Rus gazetecinin intiharı: “Lütfen ölümümden Rusya'yı sorumlu tutun”

-
Aa
+
a
a
a

Gündemimizde Dağlık Karabağ’a ilişkin yorumlar, Rusya’da bir gazetecinin trajik hikayesi ve İsviçre’de eylem yapan ortaokul öğrencileri var.

Avrupa Ne Konuşuyor?
 

Avrupa Ne Konuşuyor?

podcast servisi: iTunes / RSS

Dağlık Karabağ yurtdışında nasıl görünüyor? 

Bugün önce olarak Türkiye’nin Karabağ politikasının yurtdışında nasıl algılandığına dair bazı yorumlar aktarmak istiyorum. Dağlık Karabağ mevzusu yurtdışında tartışılırken gündeme gelen ana başlıklarından birisi Türkiye’nin Dağlık Karabağ’a gönderdiği söylenen paralı askerler. Bu savaşçılar tepkiyle karşılanıyor, kaygı yaratıyor. Örneğin Rus medyasından bir köşe yazarı bu savaşçıların Dağlık Karabağ’la sınırlı kalmayacağı endişesi belirterek şöyle diyor 

Dost Erdoğan bununla yetinmeyebilir. Onun Dağıstan'da, Çeçenistan'da ve bilhassa Kırım'da da kardeşleri var. ... (...) Yeni gelen paralı askerler, hele hele Karabağ'dan dışarı sürüldükleri takdirde, Gürcistan ve Rusya'ya sızacaktır. 

Artı Gerçek yazarı, İşxan Miroyev ise Türkiye’nin Rusya’nın Türki bölgelerine uzanacağını söylüyor.  

Erdoğan Rusya’nın içerisine de göz dikmiş olmasın. Kastımız Rusya’nın Türki bölgeleridir. (...) Erdoğan kendi Pantürkizm teorisini gerçekleştirmeye kararlı ve Rusya yok olacak. Eğer Rusya yönetimi ülkesinin varlığını devam ettirmek istiyorsa o zaman sahte sultana sınırlarını bildirmeli.

Etnik köken olarak Ermeni olan Diana Davityan da Dağlık Karabağ’da olanlara dair Ukrayna’da bir haber sitesinde bir yazı kaleme almış. Bu yazı bir Ermeni’nin duygularını yansıtması açısından önemli. 

Benim güzel Ermenistan'ım bugün yapayalnız. Gerek insanını gerekse tarihini sükunetle, kimseden yardım görmeden koruyor. Sayımız pek az -Ermenistan sınırları içinde üç milyon kişi yaşıyor. Kiev'in nüfusundan daha az. Günün birinde Aliyev ve Erdoğan, Putin'den de icazet alıp yüz yıl önceki soykırımı tekrarlama kararı alırsa bunu hayata geçirmeleri işten bile olmayacaktır. Bundan şüphe edenler varsa Şam'ın bir zamanlar ne kadar huzur dolu ve güzel olduğunu, 2016'dan sonra geriye ne kaldığını hatırlamaları yeterli.

Rus gazetecinin intiharı

İkinci olarak, Rusya’da bağımsız bir gazetecinin hikayesinden bahsetmek istiyorum: Irina Slavina. Slavina, daha önce bazı medya kurumlarında çalışmış, ama kendi tabiriyle yaptığı haberlerle burnunu olayların içine fazla soktuğu için bu işyerlerinden atılmış. Daha sonra yaşadığı Nijni Novgorod kentinde, bir haber sitesi kurmuş. Yayın yönetmeninin de muhabirinin kendisi olduğu bu site kısa zamanda çokça okura ulaşmış. Ama bu süreçte de “otoritelere saygısızlık” ya da koronavirüs vakalarıyla ilgili “yanlış bilgi yaymak” gibi suçlamalarla çeşitli soruşturmalara ve cezalara maruz kalmış. Ayrıca arabasının lastiklerinin kesilmesi gibi bazı fiziksel tehditlerle de karşılaşmış. 

Son olarak da geçen hafta 1 Ekim’de saat altıda 12 polis Slavina’nın evini basıp arama yaptı. Ve Ertesi gün bağımsız gazeteci Irina Slavina kendisini bulunduğu kentin emniyet binası önünde yaktı. Bu eylemden hemen önce Facebook’ta paylaştığı notta “Lütfen ölümümden Rusya federasyonunu sorumlu tutun” diyen bir not bırakıyor. 
Yaşananların ardında AB olayların derinlemesine soruşturulması gerektiği yönünde bir açıklama yaptı. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’ndan da benzer bir açıklama geldi. Rus yetkililer ise “ölümün aramayla ilgili olduğu yönündeki haberler asılsızdır” aramaya neden olan soruşturmada Irina’nın şüpheli değil sadece tanık olduğunu belirtti. Slavina’nın bir meslektaşı da tam bu noktaya dikkat çekiyor:

Slavina sadece TANIK. Buna rağmen polisler sabah saat 6'da evini aramak için kapısına dayandı, testere marifetiyle kapıyı açtı ve vakayla ilgili olup olmadığına bakmaksızın, bloknottan teknik araçlara kadar habercilikle ilgili tüm ekipmanlara el kondu. ... Şafak vaktinde asılsız gerekçelerle yapılan bu ev aramalara ve keyfi el koymalara alıştık. ... Slavina bu adımla, alıştığımız bu normalliğin aslında normal olmadığını gösterdi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün açıklamasında ise şöyle deniyor: 

Baskın son damla olsun olmasın, yetkililer, bağımsız gazetecilere, karşı bir yıpratma kampanyası yürütüyor. Özgür basın için normal çalışma ortamı yaratmak yerine onları tacize ve zulme maruz bırakıyor. 

İsviçre’de ortaokul öğrencilerinin protestosu

Son olarak da Avrupa’da öğrenci kıyafetleriyle ilgili yaşanan tartışmadan bahsetmek istiyorum. Fransa ve İsviçre'deki sorun ise kızların, vücut hatlarını fazlasıyla ortaya koyduğu düşünülen giyimleri. Fransa Eğitim Bakanı okula giderken "normal" giyinilmesini gerektiği şeklinde bir açıklama yaptı. İsveç’te iseeşofman dahil belli kıyafetlerin giyilmesi yasaklanmış, çünkü bunların suç çetesi kıyafetlerini çağrıştırdığı düşünülüyor. 

İsviçre’de geçen hafta okulda kıyafet konusunda önemli gelişmeler yaşandı. Bu gelişmelerden biraz ayrıntılı olarak bahsetmek istiyorum. 

İsviçre’de 12-15 yaş arası öğrencilerin gittiği bir ortaokul, önceki haftalarda bazı öğrencilerin kıyafetlerini uygunsuz bulmuş. 12 öğrenciye kıyafetlerinin üzerlerine giymeleri için "XXL" boyutlarında oldukça bol bir tişört verilmiş. Bu tişörtün üzerinde 'Uygun bir kıyafet giydim' yazıyor ve Facebook’tan bildiğimiz başparmaklı “beğendim” işareti bulunuyormuş. İşte bu tişört, “utanç tişörtü” diye anılmaya başlanmış ve öğrencilerin ve ailelerin tepkisini çekmiş. 

Öğrenciler geçen hafta bu uygulamaya karşı okulun önünde protesto gösterisi gerçekleştirdi. Kimileri gayet kısa şortlar, mini etekler, göbeği açıkta bırakan bluzlarla katıldı bu protestoya. Ellerinde bulunan posterlerden birinde “Aşağılama bir eğitim metodu değildir” yazıyordu. Ayrıca genel olarak okulda kıyafet yönetmeliklerinin kadınların bedenini tahakküm almaya yönelik olduğu söyleniyor, bu konu eleştiriliyor. Örneğin İsviçre’den bir köşe yazarı şöyle diyor 

Anlaşılan kadın bedeni hala bir tehlike olarak görülüyor. Tehlikeyi önlemek için de kadınları utandırmak gerekir (….) Özgürlüğü kısıtlayan bu durumdan kurtuluş basit. Öğrenciler eğitimcilerle bu gibi konuları tartışmalı.

Bu arada öğrenciler, bulundukları Cenevre kantonun eğitim müdürlüğüne bir mektup göndererek bu hata için kendilerinden özür dilenmesi gerektiğini ve okulun kıyafet yönetmeliğinin feministler ve eğitim dernekleriyle birlikte elden geçirilmesini talep ediyorlar. 

Bu haftalık Avrupa Ne Konuşuyor’dan bu kadar. İnternet sitemizde çok daha fazlasını bulabilir, bizi Twitter ve Facebook’tan da takip edebilirsiniz.