İnsanlık Doğduğuna Pişman mı Oluyor?

İnsanlık doğduğuna pişman mı oluyor?

01 Şubat 2019

İçinde insanların da olduğu birçok canlının iklim değişikliğinin etkileriyle erken yaşlarda karşılaşması neticesinde hayat kalitelerinin azaldığı dair bulguları içeren çalışmalar artıyor.

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

Geçtiğimiz hafta sonuçları "Journal of the American Heart Association" dergisinde yayımlanan yeni bir çalışmada iklim değişikliğinden ötürü anne karnında aşırı sıcaklarla karşılaşan bebeklerin kalp rahatsızlığıyla doğma riskinin artabileceği ortaya çıktı.

Bu korku verici araştırma sonucu aslında bu konuyla alakalı olarak son zamanlarda yayınlanmış birçok araştırmanın bir devamı niteliğinde.

İçinde insanların da olduğu birçok canlının iklim değişikliğinin etkileriyle erken yaşlarda karşılaşması neticesinde hayat kalitelerinin azaldığı dair bulguları içeren çalışmalar artıyor.

Bu haftaki “Havaya Bağlı Her Şey” köşemizde, bu çalışmalar eşliğinde dünyanın çocuklar, öğrenciler, hatta anne karnındaki bebekler için ne kadar tehlikeli bir yer haline geldiğini tasvir etmeye çalışıyoruz.

Değişen iklim doğurganlığı düşürüyor

Dünya üzerinde insan dahil birçok canlı türünün devamını sağlayan üreme faaliyeti küresel iklim değişikliğinin etkileri yüzünden sekteye uğramaya başlıyor.

ABD’nin saygın üniversitelerinden bilim insanlarının Ulusal Ekonomik Araştırmalar Bürosu çatısı altında 2015 yılında yaptıkları araştırma da bu durumu bilimsel olarak açıklar nitelikte.

Araştırmacıların 80 yıllık doğurganlık ve hava sıcaklığı verilerini karşılaştırarak yaptıkları çalışmanın sonuçlarına göre, özellikle sıcak bir günün ardından başlayan hamilelik oranının, soğuk bir günün ardından başlayana oranla yüzde 0,7 düşük olduğu ortaya çıktı.

2015 yılında (yani tarihte ölçülmüş en sıcak ikinci yılda) yapılan bu çalışmaya katılan araştırmacılar, böylesi bir sonuca sebebiyet verebilecek iki hususa işaret ediyor: Artan sıcaklıklardan etkilenen hormonların cinsel iştahsızlığa neden olması ve yine aynı sebepten ötürü sperm üretimi ve ovülasyon (yumurtlama) süreçlerinin negatif yönde etkilenmesi.

İkinci ihtimal hakkında son yıllarda yapılan araştırmalar da oldukça kaygı verici nitelikte. Üç ay önce yayımlanan bir başka araştırmanın sonuçlarında da, küresel iklim değişikliğinin erkeklerin sperm üretim faaliyetinin üzerinde doğrudan etkisi olduğu gözlemlendi.

İngiltere'deki East Anglia Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nde yapılan ve sonuçları Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırma için, doğal ortamında 35 derece sıcaklıkta yaşayan bir tropik canlı olan kırmızı un böcekleri (tribolium castaneum) laboratuvar ortamında 5 ile 7 derece arasında sıcaklık artışına maruz bırakıldı. Bu ani sıcaklık artışına maruz kalan böceklerin yeni doğan yavrularının sayısının yarı yarıya azaldığı gözlemlenirken, yavruların kalıtsal hastalıkları devralarak, daha kısa bir yaşam süresine ve daha az sperm sayısına sahip oldukları saptandı.

Yine East Anglia Üniversitesi’nde yapılan bir başka araştırmanın sonuçlarına göre, kuşlar ve memeliler gibi iklim değişikliğinin şiddetli etkilerinden kaçmak için göç yollarına düşemeyen, iklim felaketlerinden en fazla etkilenen, en kırılgan gruplar arasında gösterilen böceklerin yok olabileceği ihtimali besin zincirinde büyük bir halkanın yok olmasına, yani biyoçeşitliliğin sonuna neden olabilir.

Peki böceklerin başına gelenler insanların da başına gelebilir mi?

Son 50 yılda gezegendeki sıcaklık ortalamasındaki iki kat artışla beraber, son 40 yılda batılı erkeklerin sperm sayısındaki iki kat azalmayı karşılaştırınca bu durum gayet olası.

UCLA Üniversitesi’nden çevre ekonomisti Alan Barreca’nın, ABD’deki hava modelleri ve doğum oranlarını karşılaştırarak yaptığı çalışmasında da benzer sonuçlara ulaşılmış. Özetle söylemek gerekirse, havalar ısındıkça doğurganlık azalıyor olabilir.

Anne karnına kadar ulaşan zehir

 

Doğduklarına pişman olmaları bilimsel açıdan büyük bir olasılık olsa da insanlar doğmaya devam ediyor.

BM verilerine göre, 1800 yılında 1 milyar dolaylarında olan insan nüfusu, 2019 itibariyle 7.6 milyar civarına ulaşmış durumda. Bu rakamın 2100 yılında 11 milyarı bulması bekleniyor. Yani her saniye 4, her dakika 250 ve her saat 15 bin çocuk dünyaya geliyor. Yılda (şimdilik) dünyanın en kalabalık 10’uncu ülkesi Meksika’nın nüfusuna denk, 130 milyonluk bir bebek nüfusu toplam rakama ekleniyor.

Yeni insanların dertleri ise, dünyayı paylaşacakları büyüklerinin neden olduğu sorunlardan ötürü daha anne karnında başlıyor.

Britanya’da bulunan Queen Mary Üniversitesi’nde geçtiğimiz sene yapılan bir araştırmada, havadaki zehirli parçacıkların, hamile kadınların akciğerlerinden plasentaya geçtiği gözlemlendi. 

BBC Türkçe’nin haberine göre, araştırmaya katılan tüm hamile kadınların plasentalarında kirli parçacıklar bulundu ve bu bebeklerin hayatları boyunca sağlık sorunlarına maruz kalabileceği uyarısı yapıldı. 3 bin 500 hücrede yapılan mikroskobik incelemede tam 72 kirli parçacık tespit edildi.

Ayrıca Utah Universite’nde yapılan bir diğer araştırmada da yine aynı sebepten, yani hava kirliliğinden ötürü erken doğum ve premature bebek oranlarını arttığı gözlemlenirken, aşırı sıcak ve aşırı soğuk havaların yine premature doğumlardaki artışa sebep olduğu ABD’li ve Kanadalı bilim insanlarının yaptığı bir başka araştırmada ortaya çıktı.

Erkeksiz bir topluma doğru

Son 120 yılın en düşük doğum oranı yaşandığı ülke Japonya’nın Hyōgo ilindeki M&K Sağlık Enstitüsü’nde yapılan yapılan ve sonuçları geçtiğimiz hafta duyurulan çok yeni bir diğer araştırmada, iklim değişikliğinin aynı zamanda yeni doğanların cinsiyetlerini dahi etkileyebileceğine dair sonuçlar ortaya çıktı.

1968 ile 2012 yılları arasında yeni doğanların cinsiyeti, cenin ölümü oranları ile hava sıcaklığı kayıtlarının karşılaştırması sonucunda, anne karnındaki oğlan bebeklerin (ceninlerin) daha doğmadan, dışarıdaki sıcaklık değişiminden etkilendiğine dair sonuçlara ulaşıldı. Sıcaklık oranlarındaki iniş çıkışların sıkça görüldüğü bölgelerde oğlan bebeklerin anne karnında yaşamını yitirdiğine, dolayısıyla da daha fazla sayıda kız bebeğin dünyaya geldiğine dair istatistiki veriler kamuoyu ile paylaşıldı.

Araştırmanın direktörü Dr. Misao Fukuda’nın daha önce yaptığı bir diğer çalışmasında da, deprem ve nükleer felaketler gibi çevre olaylarının ardından doğan oğlan çocukların oranında yüzde 6 ile yüzde 14 oranlarında bir azalma tespit edilmişti.

Doğduktan sonra etkilendikleri kıtlık, su güvensizliği, bulaşıcı hastalıklar ve savaşlarla beraber, küresel iklim değişikliğinin dünya üzerindeki çocukların yüzde 88’inin etkilenebileceği sağlık risklerini ortaya çıkardığı uyarısı da, geçtiğimiz sene yürütülen bir çalışma sonucunda yapılmıştı.

Ama bu sorunun gelecek için yapılan uyarılardan ibaret olmadığını, şimdi ve burada yaşanılan hayatlara ev sahipliği yapan gezegenin ve diğer canlılarla paylaşılan bir toplumun sağlığı için tehlike manasına geldiğini unutmamakta fayda var.

Çin’de geçten sene yapılan bir araştırma uzun süre kirli hava solumanın insanları zihinsel olarak olumsuz etkilediği, özellikle konuşma ve matematiksel işlem yapma becerilerini zayıflattığını ortaya

Dünyanın bir diğer köşesinde İsveç’te yapılan farklı bir araştırmada da benzer bir bağlantıya ulaşılmış, hava kirliliğinin nisbeten az olduğu bölgelerdeki psikiyatrik bozukluğu olan çocuk sayısının daha az olduğu gözlemlenmişti.

Yale Üniversitesi’nden araştırmacı Xi Chen, hava kirliğinin herkesin hayatından bir senelik öğrenim döneminin kaybına eşdeğer bir etkiye neden olduğunu söylüyor.  Ama bu durum sadece sokaktan solunan havadan da ibaret değil.

Queen Mary Üniversitesi’nde geçtiğimiz sene yapılan araştırmada, motorlu taşıtlardan çıkan, gözle görülemeyen zehirli siyah karbon parçacıklarının İngiltere’deki okul çağındaki çocukların önce ciğerlerine, sonra damarlarına, ardından da beyinlere kadar ulaştığı, hatta bu durumun servis araçlarının ve sınıflarının içinde daha büyük oranda devam ettiği belirlendi.

Hava kirli okullar tatil

Bir diğer taraftan da hava kirliliği yüzünden okullar kapanmaya devam ediyor. Geride bıraktığımız haftada insan sağlığını doğrudan etkileyen hava kirliliği Tayland'ın başkenti Bangkok, İran’ın Meşhed ve Makedonya’nın Üsküp şehrinde okulların tatil edilmesine yol açtı.

Okula gidebilecek kadar şanslı, bitirebilecek kadar azimli olanlar için iklim değişikliğinden kaynaklanan tehlikelere dair uyarılar ise bitmedi.

Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan bir başka çalışmaya göre, ABD’de anne karnında ortalama 34 derecelik bir hava sıcaklığına maruz kalan ABD’lilerin yaşamları boyunca kazandıkları paranın, bu duruma maruz kalmayanlara oranla, hayatları boyunca ortalama 430 dolar daha az olduğu, karşılaştırılan hava, doğum ve gelir bilgileri sonucunda ortaya çıktı.

İklim değişikliğinin de etkileri sonrasında paralı asker olan, çocuk yaşta zorla evlendirilen ve okullarını bırakmak zorunda kalan çocukların durumunu "Maaşın Kadar Savaş Evladım" başlıklı yazıda anlatmaya çalıştım.

Ama hastalanan dünyanın baş döndürücü hızında hep bir şeyler eksik kalıyor.

Patronların ‘Yağmur da yağsa, taş da yağsa çalışacaksınız’ diyerek tarlalara sürdüğü mevsimlik işçiler arasındaki 13 yaşında bir çocuk olan tarım işçisiBerivan Karakeçili’nin hikâyesindeki gibi. Önlenebilir bir iklim felaketi yüzünden hayatını kaybeden 13 yaşındaki tarım işçisi Berivan ilk değildi. Ama son olması bizim elimizde.

Can Tonbil
(CT/HK/ÖM)

www.bianet.org'dan alınmıştır.

 

Playlist:
Şarkıcı / YorumcuParça Adı
01-Los Lunnis
Blas de Lezo – La canción de Pata Palo y los
Barış Manço
Yeni Bir Gün
The Kingston Trio
Where Have All The Flowers Gone