Açık Gazete: 28 Eylül 2018

Açık Gazete: 28 Eylül 2018

28 Eylül 2018

Büyük Açmazımız Hakkında Ağzımızı Açmazsak Olmaz 

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

Antropojenik (İnsan Kaynaklı) İklim Yıkımı konusunda yıllardır pek çok makale ve kitap yazan iki aktivist yazardan Dahr Jamail’in son makalesini (“Darbeye Karşı Kemerleri Bağlayalım, zira ‘Finalleri Oynama’ Vakti Geldi”) dünkü vakayinamede özetlemiştik. Bugünse sıra George Monbiot’nun yeni makalesinde.

Guardian gazetesindeki haftalık köşesinde yayınlanan “Ekonomik Büyüme Devam Ettiği Sürece Fosil Yakıt Bağımlılığımızdan Asla Kurtulamayacağız” başlıklı yazısında Monbiot özetle şunları söylüyor:

Teknoloji haberlerine bakarsak, tümüyle elektrik enerjisine dayanan bir geleceğe geçmekte olduğumuzu, artık fosil yakıtları yerin altında bırakıp, iklim yıkımını durduracağımızı sanırız.

Peki o zaman neden:
a) Petrol üretimi tarihte ilk kez 100 milyon varille tavana vuruyor?
b) Petrolcüler bu tırmanışın ta 2030’lara kadar devam edeceğini tahmin ediyor?
c) Enerji dönüşümü projesiyle (Energiewende) dünyaya örnek olması beklenen Almanya’da 12 bin yıllık kadim ormanı en kirli kömür olan linyit madeninden korumaya çalışan aktivistleri polis dövüyor, gaza boğuyor, gözaltına alıyor?
d) Kanada’da en kirli petrol kaynağı olan katran kumlarına yapılan yatırımlar 1 yılda ikiye katlanıyor?

Monbiot’ya göre tüm bu  soruların tek bir cevabı var: Büyüme saplantısı. Çevreyi korumaya dayanan “temiz büyüme” de, tıpkı temiz kömür gibi bir oksimoron. Ne var ki, bu apaçık gerçeği kamuoyu önünde dile getirmek, siyasi intiharla eşdeğer tutuluyor.

Ekonomik büyüme, yani insanları yoksulluktan kurtaran, yoksunluğu, sefaleti ve hastalıkları ortadan kaldıran o sihirli güç, belli bir noktadan sonra  biz insanları yeniden o koşulların içine fırlatıyor. Ve, iklim yıkımının getirdiği tahribata bakıldığında, Monbiot’ya göre, o noktaya ulaşmış olduğumuz açıkça görülüyor.

Tek bir örnek vermek gerekirse hava limanlarının genişletilmesi ya da yenilerinin inşası, adalet ve hakkaniyet ilkelerinin çiğnenmesinin en bariz göstergelerinden biri. Uçuşların sık ve ucuz olmasına rağmen, bunlar orantısız şekilde zenginler tarafından –uzakta iş toplantılarına katılmak, Toscana’da yazlık ikinci evlere gitmek, kış tatillerini güneşli sahillerde yapmak kullanılıyor. Oysa, uçakların gürültüsü, hava kirlenmesi ve iklim yıkımı gibi yıkıcı etkiler orantısız biçimde yoksulların başına patlıyor.

Ne var ki –işin en acı tarafı da bu zaten– konuyu politikacılar ağızlarına bile almıyor; medya bu meselelere asla yer vermiyor. Monbiot’ya göre en büyük inkârcılık, bu varoluşsal krizin (iklim krizinin) mevcut olmadığı iddiası filan değil; asıl inkârcılık, bu konudan hiç mi hiç bahsetmemek! Artık bizi iyice ısırmaya başlamış olsa bile bu en büyük açmazımız konusunda ağzımızı hiç açmamamız, daimi ve kararlı bir çaba harcamayı gerektiriyor. Bir bütün olarak ele alındığında, diyor Monbiot, –elbette istisnaları olmakla birlikte– medya insanlık için bir tehdit oluşturuyor. Bizim adımıza konuştuğunu iddia ediyorsa da ya aleyhimize konuşuyor ya da hiç konuşmuyor.

Peki çözüm? “Konuşalım” diyor Monbiot ve iklim yazarı Joe Romm’un bir makalesine atıf yapıyor. Romm, LGBT bireylerine karşı kamuoyunun tavrındaki dikkate değer değişikliğin, bu konudaki sessizlik perdesini yırtma konusunda aktivistlerin kararlılığından kaynaklandığını yazıyor. Başka insanların rahatsız edici buldukları konuları irdelemekten duydukları toplumsal utancı altetmeyi başaran LGBT aktivistlerinin yaptığının aynını iklim çöküşü konusunda yapmamız gerektiğini söyleyen Joe Romm’a katılıyor George Monbiot. Ve makalesini şu uyarıcı paragrafla bitiriyor:

“Varsın utandırıcı olalım. Davranışımız kendimize de, başkalarına da ne kadar rahatsız edici gelirse gelsin, bu sessizlik perdesini yırtalım. O büyük ağza alınmazlardan bahsedelim durmadan. Yalnızca iklim yıkımından da değil üstelik, büyüme’den ve tüketim çılgınlığından da söz açalım. İyi niyetli partilerin içinde hareket edebilecekleri siyasi alanı yaratalım. Daha iyi bir dünyayı oluşturmaya doğru konuşalım.”

Evet, gezegenin yüzyüze bulunduğu müthiş tehdidi alt etmenin en önemli yolunun, onu inkâr etmekten vazgeçip, tam tersine, üstüne üstüne gitmekten geçtiğini söylüyor yazar.

Haksız mı?

Vakanüvis ÖM