Akkuyu CEO'su: "Bu bir Rus santralidir"

-
Aa
+
a
a
a

Ömer Madra ve Ümit Şahin, Açık Yeşil'de Akkuyu Nükleer Santrali'nin CEO'sunun yapmış olduğu açıklamadan yola çıkarak Türkiye'deki ve dünyadaki iklim haberlerini değerlendiriyor.

""
Akkuyu Nükleer Güç Santrali / Fotoğraf: Mustafa Ercan/DHA
Açık Yeşil: 04 Ekim 2023
 

Açık Yeşil: 04 Ekim 2023

podcast servisi: iTunes / RSS

Ümit Şahin: 95.0 Açık Radyo’da Açık Yeşil başlıyor. Ben Ümit Şahin.

Ömer Madra: Ben de Ömer Madra.

Ü.Ş.: Destekçilerimiz Güngör Erdem ve Nil İlkbaşaran'a teşekkür ediyoruz. Bugün aslında özellikle dünyadan çok sayıda iklim krizi haberi var. Ama onlara geçmeden önce, dün ortaya çıkan, bence son zamanların en ilginç haberiyle başlayalım. Açık Gazete’de siz de konuştunuz bunu Ömer Abi. Akkuyu Nükleer Santrali’nin daha doğrusu Akkuyu Nükleer NGS A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anastasia Zoteeva, bir Rus televizyonunda Rusya'nın Sovyetler Birliği döneminden beri yaptığı nükleer teknoloji ihracatına ilişkin bir haberde aynen şunları söylemiş -ki bunu ilk defa CHP milletvekili Ali Mahir Başarır Twitter’da yayınladı ve Sonra da haberi daha detaylı bir şekilde Yeşil Gazete yaptı; “Bunu kendimizde (kendi toprağımızda) değil, kendimiz için inşa ediyoruz. Bu nükleer santral Rusya'ya aittir. Bu bizim santralimiz, başka ülkenin topraklarında bulunan bizim santralimiz.” Ardından da haberde Sovyetler Birliği zamanından bu yana dünyaya nasıl atom enerjisi taşıdıklarını ve büyük bir sanayiye sahip olduklarını anlatıyor. Bu artık nedir Ömer Abi, itiraf mı, teyit mi? Bunca sene söylediğinizi artık söylememenin bir anlamı kalmadı diye mi düşünüyorlar yoksa nasılsa Rus televizyonda konuşuyoruz, Türkiye'de kimse duymaz diye mi düşündüler acaba?

Akkuyu Nükleer Santrali

Ö.M.: Bu, ‘Elveda hakikat’ başlığını taşıyabilirdi ya da aslında ‘Mutlak hakikat’.

Ü.Ş.: Türkiye hükumeti senelerdir Türkiye'nin ilk nükleer santralini yaptıklarını, Türkiye'nin artık bir nükleer güç olduğunu, bir nükleer santrale sahip olacağını iddia edip dururken, biliyorsunuz, şirketin %100 hissesi Rus devlet enerji şirketi Rosatom’a ait. Yani Türk şirketi gibi görünüyor tabii Akkuyu Nükleer NGS A.Ş. ama aslında hissesinin tamamı Rus ve bunlar, ‘Bu bir Rus santralidir. Başka bir ülkenin topraklarında olması fark etmez, bu bizim santralimiz’ diyorlar. Dolayısıyla şunu net olarak görüyoruz ki örneğin bu santrali Rusya topraklarındaki herhangi bir yerde yapıp oradan şebeke yoluyla oradaki elektriği bize satsalar aynı şeydi. Aynı şekilde ürettikleri elektriği sadece Türkiye'de yapıp, üstelik de çok avantajlı fiyattan, çok yüksek bir fiyattan -yani yıllar önce yapılmış bir anlaşmaydı, bugün artık elektrik özellikle yenilenebilir enerji ve çok ucuzladığı için- 12,35 sent olarak Türkiye'ye garanti satacak. Üstelik hükumet, bunun bir ikincisini de, bir başka Rus nükleer santralini de Sinop'a yaptıracak şimdi. Bir tanesini de İğneada’ya, muhtemelen benzer bir anlaşmayla Çin'e vermeye çalışıyorlar. Bu nedir? Ben artık enerji, iklim vesaire bütün bunlardan geçtim yani bir ülke nasıl böyle bir yatırıma izin verir? Bunu anlamakta çok güçlük çekiyorum açıkçası ve kimse neden buna ses çıkarmaz?

Ö.M.: Evet, bence de. Yani sabahleyin Özdeş’le beraber Yeşil Gazete’de okuduğumuz zaman haberi birbirimizi görmesek bile gözlerimizin büyüdüğünü tahmin ediyorduk. Uzun yıllardan beri uluslararası ilişkiler, uluslararası hukuk gibi dallarda haşır neşir olmuş biri olarak ben, bunun örneğinin olduğunu zannetmiyorum.

Ü.Ş.: Yok zaten. Bunun ‘Build-Own-Operate’ diye bir ismi var yani ‘Yap-İşlet-Devret’ modelinin ‘Yap-Sahip ol-İşlet’ modeline çevrilmiş hali. Devretmiyor hiçbir zaman ve bu santralin çalışma ömrünün 60 yıl olduğunu söylüyorlar yani normalde santraller 40 yıllık ama genelde 60 yıl uzatılmış ömürdür. Bunlar direkt 60 yıllık yapıyorlar. Bu 60 yılın tamamı tabii ki inşaat süresi -ki inşaatın başlamasından bu yana 10 yıla yakın zaman geçti- ve söküm aşaması -çünkü bir santral ömrünü tamamladıktan sonra sökülmesi de bir 30 40 yıl alır- yani toplam 100 yıl boyunca Akkuyu'nun o bölgesini siz bedelsiz bir şekilde Rusya devletine veriyorsunuz. Yani bir Rus şirketi de değil bu, bildiğiniz devlet şirketine veriyorsunuz.

Ö.M.: Rosatom, doğrudan doğruya Rusya'nın atom işletme şirketi.

Ü.Ş.: Evet ve orası tamamen Rusya devletinin kontrolünde bir liman. Aslında nükleer santralin ötesinde Akdeniz'de, Kıbrıs’ın karşısında, Doğu Akdeniz'de hiçbir şekilde müdahale edemeyeceğiniz bir liman veriyorsunuz. Benzer bir şeyi de şimdi Karadeniz'de, Sinop'ta vermeyi düşünüyorsunuz. Benim demin söylemeye çalıştığımı buydu. Yani iklim, enerji, emisyonlar, nükleer kaza riskinden vazgeçtim, Türkiye'deki siyasetçiler bunu nasıl çok büyük bir tartışmaya çevirmiyor? Yani bağımsızlıktan bahsedenler ya da ülkenin kendine yetmesinden bahsedenler nasıl bunu görmüyorlar ve bu nükleer santral hayali nasıl herkesin gözlerini bağlamış? Bunu çok merak ediyorum gerçekten.

Ö.M.: Peki. Bir iki de soru geliyor tabii insanın aklına. Bir tanesi çok tazeydi. Geçenlerde hatta Açık Gazete programında da konu etme imkanı bulduk biraz. Akdeniz'de görülen anormal sıcaklık yükselişinin inşa edilmekte olan Akkuyu Nükleer Santrali’ni ne ölçüde etkileyebileceği konusunda bir soru dile getirilmiş ki bizim seninle de bu programda da ayrıca benim başka programlarda da dile getirmeye çalıştığım bir konu. Çok önemli çünkü belli bir sıcaklığın üstünde nükleer santralleri soğutma ve sürdürme imkanı da kalmıyor. Bunu sormuşlar. Yanılmıyorsam şirket yetkililerinden biri net olarak, ‘Yok böyle bir sorun’ demiş. ‘Ölçtük biz, her şey yolunda’ demiş ve bitmiş olay. Halbuki bütün Avrupa'nın gördüğü en büyük sıcaklıkların hüküm sürdüğü, hem ülkeler bazında hem de Akdeniz'in kendisinin rekorlar kırdığı bir durumdan bahsediyoruz.

Ü.Ş.: Şimdi siz yaz aylarında 30 dereceye yakın bir deniz suyuyla nükleer reaktörü soğutacaksınız. Orası kaç dereceye kadar çıkıyor bilmiyorum ama deniz suyu en normal zamanda herhalde 27 - 28 dereceleri buluyordur. Çok büyük sıcaklarda da 30 dereceyi bulabilir. Soğuttuktan sonra çok sıcak bir suyu da aynı denize vereceksiniz ve lokal olarak da o denizi ısıtmaya devam edeceksiniz. Burada yaz aylarında soğuk bir su ile soğutamadıkları için verim düşmesi yaşayacaklar ama o verim düşüşü çok umurlarında değil anlaşıldığı kadarıyla. Önümüzdeki yıllarda daha da ısınacak olmasını da çok önemsemiyorlar. Yani bu tamamen spekülasyon ama bana sorarsanız Rusya'nın bu santrali yapmaktaki asıl amacı Türkiye’ye elektrik satmak falan değil. En iyi ihtimalle bu tür bir anlaşmayı diğer ülkelerle de yapmak için Türkiye'yi bir örnek olarak kullanıyor olabilirler ya da daha başka yorumlar da yapılabilir. Rusya'nın burada stratejik, askeri, jeopolitik çok daha başka amaçları olabilir ama kimsenin bunları umursadığı yok. Çünkü siz 20 milyar dolar bir yatırım karşılığında bütün o bölgenin kontrolünü ve Türkiye'de oluşabilecek herhangi bir nükleer santral kazasının riskini de alıyorsunuz.

Ö.M.: Evet, yani Çernobil Faciası’nın nelere yol açtığı ve açabileceği, hâlâ devam etmekte olduğu da tartışma konusuyken mesela Akkuyu faciası diye bir şey olursa ki insanın aklına gelmiyor değil, o zaman belki Akkuyu NGS A.Ş.’nin CEO’su, ‘Onu biz kendi ülkemizde, kendimiz için inşa ettik, size ne?’ diyebilir değil mi?

Ü.Ş.: Evet. Yani kaza bir Rus nükleer santralinde olmuş olacak yani Türkiye'de bulunan bir Rus nükleer santralinde olacak. Rus derken Rus teknolojisi anlamında değil, doğrudan doğruya Rusya tarafından işletilen bir nükleer santralde kaza olduğunu belirtecek. Böyle tuhaf bir şeyle karşılaşacağız ama radyasyon Rusya'nın değil bizim olacak.

Ö.M.: Bizim derken yalnız Türkiye değil tabi. Akdeniz’de kıyısı olan bütün ülkeleri etkileyecek.

Ü.Ş.: Başta Kıbrıs. En büyük risk altında olan yer Kıbrıs. Yani bunun bu tür bir itirafla tekrar ortaya çıkması çok iyi oldu. Ali Mahir Başarır da gerçekten iyi bir iş yaptı. Kendisi de CHP’nin Mersin milletvekiliydi galiba değil mi?

Ö.M.: Evet.

Ü.Ş.: Nükleer enerjiye karşı epey bir çabası olan, mücadelesi olan bir isim. İyi bir iş bence ama bu Twitter'da olan bir şey. Bir iki yerde haber oldu. Yeşil Gazete dışında kaç yerde haber oldu bu, ben görmedim. Yani çok önemsemeden, kabullenilmiş bir şekilde gitmesi apayrı bir tartışma konusu. Bunu siyasetçilere sormak lazım ve de gazetecilere sormak lazım, bunda niye bir haber değeri görmüyorlar diye.

Ö.M.: Evet. Konunun biraz dışında ama bir cümleyle ekleyeyim izninle. Artı Gerçek’te İrfan Aktan, “AKP ve MHP yeni anayasayla totaliter rejimi daha iyileştirmeye hazırlanırken, ülkenin ufkunda herhangi bir demokrasi umudu kalmaması için muhalefet görünümlü iktidar aparatlarına ihtiyaç duyuyor. Millet ittifakının bileşenlerine biçilen rol bu gibi görünüyor,” demiş. ‘Muhalefet sine-i devlete dönüyor’ diye de ironik bir başlık atmış. Onlar da gelmiyor değil insanın aklına bu yazıda.

Ü.Ş.: Doğru. Yani çeşitli dış politika konuları gibi orada bahsedilen de aynı. Rusya ile ilişkiler, nükleer enerjiye sahip olma hülyaları gibi konularda da aralarında hiçbir fark yok. Maalesef bir kaç milletvekilinin şahsi çabası dışında gibi görünüyor açıkçası. Bunları söylemek de çok ağır ama maalesef durum böyle.

Şimdi hızlıca Eylül ayına geçelim. Çeşitli kuruluşların yaptığı beş altı tane sıcaklık artışını takip eden veri seti vardır. Bizim en çok kullandıklarımız İngiltere'nin ve ABD'nin Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nin (NOAA) setleri. Ama bir de Japonların 55 yıllık bir seti var, JRA-55 diye. Eylül ayının tüm zamanların en sıcak Eylül ayı olduğunu ilk o açıklamış ve diğerleri de önümüzdeki birkaç gün içerisinde gelecektir. Haziran’dan beri zaten her ay böyle olduğundan buna alışmıştık bu sene. Ama bu biraz tuhaf. Bundan önceki son rekoru yarım derece geçmiş ve sanayi öncesi dönemden de 1,8 derece daha sıcakmış.

Ö.M.: Bu hakikaten akıl durdurucu.

Ü.Ş.: İki dereceye doğru gidiyoruz yani.

Ö.M.: 1,5 zaten geri dönüşü olmayan noktayı çok zorlayacak bir eşikti. Onu hızla aşmış ve asla düşülemeyecek olduğu söylenen 2 dereceye doğru da yükseldiği belirtiliyor. Nefes kesici. Ben de bir şey ilave edeyim. JRA-55’e ilaveten bir de Avrupa'dan veri seti koyan bir başka kuruluş var; ERA5. European Centre for Medium-Range Weather Forecasts yani Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi diye çevirebiliriz. O da tamamen aynı şeyi söylemiş.


ERA5 ve JRA-55'e göre 2023 Eylül'ün küresel yüzey sıcaklıkları

Ü.Ş.: Evet. Zeke Hausfather’ın yaptığı görseller ya da paylaştığı görseller de çok acayip. Bütün yaz çok sıcak geçti ama Eylül ayı çok ekstrem bir sıcak anomalisi içerisinde geçiyor. Zaten şu an özellikle Avrupa ama ABD'nin doğu kıyıları da aynı durumda aşırı sıcaklardan. Biz burada neyse ki Eylül’ü o kadar sıcak geçirmiyoruz ama resmen Avrupa'da, ABD'de ve Asya'nın bir kısmında inanılmaz aşırı bir sıcak hüküm sürüyor.

Ö.M.: Avrupa tarafını senin söylediğin gibi alfabetik sırayla söylersek; Almanya, Avusturya, Belçika, Fransa, İsviçre ve Polonya en sıcak Eylül rekorlarını kırmışlar. Öbür yandan, dünyanın öbür ucunda, Japonya'da da aynı şey olmuş. Çok acayip.

İspanya'nın zeytin üretiminin beşiği olan Jaén yakınlarındaki Chiclana de Segura'daki zeytin bahçeleri, hasadın %70-80 oranında azaldığını gösteriyor.

Ü.Ş.: Bu arada yine geçen haftaki The Guardian'da yer alan bir haberde 2023’de Avrupa'daki zeytinyağı üretiminin rekor düşüş yaşadığı söyleniyor. 2022’de de bir rekor düşüş olmuş ama bu sene ondan birazcık fazla gibi görünüyor. Özellikle zeytin ve zeytinyağının en büyük üretici İspanya ve ayrıca İtalya, Yunanistan ve Portekiz en çok etkilenen ülkeler. AB'deki üretimin neredeyse tamamına yakını bu dört ülke tarafından yapılıyor. Bunlardaki üretimin son derece düştüğü yani normalde 2 buçuk milyon ton civarında bir üretim yapılırken, geçen sene 1,4 milyon tona düşmüş. Bu sene de bu civarda, 1,5 milyon tonun altında bekleniyormuş. Mesela Yunanistan'da üçte bir bir düşüş, İspanya'da yarıdan fazla bir düşüş gerçekleşmiş. Yani İspanya normalde 1,3 milyon tonluk bir üretim yaparken, geçen sene 660 bin ton, şimdi ise 750 bin ton üretim bekleniyormuş. Avrupa'nın zeytinyağı üretiminin artık kendisine yetmediği ve Latin Amerika'dan ithal etmek zorunda kalacaklarını söylüyorlar. İnanılmaz. Fiyatların da yaklaşık iki katına çıktığını söylüyorlar. Benzer bir durum galiba Türkiye'de de var ama onu tam teyit edemediğim için söylemeyeceğim. Onun haberini de göremedim açıkçası ama Türkiye'de de üretimin düşeceği söyleniyordu. Gelecek haftaya kadar onu tam olarak öğrenelim.

Aşırı sıcaklarla bağlantılı bir başka haberde ise son iki yılda İsviçre buzullarındaki kaybın % 10'a vardığı belirtiliyor.

Ö.M.: Bu da yani akıl ve havsalayı durdurucu bir şey. Tamam, zorlama da değil artık. Yani dünyanın en büyük buzullarından birinden bahsediyoruz ve iki yılda %10.

Ü.Ş.: Yani bütün İsviçre'deki toplam buzulların hacminin %10’u. Yani buzul çağından beri duran buzulların toplam hacmini düşünün ve bunların %10’u iki yılda gidiyor. %4’ü 2022’de, %6’sı da bu sene olmak üzere%10’u gidiyor. Hatta artık bazı buzullar tamamen gittiği için izlemeden çıkartmışlar. Yani inanılmaz haberler bunlar.



Hakikaten kimsenin umurunda olmayan, ancak çok büyük bir yağış olduğunda Twitter'da ilginç, komik videolar serisinde görüyoruz. Mesela New York'taki metro istasyonlarına geçenlerde yaşanan büyük selden dolayı sular doldu, biliyorsunuz. Bir de New York metrosu, herhalde yüzeye bayağı yakın olduğu için ve bir de çok eski bir altyapı olduğu için dayanıklı değil, sular doluyor. Bunların videoları etrafta dolaşıyor. Ama mesela yine bununla ilgili çıkan son bir haberde, New York'ta çok hızlı bir aktivasyon çalışması yapmışlar ve ve bu son yağışın, aşırı yağışın iklim krizi tarafından %20 arttığını belirtmişler.

Ö.M.: Bu da son derece etkileyici ve önemli bir şey. Bütün New York'un merkezini vurduğu bir yerde, ulaşımı vurduğu bir yerde iki günlük % 20.

Ü.Ş.: Çünkü bir aylık yağış, birkaç saatte yağmış.

Ö.M.: Evet, hakikaten tüm bunların tamamı, bu sabahtan beri tekrarladığımız gibi kesin olarak akıl durdurucu şeylerin bir sonuncu örneğini de şimdi sen verdin.

Ü.Ş.: Evet, bir müzik arası verelim. Ondan sonra kalan birkaç dakikada da biraz COP28’e giderken petrolcülerin, fosil yakıtçıların yeni atakları var, birazcık onlardan bahsedelim. İyi haber yok bugün maalesef, benim elimde en azından yok. Ama gecikmiş bir anma yapacağız. Aslında The Band’in liderlerinden, Kanadalı müzisyen Robbie Robertson’ın 80. yaş gününü Temmuz ayında Açık Yeşil’de kutlamıştık.

Ö.M.: Kutlamıştık, evet.

Ü.Ş.: 5 Temmuz'du doğum günü Robbie Robertson’ın ama maalesef 9 Ağustos'ta hayatını kaybetti. Onu anamadık, bir türlü fırsat bulamadık. Şimdi onun çok güzel bestelerinden bir tanesini dinleyelim. The Band’in 1970 tarihli “Stage Fright” yani ‘Sahne Korkusu’ albümünden “The W.S. Walcott Medicine Show”. Ne diyorlardı bunlara, sihirbaz hekim mi?

Ö.M.: Büyücü hekim.

Ü.Ş.: ABD’nin batısında yılan yağı falan satıp, her şeye, her derde deva şeyler satan büyücü hekimleri anlatan bir şarkı bu ama aslında şarkı müzik sektörünü anlatıyormuş.

Ö.M.: Hicvediyormuş.

Ü.Ş.: Evet öyle bir şarkı. Şimdi bu şarkıyı The Band’den dinleyelim.

Ö.M.: Robbie Robertson’a da bir günaydın diyelim.



Ü.Ş.: The Band’in gitaristi ve şarkı yazarı Robbie Robertson, 9 Ağustos'ta 80 yaşında hayatını kaybetti.

Çok az zamanımız kaldı ama çok hızlıca Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 2021’de yayınladığı net sıfır yol haritasını Eylül ayında yeniledi ve yayınladı. Fatih Birol açıkladı. Yeni net sıfır senaryosuna göre 2030’a kadar 1,5 dereceye uyumlu bir net sıfır senaryosunda fosil yakıt talebi %25 düşüyor. Düşmesi gerekiyor yani. Fosil yakıtlardan kaynaklanan metan emisyonları üçte iki düşüyor, enerji verimliliği iki katına çıkıyor ve yenilebilir enerji kapasitesi ise üç katına çıkıyor. Yani rüzgar - güneş kurulu gücü 2030’a kadar üç katına çıkıyor ve yıllık temiz enerji yatırımları da 2023’te 1,8 trilyon dolardan 2030’da 4,5 trilyon dolara çıkıyor. Bunlar yapılırsa ki bunların hepsi aslında son derece basit ve rapor da buna açıklıyor, 2030’a kadar aslında 1,5 patikasın da kalıyoruz. Ama ne oluyor derseniz, bunun tersi olmuyor diyelim yani o kadar abartmayalım ama bunu, bu yolu imkansız kılacak pek çok şey oluyor. Mesela IEA’ya göre 2050’ye kadar fosil yakıt talebi %80 düşerken, şu anda tam tersi olana baktığımızda mesela kömür talebinin en yüksek noktaya çıktığını görüyoruz. Global Energy Monitor diye bir kurumun açıkladığına göre, tamamı gaz olmak üzere, doğal gaza dayalı olmak üzere yeni fosil yakıt enerji santrallerinin geçen sene %13 arttığını, büyük kısmının Çin ve Güneydoğu Asya'da olmak üzere ve 783 gigavatlık bir petrol ve gaz kapasitesinin kurulum halinde olduğu. 783 gigavatın bir kısmı, galiba dörtte biri zaten inşaat halinde. Nereden baksanız 200 gigavata yakın. 200 gigavat nedir derseniz ise Türkiye'nin toplam kurulu gücünün iki katı. 783 gigavatın tamamı da bir şekilde lisansı verilmiş olanlardan oluşuyor. Yani hala fosil yakıt sektörünün büyük bir hızla gittiğini görüyoruz ve Dubai’de yapılacak olan bir sonraki COP28’in ev sahibi Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de bütün üreticileri toplayıp önümüzdeki günlerde bir fosil yakıt yani daha doğrusu petrol ve gaz konferansı yapıyor. Başlığı da ‘Karbonsuzlaşmayı hep beraber hızlandıralım’ imiş aslında fakat tek konuşulan yeni petrol ve gaz kuyularını nasıl açarız konusunda, nasıl finansman sağlayacakları konusunda konuşuyorlarmış.

Ö.M.: Britanya'da Rishi Sunak da zaten kesin olarak açıkladı. 2035’e kadar benzin ve mazotlu arabalarda yasakları da kaldırıyor.

Ü.Ş.: Joe Biden da Meksika körfezinde 2025, 2027 ve 2029 için üç tane yeni petrol ve gaz lisansı vermiş. Alaska'da vermemiş ama bu üç tane de çok fazla. Tabii hiç olmaması gerekiyor. Ama çok enteresan, meğerse Joe Manchin, bu enflasyon düşürme yasası için cömert bir şey ekletmiş oraya. Bunu ben yeni okudum, açıkçası bilmiyordum. Eğer siz herhangi bir deniz üstü yeni bir rüzgar türbini lisansı vermek istiyorsanız mutlaka bir önceki yıl en az bir tane petrol sahası vermeniz gerekiyor. Yani bunu ekletmiş adam. Buna da evet demek zorunda kalmışlar ve şimdi aslında biraz bunu bahane ediyorlar muhtemelen. Çünkü bu yasaya göre üç tane vermeleri gerekmiyor, bir tane de verseler yetecek. Ama üç tane verip bunu da bahane ediyorlar. Artık inanılmaz kirli oyunlar dönüyor.

Ö.M.: Her şey çok güzel olacak Ümit. Boşuna meraklanma, üzme kendini. Akkuyu’da da Çernobil gibi bir kaza olursa Rusya'da olmuş olacak, bizi ilgilendirmeyecek.

Ü.Ş.: Evet, güzel bir haberle bitirmiş olduk Ömer Abi.

Ö.M.: Nihayet tamamladık, güzeldi.

Ü.Ş.: Gelecek hafta görüşmek üzere, hoşça kalın.

Ö.M.: Gelecek hafta görüşmek üzere, hoşça kalın.