Yeni Zelanda, Kazakistan, Bolivya ve KKTC’deki seçimler ve etkileri

Ufuk Turu
-
Aa
+
a
a
a

Açık Gazete’nin köşelerinden Ufuk Turu’nda Ahmet İnsel, çeşitli ülkelerdeki seçim sonuçlarını yorumladı.

Yeni Zelanda'da Jacinda Ardern ikinci kez başbakan seçildi.
Ufuk Turu
 

Ufuk Turu

podcast servisi: iTunes / RSS

(20 Ekim tarihinde Açık Gazete'nin Ufuk Turu köşesinde yayınlanmıştır.)

Aİ: Yeni Zelanda’da cumartesi günü yapılan seçimlerde Jacinda Ardern büyük bir başarıyla başkan seçildi. İşçi Partisi 1946’dan beri elde etmediği oranda büyük bir başarı kazandı. 1996’da değişen temsil sisteminden sonra da elde ettiği en yüksek milletvekili sayısı. Oyların %49’unu alarak 120 milletvekilli parlamentoda 64 milletvekili ile mutlak çoğunluğu elde etti. Bu, önümüzdeki dönemde Ardern’in tek başına hükümeti kurabileceğini gösteriyor. Böylece özellikle merkez sağ konumundaki partinin getirdiği engellerinden de kurtulmuş olacak bir dizi reform gerçekleştirmek için. Yeni Zelanda’yı uzun süre yönetmiş olan liberal-muhafazakâr-sağ parti 17 puan kaybetti. Buna karşılık ACT adı altında daha radikal sağcı bir parti ortaya çıktı ve oyların %8’ini aldı, bir önceki seçimde %1 oranında oy almış bir parti. Büyük ihtimalle ulusal sağcı partiden kendisine bir kısım radikal sağcıyı çekmiş durumda. Yeşiller ise oylarını ve milletvekili sayısını arttırdı. Önümüzdeki dönem Ardern, elini tutmayan sağcı bir parti olmadan, bir sağ koalisyon sıkıntısı olmadan çalışabilecek. Salgını yönetme tarzı çok başarılı olduğu söyleniyor, kabul ediliyor. Bir de Christchurch saldırısını çok iyi yönetti, 51 kişinin öldüğü, beyaz sağcı, Nazi, ırkçı katliamını. Bu gerçekten dünyada solun ümit noktalarından bir tanesi. 

ÖM: İklim açısından da çok önemliydi aslında. 30 yıl içerisinde 0 karbona geçileceğinin de şimdi önü açılmış oluyor artık engel olacak kimse yok. Fosil yakıt şirketlerinin egemenliğine de son vereceğini söyledi. İlginç bir gelişme. Bu arada 40 yaşında kendisi, bir kadın başbakan. 

ÖÖ: Bu arada Ardern bir önceki dönemin ortaklarıyla tekrar görüşeceğini ve belki de tekrar Yeşiller ile tekrar bir koalisyonu gündemde tuttuğunu söylemiş, Guardian’da yer almıştı, aslında tek başına hükümeti kurma durumu olsa bile.

Aİ: Ama şöyle bir rahatlığı var meclisten istediği reformları kendi partisi ile geçirme imkânına sahip. En büyük avantajı o. Büyük ihtimalle dışarıdan destekli bir koalisyon, Yeşiller’i dahil ettiği bir koalisyon kurma ihtimali var. Ama kendi programını engel taşımadan uygulayabilir. Gelecek seçimlerde “Elimi tuttular” demesine imkân yok reformlar konusunda hesap verirken. 

Bolivya’da seçimlerin birinci turunda Morales’in başkan yardımcısı Luis Arce seçimlerde başarılı bir şekilde birinci geldi ve MAS’ın (Sosyalizm için Hareket Partisi) ikinci turu kazanma ihtimali belirdi. İkinci tur çok kolay değil fakat kazanma ihtimali ciddi biçimde yüksek ve bunun da en önemli nedeni, Morales’in seçildiği dönemdeki seçimlerin söylendiği gibi büyük seçim yolsuzlarının yapılmadığının ortaya çıkmasıdır. Bu, yapılan anketler sonucunda ortaya çıktı ve bu ara dönemde Bolivyalılar, sağ yönetimin bütün sosyal kazanımlara yönelik nefretini ve öcünü dile getirdiği bir deneyim yaşadılar. Bu deneyim nedeniyle de herhalde ikinci kere bu sağ partiye oy vermeyecekler gibi görünüyorlar. 

ÖM: Şunu ilave edeyim: Bölgesel Amerikan Ülkeleri Örgütü’nün de seçimlerde düpedüz seçimlerde hile yapıldığı yolundaki yalanları da ortaya çıktı. Bu yalanlardan dolayı bir öfke de var burada tabii. 

Aİ: Morales, Anayasa değişikliğini halk oylaması reddetmesine rağmen dördünce kez anayasa mahkemesini kullanarak anayasa referandumunu yok hükmünde addettirmenin bedelini ödedi. Morales, yurt dışına giderken senato ve parlamento başkanlarını neden istifaya teşvik ettiğini ve dolayısıyla hiç hesapta olmayan bir şekilde senato ikinci başkanının kendisini cumhurbaşkanı olarak bulmasına niçin neden olduğunu da hâlâ izah edebilmiş değiliz. Morales’in bu krizin yönetimde de çok büyük sorumlulukları var. Ama şimdi yeni cumhurbaşkanı adayı MAS hem yerlileri yeniden masa etrafında toplama hem de çalışan kitleleri sandığa getirme başarısını şimdilik göstermiş gibi gözüküyor. İkinci turdan sonra bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini göreceğiz.

Kırgızistan’da da ilginç bir şey oldu. Seçimde hile yapıldığı, salgın nedeniyle sandığa gitmeyenlerin yerine oy kullandırtıldığı, para ile oy kullandırtıldığı iddia edilmişti. Bunun üzerine cumhurbaşkanına yakın iki partinin parlamentoda %70-80 gibi bir çoğunluk elde etmesini diğer iki parti ve göstericiler parlamento binasını işgal ederek şiddetle karşı çıkmışlardı. Bunun ardından yüksek seçim kurulu seçimleri iptal etti fakat olaylar yatışmadı. Parlamento binası basıldığı sırada aynı zamanda eski yöneticilerin yolsuzluk, mafyayla ilişkiler gibi suçlamalarla yargılanan bir kısmı hapis cezası alan eski yöneticilerin, eski cumhurbaşkanı başta olmak üzere, tutulduğu özel hapishaneyi bastılar ve hepsini serbest bıraktılar. Bu yöneticilerden mafyayla ilişkileri neredeyse ispat edilmiş olan ve ciddi bir şiddet olayına karışmış olan hapisteki eski siyasetçilerden birisi olan Cabbarov birdenbire başbakan olarak atandı Sooronbay Ceenbekov tarafından. Fakat bu yeterli olmadı. Yeni atanan Cabbarov “Artık cumhurbaşkanının cumhurbaşkanlığı geçersizdir, ben hem cumhurbaşkanlığını hem de başbakanlığı fiilen uhdemde tutuyorum” demeye başladı. Sokak gösterileri devam edince cumhurbaşkanı gerçekten insanı düşündüren bir tavırla “Ülkenin birliği ve barışı için istifa ediyorum. Kırgızistan tarihine yurttaşları üzerine ateş açtırmış cumhurbaşkanı olarak geçmek istemiyorum” dedi. Doğru mu yanlış mı yaptı bunlar bir tarafa ama bu hakikaten pek rastladığımız bir tavır değil. 2017’de başkanlığı şimdi hapiste olan Atambayev’den sorunsuz bir şekilde almıştı. Biliyorsunuz yönetimin sorunsuz bir şekilde değişmesi 20 yıldır pek olan bir şey değil. Hem 2005’te hem de 2010’da sokak hareketleriyle yönetim değişmişti. Yeni seçimler ne zaman yapılacak belli değil. Yalnız küçük bir pazarlık yapıldığını hissediyoruz çünkü bu arada da meclisin başına, istifa eden cumhurbaşkanına yakın bir milletvekili başkan seçildi. Biliyorsunuz cumhurbaşkanı istifa edince seçimler yapılana kadar onun yerine genellikle senato varsa senato başkanı ya da meclis başkanı vekâlet eder. Dolayısıyla taraflar, yerine vekil olacak kişiyi de kendisine yakın birisi olmasına ihtimam gösterdi. Geçen programda bu çatışmaların arkasında Amerika, Rusya, AB’yi aramanın yanlış olduğunu söylemiştim. Kuzey Kırgızistan- Güney Kırgızistan bölünmesinin olduğunu biliyoruz. Türkiye’de neden bilmiyorum iktidar partisine yakın gazeteler bu ayaklanmaların arkasında Kırgızistan’daki Fettullah Gülencilerin olduğunu iddia etmeye başladılar.  Bunu doğrulayan herhangi bir kaynağa başka yerde rastlamadım doğrusu ama böyle bir iddia da var. Kırgızistan, Türkiye’nin Fettullah Gülen’in okullarının kapatılıp Maarif Vakfı’na devredilmesi taleplerine olumlu yanıt vermemişti. Belki bu vesile ile o okulları kapattırırız diye mi düşünüyorlar bilmiyorum ama böyle bir iddia da dile getirildi. 

Kuzey Kıbrıs’ta seçimler yapıldı ve seçimleri Ersin Tatar ve Tayyip Erdoğan kazandılar. Ersin Tatar %50’nin biraz üstünde, 60 bin oy aldı. Son dönem cumhurbaşkanı bağımsız aday Akıncı ise 55 bin oy aldı. Unutmayalım ki Akıncı 2015’te seçildiğinde 67 bin oyla %60 ile seçilmişti. Yani Akıncı’nın ikinci turda aldığı oylarda bir düşme var. Bunu niçin söylüyorum, sayılar da bunu doğruluyor, çünkü son dönemde Türkiye’den göçenlere yurttaşlık verildi ve o sayede kazanıldı iddiası var. Sayılara baktım: 2015’te kayıtlı seçmen 176.900, 2020’de kayıtlı seçmen 199.029; katılım oranları da 2015’te ikinci turda %62, 2020’de ikinci turda %61. Yani katılım oranlarında çok büyük bir fark yok. Arada 20 bin kayıtlı seçmen artışı var. Geçerli oy veren sayısı da 102.000’den 122.000’e çıkmış. Yani arada 20 binlik bir artış var. Bunun hepsinin vatandaşlık almış Türkiyeli göçmenler olduğunu tahmin etmiyorum. Bunun içinde Kıbrıs kökenli olup da 18 yaşına gelmiş olanlar da muhakkak vardır. Fakat bu seçimlerde sandık sandık analiz yapılan seçimlerde Türkiyeli göçmenlerin çok yoğun olduğu, örneğin Karpal Bölgesi’nde Ersin Tatar’a çok yüksek oranda oy çıktığını görüyoruz. Hatta bazı gözlemciler göre Kıbrıs’ın Doğu-Batı olarak ya da Kuzey-Güney olarak ikiye bölündüğünü, bu seçim dağılımının çok kutuplaşmış bir Kıbrıs Cumhuriyeti tablosu çizdiğini gösteriyor. Ama Ersin Tatar’ın seçiminde herhangi bir itiraz yok şu anda. Akıncı da bunun Kıbrıs halkına hayırlı olmasını dileyerek görevi devretti. 

ÖM: Ve siyaseti de bırakacağını açıkladı. 

Aİ: Evet, siyaseti de bırakacağını açıkladı. Ama Türkiye’nin müdahalesinin, Türkiye Büyükelçiliği’nin bir seçim merkezi gibi çalıştığını ve Türkiye’nin seçimde çok ağır bir müdahalesinin olduğunu belirtmekten de geri kalmadı. Bunu da hatırlatmakta yarar var. 

ÖM: Kıbrıslı gazeteci Metin Münir de Diyalog gazetesinde benzer bir şey yazıyor: “Bu seçim değil, referandumdu. Serbest bir seçim olmayacaktı. Türkiye Tatar’ın tarafını tutmuştu ve cumhurbaşkanı olması için kesenin ağzını açmıştı. Yandaş toplamak için Ada’ya birçok kişi göndermiş, bunlar kapı kapı dolaşmış, telefonlarını çalıştırmışlar, Türkiye büyükelçisi bile” senin dediğin gibi “bir partici gibi çalışmıştı. Bazı muhalif politikacılara baskı uygulamıştı. Birçok medya kuruluşu bu amaca hizmet için ayarlanmıştı. Özetle hür bir iradenin belirmemesi, Türkiye’nin istediğinin olması için elden gelen her şey yapılmıştı” diyor. Şöyle bağlamış yazısını da, biraz önce konuşulanları destekleyici nitelikte: “Ankara, Tatar’ı saraya yerleştirdikten sonra partisini iktidara getirmek için kollarını sıvayacak. Muhtemelen bir yıl içinde yapılacak seçimlerde UBP’nin çoğunluğu sağlaması veya en büyük parti olması için aynı şekilde elden gelen yapılacak. Bunun önünde artık hiçbir engel yok. Önümüzdeki aylarda on binlerce göçmen KKTC vatandaşı yapılacak. Siyasi iktidar Kıbrıslılardan Türkiyelilere kaydırılacak. UBP, AKP’nin Kıbrıs şubesi olacak; KKTC de Türkiye’nin herhangi bir iline dönüşecek ve Kıbrıslı Türkler eriyip gidecek.” demiş. 

Aİ: Evet, maalesef. 2004 Annan Plânı’na “hayır” oyu verdiren Rum tarafındaki solcu Akel Partisi’ni de bu arada selamlayalım. 

ÖM: Skandal bir karardı, evet. 

Aİ: ABD’de iki haftadan az bir süre kalan seçimlerde Biden’la Trump arasındaki toplam fark azalmıyor yapılan kamuoyu yoklamalarında ve görüldüğü kadarıyla Trump kendisine oy verme potansiyeli olan ve eyalette en yüksek delege sayısı çıkartabileceği yerlere, örneğin Ohia’ya, Florida’ya yönelmiş durumda, Arizona’ya gidecek, demokratların kalesi olan Pensilvanya’da eyalette çoğunluğu almayı planlıyor. Anlaşıldığı kadarıyla Michigan, Wisconsin gibi eyaletlerden kazanamayacağını anladığı için bu son dönemde oralara seçim mitingi yapmaya gitmeyecek programına bakılırsa. Son anda bir değişiklik olursa bilemem ama. Şimdilik yapılan projeksiyonlar hata paylarını da dâhil edilerek yapılmış projeksiyonlar Biden’ın kazanacağını gösteriyor. Ama şunu da bilemiyoruz katılım ne oranda olacak. Erken oy verme işlemleri başladı biliyorsunuz. Hem sandık başında erken oy verme işlemleri başladı hem de mektupla oy verme işlemleri başladı. Bu mektupla oy verme konusunda Trump kazanmazsa eğer çamura yatmanın alt yapısını hazırlıyor. Çünkü demokrat seçmenlerin mektupla daha çok oy vereceği öngörülüyor genel olarak salgına karşı daha hassas önlemler alan bir seçim grubu olduğu için. Bu seçimler Trump’ın seçilmemesi durumunda da Biden’ın işinin çok kolay olmayacağını da hatırlatmamız lazım. Çünkü Trump’tan öteye Amerika’daki sistemde taşların yerinden oynadığı, yani Trump’ın taşları yerinden çok fazla oynattığı bunun yeniden Amerika’nın eski siyasi dengesine döndürmenin de çok kolay olmayacağını birçok gözlemci belirtiyor. Bu tür popülist kurumları yıkarak yerine de çok fazla bir şey getirmeyip sadece kendini getirerek popülist-otokrat eğilimli yönetimlerin en önemli sorunlarından bir tanesi bugün yönetim değiştiğinde gelecek olanların yönetilmesi çok zor bir idare ve çok zor bir kurumsal yapı karşısında bocalamak zorunda olmaları. “Enkaz devraldık” tabiri burada gerçekten karşımıza çıkan bir şey. Bunu da Biden’ın ekibini ciddi bir şekilde düşündüğünü, sorunun çözümünü çeşitli makalelerden okudum son haftalarda. 

ÖM: İklim krizi açısından da yolun sonu olduğunu dünyanın en önemli fizikçilerinden, iklim bilimcilerinden biri olan Michael Mann açıkça söyledi Trump devam ederse durdurulamaz.

Aİ: Trump’ın devam etmesi de çok zor gözüküyor bazı açılardan. 

ÖM: Çok ilginç bir şey de bu hafta sonu yapılan Kadınlar Yürüyüşü’nde inanılmaz görüntüler vardı insanlık adına. “Faşist Ameika’yı reddediyoruz!”, “Trump Derhal Dışarı” ve on iki yaşında bir çocuğun elindeki pankartta “Herhangi yaştaki bir çocuk her türlü farkı yaratabilir, dikkat edin ben 6 yıl içinde oy kullanacağım” diyor. 2016 seçiminden beri 15 milyon genç 18 yaşını bitirmiş, şimdi oy kullanabilecek. Bu yıl sadece 4 milyon insan daha fazla oy kullanacak ve gençlerin daha fazla Trump’a karşı olduğu söyleniyor. İlginç bir durum var.

Aİ: Bitirmeden başka bir toplumsal hareketten bahsetmek istiyorum Tayland’da. Tayland’da 15 Ekim’de güçlendirilmiş OHAL ilan edildi. Dolayısıyla yargının ve emniyet güçlerinin elinde müdahale imkânlarını çok arttıran bir OHAL ilan edildi. Buna rağmen Bangkok’un beş ayrı yerinde, mahsus beş ayrı yerinde, çünkü bu OHAL nedeniyle yasaklanmıştı toplantılar, binlerce kişi gösterilerde bulundu. Bu gösteriler 2006 ve 2014’te olduğu gibi kırmızı ve sarı gömlekliler gösterilerinden epey farklı. Biraz evvel Ömer senin de söylediğin gibi ağırlıklı olarak gençlerin katıldığı gösteriler bunlar. Bir partinin geleneksel göstericilerinden çok farklı taleplerde gündeme geliyorlar. Talepler şöyle: “Şimdiki hükümet 2014-2019 askeri cuntasının devamıdır.” Çünkü 2019’da seçimler çarpık biçimde gerçekleşmişti. Cuntanın dikte ettiği 2017 anayasası antidemokratik anayasası şu anda geçerli. Eski cunta şefi General Chan-ocha 2019’da seçimlerden sonra başbakan oldu. Bu da cunta yönetimin devam ettiğinin en açık göstergesidir, diyorlar ve istifa etmesini istiyorlar, yeni seçimler yapılmasını istiyorlar ve yeni bir anayasa istiyorlar. Bu anayasanın da anayasal monarşi olmasını, dolayısıyla şu anda tanrı katı konumunda olan krallığın da anayasal yükümlülükler ve sınırlar içine alınmasını istiyorlar. Monarşiye karşı değiliz diyorlar ama hiçbir şeye hesap verme yükümlülüğü olmayan, her şeye karışma imkânı olan -her şeye çok karışmasa bile 2016’da seçilen son kral da eskisine nazaran hükümet işlerine ve özellikle hazinenin içine elini çok fazla sokmuş durumda anladığım kadarıyla- krala karşı anayasal monarşi (meşruti monarşi) modelinin getirilmesini talep ediyorlar. Bu konuda da ısrarlılar. 

ÖM: Bakalım, onu da yakından takip etmeye çalışalım. Çok teşekkürler Ahmet.

Aİ: İyi günler. 

ÖÖ: Görüşmek üzere.

 

(Program deşifresini hazırlayan gönüllümüz Sehel Oto’ya çok teşekkür ederiz)