı aktivistten biri oldu. Trident Ploughshares, 1998’de, İngiltere Başbakanı Tony Blair’e İngiliz nükleer silahlarının kontrollü etkisizleştirilmesine dair açık mektup yazdıktan sonra devlet tarafından tanınmış oldu.
Trident Ploughshares kapsamında halen sürdürülen eylemlerin ilk geniş katılımlısı Ağustos 1998’de gerçekleşti. 1999’da, ABD’den Ellen Moxley ve Danimarka’dan Ulla Roder’le beraber, İskoçya Loch Goil’deki Trident Sonar test istasyonu Maytime’a girdi; bilgisayarlara ve elektronik ekipmanlara zarar verdi; makineleri bozdu; seyir defterlerini, dosyaları ve bilgisayar donanımlarını denize attı. Üç kadının gerçekleştirdiği bu eylemin ardından Trident Üçlüsü’nden biri olarak anılmaya başlandı.
2002’de Uluslararası Kadın Barış Hizmeti-Filistin’i başlattı; diğer Trident Ploughshares aktivistleri ile Faslane 365’i organize etti. Kampanya katılımcıları, bir yıl boyunca İskoçya’daki deniz üssü Faslane’i ablukada tuttu. Eylem, İskoçya’da anti-nükleer bir hükümetin seçilmesi sürecinde etkili oldu. Trident Ploughshares, Birleşik Kırallık’ın karşı duruşuna rağmen, İskoç Hükümeti’ne nükleer silahsızlanmada uluslararası hukuku bir araç olarak önermeye halen devam ediyor. Trident Ploughshares’in eylemleri İngiltere’ye de yayıldı.
WikiLeaks’ten sızan bilgilerin de gösterdiği İsveç ve NATO arasındaki sıkı işbirliğine karşı, İsveç birliklerinin Afganistan’dan çekilmesi için kampanya başlattı.
Güney Kore hükümeti tarafından 2005’te “Dünya Barışı Adası” ilan edilen ve birkaç UNESCO Dünya Mirası mekânına sahip Jeju Adası’ndaki ihtilaflı Jeju-do Deniz Üssü’nün yapımını engellemeyi amaçlayan direnişe katıldığı için Mart 2012’de, Güney Kore polisi tarafından tutuklandı.
Çalışmalarının yanı sıra birçok insanı, nükleer soykırımı engellemek üzere hükümetlerine karşı harekete geçmeye ve bütün nükleer silahları ve kitlesel imha silahlarını yok etmeye teşvik etti. 1990’ların ortasından beri 100 defadan fazla tutuklandı; bu tutuklanmalar, nükleer silahsızlanma hakkında kamusal farkındalığın yaratılmasında ve medyanın konuya ilgi göstermesinde etkili oldu. Barışçıl bir dünya kurmak için şiddetsiz yöntemleri ve hukuku kullanmaya devam ediyor.
