Feminizm ve eleştirel sakatlık

Sakat Muhabbet
-
Aa
+
a
a
a

Sosyal medyadan bize ulaşarak ‘Feminizm ve Eleştirel Sakatlık’ üzerine doktora çalışması yürüttüğünü belirten, çalışması boyunca da Sakat Muhabbet’i takip ettiğini ifade eden Ekin Aydın’ı konuk ediyoruz.

""
Feminizm ve eleştirel sakatlık
 

Feminizm ve eleştirel sakatlık

podcast servisi: iTunes / RSS

Alper Tolga Akkuş: Merhaba. Açık Radyo’ya, Sakat Muhabbet’e; sağlamcı zihniyetin kör topal muhalifine hoş geldiniz. Ben Alper Tolga Akkuş. Bugün 10 Ekim 2023 Salı. Bu haftaki programı destekleyen Ada Bayraktar'a teşekkürle başlamak isterim ben programa. Geçen programda, iki hafta önce Altın Koza’dan size bildirirken, oradaki yaşadıklarımı ve Kuru Otlar Üstün’den ve ‘Nuray’ karakterinin sakatlığından bahsederken programın sonunda ben Adana'da iken bana ulaşan; akademik bir kariyer yapan bir kişinin mesajını paylaşmıştım sizinle. Ve kendisi bana feminizm ve sakatlık üzerine çalışma yaptığını iletmişti. Hemen arkasındna, iki hafta sonraki programda o konuyla ve konukla sizin karşınızdayım. Mimar Sinan Üniversitesi'nde Sosyoloji Bölümü’ne doktora yapan Ekin Aydın bu haftaki konuğumuz. Ekin Hanım, Sakat Muhabbet’e, Açık Radyo’ya hoş geldiniz. Nasılsınız, iyi misiniz?

Ekin Aydın: Merhabalar, teşekkür ederim Alper Bey. Siz de iyisinizdir umarım.

A.T.A.: İyiyim ben de, çok sağolun. Şimdi feminizm ve sakatlık üzerine çalıştığını iletmiştiniz bana ama önce Ekin Aydın'ı tanıyalım isterim. Kendinizi tanıtır mısınız ve sakatlık üzerine akademik kariyer fikri nasıl doğdu? Onun da tüyolarını vererek aktarırsanız öyle başlayalım isterseniz.

E.A.: Öncelikle Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde doktorama devam etmekteyim. Sakatlık çalışmalarıyla tanışmam aslında aldığım derslerden birinde Sakatlık Haftası olmuştu. O şekilde Alison Kafer’in Feminist, Queer, Crip kitabını okuma fırsatım oldu. Zaten ben yüksek lisansta da feminist bağlamda beden politikaları çalıştığım için bu alana çok da uzak değilim. Sadece bu kitabı okuduktan sonra feminist kuramda böyle bir tartışmanın eksikliği fikri doğmuştu bende. O şekilde tanışma fırsatı buldum.



A.T.A: Yüksek lisans deyince, ben de biraz baktım Google’dan sizin isminize. Hemen öne çıkıyor zaten. Sizin isminiz ile ‘feminizm ve sakatlık’ yazınca İstanbul Üniversitesi'nde ‘feminizm - beden ilişkisi üzerine’ bir yüksek lisans yapmışsınız sanıyorum. Onun sakatlıkla bir bağı var mıydı, yoksa oradan mı evrildi konu?

E.A.: Açıkçası onun sakatlıkla bir bağı yoktu. En çok bu konuda ben de biraz aydınlanmış hissediyorum kendimi. Dediğim kitabı okuduktan sonra nasıl böyle bir konuya eğilmediğime, nasıl bunu gözden kaçırdığıma dair kendime de bir eleştiri getirmiştim. Bu anlamda böyle bir dersin olması bende çok ufuk açtı. Buradan da zaten hocama da teşekkür yollamak istiyorum.

A.T.A: İsmini de analım hocanızın, hocanız kim, onu da analım. Bir de siz bana yazdığınızda demiştiniz; Sakat Muhabbet’i de ben dinledim bir sene boyunca. Beni çok mutlu ettiği için onu da vurgulamak istiyorum ki onun katkısı nasıl oldu çalışmanıza?

E.A.: Evet, tabi ki. Kendisi Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde Ebru Türker Hocamız. Kendisi sakatlığa dair bir hafta düzenlemişti ve okumalara koyduğu kitap benim için çok faydalı olmuştu. Yani şöyle, bununla ilgili böyle bir çalışma yapmaya karar verdikten sonra tabi ki de Türkiye'de bu alanda neler yapılıyor bunu biraz araştırmaya başladım. Feminist bağlamda sakatlığın ele alınması çok nadir olan bir şey yani nadir olan bir konuydu Türkiye için. Ama eleştirel sakatlık çalışmaları ucu ucuna da olsa birazcık vardı. Burada Sakat Muhabbet’i ben tamamiyle tesadüfen gördüm. Podcast arıyordum illaki vardır diye, gördüm ve yine burada çeşitli sakatlıklardan bahsetmişsiniz, çeşitli disiplinlerde nasıl ele alındığından bahsetmişsiniz. O anlamda benim için yine faydalı olmuştu yani tarihsel olarak nasıl ele alınmış öyle bir podcast bölümü vardı çünkü hatırlıyorum. Yani benim için güzel bir program oldu.

A.T.A: Yani iki bölüm üst üste yaptık aslında İdil Seda Ak ile. Buradan selam söyleyeyim kendisine, İdil Hanım’a. Onunla Sakat Tarih konusunda yani tarih öncesinden başlayıp günümüze kadar gelmiş iki bölüm yapmıştık. Hatta Birleşmiş Milletler sözleşmesinin orada bırakmıştık ve İdil Hanım ile demiştik ki onu ayrıca konuşalım. Daha denk gelmedi ama ona da buradan selam da göndermiş olayım. 

Türkiye'de çok fazla çalışma yok dediniz. Bir yıldır çalışıyorsunuz, dünyada var mı? Feminizm, beden politikaları ve sakatlık çalışmaları yani bu üçünün kesiştiği kümede, dünyada neler oluyor, neler bitiyor? Türkiye'de hiçbir şey mi yok? 

E.A.: Öncelikle bu tarihsellikten bahsetmeden önce feminist sakatlık kuramının ne anlama geldiğinden bahsetmek istiyorum. Feminist sakatlık kuramı dediğimiz şey, aslında feminist tartışmaları ve sakatlık tartışmalarını birlikte ele alan bir kuram olarak karşımıza çıkıyor. Bu kuramın sorunsallaştırdığı şey aslında feminizmin toplumsal cinsiyet, cinsellik, sınıf, ırk gibi kategorilerinin yanı sıra sakatlığın da bir analiz kategorisi olarak feminist kuram içerisinde yer alması gerektiğine dair bir eleştiri getiriyor. Aynı zamanda sakatlık ya da sağlamlık sistemi dediğimiz o sistemi de sorgulayan bir kuram olarak karşımıza çıkıyor. Burada feminist bir sakatlık kuramının kadınlığı ve sakatlığı bedensel kusur olarak gören cinsiyete dayalı kültürel normları sorgulaması çok önemli bizim için aslında, hem sakatlık-sağlamlık sistemini sorgulayan hem de normatif bir kadın bedeni anlayışını sorgulaması anlamında. Feminist sakatlık kuramının feminist kuram içerisinde tartışılmasının gerekliliği önemli oluyor bu noktada. Böyle bir sakatlık kuramının bu konuyla ilgilendiğini söyleyebilirim. 

Bu tartışmalar zaten dünyada çok eski, yani 1980'lerin sonunda başlıyor. Özellikle Amerika'da ve İngiltere'de bu tartışmalar gündeme geliyor. Sakat feminist kuramcılar yine feminizmi eleştirerek bu tartışmanın doğmasına sebebiyet veriyorlar. Örneğin doksanlı yıllarda Susan Wendell’in Feminist Engellilik ve Bedenin Dönüşümü adlı kitabında sakatlığın da bir analiz kategorisi olarak feminizm içerisinde yer alması gerektiğinden bahsediliyor. Aynı zamanda feminizmi şu şekilde eleştiriyor; genel olarak feminizmin kadınların kendi bedenleri hakkında karar vermeye, bedensel acılarını azaltmaya odaklanması.



Dolayısıyla, kontrolü mümkün olmayan ve bizim önleyemediğimiz bedensel acıların da feminist kuram bağlamında kurumsallaştırılmış olması gerektiğinden bahsediyor. Yine böyle birkaç tane daha kitabı var aynı yazarın. Aslında sakatlığın da toplumsal cinsiyet gibi bir biyolojik gerçeklikten inşa edildiğine dair bir analizini yaptığı bir kitabı var 90'lı yıllarda. Bu feminist kuram ve sakatlık tartışmalarına dair ve sakat kadın bireylerin hem cinselliklerini hem de annelik deneyimlerini tartışmaya açan kitaplar var. Burada sakat kadınların eşit yaşama, çocuk sahibi olma, kendi cinsellikleri hakkında karar verici konumlarını sorgulayan tartışmaları mevcut. Güncel olarak 2012’de Garland Thompson’ın yine feminist kurama sakatlığın dahil edilmesi, sakatlığın kapsamının genişletilmesine dair bir yazısı vardı. Bunlar dünya ölçeğinde söyleyebileceğim tartışmalar. Daha sonra feminist queer kuramında da sakatlık çalışmalarına eğildiklerini görüyoruz. 2000'li yıllarda falan oluyor bunlar ve aslında toplumsal olanla biyolojik olan arasında katı bir mesafelenmenin olmadığını, yine sakatlık tartışmalarında da geçen sosyal model, tıbbi model tartışmaları gibi, feminist kuramın da eleştirildiği, toplumsal cinsiyet ve cinsiyet ayrımına dair ikili söylemleri sorgulayan, sakatlık çalışmalarını kur bağlamında ele alan çalışmalar da mevcut. Bunlar dünyada olan şeyler tabi günümüzde de devam ediyor değişik alanlarda; sporda, müzikte, edebiyatta, sinemada. Amerika'da ve İngiltere'de şu anda daha fazla bunlara dair eleştirel bir perspektif. 

Türkiye'de bunun için ne söyleyebiliriz? Yine ben kendi hocalarımdan örnek vermek istiyorum. 2012'de Mimar Sinan Üniversitesi'nde yine Sosyoloji bölümünde Sibel Yardımcı’nın queer bağlamında sakatlık çalışmalarının imkanlarını sorguladığı bir yazısı var Cinsellik Muamması adlı kitapta. Türkiye'de ilk olarak benim bildiğim şekliyle bu şekilde bir çalışma var. Yani bunun feminist bağlamda ya da queer bağlamında ele alan tartışmaları örnek verdiğim için ilk olarak bunların olduğunu söylüyorum. Yine SpoD’un da 2013’te ‘Sakat LGBTİ Günleri’ adlı bir çalışması var. Bu da sakat LGBTİ bireylere dair normatif beden anlayışının sorgulanmasına dair eleştirel bir alan sunmak amacıyla kurulan bir çalışma grubuydu. Yine bildiğim kadarıyla Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Hakları Platformu'na bağlı olan Engelli Kadınlar Derneği'nin de içinde bulunduğu çeşitli platformların da yer aldığı bir çalışma vardı. En son yaşadığımız depremdeki kadınların psikolojik, fiziksel, sosyal ve mekansal erişilebilirlik gibi yaşamsal ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağını dair bir çalışma yürütmüşker ve ‘Psikolojik İlk yardım ve Afette Engelliler’ adlı bir etkinlik düzenlemişlerdi. Yani bu şekildeki çalışmalar Türkiye'de mevcut. Ama yine de genelde Türkiye'de literatüre baktığımız zaman, bunu tıbbi model perspektifiyle ya da sosyal model yani mekansal erişebilirlik ile bu kişilere dair politikaların nasıl yürütüldüğü, bir ayrımcılık olup olmadığına dair tartışmalar var. Feminist bağlamda bunun ele alınışıyla çok nadir olarak karşılaştım. Hatta sizinle konuşmadan önce de bir YÖK tezi taradım tekrardan kaçırdığım bir şey var mı diye. Yani öyle feminist bağlamda çok ele alan hiç yok diyebilirim.

A.T.A: Dünyada var ama Türkiye'de yok yani yeni yeni başlıyor diye anlıyorum ben.

E.A.: Evet, başlıyor.

A.T.A: Ben de hatırlarsanız size programa hazırlanmak açısından, “Bana da birkaç okuma parçası gönderin, ben de hazırlanayım,” demiştim. Onları da not aldım, paylaşayım; Kaos GL’nin Eylül-Ekim 2020'deki sayısında zaten ‘normativite’ kapak konusuymuş. Orada Sevcan Tiftik’in bir makalesi vardı; ‘Toplumsal Cinsiyet ve Cinsel Yönelim Odaklı Politikalarda Sağlamcılığın Görünmezliği’. Zaten Rosemarie Garland-Thomson’dan bahsettiniz, o da Türkiye'de çok önemli bir kaynak; Sakatlık Çalışmaları: Sosyal Bilimlerden Bakmak adlı kitabı. Derleyenler, Dikmen Bezmen, Sibel Yardımcı ve Yıldırım Şentürk. Şimdi adını analım, orada Rosemarie Garland-Thomson’ın, ‘Sakatlığın dahil edilmesi, Feminist kuramın dönüştürülmesi’ adlı bir makalesi var. Sonra tabi Robert McRuer’i de söylemek lazım, kendisi de LGBTİ ve sakat bir birey. Onun kitabı, Crip Theory: Cultural Signs of Querness and Disability.’ Sonra Kim Q. Hall’un makalesini siz bana önermiştiniz, orada gördüm; ‘New Conversation in Feminist Disability Studies:Feminism, Phlisophy and Borders’. Tabi Judith Butler’ı anmak lazım queer teori deyince, onun da YouTube'da engelli bir sanatçıyla bir videosu var, ‘Examined Life’ diye bakarlar ise dinleyenler videoyu görebilirler. Sunaura Taylor ile dolaşıyor ve bunları konuşuyor aslında.



Tabi müzik arasından sonra daha detaylı konuşacağız bu konuları. Bir müzik seçtiniz mi, dinleyicilerimize ne dinletelim sizin aracılığınızla bu hafta?

E.A.: Evet, ben bu sabah uyandığımda kafamda çalan müziği söylemek istiyorum. Onu dinlersek bence güzel olur. Pink Floyd’dan “Shine On You Crazy Diamond” çalmanızı istiyorum şu anda.

NORMATİF KADIN BEDENİ ANLAYIŞI

A.T.A: Sakat Muhabbet devam ediyor. Bu hafta feminizm ve sakatlık üzerine bir konu konuşuyoruz Ekin Aydın'la. Ekin Hanım, Mimar Sinan’da doktorasına devam ediyor bu konu hakkında. Sizin çalışmanıza gelelim ama siz şunu demiştiniz ilk bölümde; Normatif kadın bedeni. Normativite, sağlamcılık, sakatlık; bunları nasıl tek tek ayırabiliriz? Bizi dinleyip bu konuları bilmeyenlere biraz daha anlasınlar amacıyla biraz açalım mı?

E.A.: Öncelikle dediğiniz kavramları açıklamak istiyorum. Burada aslında feminist kuram ile sakatlık çalışmalarının nasıl ilişkilendirdiğimi soruyorsunuz diye anladım ben, öyle mi?

A.T.A: Evet, aynen.


E.A.:Tabi öncelikle feminist kuram ve eleştirel sakatlık çalışmalarının kuramsal dayanışmasını biz normatif beden anlayışı ve sağlamlık-sakatlık sistemi üzerinden kuruyoruz. Bu normatif beden anlayışı dediğimiz ya da sakatlık, sağlamlık sistemi dediğimiz düşünce yapısı, patolojik bir beden tasavvuruna dayanıyor aslında. Feminist bağlamda eleştirisi verilen normatif bedenin, toplumsal cinsiyet sisteminin inşa ettiği belirli kadınlık normlarını kapsıyor aslında, bunu eleştiriyor feminist kuram. Bu normatif determinist yaklaşım, aynı şekilde sakatlık ve sağlamlık sistemini de üreterek sağlam bedenlerin meşruiyetini bize dayatıyor diyebiliriz ve dolayısıyla böyle bir sistem içerisinde sakat bedenler de toplumsal sistemi huzursuz edenler olarak karşımıza çıkıyor, bu şekilde işaretliyor sakat bedenleri yani o üçü arasındaki bağlantıyı bu şekilde kurabiliriz. Sakatlık sağlamlık sistemi bize normatif bir yani sağlam bir beden idealini, fiziksel olarak güçlü bir beden idealini dayatır iken, sakat olan bedenleri damgalıyor diyebiliriz.

Bir diğer taraftan bir kadın bedeni ideali de var ulaşılması gereken. Kadın bedeni de fiziksel olarak çekici, belirli normlara uygun bir beden olarak tasavvur ediliyor. Bu noktada her ikisi de ataerkil bir düşüncenin ifadesi olarak feminist sakatlık kuramının konusuna giriyor. Bu anlamda bu ikisi birbiriyle çok alakalı olarak feminist sakatlık kuramında yer alıyor zaten. Bu üçünün bağlantısını o şekilde kurabiliriz.




ELEŞTİREL SAKATLIK ÇALIŞMALARI


A.T.A: Şimdi eleştirel sakatlı birkaç defa söylendi ve sakatlık çalışmaları da var. Eleştirel sakatlık çalışması ile sakat çalışmaların ayrımı nedir, ikisi arasında bir fark var mı, varsa nedir diye sormuş olayım size?

E.A.: Sakatlık çalışmaları zaten tıbbi bir perspektifle başlıyor. Tıbbi perspektif, biyolojik olarak normal bir insan bedeni tarihine dayanan bir modeldir. Dolayısıyla bu normallik dışında kalan bedenler eksik ve sakat olarak işaretleniyor ve tıbbi otorite bunu tedavi etmek istiyor. Yani kendi tedavi alanına giren bir obje olarak görüyor ve geri kalan sosyal ve kültürel alanda karşılaşılan zorluklar da bireyin kendisinin halletmesi gereken bir sorumluluğuymuş gibi kişiye yükleniyor. Normal olarak sakatlık çalışmaları genellikle tıbbi model perspektifinde veya rehabilitasyona konu edilebilecek şekilde devam ediyor. Yine 70'lerde de bir sosyal model dediğimiz model çıkıyor. Eleştirel sakatlık çalışmaları aslında böyle başlıyor. Sosyal modelde de bir sakatlığın toplumsal ve kültürel olarak inşası ve bunun fiziksel olarak deneyimlendiğine dair bir ayrım yaparak bu tıbbi modeli eleştiriyor. Yani sakatlığın deneyimlenmesine ve sakat bireylerin marjinalleştirilmesine odaklanıyor sosyal model. Eleştirel sakatlık çalışmaları dediğimiz şey böyle başlıyor. Bu sakat bireylerin marjinalleştirilmesini; toplumsal, sosyal ve kültürel normlardan kaynaklandığını belirtiyor. Bu şekilde bir ayrım yapılabilir.



FEMİNİST PERSPEKTİFLE SAKAT KADIN SPORCULAR


A.T.A: Şimdi Mimar Sinan’da doktora yapan Ekin Aydın ne çalışıyor? Doktoralar önceden söylenir mi bilmiyorum akademi alandaki etik kısmını ama söyleyebildiğiniz kadarını paylaşırsanız, siz ne çalışıyorsunuz, doktora sonunda nasıl bir şey umuyorsunuz?

E.A.: Açıkçası ben feminist bir perspektifle sakat kadın sporculara odaklanan bir çalışma yapmayı hedefliyorum. Hatta başladı yani şimdiden. Türkiye'de çeşitli spor kulüpleriyle orada faaliyet gösteren sakat kadın sporcuların deneyimlerine feminist bir perspektifle odaklanmayı düşünüyorum yani bu kadar bilgi verebilirim şu anda. Dediğiniz gibi, doktora çalışması konusunda çok detaylı bilgi veremiyorum.

A.T.A: Tabi doktora çıkınca okumak lazım. Peki sporcularla görüşme planlıyor musunuz bununla ilgili yani sakat sporcularla var mı öyle bir plan, niyet?

E.A.: Yani öyle bir araştırma yaptım kimlerle görüşebilirim diye. Ankara'da Lotus Engelliler Kulübü diye sakat kadın basketbolculardan oluşan bir dernek var. Oradaki sporcular sadece kadınlardan oluşuyor ve kendilerinin kuruluş metninde de zaten Paralimpik Oyunları’nda da erkeklerle eşit temsiliyet hakkına sahip olma kaygısıyla kurduklarını yazan bir kuruluş metinleri var, bu çok ilgimi çekmişti. Dolayısıyla onlarla iletişime geçip belki Ankara'ya gitme gibi bir plan da yapabilirim. Oradaki sporcularla görüşmeyi hedefliyorum ve aynı zamanda zaten İstanbul'da da Fenerbahçe Spor Kulübü'nde, Galatasaray Spor Kulübü'nde de sakat kadın basketbolcular var. Yani sadece basketbolcular ile sınırlı bir çalışma yürütmek istemiyorum ama şu an örneklememe dahil edebileceğim bu branşı bulabildim. Bir de Türkiye Paralimpik Komitesi var. Burada çeşitli branşlarda; teniste, atletizmde, yine basketbolda, futbolda da vardı kadın sporcular. Bunlarla da bağlantı kurmayı mümkünse düşünüyorum şu an için.



FEMİNİST KURAM, QUEER KURAM ve CRIP KURAM


A.T.A: Açık Radyo dinleyip size ulaşanlar da olacaktır muhtemelen. Biz de varız, bizimle konuşun diye. Şu örneği vereyim ben bu sakatlık ve kadın konusunda. Filenin Sultanları biliyorsunuz, bu yaz çok mutlu etti bizi. Olimpiyat seneye olacak ve Dünya ile Avrupa şampiyonluklarını aldılar. Hep onlar şampiyon olunca şu dendi; ilk defa bir takım sporunda Avrupa Şampiyonu olduk. Sakatlık ve kadın konusu şöyle dikkatimi çekti. Goalball vardır, görme engelli insanlar bunu oturarak oynarlar. Goalball Kadın Milli Takımımız galiba son beş, altı yılda Avrupa, Dünya, Olimpiyat Şampiyonu oldular peş peşe ama Filenin Sultanlarını sürekli vurguluyorlar. Onların başarısını ben yadsımıyorum, çok mutlu da oldum ama Goalball Kadın Milli Takımı yani bir sporcu kadın sakat olunca niye önemsenmiyor? Bunu ben eleştiri olarak söyleyeyim bütün spor kamuoyuna. Onlar, Olimpiyat Şampiyonu, Dünya Şampiyonu, Avrupa Şampiyonu ve yıllardı da böyleler. Orada iki kardeş vardı, isimlerini şimdi çıkartamayacağım ama onlar da o sporun Messi ve Ronaldo’su gibi. 

Şimdi tabii queer teori, feminist teori ve bir de crip teori var. Crip de İngilizce’de ‘sakat’ denmesi gibi. ‘Disabled’ engelli, ‘Crip’ ise sakat diye ben uyarlayabilirim. Hatta Sakat Muhabbet’i de bana sormuştu Açık Radyo ekibi, İngilizce olarak nasıl bir isim düşünüyorsun diye, ben de ‘Crip Talks’ demiştim. Yani Sakat Muhabbet’in İngilizcesini ‘Crip Talks’ diye vurgulamıştım. Bu crip teori, queer ve feminizm, bu üçünün bir kesişim kümesi var. Ben de eskiden beri, Sakat Muhabbet’ten önce de bunu düşünürdüm yani bence queer hareketi, feminizm hareketi veya sakat hareketi birleştiği zaman ivme artacak diye. Ben öyle hayal ediyorum, bilmiyorum olur mu olmaz mı ama bu konuda sizin bu üçünün kesişim kümesi hakkında ne gibi fikirleriniz var?

E.A.:
Anladım. Şöyle söyleyebilirim, öncelikle bu üç alanın elbette kesişimi var. Zaten bu mevcut literatürü takip ettiğinizde -oradaki okumalar da bu konu hakkında çok ufuk açıcı okumalar- feminist kuram hali hazırda o ataerkilin az önce bahsettiğim sağlam ve güzel kadın idealini eleştirmesi bağlamında sakatlık çalışmalarında da kullanabileceğimiz bir kuram olarak karşımıza çıkıyor. Queer kuramını ise biz burada nereye oturtabiliriz, ondan bahsetmek istiyorum. Şimdi sakatlık çalışmalarında queer kuram aslında az önce de söylemiştim, söylemsel ikiliye dayalı sistemlerin yani sağlamlık-sakatlık, kadın-erkek ya da beden-zihin gibi ikiliklerin ötesine geçen yani bunun eleştirisini veren bir kuram. Yine biyolojik ve toplumsal olan arasında bir geçişkenliği varsayan, yine kimliksizleşmeye dayalı bir kuram olduğu için sakatlık çalışmalarında da aslında eleştirel bir perspektife katkı sağlayabilir. Çünkü sakatlık tartışmalarının kendi içerisinde de şöyle bir konu mevcut; Hangi bedensel ve zihinsel eksikliği sakatlık olarak tartışabiliriz? Bunu kim belirleyecek ya da sakat olarak kabul ettiğimiz bireylerin hakları neler? Kabul edilmeyenlerin hakları ve yaşadıkları zorluklar neler? Queer kuram bu anlamda o kimlik tartışmaları bağlamında ya da kimliksizleşme vurgusu bağlamında ve o kişilerin temsiliyeti konusunda da bize fayda sağlayabilir. 

Yine tıbbi model sosyal model ayrımının aslında toplumsal cinsiyet ve cinsiyet gibi kesin sınırları olmayan ya da katı bir tartışma olmadığına dair bir tartışma yürütürken bize faydalı olabilir. Türkiye için queer kuramın olanaksızlığı üzerine de çalışılan bir çalışma vardı. Orada da bahsedildiği gibi öncelikle bu sakat bireylerle queer çalışma nasıl yapılabilir? Çünkü zaten bildiğimiz üzere, muhafazakar bir yapıya sahibiz ve dolayısıyla bu kurama dair önyargılar da mevcut ve bu kuram zaten dünyada tartışılan ve Türkiye'de de aslında 90'larda, 2000'lerde tartışılan bir konudur ama queer kuram bağlamında sakatlığın ele alınması çok çok yeni. Hatta hiç olmayan bir konuydu ve SPoD’un yaptığı ya da Kaos GL’in bu konuya eğilmesi ile gündeme gelen konular. Dolayısıyla hem konu yeni hem de çeşitli önyargılarımız olduğundan dolayı bu çalışmaya şu an çok da bir gerçekleştirebileceğimiz bir alan bulamıyoruz ama bunların tartışmaya başlanılmış olması bile bence çok umut verici bir şey. İlerleyen zamanlarda da birçok çalışma olacağını ben düşünüyorum.

A.T.A: Çok çok sağolun konuk olduğunuz için. Ben de şunu önereyim; 20 yıllık bir kitaptır ama Nazmiye Güçlü’nün Araba Aldım Kadın Oldum adlı kitabı vardır. Dinleyenler onu da okuyabilirler. Nazmiye Hanım ile de benim bir iletişimim yok ama bir şekilde onu da konuk etmek istiyorum programa. Çünkü bu süreci, tarihsel süreci de ondan alabiliriz diye düşünüyorum. Ekin Aydın idi bu haftaki konuğumuz. Feminizm ve sakatlık üzerine konuştuk kendisiyle. Mimar Sinan’da doktora yapıyor kendisi. Ekin Hanım, çok sağolun. Son olarak neler söylemek istersiniz Açık Radyo dinleyicilerine?

E.A.: Ben de teşekkür ederim. Son olarak şunu demek istiyorum; Feminist bir sakatlık çalışması yürütecek isek, burada sakat bireylerin yaşanmış deneyimlerine, hak, adalet ya da eylemlilik, etik, bedenlenme ve kimlik kavramlarını besleyen bir tartışma üzerinden, onların özneleşme süreçlerine katkı sağlayacak bir tartışma yürütmemizin gerekliliğini vurgulamak istiyorum. Bu kadar söyleyeceklerim, ben de teşekkür ederim, sağolun.

A.T.A: Yani sizinle şimdi tanışmış olduk ama doktora süresince, doktora çıkınca da, bundan sonra da umarım görüşeceğiz ve daha ilerideki aşamalarında da yine temasımız, dirsek temasımız olacak diye düşünüyorum. Çok sağolun tekrar.
Bu hafta Ada Bayraktar destekçimiz olmuştu. Ada da Kültürhane Mersin'den tanıdığım birisi benim. Hatta Ulaş Bayraktar ile, babasıyla yazışmıştım. Bu hafta da Ada'nın doğum günüymüş; 13 Ekim. Buradan da ona bir, ‘İyi ki doğdun Ada’ diyeyim. Bir dahaki programda görüşmek üzere diyorum. Hoşça kalın.