“Hızlandırılmış onay süreci işletilmese koronavirüs aşısının çıkış tarihi 2036’yı bulacaktı”

-
Aa
+
a
a
a

Prof. Selim Badur, Korona Günleri programında koronavirüs aşısı konusunda çeşitli gelişmeleri ve eleştirileri anlattı.

Selim Badur'la Korona Günleri
 

Selim Badur'la Korona Günleri

podcast servisi: iTunes / RSS

(16 Kasım 2020 tarihinde Açık Radyo'da Korona Günleri programında yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Günaydın Selim Badur, merhabalar.

Selim Badur: Günaydın efendim, iyi haftalar hepinize!

ÖM: İyi haftalar hepimize. Nedir durum?

SB: Sizin de belirttiğiniz gibi 55 milyona dayandı olgu sayısı. Son programdan bugüne dek 4 gün içinde 2 milyon 287 bin olgu günlük ortalama 571 bin 771 yani belki 600 binden fazla yakında yeni olgu eklenecek listeye. Yine siz “rekor üstüne rekor!” dediniz haklısınız, Belçika Avrupa koronavirüs şampiyonu ilan edildi. İlginç Belçika'daki bildirim sisteminden kaynaklı bir de kilometrekareye düşen nüfus, birey sayısı Belçika'da çok yüksek. Belçika'da tabii göreceli olarak nüfusa orantılı incelemek, bakmak lazım, 1 milyon kişide olgu sayısı Belçika'da 45, ABD'de 31.8, İspanya'da 30, Fransa'da 28.9. Ölümlere baktığımızda bu kez 100 binde Belçika'da 120, ABD'de 74, Peru'da 109, İspanya'da 85. Kısacası hem yeni olgu sayısı milyonda 1 yurttaşa hem de 100 binde ölüm sayısına baktığımızda Belçika başı çekiyor ama bu bildirim sisteminden olsa gerek diye düşünüyorum. Farklı nedenleri var ve açıklamaları var Belçika'nın neden bu şekilde rekor kırdığını. Bu irdelenmesi gereken bir nokta ama son günlerde şu kasım ayının başından beri alınan önlemlerle sokağa çıkma yasakları nedeniyle olgular azalmaya başladı Belçika'da. Bir rekor ABD'de atıldı, cuma günü 184 bin küsur, cumartesi günü 159 bin küsur yeni olgu ve New York'ta işler iyi gidiyor deniyordu, yapılan testlerde %1 oranında pozitiflik vardı. Bu pozitiflik oranı %3'lere çıktı ve New York yetkilileri okulların yeniden kapanacağını, bar ve restoranların gece 22:00'de kapanacağını ilan ettiler. Bu hafta içinde New York'taki okulları da tekrar kapayacaklarmış ancak bütün bu alınan kararlara Trump hala itiraz etmekte. Ara sıra başkanlık ve seçimle ilgili demeç vermiyor, bekleniyor ama koronavirüs itirazlarını sürdürüyor. Örneğin Pfizer-BioNTech aşısının 9 Kasım ilan edilmesine kızmış durumda “siz beklediniz seçimler geçti ondan sonra bu iyi haberi verdiniz” diye bir şikâyette bulunmuş. Polonya'da haftasonu yeni rekor kırıldı son 24 saatte binden fazla olgu ve 548 kişi yaşamını yitirdi. Bu sorunların arasında bir de Romanya'dan gelen haber Piatraneant kentinde koronavirüs hastalarının yattığı hastanede yangın çıktı ve 10 Covid hastası yaşamını yitirdi, 8 kişi de kritik durumda. Almanya'da ise Merkel salgının tüm kış devam edeceğini “bitecek gibi düşünmeyin!” diye “önlemlerimizi buna göre almalıyız” dedi. Yunanistan okul ve kreşlerini kasım sonuna dek kapattı. Lübnan, aslında Lübnan ilginç bir ülke çünkü haziran ayında ilk yüksek oranda önlem alabilen bir ülkeydi ve bu nedenle o süreci, mayıs-haziranı göreceli olarak iyi idare etmişti. Ancak temmuzdan sonra alınan önlemlerin gevşetilmesi olgu sayısının süratle artışına yol açtı ve 14 Kasım'dan itibaren 2 hafta tam kapanma, havaalanı, bankalar, fırınlar, fabrikalar ve iletişim şirketleri hariç, fabrikaları onlar da açık tutuyorlar. Bunun dışında hiç kimse sokağa çıkamayacak. İtalya'da da Lombardia'dan sonra Napoli ve Toskana bölgeleri de kırmızı zon ilan etti. Cezayir'de pazar günü yeni önlemler saat 20.00 ile sabah 05.00 arası sokağa çıkma yasağı, bu yasak bölgeleri yaygınlaştırıldı. Bu arada protestolar sürüyor, cuma akşamı Paris'te St. Sulpice kilisesi önünde ki hatırlarsanız eğer 'Da Vinci'nin Şifresi' diye bir kitap vardı Brown'ın, onun geçtiği kilise, orada çekilmişti, onun önünde 'Kilisemizi geri verin!' hareketi başladı. Fransa'da kilise ayinleri yasak hâlâ, bir araya geliniyor insanlar toplanıyor diye. “Bu konuyu tekrar değerlendirin ve ibadetlerimizi özgür bırakın!” hareketi. Bu arada Fransa'da Didiet Raut hatırlarsınız Marsilya'daki doktor bu hidroksiklorokini savunan “el dezenfektanları ve maskeler bir işe yaramaz!” diye bir açıklama yaptı. “Tek çıkar yol evden çıkmayın!” dedi. Fakat Fransa'daki hekimler birliği, sanıyorum bizdeki Tabipler Birliği'nin muadili orada Doktorlar Sendikası olarak geçmekte. Bu grup “lütfen artık sus!” çağrısı yaptı, çok sayıda imza var. Zaman içinde Didier Raout'un söylediklerinin listesini çıkartmışlar. Bir gripten farklı değildir, trotinetile kazalarda daha çok ölüm olur. İnsanlara “Ağustostan sonra yeni olgu çıkmayacak, ikinci dalga olmayacak, bilim kurulunu küçümsedin, cahiller dedin, artık bu saçmalıklarına bir son ver” gibi bir açıklama. Orada da böyle bir iç tıbbi savaş olmakta, farklı görüşler var. Tabii Didier Raout tek başına değil onun da destekçileri var. Bir haber bu sanıyorum Özdeş'i yakından ilgilendirecektir. Kuzey Kore'den sonra ikinci bir ülke var çok fazla olgu bildirmeyen: Türkmenistan.

ÖÖ: Türkmenistan tabii ki!

SB: Türkmenistan devlet başkanı Gurbanguli “hiç olgumuz yok, büyük başarı sağladık mücadelemizde” diye bir açıklama yapmış. Bunu nerede yapmış? 200 yataklı solunum yolu enfeksiyonları hastanesinin açılışında, hastanenin bütün donanımı İsveç'ten aldıkları solunum cihazlarıyla bezenmiş durumda. Bu arada sağlık otoriteleri “maske kullanın” çağrısını yapıyorlar sıklıkla Türkmenistan'da ama hangi gerekçeyle? “Toza karşı sizi korur!” diye.

ÖÖ: Çünkü Covid-19 kelimesini kullanmak yasaklandı! Hatırlarsanız bunu da şey yapmıştık birkaç ay önce o yüzden onu söyleyemezler.

ÖM: Kurban kulu Muhammedov!

SB: Sınırları kapattılar, restoran ve ibadet yerleri kapalı, mağaza açılış saatlerine kısıtlama var, tren ve otobüs seferleri kısıtlandı ama ülkede koronavirüs yok! Bu Türkmenistan adına sevindirici bir haber! Şimdi Türkiye'ye gelelim.

ÖM: Ben de bir şey soracağım, daha önce başta konuk aldığınız, Açık Radyo'da bir başka programa da konuk aldığımız Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu “İstanbul'da hasta seçmek zorunda kalabiliriz” diye çok kaygı verici -en azından bana- bir demeç vermiş. Bu 'Sofie'nin Seçimi' gibi bir durum!

SB: Evet ne yazık ki! Durum kötü, özellikle eşimin görevi ya da işi, uğraşısı gereği yerel basını hemen hemen her gün tarıyor Ayşe, o nedenle ben de ondan yararlanıyorum bu haberleri örneğin Eskişehir Şehir Gazetesi büyükşehir belediyesi Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen vatandaşların tramvayda yaşanan kalabalıktan etkilendiğini “sadece maskeyle virüsten korunacağını düşünen vatandaşlar tramvaylarda sosyal mesafeye dikkat etmiyorlar” demiş. Eskişehir'den böyle bir haber var, Gaziantep'ten 23 Ekim tarihinde belirli bölgelerin riskli olduğu son hafta içinde risk haritasında risksiz bölge kalmamış durumda, Antep Doğuş gazetesi kıpkırmızı Antep, Çanakkale'de vakalar artıyor, artık pazar kurulamayacakmış, vatandaşların ihtiyaçlarını karşıladıkları pazarlar kurulmayacak. Diyarbakır'da Mücadele gazetesinden bir haber, Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Dr. Elif Turan ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası'nın Diyarbakır şube eş başkanı Şiar Güldiken Diyarbakır'daki durumun ne kadar vahim olduğunu ve özellikle hekimlerin artık dayanacak gücü kalmadığı için bunun bir meslek hastalığı olarak ilan edilmesi konusunda çağrı yapmışlar. Diyarbakır Dicle Üniversitesinden Prof. Dr. Mustafa Kemal Çelen ise “vaka sayılarında göreceli bir azalma olmuştu ama yeniden artış söz konusu. Şu anda hastanede tedavi görenlerden daha fazla sayıda kişi evlerinde tedavi görüyorlar. Lütfen önlemlere dikkat edin!” çağrısında bulundu. Bu arada Almanya'da Türkiye'den gideceklere bir test yapılacak isteniyor ama ilginç bir şekilde Türkiye'de yapılan, alınan raporlara pek rağbet etmiyorlar, inanmıyorlar gibi tuhaf bir çağrı var.

ÖM: Ben de iki ilavede bulunayım izninizle. Prof. Dr. Tutluoğlu'na dönecek olursak, koronavirüsü testi pozitif çıkan bir doktorun yatak bulabilmek için 24 saat beklediğini ifade etmiş. İstanbul'daki devlet ve özel hastanelerde büyük bir yoğunluk yaşadığını “resmi rakamları söylemem söz konusu değil ama gözlem olarak arkadaşlarımdan duyduğum ve gözlemlediğim gerçekten çok büyük bir yoğunlukla karşı karşıyayız. Muayenede de yatırmada da gerçekten güçlük çekiyorum. Çok “10:00'da evime gittiğim zaman 'bugün eve erken gittim!' diyebiliyorum” diyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil, uzun süre yoğun bakım hastası yatak beklediği oluyor” demişler. Bir de Zonguldak'tan  Bülent Ecevit Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Başkanı Prof.Dr. Uğur Tütün “artık sürü bağışıklığına' bırakıyorlar diye düşünüyorum. Salgın kontrolden çıktı!” demiş. Dicle Üniversitesi hastanesi başhekimi de covid19 belirtileri devam eden sağlık çalışanlarının işe geri dönmesini istemiş. Böyle durumlardan bahsediyoruz.

SB: Ben İstanbul'dan çok bahsetmedim, olguların %40'ı İstanbul'da, “İstanbul çok kötü durumda” diye sağlık bakanı da söylüyordu ama pek konuşulmayan, periferdeki, Anadolu'daki şehirlerde, işte o nedenle Çanakkale'den haber vermeye çalıştım. Yoksa İstanbul'da durum oldukça dramatik, Sevgili Bülent'e de buradan bir selam gönderip günaydın diyelim. Evet işleri zor kolaylıklar dileyeli ama program konuğumuzdu Bülent Tutoğlu. Bir diğer program konuğumuzla ilgili bir bilgi aktarmak istiyorum, sevindirici bir haber. Dr. Ümit Kartoğlu Önce Sağlık programına kendisini konuk almıştık. Kendisi Dünya Sağlık Örgütü'nde görevli, Cenevre'de yaşamakta Ümit'in ABD'den Jim Vesper, Kevin O'Dannel Hollandalı bir araştırıcı, kendilerinin 'Covid19 Risk Kontrol Stratejileri' isimli bir makalesi Institute of Validation Technology grubunun yayın organında yayınlandı. Kurum ilk defa dergide yer alan makaleler arasında yapılan değerlendirme sonucunda üçüne de tek tek verilen 'Yılın Yazarı Ödülü'nü verdi. Ümit'in başarısı Türkiye'deki yayınlara biraz burun kıvırarak ya da kendilerini komik duruma düşürerek geri çekilen yayınlar, hatalı bilgiler ama Türkiye'den Ümit gibi biliminsanları da çıkıyor. Kendilerinin bu başarısını kutlamak istedim, oldukça ilginç bir yazı.

ÖM: Bir de İstanbul'la ilgili Ekrem İmamoğlu'nun bulaşıcı hastalıktan yaşamını yitirenlerin sayısını açıklaması var, oldukça dikkat çekici değil mi, ne diyorsunuz? 164 veriyor!

SB: Evet oldukça yüksek! Sadece İstanbul'da kaybedilen hasta sayısı ama bakanlık açıklamalarında bunun yarısı kadar bütün Türkiye'ye ait sayısal değerler var. Saklıyorlar, gizliyorlar filan demek içimden gelmiyor ama en azından gördüğümüz rakamlar gerçek tabloyu yansıtmıyor deyip devam edeyim. Lancet'in genel yayın yönetmeni Richart Horton bir yazı yazdı “aslında biz pandemi diyoruz ama yaşanan bir pandemi değil bir 'sindemi'dir” diyor. Ne demek? “1990'larda ortaya atılan bir kavram, iki hastalık birbirleriyle ayrı etkileri var hem sosyal hem de tıbbi açıdan bir ağırlığı var bir hastalığın. İki hastalığa iki olumsuzluğu bir anda yaşadığınızda birbirlerinin toplamından çok daha büyük zarar görülür. Covid'de de böyle oluyor” demiş. Sars-cov-2'nin özellikle Covid hastalığı olanlara bulaştığı zaman ortaya çıkan hasar sindemiktir yani daha fazla hasar veriyordur. DSÖ Rusya'nın geliştirdiği 'SputnikV' aşısı için Rus yetkilileriyle görüşmeler başlattı. İlk olarak AB'de Macaristan bu aşının Rusya dışındaki klinik çalışmalarını yapacakmış. O konuda birtakım ilerlemeler var, Rus aşısına doğru biraz ilgi artmakta DSÖ ve bazı Avrupa ülkeleri, eski doğu Avrupa ülkeleri nezdinde. Reuters Ajansı'nın bir haberi var, sizin de değindiğiniz gibi Danimarka'daki bu vizonlarla ilgili. Bu hayvanlarda bir mutasyona uğramış virüs türü vardır cluster5 olarak gruplandırılan. “Bunu kitlesel bir imha yoluna gidelim ki insanlara bu yayılmasın çünkü mutasyon olası gündeme gelecek olan aşıdan kaçabilecek bir mutasyona virüse yol açabilir” denmişti. Bunun böyle olmadığını Danimarka'daki, önemli bir kurumdur bu Max Planck gibi, Pasteur Enstitüsü gibi, State Serum Institute vardır (SSI) Danimarka'daki bu kurum yaptıkları çalışmada “hayır bu vizonlardaki mutasyonlu virüse de etkili olduğunu gösterdi” demişler. Buna rağmen bu kadar fazla sayıda hayvan katledildi ve katledilmekte.

ÖM: Evet “17 milyona geliyor sayıları” deniyor ve bunlar sadece başlık, kapüşon, atkı, ponpon, ceket, kürk manto yapmak için kullanıldığını düşünmek acayip düşündürücü. Yani mesela 200-250 sincabın 15'le 40 arasında tilkinin sadece bir ceket ya da kürk manto için katledildiğini duyunca insan şaşırıyor doğrusu. Ecologist gazetesinden Sophie Johnson yazmış.

SB: Eskiden benim üniversite yıllarımda bu tür kürk giyenlerin üzerine mürekkep filan dökülürdü. Belki de böyle bir kürk giyene örneğin 1 yıl çıplak gezme cezası filan verilse belki vazgeçerler! Reuter Ajansı özellikle aşı gündeme geldiğinde evet aşıyı tartışıyoruz, özellikle “Pfizer BionTech aşısı çıktı çıkacak. Açıklamalar yeterli mi? Uygun mu? Doğru mu?” bütün bunlar tartışılıyor ama bir yandan da bu aşının nasıl uygulanacağı? Lojistiğin ne ola -80 derecede muhafaza edilen bir RNA aşısı, ısıya çok duyarlı olan bir molekül. Bu hangi stratejilerle üretilecek ve dağıtılacak? Bu konu tartışılıyor. Örneğin bir ülkenin siparişinin tamamını bir anda verirse firma çok zor durumlarla karşılaşılacak. Buna karşılık peyderpey aralıklarla verilmesi talebinde bulunuyor. Üretim stratejilerine uygun mu? Bunu daha bilmiyoruz ancak hızlandırılmış bir onay süreci yaşandığını biliyoruz. Bu şekilde ancak 2021 yılı içinde aşı gündeme gelecek. Peki bu 'hızlandırılmış onay' ne demek? Artık herkesin çok aşina olduğu faz1, faz2, faz3 çalışmaları belirli süreler gerektirdi, bu süreleri kısaltma yöntemi ya da yaklaşımı. Buna 'acil onay süreci' deniyor. Tabii bazı insanlar eleştiriyorlar bunu “aceleye getiriliyor, peki güvenilir mi bu aşılar?” diye. Perşembe günü galiba bizim programımızdan sonra yurtdışındaki bir toplantıyı webinar'dan izledim. Orada eğer bu hızlandırılmış onay süreci takip edilmezse yani normal bir aşının onay süreci gibi davranılırsa, sars-cov-2 ne zaman piyasaya çıkar biliyor musunuz? Ben bilmiyordum, şaşırdım: 2036 yılında! Yani hızlandırmanın yararı var, çünkü aksi takdirde 2036 yılında ulaşabilecekmişiz!

ÖM: Evet, koronavirüs aşısının mucidi olduğu belirtilen BioNTech şirketinin CEO'su Prof. Dr. Uğur Şahin de BBC'de yayınlanan Andrew Mar şov programına katılmış ve “ancak gelecek kış itibariyle hayat normale dönebilir” demiş. “%90 değil belki de %50 oranında olabilir bu aşının etkisi ama salgının yayılmasında büyük bir azalma getireceğini de unutmayalım” demiş.

SB: Bu “%90 etkili aşı” şeklindeki açıklama da pek bilimsel bir açıklama değil, bu ticari bir açıklamaydı.

ÖM: Evet söylemiştiniz.

SB: Bu %90 konusu ilk çalışmalarda bu denli başarı elde edilmez. Nitekim Fransa'da bir 'vaksinolog' diyelim 'aşı bilim insanı' Marie Paul-Kieni'nin bir açıklaması var. Diyor ki “bu %90 aslında fazla bir şey ifade etmez 'vay amma etkiliymiş bu aşı!' demek. Ne kadar süreceği önemli, bazı aşılar vardır etkinliği %60'tır 90 değildir ama aradan 1 yıl geçer hâlâ %60 olarak kalır bu aşının etkinliği. Buna karşılık bir aşıya %90 dersiniz ama 1 ay sonra onun etkisi %30'lara düşer. Bu sorun” diyor. Herhalde herkes fark etmiştir, bu aşı karşıtları alternatif bir takım tedavi yöntemlerini savunanlar, hem Türkiye'de hem de yurt dışında yaklaşık 10 aydır hiç ortalarda görünmüyorlardı. Yavaş yavaş ekranlarda ya da yazılı basında belirmeye başladılar. Ben Türkiye'deki o tartışmalara pek girmek istemiyorum; kelle-paçalar, sarımsak yemeler, ağır çalkalamalar karbonatla filan ama yurt dışında ne oluyor ona bakmak istedim. Yurt dışında bir film çıktı: Hold up! Çok yeni değil aslında bir süre oldu aslında bu film çıkalı, burada komplo teorileri çok ayrıntılı bir şekilde dillendiriliyor. İlginç bir şekilde çeşitli sanatçılar da destekliyorlar bu komplo teorilerini. Yani Covid 19'un bir gerçek olmadığı, gayet sanal yaratılmış bir sorun olduğunu seslendiriyorlar. Amerika'da aşı karşıtı akımların öncülüğünü yapan bu yeğen Kennedy vardı, onun yanında film dünyasından, sinema dünyasından isim Jim Carrey ve Robert De Niro yer alıyordu. Fransa'da ise ilginçtir bu aşı karşıtı daha doğrusu “Covid19 sahtekarlıktır!” diyen bu komplo teorisi iddialarına destek veren Juliette Binoche ve Sophie Marceau. Neden böyle olduğunu bilmiyorum. Boaba isimli rap sanatçısı da onlara destek veriyor. Bu kişilerin yaptıkları, bir kere o film korkunç bir film; filmdeki her şey abartılı ve yanlış, çarpıtılmış, birçok gazete önümde, örneğin Liberation gazetesinin 10 maddede 'Hold up'taki gerçeklerin nasıl çarpıtıldığını iddia eden bir yazı var. Yavaş yavaş bu akımlar seslerini yükseltmeye başladılar. Sonuçta bu farklı ülkelerde farklı oranlarda da olsa aşı kullanımının azalmasına, düşmesine, hüsn-ü kabulünün zorlaşmasına neden olacaktır. Bu bir sorun, çünkü zaten aşının etkinliği tam bilinmiyor, süresi tam bilinmiyor. Lojistik nedenlerle bu aşıya erişim kolay olmayacak, en azından şu anda önde giden RNA aşısı için söz konusu bu olumsuzluk. Bütün bunlara karşın, biz biliyoruz ki toplumsal bağışıklığı aşıyla elde etmek için belirli sayıda insanın aşılanması lazım. En azından risk gruplarının, yaşlıların ve kronik hastalığı olanların ama bu akım ve bu cereyanlar, bu söylevler insanların kafasında bir soru işareti oluştururlarsa eğer, biz bu gerçek olmadığı iddia edilen Covid-19 salgınıyla ilgili daha uzun süre yaşamımızda gerekmediği kadar birlikte yaşayabileceğiz. Bu tabii önemli bir olumsuzluk. Bu arada Türkiye'den Gazi Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi'den, Ayşe Başak, Evren Doruk ve Atilla Engin'in bir yazısı çıktı Environmental Toxicology and Pharmacology dergisinde, 2021'in ilk sayısında çıkacakmış, yazı kabul edilmiş. Kendilerinin sars-cov-2 ile ilintili olarak çevre kirliliğinin, hava kirliliğinin ilintisinin mekanizmalarını araştırmışlar. Oldukça değerli bir yazı 'Sistemik Hidrokarbon Reseptör Aktivasyon Sendromu' gibi böyle karmaşık bir ismi olan bir olaydan bahsediyorlar. Kısacası biliyoruz ki bu tür sars-cov-2'de olduğu gibi viral enfeksiyonlarda doğal bağışıklığın önemli bir yapıtaşı interferonlar. Interferonlar çeşitli mekanizmalarla covid19 tablosunda, hastalığında baskılanmakta. Böylece devre dışı bırakılmakta. Bu araştırıcı grubu Ayşe Başak Engin ve arkadaşları, Gazi Üniversitesi ve Ankara Üniversitesinden araştırıcılar, kendileri çevre kirliliğine yol açan bazı bazı maddelerin söz konusu interferon sistemini nasıl baskıladığını yani ilave olarak sadece virüsün kendisinin değil çevre kirliliğinin immün sistemin hangi aşamalarında bozukluklara neden olarak Covid-19'u daha ağırlaştırdığını göstermişler. Önemli bir yazı.

ÖM: Evet çok önemli.

SB: PLoS One dergisinde de 1040 tane sars-cov-2 genomunun dizi analizlerinin sonuçları yayınlandı. Orada da çok önemli virüsün davranışında değişikliğe yol açan bir sorun bulunmadığı açıklandı, tekrar teyit edilmiş oldu. Saat 9 oldu, ben Ali Bey’in zamanını yemeyeyim, sonra bana kızar!

ÖM: Çok teşekkür ederiz.

SB: İyi yayınlar, sağ olun!

ÖÖ: Görüşmek üzere.