Goodall İnsan Zekasını Sorguluyor

Goodall İnsan Zekasını Sorguluyor

08 Kasım 2018
Fotoğraf: Michael Nichols/National Geographic/Getty Images

“Dünya nereye gidiyor?” Bu temel soru üzerinde uzun zamandır kafa patlatan önemli kişiliklerin “azimetimiz” hakkındaki kaygılı uyarılarının sayısı son zamanlarda belirgin bir artış göstermekte.

“Dünya nereye gidiyor?” Bu temel soru üzerinde uzun zamandır kafa patlatan önemli kişiliklerin “azimetimiz” hakkındaki kaygılı uyarılarının sayısı son zamanlarda belirgin bir artış göstermekte. Bunun sebebini kestirmek için kâhin olmaya lüzum yok elbette. Dünya, insanlığın yarattığı eşi menendi görülmemiş bir krizin içinde hızla kıyamete doğru sürükleniyor. Bu konuya önemle eğilen yazar ve düşünürlerden sıkça alıntılar yapmaktayız. 06 Kasım 2018 tarihi vakayinamede Paul R. Ehrlich, Chris Hedges, Noam Chomsky ve Mayer Hillman gibi önde gelen bazı kamu entelektüellerinin insanlığın kendi başına ördüğü iklim krizi ve altıncı kitlesel yokoluş çorapları konusundaki yazı ve/ya konuşmalarından birkaç örnek vermiştik. Bugünkü vakayinamede de bir başka kaygılı “ihtiyar”ın sözlerine kulak verelim istedik. (Belki, ilerki vakayinamelerde başka “ihtiyar”ların bizlere çektiği “ihtarname”lere yer veririz, kimbilir.)

 

Dünyanın önde gelen primatologlarından “Bayan Şempanze” lakaplı Jane Goodall, Guardian gazetesinin yeni başlattığı “Yokoluş Çağı” dizisinin açılış yazısında (03 Kasım 2018), kendi ömrü içinde bizzat tanık olduğu o dramatik yokoluş sürecini şöyle anlatıyordu:

 

“Tanzanya’daki Gombe ulusal doğal parkında şempanzeleri incelerken yağmur ormanının sihrini yaşadım. Tüm hayatın nasıl birbirine bağlı olduğunu, ne kadar önemsiz görünürse görünsün her bir türün, hayatın o zengin dokusu içinde bir rolü olduğunu öğrendim – O hayat dokusuna bugün biyolojik çeşitlilik diyoruz. Tek bir ipliğin kaybı bile dalga dalga yayılan bir etki yaratır ve sonuçta bütüne çok ağır zarar verir...”

 

Goodall kereste, petrol ve maden şirketlerinin amansız ormansızlaştırma faaliyetleri, illegal yaban hayvanı ve eti ticareti, hayvanat bahçeciliği, hayvancılık tarımı, palm yağı endüstrisi faaliyetleri sonucu olan, ama aynı zamanda yoksulluk ve sefalet içine itilmiş köylü ve çiftçi kitlelerinin de ailelerine yiyecek ya da yakacak bulma telaşı içinde çevrelerindeki topraklara ve ormanlara zarar vermek zorunda kaldığı süreçte meydana gelen akıl almaz boyuttaki çölleşme, yoksullaşma ve yokoluş sürecini – o kendine özgü sakin tonda ama olanca dramatikliği ile – “hikâye ediyor”:

 

“Farkettim ki, o yoksulların hayatını düzeltemezsek, şempanzeleri koruma çabasına başlayamayız bile... Altıncı büyük yokoluşun içindeyiz. WWF’in son raporu, durumu kritik olarak tarif ediyor – son 40 yıl içinde Yeryüzündeki tüm hayvean ve bitki türlerinin % 60’ını yitirmişiz.

 

“Büyük çaplı endüstriyel tarım ile toprağı zehirliyoruz. İstilacı türler birçok yerde, oraya özgü hayvan ve bitki hayatını boğuyor. Fosil yakıt bağımlılığımız yüzünden, yağmur ormanlarını tahrip etmemizden ve okyanuslarda yarattığımız kirlilikten dolayı atmosfere karbon diyoksit boca ediliyor. Et talebinin artışı, fabrika çiftliklerinde milyarlarca hayvanın korkunç bir zulüm görmesine yol açmakla kalmıyor yalnızca; aynı zamanda muazzam boyutlarda yaban hayat alanı, hayvan yemi ürünlerini yetiştirmek için mahvediliyor.

 

“Tahılları hayvanlara taşımak, hayvanları kesime taşımak, etleri sofralara taşımak için büyük miktarlarda fosil yakıt gerekiyor. Ayrıca, bu hayvanlar sindirim sırasında metan çıkarıyorlar – ki bu karbondiyoksitten çok daha ölümcül bir gaz. Ve, hayvanların dışkıları, diğer tarım endüstrisi atıklarıyla birlikte toprakları ve nehirleri kirletiyor, bazen de okyanusların geniş bölgelerinde zehirli alg kütleleri oluşturuyor.

 

“İklim değişikliği de, son BM raporunda ayrıntısıyla anlatıldığı gibi, son derece gerçek bir tehdit; zira bu sera gazları güneşin ısısını hapsedip kutuplardaki buzların erimesine, deniz seviyelerinin yükselmesine, daha sık ve daha şiddetli fırtınalar, seller ve kuraklıklar olmasına yol açıyor. Bazı bölgelerde tarımda hasat verimliliği azalmakta, bu da insanların yerinden yurdundan olmasına ve çatışmalara yol açıyor.”

 

Böyle dedikten sonra şaşkınlıkla soruyor Bayan Şempanze: “Peki, yeryüzüne ayak basmış en zeki yaratığın, hayattaki tek evini yerle bir etmesi nasıl bir iştir?”

 

Kendisi de dahil, şu dünyada hiç kimsenin makûl bir cevap bulabileceğini sanmadığımız bu soruyu sorduktan sonra gene de ipin ucunu asla bırakmıyor Goodall ve insanlara umut taşıyacak çok önemli iki şeyden bahsediyor:

 

Birincisi: Eylemin gücü: “Hâlâ küçük bir fırsat penceremizin var olduğuna inanıyorum ben – eğer bir araya gelir, açmış olduğumuz yaraları iyileştirmeye başlarsak, umut doğar.”

 

Ve ikincisi: Gençliğin gücü: “Gençlerin meseleleri anladığı ve harekete geçmelerine imkân tanındığı her yerde –biz de onların sesine kulak verirsek eğer – o zaman onlarda fark yaratırlar.”

 

Yazısının sonunda 68 kuşağının duvar yazısı gibi konuşuyor 84 yaşındaki Bayan Şempanze: “... Nihayet, alt edilemez insan ruhu geliyor: yani imkânsızla boğuşan ve asla teslim olmayan. Benim işim insanlara umut vermek; çünkü o olmadan tam bir kayıtsızlığın içine düşeriz ve parmağımızı bile kıpırdatmayız.”

(https://www.theguardian.com/environment/2018/nov/03/the-most-intellectual-creature-to-ever-walk-earth-is-destroying-its-only-home)

 

Vakanüvis ÖM