“Geri döndük, devrim sürüyor”

-
Aa
+
a
a
a

İran’da Rejim’le halk arasındaki savaş devam ediyor.

""
Londra'da Rejim karşıtı büyük miting
 

Londra'da Rejim karşıtı büyük miting

podcast servisi: iTunes / RSS

İran’da geçen haftanın önemli olaylarından biri, İranlı muhaliflerin Londra’da düzenlediği Rejim karşıtı büyük miting idi. Mitingin özel hedefi, İran İslam Cumhuriyeti’nin özel güvenlik gücü olan Sepah-e Pasdaran’ın İngiliz Hükümeti tarafından terörist listesine alınmasıydı. Biliyorsunuz, İran’ın devrimci ve muhalif kamuoyu yalnızca İngilizlerin değil bütün Avrupalıların Pasdaran’ın terörist örgütler listesine alınması için aylardır mücadele ediyor ama ne yazık ki pek mesafe kat edemiyor. Çünkü yalanları bir kenara bırakırsak, Avrupa teröristleri seviyor.

Bir anlamda, Londra’daki bu gösteriyi hazırlayan kişilerden biri de samimi bir devrimci olan Vahid Beheshti idi. Beheshti, 70 günü aşkın bir zamandır yağmur, soğuk demeden Londra’nın göbeğinde açlık grevini sürdürüyor ve Sepah bu listeye alınıncaya kadar da eyleminden vazgeçmeyeceğini söylüyor. Tabii şunu da belirtmek gerek; başta ‘Şehzade Rıza’ olmak üzere, kimi monarşi ya da meşrutiyet yanlısı örgüt ve partiler Sepah-e Pasdaran’ın terörist örgütler listesine alınmasına karşı çıkıyor. Onlara göre, devrimden sonra bu örgütlerin yöneticilerini değiştirmek yeterli gözüküyor. “Rejim değişince bizim bu örgüte ihtiyacımız olacak,” diyorlar. Öteki devrimci gruplar ise örgütün bütünüyle lağvedilmesi gerektiğini ancak eline kan bulaşmadığı açıklık kazananların yeni düzende güvenlik güçleri içinde yer alabileceğini ifade ediyor.

Halkın öz gücünü kanıtlamak isteyenler epeydir ortak bir hareket içinde

Geçen programda Şehzade Rıza’nın İsrail’e bir ziyarette bulunduğunu ve bunun da etrafında kümelenmiş uyduruk sürgünde muhalefet liderliği ekibini derinden sarstığını söylemiştim. Aralarında Rıza Pehlevi’nin de bulunduğu bir grup ünlünün, ‘Mehsa Deklarasyonu’ adlı bir deklarasyon yayınladığından da birçok programda söz etmiştim. O grup, bütünüyle dağıldı; dağılmakla kalmadı, üyeleri de birbirine düştü. Bu durumun son derece hayırlı sonuçları oldu. Bu, benim görüşüm olduğu kadar, İran devrimci hareketinin belli kesimlerinin de görüşü. Yurt dışındaki bu sahte ve satılmış muhalefet liderliğinin çöküşü, bütün gözlerin yeniden ülke içine, halkın öz gücüne dönmesine neden oldu. İran’da, halkın öz gücünü kanıtlamak isteyen en az yirmi kurum, örgüt ve parti epeydir ortak bir hareket içinde. Bu gruplar 1 Mayıs’ta da işbirliği ettiler. Olağanüstü bir gelişme olmadı. Halk, “Geri döndük, devrim sürüyor,” sloganlarıyla sokaklara çıktı. Tahran’da birkaç on bin kişinin katıldığı bir 1 Mayıs mitingi düzenlendi. Başka kentlerde de eylemler düzenlendi. O gece, pencerelerden rejim karşıtı sloganlar atıldı. Bütün bunlar hatta çok daha fazlası zaten son yedi sekiz aydır olageldiği için ayrıca bir önem atfetmiyorum. Ama ülke içindeki grupların özgüveninin artmasını, işbirliklerinin devam etmesini önemsiyorum.

Rejim, İsrail ile Azerbaycan arasındaki yakınlaşma ve işbirliği çabalarından rahatsız

Rıza Pehlevi’nin İsrail ziyaretinin muhalifler ve Rejim katında yarattığı rahatsızlık, son günlerde doruğa çıkmış durumda. Çünkü bu ziyaretin hemen ardından İsrail Parlamentosu’nun 32 üyesi, ortak bir bildiri yayınladı ve İran’daki Azeri azınlığının baskı altında olduğunu ve özgürleştirilmesi gerektiğini söyledi. Yani İsrail Parlamentosu’nun en az dörtte biri, resmi bir açıklamayla, yaklaşık 20 milyonluk nüfusuyla İran’ın en büyük azınlığı olan Azerbaycan’ı ülkeden koparmak ve Güney Azerbaycan adlı bir kukla devlet yaratmak istiyor. Üstelik İsrail’in sadece Azerbaycan’ı değil, iki eyaleti daha ülkeden koparmayı hedeflediğine inanılıyor.

Rejim’in bu durumdan rahatsızlık ve kaygı duyduğunu söylemeye bile gerek yok. Rejim, İsrail ile Azerbaycan devleti arasındaki yakınlaşma ve işbirliği çabalarından da aynı biçimde rahatsızlık duyuyor. Ama İsrail’in bu emellerinin sağduyulu devrimci ve muhalif kesimlerde de benzer bir rahatsızlık yarattığını söylemek gerek. Bu kesimlerin Şehzade Rıza’yı bir vatan-satar, bir hain, bir kukla olarak nitelemesinin arkasında da işte bu gerekçeler yatıyor.

İranlılar, giysi rejimini bütünüyle değiştirmek istiyorlar

İran Rejimi ile İran halkı arasındaki savaş bütün şiddetiyle sürüyor. Kuşkusuz ki savaşın birçok cephesi var. Bu cephelerin başında da hicap [örtünme] özellikle de başörtüsü geliyor. Molla Rejimi, başörtüsüz müşteri kabul ettikleri gerekçesiyle önceki hafta en az 2000 dükkanı, işletmeyi ve restoranı hatta birkaç dev AVM’yi kapattı ve binlerce insanı işsiz ve aç bıraktı. Bu yolla da muhalifleri büyük bir seçime doğru itti. Yani bu insanlar ya dünya görüşlerine aykırı hareket edip başörtüsüzleri kabul etmeyecekler ya da yola devam etmek için radikalleşecekler. Ama halkın seçimi de hizmet için başörtüsü talep eden işletmelerden alışveriş yapmamak yönünde. Bu arada şuna dikkat çekmek isterim; İranlı kadınlar yalnızca başlarını açmak peşinde değiller. Kadınlı erkekli bütün muhalif İranlılar, giysi rejimini bütünüyle değiştirmek istiyorlar. Bu nedenle de özellikle de kalabalık kentlerde yalnızca başlarını açan kadınlara değil, kısa etek giyenlere, göbeği açık giysiler giyen genç kadınlara ve şortlu erkeklere de rastlamak mümkün.

Uzaktan gözlemlediğim kadarıyla şimdilik bir geri çekilme yok. Tersine, bir meydan okuma var. Öyle ki önceki hafta birçok İranlı genç kadın, sevgilileriyle ve başı açık olarak motosikletlere bindiler ve büyük gruplar halinde Tahran sokaklarında tur attılar.

İranlı muhalifler, başta kadınlar olmak üzere genel olarak gençler, zaten aylardır bir siyasal eylem olarak meydanlarda müzik çalıp rahat giysiler içinde başları açık halde dans ediyorlar. Yani mücadele sürüyor.

Hafta başında İran Buz Hokeyi Kadın Milli Takımı, Tayland’da düzenlenen şampiyonada İran Ulusal Marşı okunurken eşlik etmediler. Hatırlarsanız, ayaklanmaların ilk aylarında her spor dalından bu tür eylemlere ilişkin haberler geliyordu ama eylemlerin tansiyonu düştükçe bu türden haberler de duyulmaz olmuştu. Yaklaşık 25 - 30 kişiden oluşan Buz Hokeyi Kadın Milli Takımı’nın bu eylemi ise bu sürecin yeniden başlamakta olduğunun bir işareti mi, göreceğiz. Ama sanıyorum ki dünyanın hiçbir ülkesinde sporcuların, böyle kafileler halinde, ulusal marşlarına karşı savaş açtığını gözlemlemek mümkün değildir. İran halkıyla Molla Rejimi arasında savaş var derken tam da buna dikkat çekmek istiyorum.


Bu arada, Ramazan ayında eylemlere ara veren Zahedan halkının iki Cumadır namaz sonrasında yeniden gösteriler düzenlemekte olduğunu da hatırlatmak isterim.

Geçen hafta Babulsar kentinde çok yüklü miktarda para çekmek üzere girdiği banka şubesinde saldırıya uğrayan bir molladan, Abbas-Ali Soleimani’den söz etmiştim ve olayı bir miktar müphem bulduğumu söylemiştim. Sonrasında yayınlanan haberlere göre, olay plansızca gerçekleşmiş. Suikast o bankada yıllardır çalışmakta olan silahlı bir güvenlik görevlisince işlenmişti. O görevlinin ilk sorgusunda, “Bir önceki gece, kızımla damadıma ikram etmek için sahanda yumurta yapacak dört yumurta bile bulamadım evde. Ama Soleimani denen bu çürümüş adam, ertesi gün gelip de bankadan yüksek miktarda, Türk lirasıyla yaklaşık 20 milyon, para çekmek için çalışanlara bağırıp çağırınca aniden karar verdim ve onu öldürdüm,” dediği aktarılıyor.