6 Kasım Kızılay Meydan Muharebesi

6 Kasım Kızılay Meydan Muharebesi

10 Kasım 2003

Ankara - Günler öncesinden çizilen senaryonun genel çerçevesi, aşağı yukarı şöyle; "Hükümet zaten YÖK’e gıcık olmuş durumda, her tür YÖK karşıtlığına alkış tutar dolayısıyla. O halde 6 Kasım eylemine de müdahale falan olmaz, rutin geçecek bu eylem de..."

 

Malumunuz, 6 Kasım rutinin, Kızılay Meydanı’nın da dışına çıktı bu yıl. Rutin geçeceği sanıldığı için, birçok aktivistin canını sıkan 6 Kasım, beklenin çok dışında bir seyir izledi o gün. Eylemin ilk dakikalarından itibaren başlayan "muharebe," öğrencilerin ileride "referans" olarak kullanacakları bir mücadeleye dönüşecekti ileriki saatlerde. Bunu polislerin ve köpeklerinin bakışlarından anlamak hiç de güç değildi. Hele polis amirinin kafasından aşağı kanlar aktığı fark edildiğinde işin ciddiyeti anlaşıldı zaten...

 

Eyleme girerken, "muhabir gözlüğü" takınca, daha ilk dakikalarda, heyecana gelen polisin attığı gaz bombalarının etkisinden sıyrılır sıyrılmaz, tüm o karmaşa içinde defterimize sıcağı sıcağına şu notları kaydettik. Ne yalan söyleyelim, kimi zaman not tutarken, aynı anda slogan atmayı ihmal etmemekten de kendimizi alamadık...

 

Saat 12.35: Ziya Gökalp Caddesinde, SSK İş Hanı önünde yeni yeni toplanmaya başlayan yüzlerce öğrenci, köpekli/kalkanlı polis barikatıyla karşı karşıya. En önde, yüz kişilik Türkiye Öğrenci Koordinasyonu mensupları var.

 

Saat 12.38: Öğrenci Koordinasyonu bir iki slogan atar atmaz, "eylem yasaklı" Kızılay Meydanını "fethetmek" için polis barikatının üstüne yürüyünce, sert mi sert bir tepkiyle karşılaştı. Saldırıya geçen polis, öğrencilerin pankart sopalarından nasiplenince, çileden çıktı. Polis çileden çıkar çıkmaz, ortalığı yoğun bir gaz bulutu kapladı. (Bu saatten sonra, olay mahallindeki hiçbir muhabir de saate bakıp not almadı zahir.)

 

Polis bu kez elini çabuk tutup, şu "yaramazları" dağıtmak isteyince, kendini de zor durumda bırakacağını bilmeden gaz bombası kullandı. Bombanın polisin elinden çıkıp, bir öğrencinin sırtına çarpıp yere düştükten sonra saçtığı bulutu, alanda bulunanlar saniye saniye izledi. Tabii gaz bulutunun, takdir-i ilahi geri dönüp polisleri dağıtmasını, polislerin pasajlara kaçışını, gözleri gazdan yanan esnafın buna rağmen polise alkış tutmasını, gazdan fena etkilenen bir polisin yüzünü suyla yıkayan bir berberin polise en büyük "güzelliği" yapmasını da sıcağı sıcağına izleyip, deftere değil ama zihnimize kaydettik.

 

 6 Kasım, Ankara (AP)

Yaklaşık 10 dakika içinde cehenneme dönen Ziya Gökalp Caddesindeki polisler Kızılay’a, öğrenciler de Kolej tarafına doğru geri çekildi, zira gaza karşı direnmek her iki tarafa da saçma geliyordu. Bize de tabii. Tam yoğun gaz kütlesinden yeterince nasiplenip eve dönmeye karar vermişken, İzmir Caddesi, Demirtepe ve Necatibey tarafına doğru "rap rap rap rap" diye koşan bir robokop ordusunu görünce, "olayın" asıl şimdi başladığını farkedip, deyim yerindeyse cahil cesaretiyle tek başına "ikinci olay mahalline" doğru koştuk, korkuyla karışık heyecanla.

 

Bu sırada, aslında YÖK protestosunun aynı anda iki-üç yerden yapıldığını öğrenince, televizyonların akşam haberlerinde kaç ölü ve yaralının anons edileceğini tahmine koyuluyoruz. Zira Melih Gökçek’in yayalara kapattığı, "yaya sinek bile geçemez" dediği Kızılay Meydanı, ellerinde gelişigüzel tuttukları silahlarıyla, yüzlerce robokop ve oraya buraya koşturan savunmasız SDP’li öğrenciler dışında tek bir insan yok. "Herhangi" bir silahtan çıkacak bir kurşuna kurban bile gitseniz, hiç de tesadüf olmayacaktır. Olay mahalline koşarken, acar bir muhabir görünümü vermek için polislere, defterimizi görünür biçimde tutup, muhabir kimliğimizi de takıyoruz. Çünkü Kızılay Meydanında o sıra, sırt çantalı hiçbir sivilin can güvenliği yok. Polis, yediği taşlardan o derece sinirli ki, öfkesi başından aşkın...

 

Tam Meydandaki tek sivil iken, "sivil" bir kameraman görüyoruz YKM’nin önünde. YKM’nin iki adım ötesi, Demirtepe ise tek kelimeyle savaş alanı. Kameramana yaklaşıp, bu civarda neler olup bittiğini sorup, "uzaklaş lan buradan ...ına goduğum" yanıtını alınca yanlış bir "sivil"e çattığımızı anlıyoruz. Bu kameraman, kim bilir televizyon ekranlarına yansıyan, hem çekim yapıp hem de yere düşen eylemciyi tekmeleyen polis olmalı...

 

Robokoplar, helikopterler, oraya buraya kaçışan siviller, ellerinde, kaldırımlardan söktükleri taşlarla, tüm o korkunç polis yığınına direnmeye çalışan gençleri görünce, insanın aklına "Kanlı Pazar" filmi geliyor o sıra... SDP’li öğrencilerin kararlı bir direniş sergilediği İzmir Caddesi de "düşüp", eylemciler Demirtepe’ye yöneldiği sırada, az evvel soluduğumuz biber gazının etkisi henüz geçmişti ki polis, etraftaki muhabirlere ve kendilerini alkışlayan, kısa, sarı saçlı, 40-45 yaşlarındaki beş on kadını "dağılın, gaz kullanacağız" diye uyarıyor.

 

Tam bu sırada SDP’li öğrencilerin kaldırım taşları polisin üstüne yağıyor. Yüzlerce taş havada uçuşuyor. Polis ne yapacağını bilmez halde geri kaçarken, tek bir sağlam kalkan getiremiyorlar beraberlerinde. Küfürler üstüne küfürler savuruyorlar. Taş yağmurundan bir iki saniye önce, copunu dizine vurup "gelin lan ..ına goduk..." diyen iri yarı robo(t)kopu yere düşmüş halde görünce, bunu da not düşüyoruz defterimize. Polisin eline geçen bir kız öğrencinin bağırışlarına, pencereden küfürler savuran dersaneli gençleri ve polise "lojistik" destek verip, taş toplayan esnafı görünce ise, durumun vehameti, kocaman bir karamsarlığa dönüşüyor o an...

 

Farklı siyasetlerin hep bir elden alkış tutması

 

Ama netice, tahminin dışında bir seyir izliyor. Necatibey Caddesinde tekrar bir araya gelen iki yüzü aşkın SDP’li öğrencilerle, polis şefleri arasındaki pazarlık sonucu, öğrenciler "dağılacaklarını" söylüyor. Böylece az önce taş yağmurundan nasiplenen ve öğrencileri fena kıstıran ropokop ordusunun hevesi kursağında kalıyor. Polis şefleri ise Necatibey’de "dağılan" gençlerin, on dakika sonra, Sami Evren, Kaya Güvenç ve üç tane CHP’li milletvekilinin de bulunduğu Kolej’deki öğrenci kitlesine Sıhhiye’den dolanıp katılacaklarını tahmin bile edemiyordu o an.

 

Kolej’de mikrofonlara konuşan Kaya Güvenç, öğrencilere yönelik korkunç saldırının hiçbir gerekçesinin olamayacağını söylediği sırada, öğrencileri, avına atılmaya hazır kurtlar gibi kollayan polisler de iki üç adım ötede durup, ellerine geçirdikleri kızıl bir bayrağa ayaklarını sürtmekle oyalanıyordu...

 

Ve basın açıklaması yapılıp CHP’li milletvekilleri ayrıldıktan sonra, öğrenciler sabahleyin ayrıldıkları Cebeci Kampüsü’ne yürüme kararı aldıklarını açıklayıp, yola koyuluyor. Kolej kavşağındaki OYAK binasının camlarının çoğu indirildiği sırada, yürüyüşe geçen üçbini aşkın öğrencinin bir anda nasıl olup da tekrar toparlandıklarına biz de, polisler de şaşırıyoruz. Saatler süren bir direnişten sonra, tekrar bir araya gelen farklı siyasetlerin hep bir elden alkış tutup slogan atması, herkesi duygulandırıyor. "Mahir, Hüseyin, Ulaş, kurtulaşa kadar savaş","YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleşecek" vb. sloganlarına tempo tutan otomobil kornaları eşliğinde Cebeci Kampusu’ne giren binlerce YÖK karşıtı öğrenci, kampüste de alkışlarla karşılanıyor...

 

Öğrenciler, Eğitim Bilimleri Fakültesi önünde "yaşasın devrimci dayanışma" sloganları, saygı duruşu ve şarkılardan sonra, büyük bir "muharebeden" sonra kazandıkları "zaferlerini" akşam saatlerine kadar halay çekerek kutlarken, halay çekmesini bilmeyenler de kampüsün üstünde dolanan helikoptere zafer işareti yapmakla yetiniyorlar...