10 Ekim Katliamı Türkiye'nin Özgürlük, Demokrasi ve Barış Güçlerine Karşı Yapılmıştır

10 Ekim Katliamı Türkiye'nin Özgürlük, Demokrasi ve Barış Güçlerine Karşı Yapılmıştır

13 Ekim 2015

Açık Gazete’de Ufuk Turu köşesinde Ahmet İnsel’le 10 Ekim Cumartesi günü Ankara’da yapılan ve çok çeşitli muhalif parti ve grubun katılımıyla düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi mitingine yapılan ve resmi rakamlara göre 97 kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırıyı, bu katliamın gerçekleştiği zemini, ne anlama geldiğini ve ardından tanık olduğumuz dezenformasyon gayretini konuştuk.

 

 

İndirmek için: mp3, 21.7 Mb.

13 Ekim 2015 tarihinde Açık Radyo’da Açık Gazete programında yayınlanmıştır.

Ahmet İnsel’in Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan Hesap Verecekler başlıklı yazısını okumak için tıklayın. : “10 Ekim saldırısı Türkiye’ye karşı yapılmadı. Ne devlete ne AKP’ye karşı yapıldı. AKP cephesinde mağduriyet imalatçıları bunu böyle göstermeye çalışsalar da, 10 Ekim katliamı Türkiye özgürlük, demokrasi ve barış güçlerine karşı yapıldı. Ankara katliamında ölen ve yaralıların kimlikleri, tüm çeşitliliği içinde, tam da barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesini omuzlarında günlük yaşamlarında, sokakta, işyerlerinde, evlerinde taşıyan sıradan insanlarımızın oluşturduğu o büyük insanlık yelpazesini yansıtıyor.”

Açık Gazete’nin ve Ufuk Turu’nun podcast servisine ulaşmak için tıklayın.

***

 

Ömer Madra: Günaydın Ahmet!

 

Ahmet İnsel: Günaydın!

 

Can Tonbil: Günaydın Ahmet Bey!

 

Aİ: Günaydın Can!

 

ÖM: Türkiye’de ve dünyada çok parlak bir ortam içinde bulunmuyoruz ama özellikle Türkiye de yapılmış en korkunç terör saldırısıyla meşgul ve tabii bütün zihinler ve yürekler de çok ciddi bir daha henüz sayıları bile tespit edilememiş orada çelişkiler var. Büyük bir iktidar zaafı var mı yok mu, güvenlik zaafı tartışılıyor. Bir de tabii Türkiye’de teröre karşı seferberlik adı altında mesela Sabah

 

 gazetesi “cumhuriyet tarihinin en kanlı terör saldırısı, Türkiye’ye tuzak” olarak nitelendiriyor ve “300 uzman görevlendirildi”  demiş.

 

CT: Akşam gazetesi en ilginci “katliamda El Muhaberat parmağı diyorlar, başkentte kurulan özel birim 97 can alan kanlı saldırının perde arkasındaki güçlere yönelik önemli bulgulara ulaşmış”. Sadece Akşam gazetesinde var bu haber, buna göre eylem Suriye gizli servisi tarafından planlanmış, PKK’nın fedai timleri taşeronluk yapmış, IŞİD’in ismi hiçbir şekilde geçmiyor haber içerisinde.

 

Aİ: Artık geldiğimiz dezenformasyon noktasında incelikli iş bile yapmak yeteneğini yitirmiş durumda iktidar sözcüleri trolleri alkışlayanları, destekleyenleri bütün bu kapasiteleri yitirmiş durumdalar, aslında çok acınacak haldeler. Önce şunu belirteyim, bu yalanı her seferinde deşifre etmemiz, yüzlerine vurmamız lazım;  bu suikast, bu katliam Türkiye’ye yönelik bir katliam değildi, bu katliam devlete yönelik bir suikast değildi, hükümete yönelik değildi, bu katliam Türkiye’deki demokrasi, barış, özgürlük güçlerine yönelik, o insanlara yönelik bir katliamdı. Bu bir kör terör eylemi değil, terör eylemi dediğimiz zaman iki türlüsü vardır, bir tanesi Londra metrosuna bombayı koyarsınız, İspanya’da banliyö trenine bombayı koyarsınız, sabahleyin koyarlar ve kimin öleceğini orada artık bilmeden ama çok kişinin öleceğini bilerek bir korku, genel  korku, genel tedhiş ortamı yaratmaya çalışırlar. Ankara mitinginde 10 Ekim’de bombayı patlatanlar aynı zamanda kendilerini de patlatanlar herhangi bir yere bomba koymadılar, kimlerin öleceğini, orada kimlerin kanının akacağını gayet iyi bilerek seçimlerini yaptılar. Suruç’ta herhangi bir yerde o canlı bomba patlatılmadı, Rojova’ya destek için gitmiş bir sol örgütün militanları, Rojova’ya insanı yardım desteği için gitmiş, orada toplanmış olan bir sol örgütün militanlarının ortasında patlatıldı bomba. Diyarbakır’da HDP’nin seçimlerden önceki son büyük mitinginde Demirtaş’ın meydana geldiği sırada patlatıldı bomba, herhangi bir yerde değil! Diyarbakır çarşısında patlamadı o bomba, dolayısıyla “bu Türkiye’ye yönelik bir saldırıdır, bu devlete yönelik bir saldırıdır, bu AKP’ye yönelik bir saldırıdır” diyerek bize bu bombanın ne amaçla konduğunu üzerini örtmeye, karartmaya çalışanlara karşı her seferinde bunu hatırlatmamız lazım.

 

ÖM: Evet, bu çok önemli bir tespit. Emrah Yıldız da aslında bunu yazmış, uluslararası basın organı gibi bir şey çıkıyor bu Ortadoğu araştırmaları şeyinde, Cedaliye diye Türkiye sayfalarında Emrah Yıldız da aşağı yukarı aynı şeyi, senin söylediklerini yazmış. “Özellikle bu kanunsuz mafya tarzı, Kürtlerin, Alevilerin, solcuların ve kendisini muhalif olarak niteleyen herkesin katledilmesine karşı adalet isteyenlerin karşısında giderek otoriterleşen bir rejimin vurdumduymaz ve kriminal şeyidir diyor. Her türlü şeye rağmen de barış istemeye devam ediyorlar ama Türkiye’de devletin de bu 6 katliamdan sonra bir seri cinayetler makinesi olduğunu da, seri katil olduğunu da tespit etmek lazım” diye yazmış. 

 

Aİ: İkincisi buradaki bu alçakça yapılmış bir hedef şaşırtma, kendisini mağdur yerine koyma, bak bu Türkiye’de muhafazakar çevrenin, kendini İslamcı olarak tanımlayan çevrenin bir kısmının kendini sürekli Türkiye’nin en mağduru gibi gösterme ucuzluğunun artık şahikası diyebiliriz. PKK’nın bu bombayı burada koydurduğunu veya koyduğunu, dolayısıyla hedefin PKK olduğunu iddia ederek kendi mağduriyetlerini, kendilerinin mağdur olduğunu iddia etmeye çalışan bir alçaklığın en mümtaz örneklerini –isim vermeden söyleyeceğim- son iki gün içinde yaşadık. Budalalığın, aymazlığın ve alçaklığın en ileri örneklerini yaşadık. PKK ile IŞİD islam devletinin elele bu işi yapabileceğini söyleyen aymazların… bunun için PKK tarafından Diyarbakır’da yapıldığı gibi şimdi de HDP’ye oy kaybettirmek için yapılmış bir eylem olduğunu herhangi birisi değil Orman ve Su İşleri bakanı iddia etti. Artık bundan çeşit çeşit ak trol, kara trol bunları iddia ediyorlar. Arkasından bunun hükümete karşı yapılmış bir darbe teşebbüsü hazırlıkları olduğunu iddia etmeye başladı bir iktidar budalası, bir alçak. Bütün bunlara baktığımız zaman beni en nihai olarak düşündüren olgu nedir biliyor musunuz? Şu 3 günlük hükümetin ilan ettiği yas 10 Ekim ölenlerin adına ilan edilemedi sadece biliyorsunuz, çünkü hükümet böyle bir yas ilan ettiği zaman 10 Ekim’de Ankara barış mitingine gelen insanların, ölen 97, belki 120 kişinin anısına yas ilan ettiği zaman çevresindeki bir dizi o menfur zihniyetin bu yası kabul etmeyeceğini, bu yastan hoşlanmayacağını bildiği için, tabii ki ölen korucular tabii ki ölen polisler, tabii ki ölen askerler, tabii ki ölen gerillalar, tabii ki ölen sivil insanlar ve tabii ki mitingde ortada hiçbir şiddetin ş’sini bile düşünmemiş, çoluğu çocuğuyla, karısıyla, annesiyle, babasıyla oraya gelmiş insanlar tabii ki hepsi için yas ilan edilebilir ama bunu Suruç katliamında yapabilirlerdi, şimdi yapmalarının nedeni korkmaya başladılar. Bunu sanki bütün bu terör eylemlerinden, şiddet girişimlerinden sorumlu değillermiş gibi yas ilan ederek, üzerlerindeki kiri, üzerlerindeki kanı temizlemeye çalışıyorlar. Ne demektir böyle bir 3 günlük yasın bütün ölülerimiz adına yas ilan etmeniz? O zaman hergün yas ilan edin. Bu ikinci noktanın arkasından bir üçüncü noktaya daha değinmek gerekir, dikkat çekmek gerekir çoğu kişinin dikkat çektiği gibi. Hükümet bu katliamın sorumlusudur derken 3 türlü sorumluluktan bahsedebiliriz, bir, cezai sorumluluk vardır. Cezai sorumluluk bu işi doğrudan yapmak, örgütlemek, bombayı temin etmek, bombacıyı bulmak, bombacının eğer bu bir intihar bombacısıysa eğer orada ölen o iki kişi hakkında dava açacak halimiz yok, onlar ölmüşler zaten ama o iki kişiye yol gösteren, o kişilere bombaların yapılmasına yardım eden, o kişileri örgütleyen güçler ağır ceza sorumluluk altındadır. Hükümet burada var mıdır yok mudur bunu şu anda burada iddia edecek hiçbir kanıtımız yok, bunun arkasında istihbarat teşkilatı mı var, bilmiyoruz, bunu söyleyemeyiz ama ikinci bir sorumluluk daha vardır, siyasal sorumluluk, sadece cezai sorumluluk yoktur bu işlerde bir siyasal sorumluluk. Eğer 97 kişi ölmüş, kimi rakamlara göre 200, kimi sayılara göre 400 kişi yaralı, ağır veya hafif yaralı ise Ankara’nın ortasında, Niğde’nin ortasında da olsa, Hakkari’nin ortasında da olsa ama Ankara’nın ortasında olmasının anlamı daha da güçlü çünkü orada istedikleri zaman kuş uçurtmamayı da çok iyi biliyorlar. Ankara’nın ortasında bu insanların o güvenle geldikleri yerde öldürülmelerinin sorumlusu “güven açığı yoktur” diyerek sırıtan iktidardır. Bu siyasi sorumluluktur karıştırmayalım, yani kalkıp da hükümet sorumludur dediğimizde herhalde kimse şu anda bombayı cumhurbaşkanı veya başbakanın emriyle ya da MİT başkanının emriyle bir gücün koyduğunu düşünmüyordur, yok böyle bir kanıt elimizde, olmaması da büyük ihtimal zaten. Ama bu siyasi sorumluluk MİT’in de sırtındadır, içişleri bakanının da sırtındadır, emniyet genel müdürünün de sırtındadır, aslında hükümetin sırtındadır. Burada hele “güvenlik açığı yoktur” diyerek sırıtarak burada bu sorumluluktan kaçtığınız için iki misli, iki defa sorumludurlar. Aymazlıktan sorumludurlar, yetkili olmakla beraber sorumsuzluk üzerinden yetkiyi kullandıkları için ikinci defa sorumludurlar. Üçüncü bir sorumluluk noktası daha var bu da sosyal sorumluluk. Bir toplumu kendi iktidar hırsı için böyle bir şiddet, kin, nefret nöbetine, sarmalına sürüklemek hem siyasal sorumluluktur hem de sosyal sorumluluktur. Toplumun nezdinde suçludurlar, toplumsal barışı yok etmek açısından suçludurlar, bu başka bir sorumluluktur. Cezai değildir bunlar, bunlar insanların vicdanlarında cezalandırdıkları, bu toplumun tarihine kara lekeler olarak geçerek cezalandırdıkları sosyal sorumluluklardır. Bugün iktidar bu sosyal sorumluluğunun da bütün yükünü sırtında taşıyor. Bugün iktidarın en tepesindeki kişi bu sorumluluğun yükünü sırtında taşıyor, laf edecek durumda değil. Ondan sonrası işte yok bombayı IŞİD militanı mı koydu, başkası mı koydu, bunu tartışabiliriz sonsuza kadar. Elimizde şu anda ne benim, ne Can’ın ne de senin bunu daha derin tartışacak bilgi yok. IŞİD böyle eylemler yaptığında normal olarak eylemini sahiplenen bir örgüttür ama bildiğim kadarıyla Suruç katliamını da sahiplenmedi, Ankara garındaki katliamı da sahiplenmedi.

 

ÖM: Evet, bu da önemli bir nokta.

 

Aİ: Diyarbakır bombasını da sahiplenmedi ama Diyarbakır’da bombayı koyduğu iddia edilen kişi yakalandı, şu anda hapiste, Suruç’ta kendini patlatan, bombayla beraber intihar saldırısı düzenleyen kişinin de kimliğinin tespit edildiğini polis kayıtları, yargı iddia ediyor. Bunun da yalan olması için bir gerekçe yok.

 

CT: O da IŞİD militanıydı.

 

Aİ: İkisi de bir şekilde IŞİD’e katılmış, sonra Türkiye’ye dönmüş, IŞİD’le ilişkileri olduğu konusunda açık deliller var ama IŞİD’in doğrudan militanı olarak mı davrandılar, IŞİD’in Türkiye’deki hücreleri olarak kendileri başka bir yerel örgütün, yerel gücün işaretiyle mi harekete geçtiklerini bilmiyoruz şu anda. Ne Diyarbakır için biliyoruz, ne Suruç için biliyoruz ve hükümet bu konuda da hiçbir ilerleme kaydetmiyor. Her seferinde bu olaylar üzerine yayın yasağı getirerek, bu olaylar üzerinde mahkemeleri gizlilik kararıyla karartarak aslında bütün bu komplo teorilerini, binbir çeşit komplo teorisinin ortaya yayılmasını da birinci derecede sorumlular. Hiç şikayetci olmasın, kendisinin sorumluluğu varsa en başta burada sorumluluğu var. İkincisi bu konuların aydınlatılması toplumsal görevdir, Suruç katliamıyla ilgili hükümetin verdiği o kişinin kimliği dışında dişe dokunur bir bilgi var mı elimizde?

 

ÖM: Hayır ama mesela bu hükümet yanlısı gazeteler artık ipin ucunu bence tamamen kaçırmış durumdalar, yani biraz önce Can’ın okuduğu gibi Akşam’ın dünkü nüshasında talimatın Esad’dan bombanın da PKK’dan geldiğini söylüyor. Bugünkü Akşam gazetesinde de “deliller Suriye gizli servisinin organizasyonunu ve PKK’yı işaret ediyor” diye bir şey var. Bu şekilde gidiyorlar yani Star gazetesi de böyle, Sabah gazetesi de böyle.

 

CT: Ben de bir soru sormak istiyorum müsaadenizle. Gayet mantık üzerinden ilerlemeye çalışıyorum bu güvenlik açığının olup olmadığı meselesine. Başbakan Davutoğlu “elimizde intihar bombacısı olduğundan şüphelendiğimiz kişilerin listesi var” dediği zaman bunu eyleme geçmeden önce yakalanamaması bir istihbarat açığı değil midir, bir güvenlik açığı değil midir aynı zamanda? Yani bunu söyleyebilir miyiz? Mesela bu kişilerdin biri çıksa bu katliamı yapan kişi, bir güvenlik açığı olduğunu söyleyebilir miyiz?

 

Aİ: Can, ellerinde bir liste varsa ve bu kişileri yakalamaya çalışıyorlarsa bir çaba gösterdiklerinin işaretidir. Onları yakalayamamış olmaları güvenlik açığı olarak mı değerlendirilir? Yakalayamamalarının sebebi Türkiye dışında da olabilirler, bu kişiler yakalandıklarında göreceğiz burada bir ihmal var mı, buradaki kişilerin ellerini kollarını sallayarak Türkiye’de dolaşırken mi yakalanmadılar? Tabii bunu şu anda vardır, yoktur dememiz mümkün değil ama şunu söyleyelim, bu güvenlik açığının ortaya çıkmasında, bunun baştan bu yaratıkları sevecen, ‘bizim etrafımızın yaramaz çocukları’ olarak gören zihniyetin burada birinci derecede sorumlu olduğunu söyleyebiliriz. Bakın Adıyaman’la ilgili ha babam yeni bilgi geliyor. Ama bu bilgi yeni değil, benim bildiğim Radikal gazetesinde 2012-13’te Adıyaman’la ilgili haberler yapılmaya başlanmıştı, aileler yani Diyarbakır’da tutuklu olan çocuğun ailesi veya o Suruç’ta ölen kişinin kendisinin veya kardeşinin işlettiği çay evine çocukları giden aileler, onun önünde gidip o çay evinin kapatılması için protesto yürüyüşü yapma noktasına gelen aileler. Kimse “biz bunun farkında değildik” diye şimdi ucuz kurtarma numaraları yapmasın. Adıyaman’da aileler o çay evinin önünde protesto yürüyüşü yaptılar ve Adıyaman polisi zar zor ruhsatsızdır diye orayı ancak kapatma çaresi bulabildi. O zamanlar kimse bu insanlar Star gazetesinden, Akşam gazetesinden, orada yazan alçaklardan bahsediyorum, onlar bu insanlara sevecen, Beşar Esad’ı devirmek için harekete geçmiş yiğit savaşçılar olarak görüyorlardı. Hükümet de bunu öyle görüyordu. Bu işin kaynağının nereden çıktığını biliyoruz, nasıl çıktığını biliyoruz, sorumluluk ise işte budur sorumluluk.

 

ÖM: Peki bu sorumlulukta mesela istifa meseleleri de

 

Aİ: İstifa mekanizması sorumluluğun kendisini yetkili sorumlu konumunda olan insanların, medeni dünyada kendisini yetkili ve sorumlu olarak gören insanların doğrudan “benim kabahatimdir” anlamında değil, benim başında olduğum kurumun eksiğidir, dolayısıyla o kurumun başındaysam, o kurumun başında olmakla sağa sola gert gert geriniyorsam, iktidar gücünü kullanır gibi elim arkada sağa sola emirler veriyorsam aynı zamanda o kurumun yapmadıklarından, yapamadıklarından, yanlış yaptıklarından da sorumlu olmam gerekir. Sorumluluk sadece koltuğa oturup makam arabasıyla dolaşmak değildir, sorumluluk aynı zamanda kendi kurumunun hesabını verme sorumluluğudur. Bugün eğer oradaki o bakanlar, içişleri bakanı başta olmak üzere pişmiş kelle gibi sırıtmayı biliyorlarsa zaten tamamen sorumsuz oldukları içindir, niçin orada olduklarını bilmedikleri içindir aynı zamanda, ne makamda olduklarının bile farkında değiller, onun için sırıtıyorlar. Bu sorumluluk mekanizması Türkiye’de hiç çalışmıyor. Bakın hatırlarsanız DDY genel müdürü tamamen insani hatadan dolayı, bir hattın alelacele işletmeye konmasından dolayı onlarca insan yanılmıyorsam Adapazarı’nda öldüğünde bunun sadece Allahın takdiri olduğunu söyleme cüretini göstermişti. Sorumlu makamda olan kişiler insanlar öldüklerinde bu ölümün insanların fıtratında, yapılan işin fıtratında olma yüzsüzlüğünü söyleyerek sorumsuz kişiler olduklarını aslında bütünüyle gösteriyorlar. Burada sorumluluk istifa mekanizması doğrudan cezai suç sorumluluğu anlamında bir mekanizma değildir. Bunun çalışmadığı bir ülkede yaşıyoruz, hesap veremiyorlar. Ben bugünkü yazımın son iki paragrafını okuyarak bitirmek istiyorum izin verirseniz.

 

ÖM: Estafurullah buyurun!

 

Aİ: Hesap verecekler! Mutlak iktidar saplantısı içinde bu ülkenin uzun yıllardan beri gördüğü en demokratik, en geniş katılımlı, en az şaibeli seçiminin yok hükmünde olduğunu ilan ederek, şiddet ortamını besleyerek, siyasal rekabeti gözü dönmüş bir kin ve nefret nöbetine dönüştürerek iktidara, güce el koydukları çıkar kaynaklarına sarılmaya çalışanlar hesap verecek. 1 Kasım seçimleri hem bu iktidardan hesap sorma hem de bizi iç savaşa sürüklemek isteyenlere karşı çıkma iradesinin ölçüleceği kritik gün olacaktır. Oy vererek verdiği oya sandığa sonuna kadar sahip çıkarak verilecek bir mücadeledir bu. 1 Kasım’da demokrasi, barış ve özgürlük cephesi partilerine verilecek her oy 10 Ekim katliamını yapanlara, bunu tasarlayanlara, bu terör ve kaos ortamını yaratanlara, bundan çıkar sağlamayı umanlara, bu vahşet karşısında duydukları haz nedeniyle timsah gözyaşı dökmeyi bile beceremeyenlere vurulmuş bir tokat olacaktır.

 

ÖM: Peki çok teşekkür ederiz Ahmet.

 

Aİ: Haftaya görüşmek üzere.

 

ÖM: Haftaya görüşmek üzere.

 

 
Kategori: